Ütopyalar Alemi

Ütopyalar Alemi

Ütopya kavramı, günümüzde çokça konuşulan ve özellikle siyasi alanda tartışma konusu yapılan bir kavramdır. Kavram, Türk dilinde “Gerçekleşmesi imkânsız olan tasarı, hayal” anlamına gelir ve her ne kadar farklı ütopya türleri mevcut olsa da bu yazıda üstünde durulması amaçlanan, çeşitli çevrelerce benimsenen, bazı çevrelerde ise gerçekleşmesi hayal olarak görülen, insanlık için gelecek haritaları çizen ve toplumsal yaşamda insanlar üzerinde iz bırakmış, ütopya olarak adlandırılan fikirlerdir.

Ütopya İsminin Kökeni ve İlk Ütopyalar:

Ütopya ismini ilk defa Thomas More 1516 yılında yazdığı, kusursuz bir kent yaşamını anlatan eserinde kullanmıştır. More, yaşadığı dönemde hastalığın ve kederin bulunmadığı, insanların daima mutlu yaşayabildikleri bir kent hayal etmiş ve dönemin İngiltere kralı ile de bu fikirlerini paylaşmıştır fakat kavramı ilk defa Thomas More kullanmış olsa da bu ideal kent, ideal devlet düşüncelerinin kökleri Platon’a kadar gitmektedir. Yaşadığı dönemde ideal bir devlet hayal eden, filozof krallar ile yönetimi idare etmek isteyen Platon’da kusursuz topluluk yaşamını arzulamaktaydı.

Kökleri Platon dönemine kadar götürülen bu düşüncelerin ortak noktaları, neredeyse hepsinin özel mülkiyeti yok sayma ve kolektif bir sistem hayal etmeleridir. İnsanların ortak çabaları ile gelişen, özel mülkiyetin olmadığı ve tamamen huzur dolu ülke ve kentler ile düşünürler adeta dünyada cenneti arzulamaktadırlar. Bu konuda özellikle Rönesans döneminde Avrupa’da hayal edilmeyen neredeyse hiçbir şey kalmamıştır. Bu düşünceler her ne kadar hiçbir zaman gerçekleşmemiş olsalar da insanların ideal düzene olan özlemlerinin hiçbir zaman bitmediğini günümüz toplumsal yaşamında görebiliriz.

İnsanlık tarihinin en gerilerine kadar giden bu ideal devlet düşünceleri bize önemli bir konuda fikir verir, insanlar geçmişten bu yana hep iyiyi, en iyiyi arzulamışlardır. Nitekim bu iyi yaşama ulaşmak için son derece az kişi çabalamış ve çabalayanların bazıları da yanlış fikirler uğruna mücadele etmişlerdir. Kusursuz yaşam düşünceleri, var olan düzeni iyileştirmek yerine tüm düzeni yıkıp yerine büyük acılar getirebilir niteliktedirler. Bu yüzden bu tür fikirleri incelerken son derece bilinçli olmak toplumsal düzende meydana gelecek bir krizi engelleyebilir.

Ütopya olarak adlandırılan fikirler her zaman iyi bir düzeni arzulamak zorunda değildirler. Günün şartlarına bakarak insanlığın geleceğini çok zor şartların beklediğini, geleceğin iyi yönde değil tam tersi yönde ilerlediğini savunanlarda olmuştur. Bunlar, genel olarak insanlığa bir uyarı niteliği taşırlar ve toplumsal hayattaki sorunlara dikkat çekerler.

Karl Marx ve Ütopya:

Toplumsal hayata etki eden ütopya fikirleri genelde romanlara konu olan, edebiyatçı kişilerin yazdıklarından çok, siyasi alanda kendine taraftar toplayabilen, bazen üzerinde ciddi toplumsal analiz yapılan fikirlerdir. Bu tür fikirler, aynı zamanda mevcut sisteme bir eleştiri yapan siyasi fikirlerdir. Bu fikirlerin toplumda en çok yankı uyandıranı ve aynı zamanda dünyayı ciddi anlamda etkileyeni şüphesiz Karl Marx’ın komünist toplum hayalidir.

