cinsiyet-karikaturleri

GİRİŞ

Bu çalışmanın amacı, toplumsal cinsiyet rollerini karikatürlerde ve yazılarda incelemektir. Araştırma nesnesi olarak Gırgır Mizah Dergisi seçilmiştir. Gırgır’ın birkaç seçilme amacı vardır. Bunlardan bir tanesi dönemin en yüksek tirajlı mizah dergisi olmasıdır. Dönem itibariyle 500 binlere varan rakamlar (Demir, 2016, s. 21; Şener , Çavuşoğlu , & Irklı, 2016), derginin ulaştığı kitlenin ve etkisinin en büyük kanıtıdır. Bir diğer neden ise Gırgır’ın günümüzdeki mizah dergileri ve karikatüristlerin birçoğunun yetiştiği tezgâh niteliği taşımasından kaynaklanmaktadır. Leman, Penguen, Uykusuz gibi günümüzde popüler birçok mizah dergisinin doğum yeri Gırgır olmuştur.

Gırgır’ın ilk basım tarihi 26 Ağustos 1972’dir. Gün Gazetesinin mizah eki olarak, Cumhuriyetin ilk darbesinden 12, muhtıradan ise bir yıl sonra yayına çıkmıştır. Şehirleşmenin inanılmaz oranda arttığı, yaşam koşullarının oldukça negatif seyrettiği yıllardır. Piyasaya çıktığında uzunca süre kullandığı mottosu olan “Geçim derdini, Can sıkıntısını, Aşk yarasını, Karı-koca kavgasını, Şipşak keser, her derde devadır Gırgır da Gırgır”  olan dergi, kısa süre içerisinde ülkede ses getiren bir konuma gelmiştir.

Gırgır, bahsi geçen yıllar içerisinde, hem koşulsuz muhalif hem de toplumla etkileşim halinde bir pozisyonda durduğuna dair bir imaj çizmektedir. Çalışmanın diğer bir önemli kısmı da burada karşımıza çıkmaktadır. Her dönem kendisini eleştirel bir noktaya konumlandırarak, halk için halk ile birlikte hareket ettiği iddiası taşıyan muhalif bir mizah dergisinin tarihsel seyrinin, toplumsal cinsiyet bağlamında incelenmesi değildir sadece mesele. Çalışmanın asıl önemi gündelik işlerimizin arasında genellikle hiç düşünmeden yaptığımız gülme eyleminin dahi toplumsal cinsiyet kurgusuna katkısının olduğunu göstermektir.

Toplumsal cinsiyet inşası hususunda medyanın rolü oldukça büyüktür. Bu rolün, müdahale olmadığı zamanlarda etkileşim içerisinde olduğu söylenebilir. Yani cinsiyet rolleri medyayı belirlerken medya da cinsiyet rollerini etkileyebilmektedir (Şener , Çavuşoğlu , & Irklı, 2016). Fakat cinsiyet rollerinin medya yoluyla tepeden inme şekilde belirlendiği gerçeği, bu ilişkinin tek yönlü olabileceğini de göstermiştir. Örneğin Serpil Sancar’ın “Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti” adlı eserinde karı ve koca arasındaki ilişkinin habitus bağlamında yeniden düşünülmesi, ayrıca incelenen dergi ve gazetelerde kadın güzelliğinin inşası, kadının alanı olarak ev ve mimarisi, mahrem ama zorunlu bir yaşam alanı olan yatak odalarının cinsiyet rolleri bağlamında medya yoluyla yeniden üretimi de bu duruma tek yönlü bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır (Sancar, 2012, s. 243-256).

