Türkiye’nin Demografik Dönüşümü

Türkiye'nin Demografik Dönüşümü

  • Türkiye’nin yaşamakta olduğu sosyo-ekonomik dönüşümlere yanıt olarak demografik çehresi de hızla değişmektedir.
  • Cumhuriyet’in kuruluşunda 14 milyondan az olan Türkiye nüfusu şimdi 80 milyonu aşmış durumdadır.
  • Türkiye’de 1950’li yıllara kadar nüfusun dörtte biri kırsal alanda yaşarken günümüzde bu durum tam tersi olmuştur.
  • Cumhuriyet’in ilk yıllarında ömür 35 yıl iken günümüzde bu rakam 74 yıla kadar çıkmıştır.
  • Türkiye’nin yaşadığı demografik dönüşümü üç aşamada incelemek mümkündür.
  • Sürecin ilk aşaması olarak pronatalist nüfus politikalarının egemen olduğu 1923-1955 yılları dönemidir.
  • İkinci aşama ise antinatalist politikalarının olduğu dönemi kapsar. (1955-1980)
  • Son aşama ise antinatalist politikalarının egemen olduğu 1980 ve sonrasını kapsar. 

 

  • DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜMÜN İLK AŞAMASI (1923-1955)

 

  • Türkiye’nin demografik dönüşümünü modernleşme süreci ile el ele giden bir süreç olarak değerlendirmek doğru olacaktır. Modernleşme süreci Osmanlı İmpt. Döneminden başlamıştır. (3. Selim ve 2. Mahmut ıslahatları, Tanzimat Fermanı, 1. ve 2.
    Meşrutiyet)
  • Türkiye’nin demografik dönüşüm süreci de Cumhuriyet’in kuruluşu ile birlikte başlamamıştır. Osmanlı’nın İstanbul, İzmir, Bursa gibi büyük kentlerinde cumhuriyet’,in kuruluşundan çok daha öncelerinde doğurganlık düşük düzeylere inmiştir.
  • Cumhuriyet kurulduğunda Osmanlı İmparatorluğundan sorunlu bir nüfus miras alınmıştır. Balkan, 1. Dünya ve Kurtuluş savaşlarında büyük kayıplar verilmiş ve yaşayan nüfus oldukça azalmıştır. Sosyal ve ekonomik yaşamın yeniden düzene girebilmesi için Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfus artışına ihtiyaç duyulmuştur.
  • Cumhuriyetin kuruluşundan 1950’li yıllara kadar, Türkiye’de nüfus politikası hep nüfusu arttırmak yönünde olmuştur. Bu kapsamda doğurganlık hızlarının artırılması, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, ölümlülük düzeyinin düşürülmesi ve yurt dışından göç alınması gibi politikalar uygulanmıştır. Hızlı nüfus artışı ülkenin doğal kaynaklarının işlenilmesi yanında toplumsal iş bölümünün gelişmesi yoluyla uzmanlaşmayı artıracağı düşünülmüştür.
  • Cumhuriyet’in ilk 20 yıllarında bir dizi yasalar yürürlüğe girmiştir. Beşten fazla çocuğu olanlar yol vergisinden muaf tutulmuş sonrasında altı ve daha fazlası çocuklu ailelere madalya takılmış. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu yürürlüğe girmiş. Yine bu dönemde kürtaj ve çocuk yapmaya engel olacak diğer uygulamaları ağır ceza kapsamına alınmıştır. Medeni Kanunu ile asgari evlilik yaşları düşürülmüştür. Yurt dışında yaşayan nüfusun anavatana yerleşmesi için teşvik eden kanunlar çıkartılmıştır. Muhacir ve mültecilerin iskan edilmesi için de kanunlar çıkartılmıştır.
  • Cumhuriyetin kuruluşundan sonra yaşamın normale dönmesi ailelerin birleşmesini ve yeni evliliklerin kurulmasını sağlamıştır. Doğal nüfus artış hızı binde 25-30’lara yükselmiştir.
  • İkinci Dünya Savaşı döneminde pronatalist nüfus politikası uygulanmaya devam etmesine rağmen nüfus artış hızında durağanlaşma görülmüştür. Yetişkin sayıda ki çoğu erkek silah altına alınması nedeniyle bekarlar evliliklerinin evli olanlar ise doğumlarını ertelemişlerdir.
  • 1950’li yıllarda çok partili hayata geçilmesine rağmen tek partili dönemdeki nüfus politikası aynen devam etmiştir.
  • Bu dönemde uygulanan pronatalist nüfus politikalarının sonucu olarak, ülke nüfusu artmıştır.
  • Türkiye’nin nüfus büyüklüğü 1923-1955 yılları arasında 13 milyondan 24 milyona yükselmiştir.
  • Toplam doğurganlık hızı 5,5 doğumdan 7,0 doğuma yükselmiş ve 1950’li yıllara kadar bu seviye de kalmıştır.

