Askeri ve Siyasi Bir Elit Olarak Mustafa Kemal Atatürk

Bu yayın, Elit Teorisi bağlamında M. Kemal Atatürk'ün hem askeri hem de siyasi liderliğini konu edinir. Bu konu çerçevesinde M. Kemal Atatürk'ün hem askeri hem de siyasi liderliği döneminde Türkiye toplumuna olan etkisi "Elit Teorisi" bağlamında incelenmiştir.

siyasi elit ataturk

1.GİRİŞ

Tarih boyunca insanların topluluk kurmaları ve bunu organize bir şekilde örgütlemeleri daima problem olmuştur. Temelde bir yönetim sorunsalı çerçevesinde ortaya çıkan “Elit Teorisi” aynı zamanda eşitsizlik çalışmaları içerisinde de kendine yer bulmaktadır.

Mutlu Arslan (2015)’a göre, elit çalışmaları “iktidar, egemenlik ve yönetim” sorunsalı çerçevesinde biçimlenmişken; D. Ali Arslan (2016: 270)’a göre ise, elit çalışmaları, ağırlıklı olarak toplumsal eşitsizliklerden yola çıkarak, elit-halk ikiliğini çözümlememize yardımcı olur. Bir başka ifadeyle, elit teorisi görünürde sınıf çatışmasını sorun haline getirirken aynı zamanda yöneten ve yöneten arasındaki ilişkilere odaklanarak toplumdaki eşitsizlikleri de görmemize imkân sunar. Kısacası D. A. Arslan için güç ilişkilerindeki dağılıma bakmak için elit teorileri kullanılır ve bununla sadece iktidar çözümlemesi yapılmaz, aynı zamanda eşitsizlik çözümlemesi de yapılır. Yani bütüncül bir perspektif söz konusudur.

A. Arslan (2016)’a göre, sosyopolitik alandaki güç ilişkilerini çözümlemek için iki kuramsal perspektif vardır. Bunlardan ilki sınıf teorisi; ikincisi ise, elit teorisidir. Daha çok Marksist yaklaşıma vurgu yapan sınıf teorisi, ekonomik temelli çözümlemeye ağırlık verir. Elit teorisi ise, elit-halk ikiliğini çözümler.

Mutlu Arslan’a göre, elit teorisi 19. Yüzyılın sonunda Marksist sınıf teorisine karşı anti tez olarak geliştirilmiştir. Bu anlamda elit teorisinin temsilcileri olan Vilfredo Pareto, Gaetano Mosca ve Robert Michels gibi isimlerin aynı dönemde, aynı sorunlar üzerine ve aynı perspektif ile Marksist eleştiri yapmaları tesadüf değildir (Arslan, 2015: 77).

Bottomore (1997: 20-22)’ye göre, elit teorisi, Marksist sınıf çatışması kuramına karşı olarak geliştirilmiş, bununla birlikte toplumsal yapıdaki eşitsizlikleri sınıfsal olmayan ayrışma biçimlerini de göstermek için inşa edilmiştir. Bu anlamda elit teorisinin sınıf teorisinden daha bütüncül ve kapsayıcı olduğu iddia edilebilir. Fakat buna rağmen elit teorisi iktidar, yönetim, egemenlik ve eşitsizlik çalışmalarında aktif olamamıştır. Elit teorisinin açmazlar, şanssızlıkları ve sınıf teorisinin toplumsal karşılığının daha nüfuzlu olması bahsi geçen teorinin popüler olamamasına neden olmuştur (Arslan, 2016: 270). Örneğin her iki teorinin ortaya çıktığı tarihsel koşullar göz önünde bulundurulduğunda “sosyalizm ve komünizm” fikrinin kitleler üzerinde ikna edici ve harekete geçirici gücünün daha aşikâr olduğu gözlenmiştir. Mutlu Arslan (2015: 78) için elit teorisinin ortaya çıkışı bu kitlelere duyulan korkunun yansımasıdır. Amaç kitleleri kontrol altına alabilmek ve “elit yönetimin” çıkarları içinde denetimi sağlamaktır. Ancak bunun genel-geçer olduğunu söylemek doğru değildir. Çünkü elitler toplumsal kriz dönemlerinde ortaya çıkıp toplumun bekası için yönetimi ele geçirebilir. Bu anlamda konumuz dâhilinde problem edilen Mustafa Kemal Atatürk’ün elit yönü, korkudan ötürü kitleleri yönetmekten ve denetlemekten ziyade toplumun ve devletin bekası için yönetimde söz sahibi olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.  