Gülme Eylemi Üzerine

Peki, mizah ve dolayısıyla gülmek neden toplumsal açıdan önemlidir? Kadınlığın, erkekliğin, cinselliğin, sığındığımız ailenin dahi ezeli olmadığı ve toplum tarafından tarihin bir noktasında inşa yoluyla üretildiği bilinen bir durumdur. Cinsiyet gibi oldukça dinamik olan ve görünürde biyolojik ve psikolojik olduğunu varsaydığımız gülme eylemi de bu durumdan nasibini almıştır. Toplum olarak güldüğümüz herhangi bir olgu, tıpkı ağladığımız şeyler gibi, toplumsal olarak inşa edilmektedir. Cinsiyete benzer şekilde gülmek de oldukça dinamik ve akışkandır. Gülünen şeyin bir tarihi vardır. Zamanın ilerisinde veya gerisinde olan şeyler gündelik hayatta yalnızca toplumsal hafızayı tazelemek için vardır. Örneğin günümüzde, Ortaçağ fıkralarına gülebilecek insanlar, o an yaşayan toplumu ve o toplumun dinamiklerini bilen insanlar olabilir. Bu açıdan gülme malzemeleri de toplumsal açıdan canlı bir organizma gibi davranabilir ya da öyleymiş gibi algılanabilir.

Literatürde, toplumsal açıdan gülme eyleminin önemine değinen en değerli isim Henri Bergson olmuştur. Begson’a göre gülme eylemi toplumsal hafıza ve kolektif hayal gücü hakkında araştırmacılara ipuçları vermektedir (Oktar, 2018, s. 312). Bizim toplumsal olarak nelere güldüğümüz, o anın öncesini ve tam olarak o anı yansıtmaktadır. Ülkemizdeki çoğu insanın bir Laz şakasına gülme sıklığının, bir yapay zeka şakasına gülme sıklığından daha fazla olduğunu söylemek spekülasyon olmasa gerek. Bu açıdan bir toplumun tarih içerisinde farklı araştırma sorularıyla okunmasında, o toplumun neye güldüğünün araştırılması da bir anahtar niteliği taşıyabilmektedir.

Gülmek bir araçtır. Bazen, toplumun farkında bile olmadan eşitsizliklere ve çarpıklıklara alışmasını sağlayarak pasifize eden bir araçken bazen de kitlesel bir muhalefet için kullanılabilmektedir. Örneğin Gezi Parkı Olaylarında ülkede yayınlanan neredeyse tüm mizah dergilerinin ortak noktası, gösterinin ve göstericilerin desteklenmesi bağlamında, bir muhalefet içermekteydi. Fakat toplumsal cinsiyet bağlamında 2013 dergileri haliyle temkinli hareket etmekte ve yazıp çizdiklerine dikkat etmektedir. Burada incelenen dönem bağlamında Gırgır’ın önemi bir kez daha ön plana çıkmaktadır. Dönem itibariyle Gırgır’da oldukça muhalif bir çizgide ilerlemiştir. Bulaşmadığı hiçbir siyasi parti figürü kalmamıştır neredeyse. Darbe dönemlerinde eleştirilemeyen askerler, daha sonra takma adlarla fakat toplumun anlayacağı şekilde gülme eylemi için kullanılmıştır. Örneğin 1980’in baş aktörü Evren Paşa, konuşurken seçtiği kelimeler nedeniyle gülme nesnesi haline getirilmiştir. Gırgır literatüründe Evren’in lakabı ‘Netekim Paşa’dır. Bu bir yazım yanlışı değildir. İlk darbe açıklamasından köşkten indiği son güne kadar medyaya yansıyan görüntüler içerisinde, çizerlerin ona taktığı lakap tam olarak buydu. Bu lakap farklı medya kurumları tarafından sonraki eleştirel yazılarda ya da çizgilerde de ona karşı kullanılmıştır.

Gırgır, toplumsal hayatı destekleyen tüm muhalif eleştirilerinin yanında, toplumsal cinsiyet alanında zamanın ötesinde düşünememiş ve dönemin heteronormatif kalıpları etrafında hareket etmiştir. İşte bu açıdan gülme eyleminin pasifize edici etkisini, istememiş bile olsa topluma yansıtmıştır.

