Sizinki İsyan Değil, Nisyan!

Sizinki İsyan Değil, Nisyan!

Hakikat hiç kimseyle paylaşılmasa bile

hakikat olma vasfından bir şey

kaybetmez. Ama paylaşılmayan

hakikat, hiçbir zaman

tecelli” edemez.”*

Hazır değilseniz, başlıyoruz!”

Sıcak yataklar ve durmaksızın bağıran televizyonlar, 21.yüzyıl dünyasının durmaksızın şahit oldukları ve arzuladıkları… Lakin arzular keyfi, şâşâyı gösterirken, dünyanın bilinmeyen öbür yüzü de durmaksızın dönmeye devam ediyor. Dönmek, yukarıda yazılan keyfi tatmış ve ona doyma arzusu ile yaşayan insanlar tarafından hissedilemez. Çünkü gerçekleşen bir şeyleri görmek için açık bir göze ve ayık olan bir beyne ihtiyaç vardır.

İnsan her ne kadar uyursa uyusun, uyandıktan sonra üstündeki ağırlığı mutlak bir şekilde hisseder. Ancak son günlerde/yıllarda yaşanan ve kalbi olan bir “insan”a uyku uyutmayacak derecede olan olayların sanki hiç yaşanmamışçasına hayatlarımıza yansımaması ve bizi uykudan dahi kaldırmaması olabildiğince garip. Lakin garipliğin bir başka boyutunu da hissetmişsinizdir ki her ne kadar tanımını yaptığımız, yanı başımızda gerçekleşirken bir sloganla hiçe saydığımız, yanlış olduğunu bile bile göz yumduğumuz bu olaylar ne kadar hatırlanmasa yahut dile getirilmese dahi bu olayların isyankârları (!) her daim sokaklarda. Bilmeliyiz ki bu isyanlar yaşanan olayların yaşanmamasını dilemek ya da yaşatanların cezasını çekmesi için değil, tamamıyla vicdan rahatlatma için!

İnsan (!) günümüzde daimi uykudadır. Çünkü gerçeği değil istediklerini gördükleri rüyalara bayılırlar. Şahsım, ömrümün bir bölümünü milat sayarak o günden beri insanları uyandırmayı amaç bildim, ancak bugün amacım insanları uyandırmak değil, tam tersine, o güzel uykularından sıçratmaktır.

Elbette bu yazınında bir sonu var, bitecek, belki bu yazının bu paragrafını okuduktan sonra dergiyi bir kenara bırakacaksın. Yahut başka birine vereceksiniz, çünkü ben öyle isteyeceğim. Eğer bu dergiyi okurken hâlen daha televizyonunuzdaki reklamları, dizileri, filmleri izliyor iseniz ya da kulağınızda kulaklık varsa lütfen bu dergiyi ayık beyinli birine hibe ediniz.

Televizyon izleye izleye, kafa sallaya sallaya yaşamak yerine düşüne düşüne, hatırlaya hatırlaya yaşamayı yeğleyebilirsiniz ama bundan önce maalesef halletmemiz gereken bir problem var. Bu problem zannedildiğinden de büyük ve başımıza iş açabilir. Düşünmek mesele değil, her insan düşünme yetisini aktif bir şekilde kullanmasa da; herkes bir şekilde bir şeyler düşünür. Asıl mevzu düşünülenlerin ya da düşünülmüş ve unutulmuş şeylerin dile getirilmesidir.

Sizi belki henüz uykunuzdan etmedim ama ben işimi garantiye alarak sizi yaka paça geçmiş yıllara doğru sürüklüyorum. Yaşadığınız dönemi gözlemleyerek, yanlışı-doğruyu, olması gerektiğine inandığınız şeyi değerlendirerek kafanızda oluşturduğunuz düşünceyi dile getirmeyi istediniz. Getirdiniz mi? Getirdiniz diyelim. 1 haftada 10 kişi duydu, 1 ayda 100 kişi. Şimdi daha büyük bir meydandasınız ve yanlışı haykırdınız. Olabilir, kaderde varsa olur tabii(!). Ama tabii burada bir gariplik var siz her ne kadar insanların arasında olamasanızda birkaç gün önce dile getirdiğiniz fikir halen daha insanların dillerinde, insanlar sizin yaşadıklarınızı görmesine rağmen, kendi yaşayacaklarını az buçuk kestirmesine rağmen sürekli haykırmaktadırlar ve korkmadan devam etmektedirler.

Ümit ediyorum ki göz kapaklarınız bir nebze olsun açılmıştır çünkü sizleri şimdi gözlerinin birdenbire fal taşı gibi açılacağı bir döneme götürüyorum.

Derin bir nefes alın ve düşünmeye başlayın (lütfen!). Sakın ola gözlerini düşünürken kapatmayın düşünürken çünkü zaten kapalıdır eminim. Etrafınıza bakınız, hadi bir beş dakikalığına haberleri açın, A’sına B’sine C’sine bakın, yaşananlara bakın, on dakika sonra kendi sevdiklerinize, çocuğunuza ve onları bekleyen tehlikelere bir bir bakın. Atlayın kanalları, biraz sonra çocuğunuz merak salan kötü alışkanlıkları özendiren diziler görecekseniz, çekin eyvallahınızı devam edin. Biraz önce sizi yaka paça sürükleyerek götürdüğüm yerde dile getirilmeden önce oluşan düşünceler bazı kişisel tecrübeler, fikirlere, ideolojilere dayanabiliyordu. Kafamızı yormayalım ve ben şöyle özetleyeyim, bir yanlış kimi için doğru olurken kimi için yanlış olabilirdi. Bir daha bakın, ekranda gördükleriniz dünyanın hangi tarafından bakarsanız bakın, batı, doğu, kuzey, güney, her yerde yanlış (bu cümleye itirazınız var ise en yakın uyuşturucu ile mücadele kliniğine uğrayabilirsiniz.). Hadi şimdi bunu dile getirelim. Getirdiniz mi? Popüler birkaç sloganı sürekli dile getirmek mi? Hayırlı uykular.

Dile getiren var mı, sen mi, sesli bir şekilde tekrar et, yayılsın, 10 kişi, 100 kişi, 1000 kişi, duysunlar! Duyanların sayısı elbet milyonları bulacak ve hakikat yerini bulacaktır! Bir gün Türkiye, ihtiyacı olduğu ve her gencinin kanında dolaşan o kuvvetli cesarete kavuşacaktır.

Moral bozmak ya da sizi uykunuzdan etmek gibi olmasın sayın okur ama bugün Türkiye Gençliğinin kanında bir uyuşturucu dolaşmaktır. Bunun piyasası sizlerin gözleri önünde, kitap aldığınız dükkânda, ekmek aldığınız fırında, un aldığınız markette, para çektiğiniz ATM de, her yerde!

Sağı solu aramaya başlamayın çünkü bu uyuşturucudan kurtulmak için bir ilaç, iğne vb. bir şey yok. Tek bir çaresi var onu da uyanınca anlarsınız.

Unutmadan söyleyelim, rahat kanepenizde/yatağınızda uzanarak birkaç sloganı ağzınıza sakız ediyorsanız, bilmenizi isterim ki, sizinki isyan değil, nisyan!  *İsmet Özel, Üç Zor Mesele s.47

 

Nilüfer, 2019

Tarık Emre KARAGÜL - Uludağ Üniversitesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
Instagram