1. Ana Sayfa
  2. Akademik Çalışmalar
  3. Almanya’da Yaşayan Türkler’in Aile-İçi Eğitim Bağlamında Çokkültürlülüğe Bakışı

Almanya’da Yaşayan Türkler’in Aile-İçi Eğitim Bağlamında Çokkültürlülüğe Bakışı

Göç ve çok kültürlülük olgusu hakkında akademik bir çalışma

ÖZET

30 Ekim 1961 tarihinde Alman ve Türk Hükümetleri arasında imzalanan “Türk İşçilerinin Almanya Federal Cumhuriyetine Gönderilmesine Dair Anlaşma” çerçevesinde “misafir işçi” statüsü ile bu ülkeye gitmeye başlayan Türk vatandaşları, zamanla misafir işçi statüsünden çıkarak bulundukları ülkede kalıcı olarak yaşamaya başlamışlardır. 1961 yılında Almanya’da bulunan Türk göçmen sayısı 6.800 iken, bu sayı 1971 yılında 652.000’e yükselmiş, 1981 yılında 1.546.000 olurken, 1991 yılında ise bu sayı 1.780.000’e ulaşmıştır (http://de.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrken_in_Deutschland). Türklerin misafir işçi konumundan çıkarak kalıcı olarak Almanya’da yaşamaya başlamaları eğitim alanında düzenlemeleri de beraberinde getirmiştir. Bu eğitim alanındaki politikalar yalnızca bireyin göç ettiği ülkedeki eğitim sistemindeki entegrasyon sürecini beraberinde getirmeyerek asimilasyonu da mümkün kılmaktadır. Tüm bunların etkisiyle en büyük rol ailelerindir. Okuldaki ve çevredeki süreçte bireyin toplumsallaşmasının yanı sıra ailenin de tutumları önemli rol oynamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Çok kültürlülük, entegrasyon, asimilasyon

ABSTRACT

Within the framework of the “Agreement on the Dispatch of Turkish Workers to the Federal Republic of Germany” signed between the German and Turkish  Governments on October 30, 1961, Turkish citizens, who started to go to this country with the status of “guest worker”, started to live permanently in the country they live in. While the number of Turkish immigrants in Germany in 1961 was 6,800, this number increased to 652,000 in 1971, while it became 1,546,000 in 1981, this number reached 1,780,000 in 1991 (http://de.wikipedia.org/ wiki / T% C3 bcrken_in_deutschland%). The fact that the Turks started to live in Germany permanently after leaving the position of guest workers brought with it regulations in the field of education. Policies in this field of education enable assimilation by not only bringing the integration process in the education system of the country where the individual migrates. With the effect of all these, the biggest role is with the families. In addition to the socialization of the individual in the process at school and in the environment, the attitudes of the family also play an important role.

Keywords: Multiculturalism, integration, assimilation

GİRİŞ

 Günümüzde dünya da Türkiye’den sonra en fazla Türk vatandaşının olduğu ülke Almanya’dır. Göçmenlerin çoğunu sırayla Türkler, Sovyetler birliği ülkeleri ve Yugoslavya’dan gelenler oluşturmaktadır. 1960lı yıllardan beri Almanya’ya işçi olarak gelen ve her gün geri dönüş hesabı yapan Türk işçiler; artık alman hayat tarzına dolaylı da olsa alışan, Alman komşularıyla ailevi ilişkilerini güçlendiren, ticari, iktisadi, sosyal, kültürel, ve hatta dini bağlarla bağlandığı Almanya’dan geriye dönmeyi düşünmemektedir. Böyle bir ortamda Türk çocukları Alman okullarında eğitim görmekte ve geleceklerini de Almanya şartlarına göre kurgulamaktadırlar. Almanya şartlarına göre kurguladıkları hayatlarındaki toplumsallaşma ve kimlik oluşumu süreçlerinde ebeveynlerin aile içindeki çok kültürlülüğe bakışları ve Almanya’daki olanakları olumlu veya olumsuz değerlendirmeleri ve bu yönde çocukları için yapmış oldukları faaliyetleri birincil derecede önem taşımaktadır.