YÖNTEM VE METODOLOJİ

Yöntem olarak nitel bir yol izlenen çalışmanın, deseni ise içerik analizidir.  1972 ve 1985 yılları arasında basılan 700’ün üzerinde sayı incelenmiştir. Ayrıca 1991 yılında 11 sayılık bir süreç içerisinde bir eşcinsellik hikâyesine de yer verilmiştir. Metodoloji olarak izlenen yol, bahsi geçen basım yılları arasında online olarak bulunan dergilerin tek tek konu başlıkları ekseninde analiz edilmesidir. Karikatür ve yazıların seçimi, çizginin veya yazının akademik uygunluğuna bakılarak seçilmeye özen gösterilmiştir.  Bir konu üzerinde derinlemesine durmaktan ziyade,  erkeklik, eşcinsellik ve kadınlık konuları üzerinde durulmuştur. Erkekliğin inşası, eşcinselliğe bakış, kadında güzelliğin inşası ve kadının iş hayatındaki yerini inceleyen başlıklara yer verilmiştir.  Bu bütünsel bakış açısının seçilmesinde yatan temel neden ise dönemin heteronormatif ataerkil düzenini anlamada farklı cinsiyet kategorileri içerisinde yer alan karikatürlerin ve yazıların birbirlerini destekleyici olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca tarihsel seyir içerisinde Türkiye’de cinsiyet eşitliğinin gelişimini karikatürlerde görme imkânı da sunmaktadır.

ÇİZGİNİN VE YAZININ CİNSİYETİ: GIRGIR ÖRNEĞİ

İncelenen dönem içerisinde, Türkiye’de geç tartışılmaya başlayan toplumsal cinsiyet konularının da etkisiyle, kadın bedeninin bir et parçası ya da zevk nesnesi olarak sunulması ilk göze çarpan unsurlardan olmuştur. Çizgilerin kadın bedeni üzerinden şekillenmesi, Gün Gazetesi yanında verilen derginin tiraj artışına yönelik klasik bir pazarlama tekniğidir desek yanılmış olmayız. Çünkü bahsi geçen yıllar içerisinde eril tahakküme ve heteronormatif yapıya hizmet eden yazı ve çizgilerde, tarih ve sayılar ilerledikçe gözle görülür bir düşüş yaşanmıştır. Fakat bu düşüş asla mutlak bir sona ulaşmamıştır.

Kumsal Kumundan Toplumsal Cinsiyet İnşası: Erkeklik

Türkiye’de erkek olmak ve kadın olmak arasındaki farkı edebi bir karşılaştırma ile anlatacak olsaydık Homeros’un İlyada ve Odesa eserlerini konu almak faydalı olabilirdi. Her ne kadar destan kahramanları erkekler olsa da gündelik hayat pratiklerinde kadına ve erkeğe ait stratejiler bu iki kahramanda kendisini yansıtmaktadır diyebiliriz. İlyada, açık yüreklilikle dövüşen, sözünü esirgemeyen, koruyucu ve kollayıcı bir karakter olarak erilliği, Odesa ise planlayarak ve düşünerek daha derin bir çizgide kendisine alan açan dişilliği temsil etmektedir.

Ülkemizde erkeklik kurgusu; sert, acımasız, duygusuz ve saldırgan nitelikler üzerinden kendisini gerçekleştirmektedir (Atay, 2014). Bunun aksine olan durumlar ise kadınlığı ya da heteronormatif düzenin ötekisi konumunda olan eşcinselleri işaret etmektedir. Cinsiyet pratikleri sözel ve mekânsal olarak ayrışmıştır. Ülkemizde erkeğin homososyal alanı şüphesiz kahvehanelerdir (Arık, 2013). Çalışmamıza konu olan karikatürlerden ilki, Türk erkeğinin kahvehanelerde geçirdiği vaktin sosyal güvenlik hizmetine sayılacağına dair bir yergidir.

1972 Yılı 6. Sayı

Bir diğer erkeklik olgusu da zamparalıktır. Bir erkeğin kaç kadınla beraber olduğu hikayesi onun toplumsal alanda gücüne güç katan bir pozisyondadır. Arık’ın adı geçen makalesinde “tam zamparadır ha!” (Arık, 2013, s. 189) gibi söylemlerden de anlaşılabileceği gibi bu olgu erkeğin cinsiyet rolünü oldukça pekiştirmektedir. Zamparalığın desteklenmesi ve kadın tarafından görmezden gelinmesi, aşağıdaki karikatürlerde olduğu gibidir.

1972 Yılı 3. Sayı

1983 Yılı 556. Sayı

Toplumsal cinsiyet çalışmalarının anahtar kavramlarından birisi olan hegemonik erkeklik bir diğer izlence konusudur. Hegemonik erkeklik özünde bir toplumsal imgeleme işaret etmektedir. Bu imgelem toplumda aile, devlet, din gibi kurumlar tarafından oluşturulan ve yönetilen bir konumu işgal etmektedir. İyi eğitimli, ortalamanın üstünde gelire sahip, aile babası, kaslı-kuvvetli vücutlu ve heteroseksüel erkek bir model olarak hegemon erkekliğin imgelem kurallarını oluşturmaktadır (Türk, 2011). Kadının tabii konumda, güçsüz, duygusal olarak konumlandığı toplumsal alanda, hegemon erkek tüm bunların tersi olmalıdır. Aşağıdaki çizgi ve yazılarda hegemonik erkeklik, güç kurgusu ve duygusuzluğun inşasında payı olabilecek bazı örneklere yer verilmiştir.

1973 Yılı 23. Sayı

1974 Yılı 78. Sayı

1978 Yılı 308. Sayı

1981 Yılı 476. Sayı

1981 Yılı 454. Sayı

1981 Yılı 471. Sayı

Benzer birçok farklı örnek üzerinden de anlaşılabileceği üzere, basım yılları değişmiş dahi olsa hegemonik erkekliğe dair kurgusal inşa durmaksızın devam etmiştir.

Toplumsal Cinsiyet Alanında Persona Non Grata: Eşcinseller

Hegemonik erkeklik kendisini daima öteki üzerinden inşa etmektedir. Fakat burada bahsi geçen öteki öznesi, çoğul kimliklerden ziyade çoğu zaman yalnızca kadınları işaret etmektedir. Bilindiği üzere, heteronormatif sistemin normali iki zıt kutup olan kadın ve erkek formlarından oluşmaktadır. Bu durum basit bir indirgemeci yaklaşımdır. Biyolojik cinsiyet ve toplumsal cinsiyet o kadar iç içe geçmiştir ki eşcinsellerin konumlandığı yer, toplumdan ziyade bireysel tercihler bağlamında değerlendirilmektedir. Zira Özkuralpli’nin çalışması farklı cinsel eğilimlerin sistem içerisinde “imkansız kimlikler” olarak düşünüldüğünü bizlere göstermektedir (Özküralpli, 2016, s. 214). Dönem halkı da kadın ya da erkek olmak gibi biyolojik cinsiyetlerin yanına, interseks gibi daha kompleks biyolojik temaları konumlandıramamaktadır. Ülkede farklı toplumsal, siyasal ya da cinsel kimliklere olan karşı tutum ve heteronormatif kuralların merkezde olması, eski yıllara nazaran günümüzde azalmış olsa dahi, hala aşılamayan meselelerden bir tanesi olmuştur diyebiliriz bu açıdan.

Homoseksüellik konusunda ilk karikatürler, toplumun yakından tanıdığı Bülent Ersoy ya da Zeki Müren gibi ünlüleri konu edinmektedir. 1981 yılında Londra’da cinsiyet değiştiren Ersoy, 1978 yılında bir erkeklik kriziyle dergiye konu olmuştur.

1978 Yılı 214. Sayı

Bu istenmeyen cinsiyet rolü, dergi boyunca farklı şekillerde negatif imajlarla eşleştirilmiş, aile gibi kurumların da heteronormatif yapısını ön plana çıkartacak farklı çizgilere ve yazılara yer verilmiştir. Ayrıca dönemin önde gelen iki ismi Müren ve Ersoy’un rekabeti de aşağılayıcı şekilde ele alınmıştır.

1978 Yılı 305. Sayı

1980 Yılı 432. Sayı

1979 Yılı 370. Sayı

1981 Yılı 477. Sayı

Bu sayının kapağında 1981 yılında, ülkede cinsiyet değiştirme ameliyatlarının gerçekleştiği ve kısmen de olsa normal karşılandığı görülmektedir. Burada ki problem, erkeklik dışındaki cinsel tercihlerin onur, haysiyet gibi sıfatlardan azade olarak düşünülmesinde yatmaktadır. Çizerler kaş yaparken göz çıkartmıştır diyebiliriz bu açıdan.