1.1.Araştırmanın Konusu ve Problemi

Bu araştırmanın konusu, hem bir siyasi elit hem de bir askeri elit olarak M. K. Atatürk’ün liderliği ve yaptığı faaliyetlerdir. Bu bağlamda Atatürk’ün askeri ve siyasi liderliği dönemindeki gücü, kontrolü ve bunun topluma olan etkisi problem haline getirilerek “elit teori” perspektifinde kritize edilmiştir.

1.2.Araştırmanın Amacı

Bu çalışmada Mustafa Kemal Atatürk’ün hem askeri hem de siyasi yönü “elit teorisi” kapsamında çözümlenmesi amaçlanmıştır. Bunun için bazı araştırma soruları ortaya atılmıştır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:

  • Türkiye’nin iktidar seçkinlerinde “askeri ve siyasi” elitlerin rolü nedir?
  • Hem bir askeri hem de bir siyasi elit olarak M. K. Atatürk’ün öne çıkan özellikleri ve bu “elit” liderliğinin görünümleri nelerdir?
  • Türkiye’nin modernleşmesinde “Atatürk devrimleri” elit teori perspektifinden nasıl değerlendirilebilir?

1.3.Araştırmanın Önemi

Arslan’a göre, Türkiye’nin iktidar seçkinleri tarihi Osmanlı’nın yönetim biçiminde etkin rol oynayan “Devşirme Sistemi”ne dayanır (Arslan, 2021: 110). Bir başka ifadeyle, Arslan “Türk İktidar Seçkinleri”nin tarihini Osmanlı’dan başlatır.

Çok uluslu bir uygarlık olan Osmanlı’nın yönetici kadro veya yönetici elitleri “devşirme sistemi” ile biçimlenmektedir. Bu sisteme göre, devletin en üst kademelerine Balkan ülkelerinden devşirilen yetenekli, eğitimli bireyler seçilir. Hristiyan tebaa yönetim kadrosunda en kritik gücü ellerinde tutarken, Müslüman ve diğer tebaa tarım ve ticaretle uğraşmaktadır. Daha sonra 1911-12 yıllarında Balkan Savaşları’nın kaybedilmesi Osmanlı’nın çöküşünde en kritik viraj olmuştur. Ayrıca bu dönemde Fransız Devrimi’nin etkileri çeviri metinler ve gizli toplantılar aracılığıyla Osmanlı’nın yeni “Genç” aydınlarının doğmasına vesile olmuştur. Jön Türkler olarak da bilinen bu yeni nesil grup daha sonra İttihat ve Terakki devletin hâkimi olmuş ve önemli kararlar almışlardır. Bunun sonucunda Osmanlı 1914 yılında savaşa girmiş ve bu kriz dönemlerinde M. K. Atatürk gibi hem askeri hem de siyasi elitin doğması tesadüf değildir. Özetle, Arslan (2021: 112)’a göre, Modern Türk Devrimi’ni gerçekleştiren kadro bu konjonktürün ürünüdür. Diğer bir ifadeyle, bu dönemin askerleri sadece harp kazanmamıştır, aynı zamanda Batı eğitimi ile formel veya enformel sosyalleşme imkanı bulmuş ve bununla da saha tecrübelerini birleştirerek modern Türkiye’yi inkılaplarla inşa etmiştir. Dolayısıyla M. K. Atatürk’ün hem askeri hem de siyasi elit olarak Türkiye’nin bu kırılma ve yeni döneminde etkin rol oynamış olması bu çalışmanın önemini ortaya koymaktadır.

2.Elit Kavramı ve İktidar Seçkinleri

Elit kavramının kökeni Latince “eligre” ve “electa” sözcüklerden oluşur. Eligra seçme anlamına gelirken, electa seçilmiş anlamına gelir. Türkçe’ye ise, Fransızca’dan “elit” olarak geçmiştir (Arslan, 2016: 272). 19. Yüzyılda ortaya çıkan elit teorisi ise, Pareto, Mosca ve Mills gibi düşünürler tarafından geliştirilmiştir. Elit teorisinin temellerini atan ve geliştiren Pareto ve Mosca olsa da 1950’li yıllarda bu teoriyi tekrar popüler hale getiren isim C. W. Mills olmuştur. Mills’in Amerikan toplumunu çözümlediği “The Power Elite” eseri 1956 yılında yayımlanmış ve Türkiye’de de yankı bulmuştur.