Günümüz Almanya’sında dört kuşak Türkleri bir arada görmek mümkündür. Bunlardan Almanya’ya ilk gelen birinci kuşak, 1960’lı yıllarda Türkiye’deki işsizlik sorununa bağlı olarak iş bulmak ve daha iyi kazanç aramak amacıyla farklı bir kültürel yapıya göç eden Türklerden oluşmaktadır. İkinci kuşak, çalışmak amacıyla Avrupa ülkelerine giden Türklerin çocuklarından oluşmaktadır. Üçüncü kuşağı ise, birinci kuşak Türklerin torunları oluşturmakta, ayrıca yurt dışında doğmuş büyümüş, sosyalleşmesini, eğitim-öğretim hayatını, yaşamlarını o ülkede devam ettirecekleri düşünülen gençler teşkil etmektedir.

1.ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK

Çok kültürlülük, belirli sınırlar içinde (bir kent, bölge veya ülkede) yaşayan kültürel farklılıkların (kimlik, aidiyet ve değerleri) birlikteliğini tanımlar. Çok kültürlülüğün öncelikli ve temel üretim alanı, farklı yaşamsal formların ortaklaştığı fiziksel, duyuşsal ve kinestetik ortamdır. Elbette ki fiziksel alanları aşan ilişkisel mekânlarda da (sanal, sanatsal ve inançsal mekânlar gibi) Çok kültürlülük pratikleri vardır ve hızla artmaktadır. Çok kültürlülük kavramı, ilk olarak 1957’de İsviçre’de kullanılsa da, 1960’ların sonunda ortak anlamını Kanada’da buldu. Kavram hızlı bir şekilde diğer Anglosakson (İngilizce konuşan) ülkelere yayıldı ve buralarda tartışılmaya başlandı (Sengstock, 2009: 239).Kavram olarak çok kültürlülük, tarihsel ve sosyolojik bir olguya işaret etmektedir Çok kültürcülük ise bu olgusallık üzerine felsefi- politik tavır almaya verilen isimdir(BALI,2005:136).

Çok kültürlülük deyimi görece yeni bir kavram olmakla beraber çok kültürlülük durumu hiç de yeni değildir. Çeşitli kültürlerin aynı zamanda yan yana birlikte var olduklarını gösterir. Tarihin hiçbir döneminde kültürler birbirleriyle tamamen ilişkisiz, tümüyle içine kapalı olmamışlardır. İnsanlık tarihi, sürekli bir etkileşim ve mübadele sürecidir; ayrı grupların birbirleriyle temasa geçtikleri, çarpıştığı, birbirlerinden borç aldığı, birbirlerini değiştirdiği ve kendi içlerinde değiştikleri bir sürecin tarihidir. Bu süreçte toplumlar arasında dostluk, düşmanlık veya bunların ortasında melez durumlar oluşmuştur.

2.ENTEGRASYON VE ASİMİLASYON

Göçmen işçilerin göç ettikleri ülkenin toplumsal yaşayışına, kurallarına uyum sağlaması anlamında kullanılan ‘entegrasyon’ kelimesi, ‘asimilasyon’ kavramıyla ilişkilendirilmesine rağmen, gerçekte kendi varlığını koruyarak çoğulcu bir toplum deneyimine başarıyla katılmak demektir. Ancak, entegrasyon insani ilişkiler alanında her iki tarafın anlayış, iyi niyet ve sorumluluk çerçevesinde yaklaşımlar geliştirmeleri beklenen bir süreçtir. Entegrasyonun en temel koşulu, bir grup veya toplumun kendi özelliklerini koruyarak çok kültürlü bir toplumda diğer kültürlerle birlikte o yapının işleyişine katılmasıdır. Bireylerin entegrasyonu uyumu gerçekleştirebilmeleri için aile de öğrendikleri, içselleştirdikleri tutumlar ve o toplumda karşılaştıkları eğitim alanındaki tutumlar önemlidir. Birey eğer entegrasyon politikası yerine eğitimde asimilasyona uğramış olursa bu hoşgörü politikası ve çok kültürlüğe uyan bir şey olmamaktadır.