 

  • DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜMÜN İKİNCİ AŞAMASI (1955-1985)  

 

  • 1950’li yıllarla birlikte Türkiye’nin sosyo-ekonomik özellikleri değişmeye başlamıştır. Dönemin ithal ikameci sanayileşme politikasının bir sonucu olarak kentsel sektörler, özellikle de sanayi sektörü artık daha fazla iş gücüne ihtiyaç duyar hale gelmiştir. Kırsal alanlarda ekilebilir alanların sınırına gelinmiş olması da tarım da açığa çıkan fazla nüfusun kentsel alanlara doğru akmasını teşvik etmiştir. Eğitim ve sağlık gibi sosyal hizmetlerde sağlanan iyileşmeler kentlerin çekiciliğini artırmış; ulaşımda sağlanan gelişmeler göç sürecine ivme kazandırmıştır. 1980’ler de kentleşme yüzde 45’li seviyelere gelmiştir.
  • Ve bu gelişmelerin sonucunda doğurganlık hızı da geri dönüşsüz bir şekilde düşmeye başlamıştır.
  • Hızlı nüfus artışının da bir sonucu olarak ortaya çıkan çarpık kentleşme, işsizlik, ekonomik durgunluk gibi sorunlar 1950 yıllarlabirlikte o döneme kadar uygulanan pronatalist nüfus politikası sorgulanmaya başlanmıştır. 1960 yılında kurulan Devlet Planlama Teşkilatı, Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda ilk defa hızlı nüfus artışının yarattığı sorunlara vurgu yapılmıştır.
  • 1965 yılındaki Nüfus Planlaması Hakkındaki kanun ile Türkiye’de pronatalist nüfus politikalarından vazgeçilip antinatalist nüfus politikasına geçişin resmi belgesidir. Bu kanun ile gebeliği önleyici yöntemlerin ithalini, satışını ve kullanımını yasaklayan 1936 tarihli Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile ilgili hükümler kaldırılmıştır. Kürtaj yasağı belirli durumların haricinde kesinlikle kaldırılmıştır.
  • Bu dönemin nüfus politikalarının temel amacı, gebeliği önleyici yöntem kullanımını yaygınlaştırarak doğurganlığı, sağlık hizmetlerini iyileştirerek ölüm hızlarını düşürmek ve Türkiye’den yurt dışına işgücü göçünü teşvik ederek işsizlik baskısını hafifletmek olmuştur.
  • Bu dönem de doğurganlık hızı düşmeye başlayan ölüm hızının gerisinde kaldığı için nüfus artış hızı artmaya devam etmiştir.
  • Kentsel alanlarda yaşayan nüfusun hızlı artışında iç göçün etkisi yüzde 50’lerin üzerindedir. Bu dönemdeki bir diğer göç hareketi, yurt dışına işgücü göçü hareketidir.
  • Kırsal nüfus da demografik dönüşüme dahil olmuş ve demografik dönüşüm ülkenin geneline yayılmıştır. Okur-yazar kadın oranı yüzde 65’li seviyelere yükselmiştir. Ekonomide sanayi ve hizmet sektörü payı artmıştır. Çekirdek aile ve dağılmış aile tipleri görülmeye başlanmıştır.
  • DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜMÜN ÜÇÜNCÜ AŞAMASI (1985-)
  • 1980’li yıllarla birlikte Türkiye sanayileşme politikası yerine liberal ekonomik politikalar ve ihracata dayalı büyüme modelli ekonomik politikayı izlemiştir.
  • Aile Planlaması kavramı, 1980 askeri darbesinin ardından Anayasa’da kendine yer bulmuştur.
  • 1983’te, antinatalist politikalar içeren birinci nüfus planlaması hakkındaki kanun revize edilmiş ve daha liberal ve kapsamlı bir kanun olan Nüfus Planlaması
    Hakkında Kanun kabul edilmiş. Bu yeni politika biçiminin bir sonucu olarak Türkiye’de özellikle gebeliği önleyici modern yöntemlere talep artmıştır.2000’li yıllarda yüzde 71-73’ü bulmuştur.
  • Bu dönemde doğurganlık ve ölümlülük hızlarında aşağı yönlü hareketlilik devam etmiştir. Dönemin ayırt edici özelliği nüfus artış hızının da artık düşmeye başlamasıdır.
  • Üçüncü aşamanın tamamlanması için iki koşulun yerine getirilmesi gerekmektedir: birincisi, doğurganlık hızının nüfusun ancak kendini yenileyebileceği seviye olan kadın başına 2,1 doğumun da altına düşmesi; ikincisi ise nüfus artışının sona ermesidir.
  • 2008 sonuçlarına göre Türkiye’deki doğurganlık düzeyi yenileme düzeyinin hemen üzerinde bir düzeye kadar düşmüş durumdadır. Bu durum,
    Türkiye nüfusunun bir süre daha artacağını, 2050’li yıllarda 95 milyon civarında sabitleneceğini göstermektedir.
  • DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜMÜN YARINI
  • Türkiye’nin bugün sahip olduğu doğurganlık hızı azalmaya devam edecektir. Çok kısa bir süre içerisinde yenilenme düzeyinin de altına düşmesi kuvvetle muhtemeldir. Yaş yapısı daha da değişecek ve doğurganlık hızının en yüksek olduğu yaş gurubu Batı Avrupa’nın demografik dönüşüm sürecinde olduğu gibi, 30-34’e kayacaktır. Yine doğurganlık seviyesinin azalmasıyla birlikte 15 yaş altındaki nüfus 20-22’lere düşecektir. Bu süreç, Türkiye nüfusunun genç nüfus olma
  • özelliğinin hızla ortadan kalması anlamına gelmektedir.
  • Çalışma çağındaki nüfusun artışı gelecekte de devam edecektir. Yüksek doğurganlık seviyesinin ürünü olan kuşaklar çalışma çağından çıkana kadar, yaklaşık olarak 2035-2040 yılına kadar bu artış devam edecektir. Mekanik bir süreç olamayan ve sonsuza kadar sürmeyen fırsat penceresinden yararlanabilmek için Türkiye’nin üretken istihdam alanları yaratması gereklidir, aksi halde yüzde 12-13 olan işsizlik hızı yakın zaman da daha da artacaktır.
  • Yaşlı nüfus hacminin, doğurganlık seviyesinin azalmaya devam etmesi ve yaşam beklentisinin sürekli bir biçimde artmasının bir sonucu olarak 2023 yılının da 8 milyona ulaşması beklenmektedir. Bu durum Türkiye’de Sosyal Politikaların yaşlı nüfusun gereksinimlerine göre şekillenmesini öngörmektedir.
  • Yakın zamanda yaşlı nüfusun gereksinimlerininkarşılanması nedeniyle Türkiye’nin ekonomik ve sosyal sorunları artacaktır.
  • Bağımlı nüfus içindeki genç nüfus azalacak ve yaşlı bağımlı nüfus seviyesi yüksek kalacaktır.
  • Türkiye’ de yapılan son 40 yılda gerçekleştirilen demografik araştırmaların sonuçlarında ortalamahane halkı 7’den 4’e düşmüştür.
  • Türkiye’de aile yapısının çekirdekleşmesinin yaşlı nüfus üzerinde üç temel etkisi vardır: bunlardan ilki aile içindeki iş bölümlerinde yaşlıların işlevsiz kalması;
    ikincisi yaşlıların işlevsiz kalması ile birlikte iç göç sürecinin de dışında kalması ve yalnızlaşması; üçüncüsü de Türkiye’de geleneksel olarak yaşlılarınbakımı ve korunması konusunda tampon kurum niteliğinde olan ailenin giderek bu özelliğinden uzaklaşmasıdır. Tüm bu gelişmeler ilerleyen günlerde Türkiye’nin en büyük sorununun yaşlı nüfus olacağının göstergesi.
  • Türkiye’nin yaşadığı demografik dönüşüm süreci tüm yerleşim yerlerinde ve bölgelerinde homojen değil heterojen şekilde yaşanmaktadır.
  • Türkiye’de farklı demografik rejimler mevcuttur.

 

 

Mustafa DÖNMEZ - Mersin Üniversitesi

Türkiye’nin Demografik Dönüşümü” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
Instagram