Marx’ın komünizm görüşleri, geçmişten bu yana insanların eşitliğe karşı duyduğu arzuları yansıtır fakat Marx, öncesinde gelenlerin benzeri şekilde bu görüşleri salt bir hayal sonucu benimsememiş, bunları kendi araştırmaları sonucu bir gerçek olarak sunmuştur. Marx kendince tarihe ve topluma realist bir biçimde bakar, bunun sonucu olarak tarihi bir sınıf mücadelesi ve sanayi toplumlarını ise komünizmin tohumlarını içinde bulunduran bir sistem olarak görür. Tarih belirli bir akış yönü içinde ilerler ve sınıf mücadelesini geçmişten beri bünyesinde bulunduran tarih, proletaryanın devrimi ile eşitliği insanoğluna getirecektir. Burada önemli olan nokta, Marx’ın, komünist sistemi bir ütopya olarak görmekten ziyade, komünizme gelecekte gerçekleşmesi kesin bir gözle bakmasıdır. Bu bakımdan kendi görüşlerini sistemleştirmiş ve bu görüşler günümüzde sosyoloji alanında en önemli kuramlar haline gelmiştir.

Bu kuramsal görüşe göre, kapitalizm kendi çıkmazlarını içinde barındırır, doymak bilmeyen bir canavar olarak halkı daha da sömürmeye, insanların elindekileri almaya ve daha da büyümeye mecburdur. İnsanların tahammül sınırlarını zorlayan ve işçi sınıfının bilinçlenmesi ile ortadan kalkacak bu sistem, yerini proletaryanın elindeki sosyalist sisteme bırakacaktır. İnsanlar arasında ayrışmaya ve sınıfsal farklılıklara neden olan tüm unsurlar, Marx’ın görüşüne göre sosyalizmde son bulur. Sınıf mücadelelerinin devamına yarar sağlayan devlet ise, sınıfların ortadan kalkması ile işlevsiz hale gelir ve artık devletler ortadan kalkarak toplumlara komünist yaşam hâkim olur.

Şüphesiz Karl Marx’ın görüşleri insanlar için, özellikle ezilen insan kitleleri için bir umut kaynağı, bir çıkış yoludur fakat burada tehlikeli olan husus, insanların bu umut kaynağı için neler yapabileceği veya neler yaptığıdır. Birçok sosyal bilimcinin bu görüşleri eleştirmesinin birinci nedeni geçmişte Sovyet Rusya ve Çin gibi ülkelerde milyonlarca insanın ölümüne neden olmasıdır. Bir umut ışığıyla sokaklara inen ve mevcut sisteme isyan eden kitleler, kendilerini büyük bir karanlığın içinde bulmuşlar ve umduklarını asla elde edememişlerdir. Marx’ın görüşlerinde hatalı olduğu ve bu olayların başlangıcında rol aldığı açıktır fakat unutulmaması gereken nokta, kitleleri öldürenlerin yine insanlar olduğudur. Sorgulanmamış düşünce ve fikirlerin toplumları yozlaştırdığı ve insanlara sadece tatlı rüyalar sunduğu açıktır.

Marx’ı eleştiren ve fikirlerini ütopya olarak görenlerin ikinci eleştirileri ise, bu fikirlerin bilimsel olmaktan uzak olduklarıdır. Özellikle Karl Popper gibi düşünürler, bu fikirlerin bilimsel düşünce sistemine aykırı olduğunu öne sürerler. Çünkü Marx’ın fikirleri insanlara bir gelecek sunmakta ve bu geleceğin gerçekleşmemesi durumunda sorumlu olarak işçi sınıfının yanlış bilinçte olduğunu öne sürerek her halükârda haklı çıkmaktadırlar. Bunun için bazı düşünürler bu gelecek vaatlerinin bilimden uzak olduklarını öne sürmektedirler. Her ne kadar bilim dünyasında bu fikirlere karşı çıkanlar olsa da hala Marx’ın destekçileri ve yandaşları bulunmaktadır.