Bu araştırmanın amacı ve önemi, Almanya’daki Türklerin aile-içi eğitimi ve okuldaki eğitim olanaklarını çok kültürlülük bağlamında nasıl değerlendirdiğini analiz ederek, buna bağlı olarak çocuklarının çok kültürlülük olgusunun ve toplumsallaşma sürecindeki öneminden dolayı diğer araştırmalara önayak olabilmek adına yapılmış bir başlangıç araştırması olmasıdır. Toplumsallaşma sürecinde ailenin rolünün büyük olmasından dolayı önce ailenin buna yönelik faaliyetlerini ve düşüncelerini değerlendirmek adına büyük önem taşımaktadır. Çocukların içselleştirdiği faaliyetlerin tümü aileden başladığı için ailenin çok kültürlü yapıda çocuklarının Türk kültürünü yaşamaları adına yapmış oldukları faaliyetler büyük önem taşımaktadır. Araştırmamızda ailelerin hem çok kültürlü toplumdaki olumlu ve olumsuz özellikleri analiz edip hem de ailelerin bu konudaki davranışlarını ortaya koyacağız.

Literatüre de bu konu ile ilgili araştırmalar Almanya da ki Türklerin eğitim, dil, asimilasyon, ayrımcılık, dini ve kültürel yaşam bağlamında farklılaşmakla beraber Almanya’nın tüm bunlara karşı nasıl politikalar gerçekleştirdiği,  bu politikaların işlevi gibi birçok yönlü ele alınmıştır. Araştırmaların bazılarının sonuçlarını genel olarak özetleyecek olursak; Almanya’daki dil güçlüğünün yanı sıra din ayrılığı da önem taşımaktadır. Burada sözü edilen din; terbiyenin kültürel yapının ve kimliğin tanımlanması ile özdeşleşmiştir. Ekonomik yönünü doyuran işçiler, manevi açlığını camileri kültürlerin devamındaki bir yer olarak görmekte ve manevi boşluğunu doldurup kendi aralarındaki yeni ortak bir değer oluşumda etkili olmuştur. Dil konusunda ise 2016 yılından itibaren Almanya’daki Türkler için dil probleminin ortadan kalktığı asıl sorunun Türkçenin unutulmaması ve öğretilmesi gerektiği gerçeği ortaya çıkmıştır. Çok kültürlülüğün bireyin kişisel gelişimi ile yakından alakalı olduğu bireyin hem okul hem de sosyal hayatını yakından etkilediği bilinmektedir.(Cırık,2008) Türk çocukların eğitimdeki başarısızlıklarının sebebinin göçmen ailesinin kendine özgü özelliklerinin ve alman eğitim sistemindeki kurumsal ayrımcılık uygulamaların bir kombinasyonu olduğu düşünülmektedir. Sosyalizasyon ve aidiyet unsuru olarak din görülmektedir. Bununla beraber Almanya’da yaşayan Türkler için din, genel ve yaygı bir kitle için folklorik ve geleneksel özellikler içinde kimlikle bütünleşmiş ve onu tamamlayan bir unsur özelliği taşımaya devam etmektedir. Almanya’da yaşayan Türklerin genel problemleri ise; Almanca Türkçe yetersizliği, Alman eğitim sisteminin yapısı, mesleki yeterlilik eksiği ve işsizliktir.