Bir diğer kapak ise 1985 yılına aittir. AİDS’in görünürlük kazandığı yıllarda hastalık nedeni doğrudan cinsel ilişkinin niteliği üzerinden eleştirilmiştir.

1985 Yılı 676. Sayı

Yine AİDS hususunda bir yazı-çizi de derginin editörü Oğuz Aral’dan gelmiştir doğrudan. Bu bir ironi de olsa, parmaklar farklı cinsel kimliklere sahip insanları göstermektedir.

1985 Yılı 688. Sayı

Tüm bunlara ilaveten son olarak 1991 yılında gerçek bir hikâye olarak sunulan “Bir Lezbiyenin Hikayesi”  başlıklı yazı vardır. Hikâyenin gerçekliği sorgulamaya açıktır. Fakat yine de bir gerçeklik kurgusu olarak sunulması ve toplumda böyle hikâyelerin olabileceğini okuyucuya göstermesi, farklı cinsel kimliklerin normallik inşasına fırsat vermekte fakat çizgi kahramanının sunulan hayat hikâyesiyle de heteroseksüelliğin kaçınılmaz tek gerçek cinsel kimlik olabileceğine işaret edilmektedir.

1991 Yılı 969. Sayı

Hikâye özetle, yoksul mahallede hayatına devam eden bir kız çocuğunun, üniversiteyi kazandığı halde maddi imkânlar dolayısıyla okula devam edememesini ve ailesinin isteği ile evlendirilerek farklı aşk üçgenlerinde yaşadığı deneyimleri konu alır. Heteronormatif cinsellik kalıplarıyla büyüyen çizgi kahramanı Nesli, kocasının ona bir cinsel obje gibi yaklaşmasını artık kaldıramamış ve Fatoş isminde bir lezbiyenle tanışmıştır. Ona göre bu tanışma sadece bir insanla tanışmak değil gerçek cinsel hazla da tanışmak anlamına gelmektedir. Nesli’nin kocası Nesli ve Fatoş’u aynı yatakta basmış evlilik son bulmuştur. Kötü olayların son bulduğunu düşünen Nesli, tabiri caizse,  yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştur. Fatoş, Nesli’nin kocasından daha erkek, eril tahakküme daha adapte bir kadın çıkmıştır. Nesli’yi durmadan baskı altında tutan Fatoş, ona kendisi olmaksızın bir hiç olarak kalacağı gibi şeyler söylemekte, sembolik ve psikolojik şiddete maruz bırakmaktadır. Nesli, Fatoş’tan da kurtulmanın bir yolunu bularak başka kadınlarla beraber olmaya başlamış ve gece hayatında isminden söz ettirmeye başlamıştır. Nesli Hikâye boyunca çok can yakmış, kötü bir figür çizmiş, yalnız kalmış ve en sonunda da heteroseksüel kimliğine geri dönmüştür.

Burada da görüleceği üzere, 1972-85 ve yılları arasında, eşcinsellik konusu da Türk toplumu tarafından heteronormatif kalıplar üzerinden okunmakta ve farklı cinsel kimlikler birer tabu olarak görülmektedir.

“İkincil Cinsin” Türkiye Macerası

İncelemenin bu bölümünde kadını ve kadınlığı konu alan çizgi ve yazılara yer verilecektir. Bu konuda dikkati çeken ilk ve en önemli unsur, 1972-85 yılları arasında kadın bedeninin bir et parçası olarak sunulmasıdır. Kadın bedeninin meta unsuru olarak sunulması, erkek egemen kapitalist sistemde her gün karşılaşılan bir olgudur. 1970’lerin başından itibaren “özel olan politiktir”  (Saygılıgil, 2016, s. 15)  (Connel, 1998, s. 301) şiarını benimseyen feminist duruş Batı kaynaklarında yükselişe geçerken, aynı tarihlerde ülkede kadının cinsel kimlik politikaları Gırgır dergisi üzerinden aşağıdaki şekilde halka mizah aracı olarak sunulmuştur.

