Yaşam Sanatı’ndan Notlar


” Akışkan Modernlikte Tüketimin Anlamı ve Mutluluk”

– Yaşam Sanatı Kitabından Notlar

Zygmunt Baumann Yaşam Sanatı kitabına Gayr-i Safi Milli Hasıla ile Mutluluk arasında ki ilişkiyi irdeleyerek başlıyor ve ekonomik gelir düzeyi artışı ile mutluluk artışının temel yaşam ihtiyaçlarının karşılandığı noktaya kadar beraber ilerlediğini ve bu noktadan sonra birlikte artışın durduğunu veya zayıfladığını söylüyor. Bu aslında sürekli konuşulan, hakkında yazılan bir mesele. Bunu destekleyen pek çok ampirik veriye de küçük bir araştırmayla ulaşmak mümkün, peki öyleyse insanlar neden bu gerçekle sürekli yüzleştirilmesi rağmen para hırsına yenik düşüyor, yalnızca içgüdüsel bir itki olmasa gerek bu.
Peki bunun mutlu yaşam ile ilişkisi ne o zaman ? Aslında mutlu yaşamın merkeze alındığı bu soruyu açıklamak oldukça zordur, çünkü mutlu yaşamın ne olduğu yüzyıllardır tartışıla gelmiştir. Ancak şu bir gerçektir mutluluğu bir noktada sabitlemenin bir yolu olsaydı toplumsal değişim diye bir şeyden ya söz edilemezdi ya da değişim çok durağan gerçekleşirdi. Bauman; mutluluk halini muhafazakar bir öğe olarak ele alırken mutluluk arayışını istikrarsızlaştırıcı bir güç olarak nitelendiriyor kitabında. 
Bauman’ın en merkezi kavramı akışkanlıktı. Post-modernlik yerine günümüz toplumunu açıklarken modernitenin katı evresinden sıvı evresine geçişi daha yerinde bulan Baumann sıvı halde ‘’belirsizliğin’’ egemen olduğunu söylüyor. (Öztürk, 2017) Aslında belirsizliğin egemen olmasının temel sebebi toplumsal değişimin hızlı yaşanmasından çok, ‘’…mutluluk arayışı ve öznel mutluluk için aranılan şeylerin ortak bir niteliğinin bulunamaması…’’ olsa gerektir, çünkü Baumann’ın belirttiği gibi  değişimin temelinde bu arayış yatmaktadır.
Bunlara değindikten sonra günümüz toplumunda ‘’Tüketimi’’ anlamlandırma sürecini daha iyi anlayabiliriz. Mutluluk yolunun ‘’kafa karıştırıcı ve dolambaçlı’’ olması bizleri bu yolda rehbere muhtaç kılar, ve herkes birilerini yada bir şeyleri rehber edinir. Etiketin ve Markanın iddiası da tam olarak budur ‘’mutluluğa ulaştırmak’’. Mağazalar, Avm’ler, Markalar ‘’mutluluğu sattıkları ürünler ile özdeşleştiren birer kar etme’’ makinasıdır.  Reklamlar ile herkesçe tanınan ve saygı duyulan birer sertifikaya dönüşürler  ve bizlere kamusal onay sağlarlar. Ancak akışkanlığın egemen olduğu bir dilimde elbette kamusal onay sertifikası da (Bkz: Guy Debord/ Gösteri Toplumu)  kısa bir geçerlilik süresine sahip olur ve sürekli aynı markaların yeni ürünleriyle mutlu yaşamımızı gösterme ihtiyacı bizleri seçkin mağazaların bağımlısı haline getirir. 
Durkheim; ‘’modernleşme projesi için  en temel ahlaki fikirlerin zeminin de yatan dini saiklerin yok edilmesi gerektiğini savunur’’ , böylelikle eski bağlar tamamen kopar ‘’…post-romantik dünya da önemli olan tek şey kalır; BEN’’ . Fedakarlık kültürü ölür, insan kendisinden başka bir şey için kendini belirlemeyi bırakır  ve Baumann’ın ifadesiyle ‘’hazcı-psikolojik’’ bireycilik egemen olur.
Ancak ben şuna inanıyorum insanoğlu gelip-geçici hazlarla mutluluk elde etmeye çalışmanın ötesinde bir anlam bulma ihtiyacına yenik düşecektir, ve bir şekilde ‘’almak’’ yerini ‘’vermeye’’, bencillik fedakarlığa bırakacak, mutlu yaşam denklemini çözecek değerlerin ‘’tüketim, haz ve rasyonellik’’ değil ‘’Vefa, kardeşlik, adalet ve sevgi’’ ve ‘’İSAR’’ olduğu anlaşılacaktır. 
Bir Soru:Rehber edinilecek olan hayat Sisi’nin hayatı mı, yoksa Mursi’ninki mi olmalıdır yada ordunun demir yumruğuyla Mısır’da istediği gibi hüküm sürmeye çalışan Sisi mi daha mutludur, yoksa onun zindanlarında yatıp mahkemede şehid düşen Muhammed Mursi mi?
HALİL İBRAHİM MEDET – ANKARA YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ

Yaşam Sanatı’ndan Notlar” için 5 yorum

  • 20 Haziran 2019 tarihinde, saat 17:04
    Permalink

    Bir savaş uğruna bebelerin diyerek mursi diyorum H. İbrahim Kardeşim Allah yolunu, bahtını, zihnini açık etsin.

    Yanıtla
  • 20 Haziran 2019 tarihinde, saat 23:28
    Permalink

    Mutluluk kavramını bireyci bir temelde kuramaz mıyız? Yazınızın sonunda yaptığınız gibi kolektivist bir öğretiye bağlanmak zorunda mıyız?
    Bu konudaki kafa karışıklığı sanırım "bireycilik" dendiğinde sadece hazcılığın ve maddi faydacılığın anlaşılmasıdır. İnsanın kendisi için yaşaması maddi ürünlere daha fazla sahip olma arzusu olarak okunmayabilir. Fazla mal, siyaset tutkusu ve haz alma arzusu da mutsuzluğa neden olabilir. Hatta bize yük olan tüm fazlalıklar bizi anlamsız yere meşgul ederek meşgul eder. Bu nedenle kendisini merkeze alan insan (bireyci insan) aslında bu yükleri de arzulamaz. Oysa kolektivizm insanın kısa hayatını başkaları için pay etmesine neden olur. Ömrünü başkalarının mutluluğuna adamış fedakar insanın ömrünün sonunda kendisine dair hiç bir şey elde etmediği görülür.

    Yanıtla
  • 21 Haziran 2019 tarihinde, saat 06:37
    Permalink

    Baumann her insanın yaşamının onun tarafından biçimlendirilmeyi bekleyen birer sanat eseri olduğunu söylüyor. Post-romantik dönemin sorunu bence şudur: "birey aşkın bir hedef/ulvi bir değer ve diğergamlık uğruna kendini feda ettiğinde bireyliğini eritir" anlayışı. Peki bir farklı okuma yaparsak (bireysellik bağlamında) insan kendisi için yaşadığında mı daha otonom bir varlıktır, yoksa Şeriati'nin dediği gibi diğergamlık gösterebildiğinde mi? İnsanın en temel içgüdülerine bile karşı durabilen bir şahsiyete dönüşebilmesinden daha üstün bir iradeyi bireyselci/psikolojik anlayış nasıl inşaa edebilir ki?
    Hayatımızın ressamı olmak bizlere sonsuz renk ve ton içerisinden tercihlerde bulunmayı gerekli kılmaktadır, soru şu sizin tuvalinizde hangi rengin daha güzel duracağına gerçekten inanıyorsunuz ?

    Yanıtla
  • Geri bildirim: Elementor #581 |

  • Geri bildirim: Şehvetiye Tarikatı Kitap İncelemesi | Sosyologer

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
Instagram