YÖNTEM

1.Araştırma Evreni ve Örneklemi

Bu araştırmanın evrenini Almanya’da yaşayan Türkler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise Almanya’nın Bavyera Eyaletindeki Münih şehrinde yaşayan Zonguldaklılara ulaşabilmek için amaçlı örnekleme yöntemlerinden kartopu ve kolayda örneklem kullanılmıştır. Oradaki bir Zonguldaklıya ulaşılarak diğerlerinin varlığına da ulaşılabilmiştir. Görüşme 5 kadın ve 5 erkek olmak üzere 10 kişiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma etiği gereği katılımcıların isimleri kullanılmamıştır. Bu nedenle katılımcılar “A”, “B”, “C”, “D”, “E”, “F”, “G’’,’’H’’,’’I’’,’’İ’’ kodlarıyla isimlendirilmiştir. Katılımcıların özellikleri Tablo 1’de verilmiştir.

Tablo1

Katılımcının adıCinsiyetiYaşı MesleğiÇocuk sayısı
‘’A’’Kadın50Ev Hanımı6
‘’B’’Kadın58Ev Hanımı3
‘’C’’Erkek45Psikolog3
‘’D’’Erkek43Cami Hocası3
‘’E’’Kadın36İşçi2
‘’F’’Erkek40Kimya mühendisi2
‘’G’’Kadın32Öğretmen2
‘’H’’Kadın35Ev hanımı4
‘’I’’Erkek47Memur3
‘’İ’’Erkek35Memur2

2.Araştırma Yöntemi

Araştırmanın verileri nitel bir teknik olan yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme ile katılımcılara 2 soru yöneltilmiş ve bu sorulara verilen cevaplar kendi içlerinde 4 kategoriye ayrılarak açıklanmıştır.

BULGULAR

Bu kısımda katılımcılara 2 soru yöneltilmiş olup verilen cevaplara göre kategorize edilmiştir. Buradan katılımcıların çocuklarının çok kültürlü bir ortamda büyümelerinin olumlu veya olumsuz nitelikleri belirleyen unsurların neler olduğuna bakılarak ve Türk kültürünü korumak ve çocuklarına devam ettirmek adına yapmış oldukları faaliyetlerin ne şekilde gerçekleştiğini ortaya koyarak analiz edilmiştir.

1.Katılımcıların Çok kültürlülüğe Yaklaşımı

1.1  Olumlu

Tablo2

‘Disiplini ve düzenli bir şekilde büyümeleri’(Katılımcı G, 32)

 

‘Almanların disiplini seviyorum’(Katılımcı B, 58)

 

         Tablo2 deki yanıtlarda; katılımcıların söylemlerinden Almanlardaki olumlu yani sevdikleri özellik olarak disiplinli olmaları onlar için bir artı oluşturduğuna işaret etmektedir. Kuralcı ve disiplinli olmak Almanların olumlu özellikleri arasında olduğunu belirtirken bunun onların kültürüne ait bir özellik olduğunu Türklerde bulunmadığına ilişkin söylemlere de rastlanmıştır.

Tablo3

Buradaki eğitim düzeyi daha yüksek, dünyaya daha açık, buranın pasaportu dünyanın her yerinde geçerli olduğu için eğitimle birlikte iş imkanları da artıyor.(Katılımcı C, 45)

 

‘Buradaki okullar sayesinde tabancı dili anadili gibi öğrenebiliyor’(Katılımcı E,36)

 

Tablo3 deki yanıtlarda; katılımcıların söylemlerinden disiplinli olma özelliğinin yanı sıra eğitiminin daha iyi olması ve yeni bir dil öğrenmeleri olumlu nitelik taşımaktadır. Yani çocukları hem disiplinli hem de iyi bir eğitim açısından böyle bir kültürde yetişmelerine olumlu bakılmaktadır. Çünkü Türkiye de okuyan eğitim alan bireylerin yurtdışına gittikleri zaman geçerli bir diplomaları olmaları için belirli koşullar gerekirken Almanya eğitim sistemi tüm dünyada kabul gören diplomalara sahip özelliğiyle ailelere bu konuda çekici gelmektedir. Dünyaya açık bir yer olmasının olumlu yanı yalnızca eğitimle sınırlı tutulmayıp katılımcılar çocuklarının gezip yeni yerler görmesinin keşfetmesinin burada çok daha kolay olduğunu ve bu fırsatların değerlendirilmesi gerektiğini düşünmektedirler.