1972 Yılı 7. Sayı

1972 Yılı 8. Sayı

Kapitalist üretim ilişkileri patriyarkayı meşrulaştırmaktadır. Klasik Marksistler dahi emek sömürüsünü kolektif bağlamda okumuş ve kadının görünmeyen emeğine değinmeye ayrıca gerek duymamışlardır (Hartmann, 1992, s. 130-137). Bahsi geçen süre içerisinde yer alan karikatürlerde de kadın ve iş hayatı da neredeyse “normal” çerçeve de hiç anılmamıştır. Yayınlanan ilk sayıda Yeşilçam’a atıf yapan dergi, kadına yönelik cinsel tacizi, yaptığı işin bir kazası olarak göstermiştir.

1972 Yılı 1. Sayı

Bir başka örnekte ise “Ufak Tefek Sarışın İlanlar” başlığıyla yazılan yazı hem kadında güzellik algısının inşasını hem de kadının iş hayatındaki yerini görmemize olanak sağlamaktadır.  İş hayatı, bedenin zayıflığı ya da kilosu, kadının evde yapması gereken işlere yer vermesi bakımından oldukça önemli bir yerde durmaktadır bu kupür.

Bir başka örnekte ise birçok Yeşilçam filminin yanı sıra, dönemin popüler kültüründe de farklı işlerle tanınan Sezer Güvenirgil’in, yalnızca saçlarını kestirmiş bir kadın figürüyle, erkek sanatçılar arasında ataerkil bir pazarlık olarak (Kandiyoti, 2013, s. 15) askerliği kullanarak kendisine bir mücadele alanı açmaya çalıştığı vurgulanmaktadır.

1979 Yılı 346. Sayı

Kadınların tek başlarına zengin olmaları bir yana, iş hayatında olmaları da bir hayal ürünü olarak sunulmuştur.

1981 Yılı 445. Sayı

1983 Yılı 571. Sayı

Günümüzde eşitlik algısının küresel ölçekte yaygınlaşması, tabakalaşmanın farkına varılması ve eğitimde cinsiyetler ve sınıflar arası eşitliğin de düşünülmeye ve geliştirilmeye başlaması Türkiye’yi de etkilemiştir elbette. Fakat Kate Millett’in patriyarkayı; ordu, kilise, aile ya da teknoloji gibi toplumun her kılcal damarına egemen olduğunu söylemesi (Hartmann, s. 141), dönem özelinde, Gırgır üzerinden düşündüğümüzde mizah dergilerinde de yaygındır. Nitekim 13. yaşını kutladığı bir kapağında, çalışanlar arasında erkek ve kadın cinsiyetlerinin nicel farkı aşağıdaki gibidir.

1984 Yılı 625. Sayı

Buna ilaveten Gırgır Dergisinde çalışan kadın çizerlerden Gülay Batur’un[1] ve Ramize Erer’in[2] hikâyeleri de kısacık bir küpür içerisinde dergide yer almıştır. Sadece bu iki çizerin bahsi geçen hayat hikâyeleri bile konunun önemine işaret etmektedir.


[1] Gırgır’ın feminen çizerlerinden. “Bıyıksız Hikayeler” adlı serisi İletişim yayınlarından çıkmıştır ve hem toplumdaki hem de karikatür sektöründeki kadına ve kadınlığa ışık tutmaktadır. 

[2] Gırgır’ın bir diğer feminen çizeri. Çizgide -kötü kız- karakteriyle tanınmaktadır. “Bir Bıyıksız”, “Kız Hikayeleri”, “Evlilik” gibi farklı yayın evlerinden çıkmış farklı kitapları bulunmaktadır.