Anthony Giddens’a göre elit kavramı, toplumsal organizasyon ve kurumların en üst hiyerarşisinde bulunan ve toplumun genelini etkisi altına alabilecek kararları uygulayabilen seçkin kişidir (1991; akt. Arslan, 2016). Pareto içinse elit, her insanın kendi eylemleri ölçeğinde akıl ve kabiliyetleri ile kıyaslandığında diğerlerinden üstün olandır (Pareto, 1935; akt. Arslan, 2015: 80). Özetle elit, “kurumsal iktidara sahip, toplumsal kaynakları kontrol edebilecek konumda olan, karar verme sürecinde doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilen ve karşıtlarına rağmen istek ve amaçlarını gerçekleştirebilen” kişi olarak tanımlanır (Arslan, 2016: 273).

Toplumun ve devletin güzergâhını ve şeklini belirleyen elitlerin kıstasını belirlemede üç parametre vardır: Bunlar iktidar, kontrol ve etkidir (Arslan, 2016: 273). Bu parametrelere göre bir kişinin elit olarak tanımlanabilmesi için, toplumu ve devleti kendi istekleri ve amaçları doğrultusunda kontrol edebilecek, denetleyebilecek ve belirleyebilecek güce sahip olması gerekir. Bunun için de doğrudan veya dolaylı olarak meşru güç kullanma tekelini elinde tutan kişiye elit denir. Elitin gücü atfedilmiş veya kazanılmış statüden kaynaklanabilir. Örneğin bir ekonomi elitinin gücü aileden kalan miras yoluyla atfedilmiş olabilir. Ya da bir elitin gücü içinde bulunulan koşulların ürünü olabilir. Örneğin Mustafa Kemal Atatürk’ün elit olarak gücü Weberyan anlamda “Karizmatik” otoritesinden kaynaklanır. Karizmatik liderlerin en temel özelliği, toplumsal kriz anlarında kişisel özellikleri çerçevesinde toplumun ve devletin çıkarı için inisiyatif alabilmesi ve içinde bulunduğu konjonktürün ekonomik, sosyal ve kültürel sermayelerini kendi amaçları ve istekleri doğrultusunda mobilize edebilmesinde yatar. Mustafa Kemal asker ve komutan olmasının ötesinde bir kontrol ve etkileme gücü kullanarak savaşlardan bitap düşmüş, vatanın kurtarılmasından umudunu kesmiş, yoksullaşmış ve yoksunlaşmış bir insan ve devlet kaynağını örgütlemesi ve milli mücadeleyi başlatması bir elit bireyin özelliğidir.

Toplumlarda toplumsal ve siyasal güçler çok sayıda elit ve elitler arasında dağılmıştır. Arslan (2016: 274)’a göre, her bir elitin farklı nicelik ve nitelikte güçleri vardır. Diğer bir ifadeyle, toplumlarda tek bir elit yoktur ve her bir elitin kendi potansiyel etki ve kontrol gücü farklıdır. Bu bağlamda elitlerin veya seçkinlerin dolaşımını sağlayan şey iktidar seçkinleridir. Mills’in Amerikan toplumu için çözümlediği iktidar seçkinleri içerisinde üç elit grup vardır. Bunlar ekonomi, siyasi ve askeri elitlerdir. Bir başka ifadeyle, Amerikan iktidar seçkinleri bu üç elit grubu arasındaki konsensüs ilişkilerinin çözümlenmesi ile anlaşılabilir. D. A. Arslan da Elit Sosyolojisi çalışmalarını Mills’in çalışmalarından esinlenerek geliştirmiştir. Bu anlamda Arslan için Türkiye’nin iktidar seçkinlerini “Siyasi, Ekonomi, Askeri ve Medya” elit grupları şekillendirmektedir. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’nin iktidar seçkinlerinin konsensüsünü ve dolaşımını bahsi geçen dört elit grup sağlamaktadır. Bu araştırmanın konusu ise, hem bir askeri elit hem de bir siyasi elit olarak M. K. Atatürk’tür.