1.2 Olumsuz

Tablo4

Almanlar kültürlerini aşılamaya çocukların anaokulu döneminden itibaren başlıyorlar.’(Katılımcı A, 50)

 

‘Eğer aileler bilinçli olmazsa çocuk kültürümüzden çok uzak bir şekilde yetişebiliyor. Türkçeyi çok iyi bilmiyor. Bu durum tamamen ailenin kültür ve dini düzeyiyle alakalıdır.’(Katılımcı C ,45)

 

‘Almanların tüm kültür özelliklerini almaları olumsuz özellik çünkü onlarda mesela 18 yaşında saygı çerçevesinde aile birliği bitiyor bu durumdan olumsuz etkileniliyor’(Katılımcı E, 36)

 

‘Biz ne kadar uğraşsak ta çocuğumuz ister istemez Türk kültüründen uzaklaşıyor çünkü almanlar kendi kültürlerini aşılıyor.’(Katılımcı F, 40)

 

‘İslamiyette olmayan adetlere çocukların özendirilmesi olumsuz bir özelliktir’(Katılımcı I, 47)

 

‘Olumlu özellik çok az olup olumsuz özellik çok daha fazladır. Çocukların kendi dininden kültüründen habersiz yetişip alman kültürünü yaşamaları ve benimsemeleri söz konusudur. Bu da dini açıda çocuklar için kötü bir durumdur. ’(Katılımcı D. 43)

 

Tablo4 deki yanıtlara göre; Katılımcıların çocukların çok kültürlü bir ortamda alman kültüründe yetişmelerinin olumsuz özellik olarak gördükleri en genel tanım kültürden uzak bir eğitimden geçmeleri ve Almanların çocuklara kendi kültürünü benimsetmeye çalıştıkları ve eğer aileler bilinçli olmazsa ve ekstra bir çaba sarf etmezse çocuklar hem dini hayattan hem de Türk kültüründen yoksun yaşam sürecekleridir. Burada ailelerin verdikleri yanıtlara göre Almanların eğitim politikaları orada bireylerin topluma entegre olmalarına yönelik olmasından yana olmamakla birlikte asimilasyona yönelik bir tutum içinde olduklarıdır. Bazılarına göre almanlar Türk bayramlarına karşı saygılı olsa da hem dini farklılık hem de dilin farklı olması iki kültür arasında yine bir boşluk oluşturmakta ve bunun ortadan kaldırılması içinde Almanların politikaları aynı potada eritilmek üzerinden algılanmaktadır. Çoğu katılımcı aile çocuklarının asimilasyona uğramalarından ve kendi kültürlerinden uzaklaşmalarından çekinmektedirler.

 2.Türk Kültürünü Yaşatmak Adına Yapılan Faaliyetler

Tablo5

‘Hepsini yaşatmaya çalışıyoruz. Mesela cumhuriyet bayramları, dini bayramlar, oruç tutmayı, büyüğe küçüğe saygılı olmasını. Yani oradaki Türk ailesi nasıl eğitim veriyorsa bizde bunları yapıyoruz.’ (Katılımcı B, 58)

 

‘Evde sürekli aile oturumları yapıp bu olumsuz ve olumlu şeyleri çocuklarımızla konuşuyoruz. Anne baba olarak onlarla sadece Türkçe konuşmaya çalışıyoruz bu şekilde kendi örf ve adetlerimize özen gösterip geldiğimiz yeri unutmamaya ve unutturmamaya çalışıyoruz.’(Katılımcı I, 47)