1985 Yılı 692. Sayı

1985 Yılı 693. Sayı

1991 yılında, okumamış fakat oldukça akıllı bir genç kız modeli çizen ve dönemin toplumsal bakış açısını bir kadın etrafında anlatan karikatür dizisi “Sıdıka” dahi erkek çizer ve yazarlar tarafından oluşturulmuştur (Atalay). Fakat toplumsal cinsiyet konusuna dönem itibariyle kadınların gözünden erkekler nasıl bakar gibi bir araştırma sorusu ekseninde, Sıdıka çizgisi, ilerdeki çalışmalarda incelenebilecek bir olgu olabilir. Çünkü feminist hareketin ülkede hız kazanması, Reagan’cı sisteme entegrasyonun siyasal ve ekonomik açıdan kabulü, demokratikleşme çabaları içerisinde bin bir parçaya bölünen siyasal partilerin hizipleşmesi ve koalisyonu gibi dinamik süreçler, tam da 90’lı yıllara tekabül etmektedir. Bu sürecin toplumsal cinsiyet açısından incelenmesi, bu açıdan önem arz edebilir.

SONUÇ YERİNE

Araştırmamız bize şunu göstermiştir ki, karikatürler ve yazılar heteronormatif ataerkil düzenin bahsi geçen yıllarda oldukça baskın olduğunu göstermektedir. Muhalif çizgisiyle toplumsal alanda kendisini konumlandıran Gırgır, toplumsal cinsiyet bağlamında gülme eylemini istemeden de olsa toplumu pasifize edecek bir çizgide kullanmıştır.

Farklı cinsel kimliklerin konu edildiği çalışmada, bahsi geçen cinsel kimliklerin inşa süreçlerine değinilmiştir. Kimlikler farklı olsa da baskın olan heteronormatif eril tahakkümü, dönem itibariyle çizgiler üzerinden düşünüldüğünde, ülke halkının cinsel kimliklere bakışını bizlere yansıtmaktadır.

Basım yılları değişmiş olsa da hegemonik erkekliğe dair kurgusal inşa durmaksızın devam etmiş,  erkekliğin bir iktidar öznesi olarak görülmesi, kadının tabii konumda düşünülmesi ya da eşcinselliğin us dışı bir durum olarak sunulması Gırgır tarihi boyunca azalsa da sona ermemiştir.

Kaynakça

Arık, H. (2013). Kahvehanede Erkek Olmak-Kamusal Alanda Erkek Egemenliğinin Antropolojisi. A. Alkan (Dü.) içinde, Cins Cins Mekan. Varlık Yayınları.

Atalay, A. (tarih yok). Atilla Atalay Yarı Resmi Enternet Sitesi. 05 01, 2020 tarihinde http://atibey.blogspot.com/p/sdka.html adresinden alındı

Atay, T. (2014). “Erkeklik” En Çok Erkeği Ezer. Toplum ve Bilim, Güz(101).

Connel, R. W. (1998). Toplumsal Cinsiyet ve İktidar . (C. Soydemir, Çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Demir, S. T. (2016). Türkiye’de Mizah Dergileri. Ankara: SETA.

Hartmann, H. (1992). G. Savran, & N. Tura (Dü) içinde, Kadının Görünmeyen Emeği (s. 128-161).

Kandiyoti, D. (2013). Bir Alanın Öyküsü: Kadın Araştırmalarının Gelişimi. D. Kandiyoti içinde, Cariyer, Yurttaşlar, Bacılar. Metis Yayınları.

Oktar, S. Ü. (2018). Toplumsal Bir Muhalefet Tarzı Olarak Gülme. Beytulhikme An International Journal of Philosophy, 303-317.

Özküralpli, İ. (2016). Queer Teori. F. Saygılıgil (Dü.) içinde, Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları. Dipnot Yayınları.

Sancar, S. (2012). Aile Odaklı Modernleşme. S. Sancar içinde, Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti-Erkekler Devlet Kadınlar Aile Kurar (s. 191-304). İletişim Yayınları.

Saygılıgil, F. (2016). Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi. F. Saygılıgil (Dü.) içinde, Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları. Dipnot Yayınları.

Şener , G., Çavuşoğlu , Ç., & Irklı, H. (2016). Medya ve Toplumsal Cinsiyet. F. Saygılıgil (Dü.) içinde, Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları. Ankara: Dipnot Yayınları.

Türk, H. B. (2011). Hegemonik Erkek(lik) ve Kültürel Temsil: Çirkin Kral Kurtlar Vadisinde Yürüyor. İ. Erdoğan (Dü.) içinde, Medyada Hegemonik Erkek(lik) ve Temsil. Kalkedon Yayınları.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz