Alfred Schutz’un Fenomenolojik Sosyolojisi

Fenomolojik sosyolojinin kurucusu olan Alfred Schutz, Weber'e birtakım eleştiriler getirerek bazı temel kavramlar bağlamında kendine yeni bir yol çizmiştir. Bu çalışmada Schutz'un kavramları bağlamında fenomolojik sosyoloji yorumlanmıştır.

featured

 

Fenomenolojik toplumbilimin, diğer adıyla gündelik hayat sosyolojisinin kurucusu sayılan Schutz, Weber’i takip eden devamcısı olan aynı zamanda Weber’e yönelik belli eleştirileriyle de dikkat çeken bir isimdir. Weber’in temelde anlama losyonunu önemseyen fakat yetersiz olmakla itham edip buna paralel olarak da Weber’in anlamacı sosyolojisini başka bir alman felsefi geleneği olan fenomenolojinin teorik kavramlarıyla birleştirip kendine bir yol çizmiştir. Diğer taraftan “sosyolojik teori” dediğimiz kavramın bazı temel kavramlar üzerinden geliştiğini bilinmektedir. İlk kavram olan rasyonaliteyi temele alan teorik çerçeveler, sosyal dünyanın ve insanların oluşturduğu toplumsal kurumların rasyonel inşaları olduklarına ilişkin görüşte bulunur. Demek ki bu teori bize sosyal dünyayı kavramanın temel anahtarının rasyonalite olduğunu söyler. İkinci temel kavram olan anlam ya da eylem, Weber’in vurgusudur. Bu vurgu oldukça tipik bir özellik arz etmektedir. Rasyonalite üzerindeki vurguda bireyler toplumun atomları olarak görülürken, anlamda ise atom olarak birey değil alman düşüncesinin önemli bir kavramı monad (kültür varlığı) olarak birey karşımıza çıkmaktadır.

Rasyonel davranış biçiminin temel davranış biçimi olduğu sosyal dünyada, sosyal davranışı anlamak için rasyonel davranışın önemli bir kalkış noktası olduğu iddia edilmektedir. Tam da bu noktada rasyonel davranış, modern toplum için geçerli bir analiz birimidir. Demek ki rasyonel davranışın içinde bulunduğumuz rasyonel kurumlarda geliştirilen davranış biçimi olarak kavradığımızda aslında Weber’in “hermeneutik anlama (Bir eylemi kültürel bağlamı içerisinde anlamak)” kavramı karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç olarak her davranış rasyonel davranış değildir. Nitekim Weber söz konusu olduğunda rasyonel davranış dediğimiz şey uygun davranış demektir. Mesela bir bağlamda uygun olan davranış başka bir bağlam için rasyonel olmayabilir. Örneğin, derste söz istemek için el kaldırmak rasyoneldir aynı hareketi arkadaş grubu için düşünürsek tuhaf bir davranış olur. Demek ki belli davranışlar kültürel bağlam içerisinde anlam kazanır, ikinci olarak aynı kültür içinde dahi bir davranış her zaman uygun davranış olarak görülmez. Schutz tam da burada Weber’e kritik bir eleştiri getirir. “Weber, aktörün kendi öznel fiili anlamını anlamaya dönük girişim olarak “fenomenolojik anlama” ile o davranışın kültürel anlamını anlamaya dönük “hermeneutik anlamayı” birbirine karıştırır der. Yani bir davranışın belli bir kültür bağlamındaki kültürel anlamını anlamak o davranışın öznel anlamını anlamak anlamına gelmeyebilir. Weber’in verdiği örneği kullanırsak, uzaktan balta indirip kaldıran bir kişi gördüğümüzde onun o davranışının kültürel bağlamdaki kültürel anlamı o kişinin odun kesiyor olması olabilir fakat bu o kişinin gerçekten odun kestiği anlamına gelmez. Yani Schutz, “Genellikle böyle olabilir ama her zaman böyle olmaz, mesela kişi o an da odun kesmek amacıyla değil kafasındaki problemi gidermek için odun kesiyor olabilir” der.

Önerilen Yazı
Fenomenoloji Nedir? 6 Soru 6 Cevap

Bir davranışa aktörün verdiği anlamı anlamak için onun kültürel bağlamını anlamak yetmez. Bunun için Schutz, Husserl ile başka bir yöntem geliştirmiştir. Tam da Weber’ deki özel anlama çabasını alıp diğer taraftan bunu fenomenolojinin araçlarıyla bir araya getirmeye dönük bir çaba göstermektedirler. Fenomenolojik anlama dediğimiz etkinliğin, kültürü anlamak değil öznel anlamları anlamaktır. Bunun için belli davranışlar geliştirmek gerekir. Mesela fenomenolojik anlamanın en temel ön kabulü toplumun “özneler-arasılık” bir karaktere sahip olduğudur. Demek ki toplum Durkheim’ da gördüğümüz üzere öznelerin üstünde bir varlığa sahip değil, özneler arası bir varlığa sahiptir. Peki, özneler arası olmak ne demektir? Toplumun özneler arası olduğunu söylemek sosyal dünyanın diğer bireylerle birlikte yaşanılan, deneyimlerle yaratılan ve yeniden yaratılan bir dünya olmasıdır. Demek ki sosyal dünya bizlerin dışında bizlerin üstünde Durkheim’ da gördüğümüz gibi “sui-generis (kendine has)” bir varlık değil, bizim bireyler olarak karşılıklı etkileşimimiz içerisinde edinilen ortak deneyimler sonucu ve insanların yarattığı yani özneler arası etkileşimde yaratılan, bu haliyle sonraki kuşaklara aktarılandır. Eğer sosyal dünya böyleyse genel kabul ve yorumlara dayalı müzakere edilmiş bir gerçekliktir. Toplumun müzakere edilmiş bir gerçeklik olması, onun yoruma bağlı bir dünya olduğunu söylemek demektir. Bu anlamıyla “uylaşımsal (konvensiyonel)” bir dünya olduğunu söylemek mümkündür.