 

‘Bayramları kutluyoruz, akraba ziyaretleri yapıyoruz ve Türk aile dostlarımıza gidip geliyoruz.’(Katılımcı H, 35)

 

         Tablo5 deki yanıtlara göre; Katılımcıların görüşlerine göre Türk kültürünü devam ettirmek için çocuklarıyla yapmış oldukları faaliyetler; akraba ziyaretleri, hem dini hem milli bayramları kutlamak, Türkçe konuşmak büyük önem taşımaktadır. Onlar için kültürün devamlılığı konuşulan dile, Türk akrabalara ve arkadaşlara, Türk gelenek göreneklerine bağlıdır. Buna göre hareket etmeleri çocuklarında bunu devam ettirebilmesi açısından onlar için önem taşımakta ve çocuklarının alman değil Türk kültürünü benimsemelerini istemektedirler. Ailelerin bakış açısına göre  çocuklar tüm bu gelenek görenekler içerisinde hem kendi kültürlerini deva ettireceklerdir hem de eğitim ve disiplin gibi olumlu yönlerinden faydalanabileceklerdir. Fakat bu her zaman bu kadar keskin bir şekilde ayrılmamakta çocuklar kimlik oluşum süreçlerinde tüm bunların etkisinde kalarak buna göre bir kimlik yapısı oluşturmakta ve toplumsallaşmaktadır.

Tablo6

‘Benim çocuklarım evde hep Türkçe konuşuyor. Ama bazı aileler evde Almanca konuşuyorlar. Çocuklarım hep camiye gittikleri için Türk kültüründen uzak yetişmediler’ (Katılımcı A, 50)

 

‘Türk yemekleri yapılıyor, Türk kanalları izleniyor, Türkçe konuşuluyor. Bunun dışında dini dernekler var. Dini kuruluşlar ön plana çıkıyor, bir şehirde 6-7 cami var. Türk spor kulüpleri var. Dini kuruluşlarda sadece 5 vakit namaz öğretilmiyor aynı zamanda Türklerin kültürel yaşantısına uygun ortam oluşuyor’( Katılımcı C, 45)

 

‘Derneklerimizde Türk dersleri var kültür eğitimi olarak elimizden geleni yapıyoruz’(Katılımcı E, 36)

 

 ‘Camilerde Türk kültürünü anlatıyorlar ayrıca evde Türkçe konuşuyoruz ve bayramları kutluyoruz.’(Katılımcı İ, 35)

 

‘Cami dernekleri hem dinlerini hem kültürlerini hem de tarihlerini öğreniyorlar. Eğer bu dernekler olmasa çocuklarımızın Hıristiyanlaşıp Almanlaşmasının önüne geçmek çok zor olur. Okullardaki Türkçe dersleri yeterli olmadığı için bu açığı çocukları camilerde kapatıyorlar’.(Katılımcı D, 43)

 

 

Tablo 6 da ki yanıtlara göre; Katılımcılar Türkçe konuşmak, aile ziyaretleri, bayramlar gibi faaliyetlerin yanı sıra okullardaki Türkçe derslerinin yetersiz olması ve Türk çocukları ile bir araya gelebilecekleri aynı zamanda kendi kültürel yaşantılarını deneyimleyebilecekleri camilere çocuklarını göndermektedirler. Böylelikle kendi kültürlerinden bir parça olan camilerde çocukları hem Türkçe konuşacak hem de dini eğitimini alacaktır. Almanların dinine ya da kültürüne uzak olup Türk kültürünü benimseyecek ve yaşantısını buna göre devam ettirecektir.

