Şehrimin Hastasıyım!

Şehrimin Hastasıyım!

Bugün Toplumsal Gerçekliği Anlamak İçin Ne Yaptın?
Selman Çevik -Paper 2/ 06.10.2019 -Ankara
Yazı Dizisi-4

Şehrimin Hastasıyım!

Bugün Toplumsal Gerçekliği Anlamak İçin Ne Yaptın ? Başlığıyla oluşturmaya çalıştığımız yaklaşık 8 hafta sürecek yazı dizisinin 4. haftasından herkese merhabalar…

Geçen haftaki otobüs maceramızın ardından aldığımız yapıcı tenkitlerden sonra bu hafta Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli hükümet politikalarından olan 2 yılda 4 bölgede 8 farklı şehire inşa edilen ve ilerleyen yıllarda her ile yapılması planlanan “Şehir Hastaneleri”ni Ankara Bilkent Şehir Hastanesi üzerinden okuyarak mikro gerçekliği anlama çabamızda , göremediklerimizi görmeye “ Şehrimin Hastasıyım” başlığıyla gayret edeceğiz.

Ivan Illich Sağlığın Gaspı adlı eserinde “Okul eğitim üretir , motorlu araçlar endüstri üretir ve tıp sağlık hizmeti üretir.Bu ürünler tümüyle meta özelliği taşırlar. Üretim maliyetleri ,GSMH’ye eklenebilir ya da ondan çıkarılabilir.Bu ürünler kendi yapılarına göre bir pazar oluşturur.” Diyor … Acaba bizim şehir hastanelerimiz bir sağlık hizmeti pazarı mı?
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki şehir hastaneleri güzel düşünülmüş , tabiri caizse tam teçhizatlı ve insanlara şifa dağıtmak için önemli bir sağlıkta dönüşüm hareketi ancak Ankara için konumu itibariyle giden insanlardan da duyacağınız gibi Ankara’nın merkezine ve merkez ilçelere uzak…
Hastaneye ulaşmak için metro , otobüs hatları mevcut ancak metrodan indikten sonra belli bir süre daha yürümeniz gerekiyor. Bu durumda hastalığı çileye dönüştürebilir. Otobüslerde ise merkez noktaları tercih edebilirsiniz. Yol kısmı hem çalışanları hem de hastaları şimdiden bezdirmiş gibi duruyor. Şahsi arabayla gitmemize rağmen sabah trafiğinde Konya ve Eskişehir yolundaki bekleyişim muayene olduktan sonra ısrarlara rağmen “ ben iyiyim , yol çok uzak” diyerek sonuçları almaya gitmeyişimden zannediyorum belli olmuştur ancak ciddi rahatsızlığı olanlara Allah kolaylık versin…

Bu hafta genel tespitlerden ve gözlemlerden ziyade daha görünmeyen olgular üzerine yoğunlaşacağımızı ifade etmiştim. Şehir hastaneleri elbette bahsettiğimiz gibi önemli bir proje, hastanenin içi modern dizayn edilmiş ve hasta sağlığını korumaya elverişli , hastane kapısından girdikten sonra size olan ilgi ve alaka takdire şayan… Hemen hemen her katta yer alan hepsi aynı üniformaya bürünmüş, yaka kartlı güler yüzlü görevliler adeta “ayaklı danışma” haline gelmişler… O kattan geçen herkes onlara mutlaka bir şey danışıyor ya da soru soruyor belki muhabbet ediyor… Diğer devlet hastanelerinde somurtkan ve azarlayıcı danışmanlara nazaran ikişer kişi adeta katı koordine ediyor. Ben de muayene olacağım yeri sorarken onlardan yardım aldım . “ Bir üst katta” uyarısından sonra diğer hastanın sorusunu yanıtlamaya odaklanırken göz ucuyla yardıma ihtiyacı olan var mı? Bakışları sadece bu görevi ifa etme gayretlerini de gözler önüne seriyor. Gergin değiller , yahut öyle görünmeye çalışıyorlar , yapmacık olup olmadığını kestiremediğim tebessümlerinin altında umarım hastalara bir hakaret barınmıyordur.

Böyle büyük hastanelerin durumunu öğrenmek isterseniz kantin ve kafeteryalar önemli veri toplama merkezidir çünkü hastanedeki doktor, hemşire ,yönetici , hasta ve hasta yakınları oraya mutlaka gelir. Ankara Şehir Hastanesi’nin her bölümü ayrı olarak tasarlanmış ve ayrı hizmet veriyor. Buna mukabil de her bölümün ayrı kafeteryası mevcut…
Genel Hastalıklar binasında dahiliye bölümüne muayene olduğum için oranın kafeteryasındaki ilişkiden mahrum kalamazdım. Biz otururken yaşlı bir teyzenin gelip bütün hayat hikayesini anlatırken ağlamasıyla benim hastalığı unutup teyzenin derdine yanmam arasında kaç dakika var bilmiyorum. Kendisinin benim sanki sormak istediğim şeyleri birden anlatmaya başlaması hastanenin konumu , nasıl geldiği vb. ifadeleri işimi kolaylaştırdı diyebilirim. Teyzemiz tek yaşıyormuş ve başkasının yardımı olmadan hareket edemiyor. Hastaneye de Büyükşehir Belediyesi’nin tahsis ettiği bir araç ve görevli ile gelmiş hem devletine hem de yanındaki görevliye dua ederek anlatıyor yaşadıklarını…

Şehir hastanesinde başka bir yenilik olarak göze çarpan şeylerden bir tanesi ise hastanenin büyük olmasından kaynaklı olarak ring vazifesi gören küçük ve golf oyuncularının bindiği 4 kişilik aracı hatırlatan yürüyemeyen hastaları ve yaşlıları taşıyan küçük binekler … Bunlar hastaneye şehir havası da veriyor tabi… Duraklarının olup olmadığını bilmiyorum..

Başta da ifade ettiğim gibi bu hafta ve ilerleyen haftalarda daha mikro gözlemlere odaklanacağız. Ancak her ne kadar salt bir tipolojik analizden bahsetmemiz gerekse de karşılaştığımız diğer durumları göz ardı etmek herhalde anlama noktasında eksiklikler oluşturacaktır bunun için daha yüzeysel bahsettiğimiz gözlemlere de bütünlüğü ve ana fikri koruyarak yer vermeye çalışacağız.

Bilkent Şehir Hastanesi konumu ve inşa edildiği bölge itibariyle hastaları zorlayacak gibi duruyor en kısa zamanda çözüme kavuşturulması ise bütün Ankaralılar gibi temel beklentimiz. Ankara’nın diğer merkezlerinde bulunan hastanelerin taşınması ise merkeze yakın hastaların yahut tedavisi devam edenlerin ve mecbur kalanların en büyük problemi…Bu durum doktor , hemşire ve görevliler için ise ayrı bir zulme dönüşebilir, acil bir ameliyata yetişecek olan doktor örneğin Keçiören de ikamet ediyorsa bu durum hasta sağlığını etkiler mi ? Bu ve benzeri sorular da sorun oluşturabilecek diğer hususlar… Ivan Illıch’in tabiriyle sağlık, vakitli ölümü bekleme aracı haline gelmesin ,zira bu süreçte hangi tıbbi hizmetin verildiğinin bir önemi yok diyor.. Onun için daha niteliksel planlama ve çalışmalar ayrıca temennimiz.

Bugün Toplumsal Gerçekliği Anlamak İçin Ne Yaptın ? Yazı dizimizin bu haftalıkta sonuna geldik… Sosyolojik tahayyülde anlama çabamız ve gayretimiz baki kalsın… Haftaya yeni bir zaman , mekan , insan ve sürprizlerle görüşmek üzere…




Selman ÇEVİK - Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
Instagram