Ütopya Fikirlerine Gelen Destekler ve Eleştiriler:

Ütopya fikirleri, yukarıda değindiğimiz gibi çeşitli durumlarda çok tehlikeli olabilmekte ve toplumsal yaşamı iyileştirmekten ziyade daha da zor durumlara sokabilmektedir. Bu yüzden çeşitli çevreler, ütopik görüşlere bazı noktalarda karşı çıkmışlardır. İlk olarak bu fikirlerin insanları gerçeklikten uzaklaştırdığını, bu tür ideal devletlerin insan kapasitesini aştığını, bu uğurdaki çabaların baskıcı ve zorba yönetimlere yol açtığını savunmuşlardır (Omay 2009:13). İkinci olarak sürekli bir biçimde değişen toplumsal sistemler ve toplumsal yaşam, durağan biçimde, değişmeyen bu tür yaşam biçimlerine oldukça aykırı düşmektedir. Ortaya çıkışından bu yana sürekli olarak yönetim ve yaşam biçimlerini değiştiren insanlığı, artık değişmenin nihayetine getirmiş olmak ve ideal olarak adlandırılan bir sistem içinde uyumu yakalayacaklarını savunmak savunması güç bir iddiadır.

Ütopya fikirleri gerçeklikten uzak olsalar da bunları savunanlar da daima olmuştur. İlk olarak ütopya fikirlerinin baskıcı ve zorba yönetime yol açan eleştirilere karşı, bu yönetimlerin ortaya çıkmasında ki sorunun, ütopyalar olmadığını, bunlara inanan insanlar olduğunu öne sürmüş ve sorunları insanlarda ki yetersiz bilinçte görmüşlerdir (Omay, 2009). İkinci olarak ise, bu tür düşünceler insanlara hayalden ibaret olsa da bir umut ışığı vermekte ve belirtilen ideal düzene ulaşmaya çalışan insanlar toplumsal yaşam ve diğer alanlarda ki gelişmelere oldukça katkı sağlamaktadırlar.

Sonuç olarak, eski çağlardan bu yana ideal düzen hayali kuran çeşitli düşünürler bu fikirlerini edebiyat, siyaset gibi alanlarda dile getirmişlerdir. Özellikle siyasi alanda dile getirilen fikirler ise, Karl Marx örneğinde olduğu gibi toplumsal yaşamda kendine taraftarları vasıtası ile vücut bulmuş ve toplumu derinden etkilemiştir. Ütopya fikirleri yer yer insanların iyi ve kusursuz olanı arzulamalarından kaynaklansalar da bunun sebepleri arasında realist bakış açısının eksikliği gibi nedenlerde gösterilebilir. Özellikle sosyoloji alanında tartışma konusu olan ütopyalar, günümüzde hala insanların hayallerini süsleyen tatlı bir rüya olarak varlıklarını sürdürmektedirler.

KAYNAKÇA:

Turan, Mehmet İnanç. 2012. Ütopik Sosyalizmi Aşmış Marksizm. İstanbul: Ütopya yayınları.

Platon. 2017. Devlet. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.

Marx, Karl Friedrich Engels. 2018. Komünist Manifesto. İstanbul: İletişim yayınları.

Omay, Murad. 2009. “Ütopya Üzerine Bir İnceleme.” Sosyoloji Dergisi 18(1):1-14. Erişim: Kasım 23, 2019 (www.dergipark.com).

More, Thomas. 2006. Ütopya. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.

Hüseyin BAYSALLI - Sinop Üniversitesi

Ütopyalar Alemi” için 2 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
Instagram