Ailelerin kültürel yaşantı anlayışı dini yaşantıyla örtüşmektedir. Camiler yalnızca ibadethane olarak görülmemekte aynı zamanda Türklerin bir araya gelip kendi kültürlerini yaşattıkları , çocuklarına öğrettikleri ve birlik oldukları yerler olarak görülmektedir. Cami faaliyetleri sadece namaz öğretmekle sınırlı olmayıp hem tarih derslerini hem Türkçe derslerini öğrencilerine göstererek alman eğitim politikasındaki Türk eğitiminin eksiğini de tamamlama görevi görmektedir. Çünkü aileler okuldaki eğitimin az olduğunun farkında olup bunu bir şekilde tamamlayamaya çalışma çabası içerisine girmektedir. Bunu kimi zaman kendi aile içi faaliyetlerinde yapmaya çalışsalar bile aile dışındaki eğitimin öneminin de farkındadırlar. Çocuklarının camiye gitmesi ve Türk çocukları ile birlikte vakit geçirerek kendi anadillerini konuşması onlar için bu yüzden önem taşımaktadır. Türkler için camiler kültürlerinin devamı için büyük önem taşımaktadır.

SONUÇ

Çok kültürlü yapı gerçeğinde entegrasyon sonucunda her milletin kendi özellikleri ve farklılıklarına kültürlerine saygı duyarak oluşması beklenirken çoğu zaman bu şekilde inşa edilmemektedir. Hatta asimilasyon çabaları ile sonuçlanmaktadır. Türklerin kendi kültürlerini devam ettirmek istemeleri asimile olmama çabaları Müslümanların kendi dünyalarına fazlasıyla yönelişine sebep olmaktadır. Camiler, kültürün yayılması görevini üstlenirken toplumsallaşma sürecindeki bireyler için iki sert grup oluşmaktadır. Hem Türk kültürü, hem de alman kültürü. Bir taraftan Müslümanlığın yoğun bir biçimde var olduğu camilerde çocuklar varlığını devam ettirmeye çalışırken diğer taraftan Müslüman ve Türk karşıtı okullarda eğitim görmektedirler. Yasal olarak Almanya’da böyle bir dışlama söz konusu olmasa bile pratikte ırkçılık varlığını devam ettirmektedir. Bir tarafta ailenin kültürün devamı için yapmış olduğu faaliyetler, bir taraftan Alman eğitim sistemi ve kuralları ile büyüme, diğer taraftan da her ne kadar Türk kültürünü yaşamaya çalışsan da hayatını alman kuralları ile şekillendiriyor olmaları çocuklarda büyük kimlik bunalımlarına yol açmaktadır. Türkçe konuşmaya çalışırken arada Almanca kelimeyi kullanmaları buna bir örnektir. İster istemez her iki tarafa da hakim olma çabası içerisine girerken aslında ikisine de tam anlamıyla yaşayamamaktadırlar.

Tüm bunların olması aslında ailenin Türk kültürüne karşı tutumu hatta çok kültürlülüğe bakışı ile çok yakından ilgilidir. Aile eğer Müslüman ise alman kültürünü otomatik olarak karşıt grup olarak algılayacaktır. Çocuklarının alman kültüründen etkilenmemesi için elinden geleni yaparken aynı zamanda ona karşı çocuğunun da zıt duygular içerisine girmesine de yol açacaktır. Bu da çocuğun okulda arkadaşlarını ötekiler olarak görmesine ve uyumu sağlayamamasına zaman zaman neden olacaktır. İkili bir yapı içerisinde kendisine bir yer bulmaya ve kimlik arayışın da olan çocuk birçok farklı yönlendirmelerle bunu gerçekleştirecektir. Bu yüzden ailelerin bu yöndeki bakış açıları büyük önem taşımaktadır.