Peki, sosyal dünya tamamen yoruma bağlı bir dünya ise o zaman sosyal düzen nasıl mümkün oluyor? Burada karşımıza üç temel kavram çıkmaktadır. Schutz ’un temel kavramlarından biri olan “ortak duyu bilgisini” Schutz, “bilgi stoğu” olarak tanımlar. Belli bir sosyal dünyada yaşayan özneler ortak bir bilgi stokunu paylaşırlar, bunun bir kısmını teknik bilgiler bir diğer kısmını da adetler ve görenekler oluşturur. Toplumun ve bireylerin hafızalarında saklanan bu bilgi stokları sayesinde, yaşamın alışageldik sorunlarının üstesinden kolayca gelinir. Alışageldik olmayan ve bireyi afallatan sorunlar ise, onu durup düşünmeye ve yeni bir tavır geliştirmeye yöneltir. İlk defa karşılaştığı durumlar karşısında bilgi stokundaki bilgilerden yardım alamayan birey, askıya aldığı şüphelerini yeniden değerlendirir ve bunları ortadan kaldıracak yeni çözümler arar (Kılıç,2012: 140).  İkinci kavram olarak karşımıza “tipleştirmeler” çıkmaktadır. Berger’den bir örnek verirsek, hepimizin kafasında bir İngiliz tanımı olup bir tip canlanır. Bu tipin kendisi bizim gerçek bir İngiliz’le tanışmış olma durumumuza göre oldukça özelleşmeye gidebiliyor. Yani hayatımızda hiçbir İngiliz’le karşılaşmamışsak bizde soğuk, kibirli, samimiyetsiz gibi düşünceler belirir. Mesela bu noktada Bauman’ın buna benzer düşüncesi vardır. Örneğin, insanlar duygusal ilişkiler kuracağı kişiyi belirli kıstaslara göre seçerler ve kafasındaki tipleri karşılayan insanla bağ kurarlar.

Üçüncü bir kavram ise “karşılıklılıktır”. Karşılıklılık kavramı buraya kadar anlatılanların sadece kişilerde olduğunu değil bunların karşılıklı olarak oluştuğunu ve birbirini beslediğini anlatan bir kavramdır. Demek ki sosyal dünyanın müzakere edilmiş bir dünya olduğunu söylemek aynı zamanda sosyal dünyanın karşılıklı bir dünya olduğunu söylemek demektir. Bu karşılıklılık hem sembollerin karşılıklılığı hem sembolik düzenliliğin karşılıklılığı hem de bu sembollerin ilettiği anlamların eylemlerdeki karşılıklılığı olarak kendini gösterir. Sosyal dünyanın müzakere edilmiş bir gerçeklik olması aynı zamanda ontolojik bir varsayım olmasıdır. Eğer böyle düşünüyorsanız buna eşlik eden epistemolojik kabulde var demektir. Yani sosyoloji, sosyal dünyanın bilgisiyse o zaman bu bilgi nasıl bir bilgi olmalıdır? Schutz bu noktada, gündelik hayat gerçekliği “par excellence” yani “en üst gerçeklik” diyerek gündelik hayat gerçekliğinden daha büyük daha üst bir gerçeklik biçimi olmadığını ve gündelik hayatın gerçekliğin ta kendisi olduğunu söylemiştir. Schutz, içinde yaşadığımız gündelik hayat gerçekliği dışında bizim kaçabileceğimiz bir gerçeklik biçiminin olmadığını ama gündelik hayat gerçekliğinin geçici bir süre kitap okuyarak, film izleyerek kendimizi askıya alabileceğimizi de belirtiyor.

O halde Schutz’ un geliştirdiği fenomenolojik çerçevedeki amaç, herhangi bir sosyal durumu o sosyal durumun içinde olanlar gibi görmeye çalışmak ve hem kendi tutumunu hem de sosyal nesneleri “paranteze almaktır”. Buradaki fenomenolojik parantez, Schutz’ un deyimiyle, önce o sosyal duruma ilişkin kendi öznel tutumunu, yargılarını paranteze al… İkincisi sosyal bilimler içindeki oluşturulmuş kavramları da paranteze al… Yani bir saha çalışmasında bir alanı kavramaya gittiğinde kendi kavramlarından kendi kelimelerinden vazgeç demektedir.

KAYNAKÇA:

  • KILIÇ, N. (2012). “Toplumsal İlişkiler Alanı Olarak Âlem Üzerine Schutzcu Bir Çözümleme”, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, cilt: 13, sayı: 4, sayfa: 139-150.
Yorum Yap

Yazar Hakkında

Ege Üniversitesi Sosyoloji Lisans Öğrencisi.

Yorum yap

Yorumlar (1)

  1. harika bir yazı olmuş.gerçekten tebrik ederim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir