Görmediklerimiz Yahut Göremediklerimiz Üzerine: “Simit”

Görmediklerimiz Yahut Göremediklerimiz Üzerine: “Simit”

Bugün Toplumsal Gerçekliği Anlamak İçin Ne Yaptın ? Yazı dizimizin 3. haftasından herkesi Anti Kapitalist , Anti Siyonist , Anti Emperyalist , Anti Nazist ve Anti Firavunist bir bilinçle selamlıyorum…
Diğer haftalarda ki başlangıçlara nazaran bu hafta neden böyle bir giriş cümlesi seçtiğimizi ve simit ile bu eylemin ne gibi bir derdi olduğunu soracağınızı tahmin ediyorum. Simitten konu açılmışken de hem tarihi arka planını hem de sosyolojik muhayyiledeki rolünü anlatan Osmanlı Simitçiler Kasidesi’nden atıflarda bulunurken geçtiğimiz Cuma Hakka yürüyen , düşünce ve ruh dünyamızda derin bir iz ve duruşa sahip olan Üstâd Nuri Pakdil’in meşhur selamını vererek kendisine bir kez daha rahmet dilemek istiyorum.
Yazı dizimizin temel amacı olarak gündelik hayatta görmediklerimizi , görünenin ardındaki esas gerçekliği ve toplumsal ünsiyetini inceleyeceğimizi belirtmiştik. Simitin nereden geldiği ve nasıl ortaya çıktığına baktığımızda 14.yüzyıl ve Kanuni dönemine rastlayan bir arka plan gözüküyor. Arapça “beyaz un” demek olan simitin , “samuad” adlı kıtır halka olarak Selçuklu kaynaklarında da geçtiği rivayet ediliyor..Yani “ Simit Sarayı”ndan önce “Saray Simitçileri” karşımıza çıkıyor. Simitçiler pîr olarak ise Reyyan-ı Hindî’den bahsediyorlar. Evliya Çelebi Seyehatnamesi’nde “Esnaf-ı simitçiyan: Dükkân 70, neferat 300, pîrleri Reyyan-ı Hindi’dir, Selman belin bağlayup İmam Hasan’a ve Hüseyin’e simit halka hedaye getürüp ol Şehzadenin hizmetinde olurdu. Kabri Mısır diyarında Kına şehrinde Abdürrahim Kınarî cenabinde metfundur, Kuddise Sırrıhü’l-Azîz.” Diyerek 4.Murat döneminden haber veriyor.1
Simit , zahmetsiz , gösterişsiz ve pratik olarak zengin fakir ,genç yaşlı , büyük küçük toplumun her kesiminin tükettiği önemli bir besin kaynağı olarak karşımıza çıkıyor. Sokakta , evde , vapurda ,trende en çok da çayla , aristokratından burjuvasına kadar … Simitin belli bir kesimi yok… Her yere girebilir…
“Cankurtaran halkası
Susamdandır markası
Kimseye karşı yoktur
Gösterişi, cakası.”2

Çocukluğumdan hatırladığım kadarıyla simit satmak ekonomik hayata katılım için bir ön hazırlıktı. 10-11 yaşına girmiş birçok arkadaşım bütün sermayesini ortaya koyarak ilk girişimciliğine özellikle yaz tatillerinde başlar, sokak sokak gezerek “Simitçiii” naralarıyla mahalleyi turlardı. Kazandığıyla bir sonraki sabah erkenden fırına koşar ve neredeyse okul açılana kadar bu eylemi tekrarlardı. Başımızdan büyük olarak halka şeklinde bir oyuğun üzerinde duran simit tablası bazılarımız için para kazanmanın ilk adımıydı. Galiba ailelerimiz bizi ufak ufak hayatın gerçeklerine doğru hazırlamak istiyordu. Bu açıdan oldukça değerli ayrıca basit gibi görünse de bir çocuk için kendini gerçekleştirme yolunda önemli bir başlangıçtı.
Tabi her simit satan bizim kadar masum değildi. Kalabalık meydanlarda , bir eğlence yerinde simitçi tezgahının başında etrafı göz ucuyla süzerken asayişi berkemal kılmak üzere bekleyen emniyet teşkilatımızın kıymetli üyeleri de simitin toplumsallığından faydalanan dikkat çekici unsur olarak her daim karşımıza çıkabilir. Galiba simitçiler zararlı görünmediklerinden polisler veya istihbarat elemanları bu durumu avantaj olarak görüyorlar.
Simite yüklediğimiz anlamlar silsilesi yahut görmediklerimiz elbette bunlarla sınırlı değil. Simitin yarıdan bölünüp paylaşılması , vapurda iki aşığın martılara simit atarken birbirlerine gülümseyerek bakmaları , ya da kandillerde özel çıkan ve kandilin o gün olduğunu bize tekrar hatırlatan her zamankinden daha küçük yapılan kandil simitleri toplumsal hayatımızın en uç noktalarına kadar sirayet etmiş duruyor.
Simite yüklenen bir başka anlam ise Mevlana’nın ney metaforuna benzer olarak tasavvuf dünyasında pişmeyi ve olmayı hatırlatan hamurun fırında pişerek kızarması ve çıtır bir simit haline gelmesi serüveni bir bakıma dergâhtaki dervişin çile çekerek insan-ı kamil yolculuğuna bir işarettir. 3
14.yüzyıldan bugüne kadar Orta Asya’dan Balkanlara bizden kabul ettiğimiz simit her türlü anlam ve tahayyüle bürünebilmiş gözüküyor. Saray’da başlayan bu seyahat halen devam ediyor. Ekonomik hayata katılımdan , gizlenme tekniğine , aşk ilanından , dervişlerin hallerine hatta kandil günlerine kadar hayatımızın her yerinde bir şekilde bize selam veren bu halka “halkın” gözbebeği olmaya “ cankurtaran” kalmaya gösterişsiz ve merhametli bir şekilde daha nice yıllar duracak gibi gözüküyor. Şimdilerde büyük ve geniş mekanlarda ismiyle müsemma gözüken “saraylardan” ve “dünyalardan” kasıla kasıla baksa da bizlere , ortak paydamız olmaya devam edeceğini umuyoruz.
Her hafta farklı konularla görmediklerimizi görmeye ve anlamaya çalışırken simit halkalarının birliğimize beraberliğimize katkı sunmasını ve bizi kıyamete kadar buluşturmasını temenni ederken , sosyolojik olarak sürekli vurgu yaptığımız anlamak fiilinin kurulduğu en güzel cümlelerden biri ile başladığımız gibi Üstâd Nuri Pakdil ile bitirelim , öyle diyor Pakdil “Anlamak fiilinden meşaleler yapılmalı :Yeryüzünde birbirimizi görebilmek için.”
Haftaya yeni bir zaman , mekan ve konu da görüşmek dileğiyle…
1 https://www.yenisafak.com/hayat/simidin-rengi-ve-lezzeti-2321814
2 https://www.yenisafak.com/hayat/simidin-rengi-ve-lezzeti-2321814
3 https://www.yenisafak.com/hayat/simidin-rengi-ve-lezzeti-2321814

Selman ÇEVİK - Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

Görmediklerimiz Yahut Göremediklerimiz Üzerine: “Simit”” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
Instagram