Eğer aileler çocuklarını bu konuda yalnızca kendi yetiştirildiği tarzda karşıtlık içinde dışlanmışlık politikasıyla büyütürse çocuklar da otomatik olarak alman toplumunda kendini bu şekilde konumlandıracaktır. Bu yüzden ailenin izleyeceği yol ilk başlangıçta çok önem taşımaktadır. Çok kültürlü bir toplum beraberinde çok kültürcü bir toplumu getirmemektedir. Bunu sağlayacak olan şey hem çok kültürlü yapıya sahip olan devletin politikaları hem de o toplumdaki farklılıklarla yaşamaya alışacak olan insanlardır. Eğer farklılıklarla yaşayamaya alışıp gruplaşmalar gerçekleştirmezsek çok daha farklı bireyler haline geliriz. Hem kendi yaşantımız hem de çocukların yaşantısı için çok kültürlü yapıya olumlu bir bakış çok önemlidir. Ötekileştirmenin ayrımcılığın olmadığı farklılıklara saygı duyulan bir toplum aynı zamanda toplumsallaşma sürecini sağlıklı bir şekilde geçiren birey ile eş anlama gelmektedir.

KAYNAKÇA

  • Bilgin, B. (1988). Almanya federal cumhuriyetinde türk çocuklarına İslami din dersi program      geliştirme çalışmaları. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi30(1), 143-154.
  • Ceylan, Y. (2016). Çokkültürlülük Avrupa modelleri (Almanya örneği). Journal of International Social Research9(43).
  • KIRMIZI, B. (2016). Göçmen Türklerin Almanya’da yaşadığı sorunların dünü ve bugünü. Littera Turca Journal of Turkish Language and Literature2(3), 145-156.
  • Ergin, D. Y., & Ermağan, B. (2011, April). Çok kültürlülük ve sosyal uyum. In 2nd International Conference on.
  • Güllüpınar, F. (2010). Almanya’da Türk göçmenlerin çocuklarının bölünmüş kaderleri ve eğitimdeki başarısızlıklarının yapısal nedenleri: entegrasyon aşağı mı yukarı mı?.
  • Çelik, C. (2008). Almanya’da Türkler: sürekli yabancılık, kültürel çatışma ve din. Milel Ve Nihal: Inanç, Kültür Ve Mitoloji Araştirmalari Dergisi5(3), 105-142.
  • Aksoy, E. (2010). Almanya’da yaşayan üçüncü kuşak Türk öğrencilerin kimlik algılamaları ve buna bağlı olarak karşılaştıkları ayrımcılık sorunları. Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları (HÜTAD)12(12), 7-38.
  • Perşembe, E. (2009). Almanya’da çokkültürlü yapının ayrıştırılan unsuru olarak müslümanlar ve entegrasyon deneyimleri. Milel ve Nihal6(2), 233-263.
  • Özdemır, S. M., Benzer, H., & Akbaş, O. (2009). Almanya’da yaşayan 15-19 yaş türk gençlerinin eğitim sorunlarına ilişkin bir inceleme (Kuzey Ren Vestfalya Örneği). Journal of Kirsehir Education Faculty10(1).
  • PEKTAŞ, D., & DEMİRCİOĞLU, H. (2017). Almanya’da yaşayan Türk kökenli annelerin ebeveynlik tutumları. Journal of International Social Research10(54).
  • Canatan, K. (2009). Avrupa toplumlarında çokkültürcülük: sosyolojik bir yaklaşım. Journal of International Social Research1(6).
  • Yilmaz, M. Y. (2014). İki dillilik olgusu ve Almanya’daki Türklerin iki dilli eğitim sorunu. Electronic Turkish Studies9(3).
  • Güllü, İ. (2015). Yeni çocuk sosyolojisi bağlamında Almanya’daki göçmen türk çocuklarının dini toplumsallaşması. Sosyoloji Divanı Dergisi3(6), 83-102.
  • Yağbasan, M. (2009). Kültürlerarası iletişim ve diyalogun Almanya özelinde analizi özet. e-Journal of New World Sciences Academy4(1), 4C0006.
Yorum Yap

Yazar Hakkında

Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Öğrencisi, Aile Danışmanı, Yemek Sosyoloğu

Yorum yap