Bahsi geçen iktidar seçkinleri devletin ve toplumun en kritik mecralarında aktif olarak doğrudan veya dolaylı olarak sosyal, ekonomik, askeri ve siyasi kararları verirler. Kontrol ve etki güçleri salt ekonomik ve politik değil; aynı zamanda toplumsal ve teknoloji ile de iç içedir. Bu anlamda her bir elit grubunun güç kayna-ğı-ları çeşitlilik arz eder. Buna bağlı olarak etkisi ve sonuçları da farklı olacaktır. Örneğin bir ekonomi elitinin sonucu ülkenin ekonomik kalkınmasında bariz etkiye sahip olurken, bir askeri elitin etkisi ve sonucu devletin bekası için daha belirleyici olabilmektedir.

Türk toplumunun iktidar yapısı kendine has özelliklere sahiptir. Bu anlamda Arslan (2021: 105)’a göre, Türk iktidar seçkinlerinin çözümlemesi ne elitist ne de plüralist yaklaşımlarla açıklanabilir.  Yani ne çoğulcu ne de tekilci bir seçkincilik söz konusu değildir. Ancak Arslan’a göre, demo elit yaklaşımı Türkiye’nin iktidar seçkinlerini çözümleyebilmek için kullanışlı olabilir. Bu yaklaşıma göre tek bir elit grubu yoktur. Diğer bir ifadeyle, iktidar seçkinlerinin güç dağılımından pay alan pek çok elit grup vardır. Daha önce bahsedildiği gibi ekonomik, siyasi, askeri ve medya elitinin yanı sıra sendika, bilim, dini, yargı ve kültür alanında mikro elitler söz konusudur. Bunun yanı sıra “dış güçler” olarak tanımlayabileceğimiz uluslararası elit gruplarının etkileri de göz ardı edilemez (Arslan, 2016: 218). Kısacası, Türkiye’nin iktidar seçkinlerinin bu çoğulculuğu ve çeşitliliği doğrudan veya dolaylı olarak toplumun yönetiminde “gölge elitler” olarak kilit roldedir. 

Marx için toplumların tarihi “sınıf mücadelelerinin tarihi”dir. Pareto içinse, tarih seçkinlerin mezardır (Arslan, 2015: 84). Pareto iktidar mücadelesi seçkinlerin dolaşımında yatar. Bu bakış açısına göre halkın, milletin belirleyici konumu sınırlandırılmıştır. İktidar seçkinlerinin dolaşımını Türkiye ölçeğinde düşündüğümüzde istisna bir hal vardır. Normal şartlarda her elit bir diğerinin yerine geçebilmekte iken, Türkiye’nin askeri elitleri ile diğer elitleri arasındaki ilişki tek yönlüdür (Arslan, 2021: 107). Yani askeri elit ile diğer elitler arasındaki dolaşım tek yönlüdür. Örneğin bir ekonomi eliti medya eliti olabilirken, bir medya eliti askeri elit olamamaktadır. Yahut bir askeri elit siyasi elit olabilirken, bir siyasi elit askeri elit olamamaktadır. Örneğin M. K. Atatürk, İsmet İnönü, Kenan Evren gibi askeri elitler aynı zamanda siyasi elitler olarak da görülebilir. Bu anlamda M. K. Atatürk hem bir askeri elit hem de bir siyasi elit olarak bu araştırmaya konu olmuştur.

A. Arslan, diğer elit gruplarının neden askeri elit olamayacağını şu şekilde ifade eder: “Askeriye kurumu medyaya, ekonomiye, siyasete ve diğer toplumsal kurumlara “eleman” verir, fakat alamaz. Çünkü askerlik mesleği uzun yıllar süren bir eğitim ve uzmanlık gerektirir. Sadece bununla da kalmaz askeri elitlerin deneyimleri, karakter özellikleri de toplumsal kurumları yönetme ve insan kaynağını kontrol etme gücü sağlar” (Arslan, 2021: 108). Bir başka ifadeyle, askerlik hem formel hem de enformel “terbiyeden” geçer. Bu anlamda askeri elitler devletin önemli mevkilerinde görev alabilir.

3.Askeri ve Siyasi Elit Olarak Mustafa Kemal Atatürk

Arslan (2021: 117)’a göre, modern Türkiye’nin iktidar seçkinleri içerisinde askeri elitler önemli bir konumdadır. Çünkü modern Türkiye’nin bekasında ve toplumun gelişmesinde askeri elitler önemli roller oynamıştır. Örneğin milli mücadele döneminde M. K. Atatürk, İ. İnönü ve K. Karabekir gibi şahsiyetler Kurtuluş Savaşı’nda toplumu yönlendirmiş ve milli mücadelenin bağımsızlıkla sonuçlanmasına vesile olmuşlardır. Ayrıca Atatürk ve İnönü gibi şahsiyetler sadece askeri elit olarak Türkiye’nin tarihinde rol oynamamış, aynı zamanda modern Türkiye’nin inşasında da önemli misyon benimsemişlerdir. Örneğin Atatürk’ten sonra ikinci “adam” rolünde olan İnönü, hem bir asker hem de bir siyasi elit olarak Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’nda tarafsız kalmasında diplomatik bir başarı elde etmiştir. Kısacası askeri elitler sadece savaş zamanlarında cephede değil, devletin önemli kademelerinde Cumhurbaşkanlığı Başbakanlık vb. gibi bürokratik görevlerde önemli faaliyetlerde bulunmuştur.

Arslan için askeri elitlerin Türk iktidar seçkinleri içinde bu kadar etkin olması ve siyasi elitler olarak da bu elitlerin gücü ve etkisinin sonuç vermesi tesadüf değildir. Çünkü Türkiye’nin Batılılaşma ve modernleşme çabaları Osmanlı’nın son dönemlerinde askeriye de başlamıştır. Bunun yanı sıra İttihatçılar da Jön Türklerin içinden gelen bireyler olması nedeniyle ve bu yeni aydın sınıfının Batı ile olan ilişkisi (özellikle Fransa) eğitim düzeylerinin daha da gelişmesine imkân sağlamıştır. Dolayısıyla hem bir askeri hem de bir siyasi elit olarak Atatürk’ün de İttihatçı olması ve karakteristik özelliklerinin de uygun olması, onun Türkiye’nin yakın tarihinde etkin ve belirleyici olmasına olanak sağlamıştır.

Bir siyasi elit olarak Atatürk ve arkadaşları devletin bekasını ve toplumun geleceğini sadece savaş meydanlarında belirlememiştir. Aynı zamanda başta Atatürk olmak üzere pek çok askeri şahsiyet siyasete atılmış ve yeni Türkiye’nin inşasında toplumun geleceğini belirleyecek kararları verebilme mekanizmalarının başında görev almıştır. Bu yönüyle hem bir siyasi elit hem de bir askeri elit olarak iç içe geçmiş şahsiyetlerden birisi olan M. Kemal Atatürk modern Türkiye’nin inşasında pek çok devrime-inkılaba öncülük etmiştir.

Ahmet Taner Kışlalı’ya göre devrim, Fransa ve Türkiye için aynı anlama gelmemektedir. Fransa’da devrim bir süreç içerisinde ve bir birikimin sonucu olarak meydana gelmiştir. Türkiye’de ise, “geri kalmışlıktan” kurtulmanın bir “aracı” olarak projeye dönüşmüştür (Kışlalı, 2018: 61-62). Dolayısıyla Fransa’daki devrim sonucunda öncü bir sınıf doğmuş (burjuvazi) ve yeni toplumun gelişmesinde ve ilerlemesinde etkin rol oynamıştır. Diğer bir ifadeyle, Batı’da modern toplum kendiliğinden oluşan bir sürecin ürünüdür. Ancak Türkiye’de bu sürecin doğmaması ve toplumsal hayata nüfuz eden bir “sınıfın” da olmaması “devlet eliyle modernlik” olgusunun doğmasına sebebiyet vermiştir. Bununla birlikte de bu devlet eliyle gerçekleştirilecek devrimlerin-inkılapların belirlenmesinde ve uygulanmasında bir elite ihtiyaç duyulmuştur. Ya da bir başka ifadeyle, “geri kalmışlık sendromu” bir elit liderin doğmasına imkân sunmuştur.

4.Modernleşme Olgusu

Modernleşme olgusu ekonomiyi, siyaseti, kültürü, toplumu, ideolojiyi kısacası tüm toplumsal yapıyı kapsayan, değiştiren ve dönüştüren bir süreçtir (Arslan, 2021: 131). Modern olan her şey Batı’nın kendi içerisinden ve kendiliğinden meydana çıkan bir süreç iken, Osmanlı’nın son döneminde ve yeni Türkiye’nin yakın tarihinde bir proje olarak benimsenen ve uygulamaya konulan bir reçetedir. Bir başka ifadeyle, modernliğin kuluçkası Türkiye’nin toplumsal bağışıklığında süregelen bir olgu değildir. Bu yüzden de “tepeden inmeci” veya “devlet eliyle” uygulamaya konulan bir mefhumdur, modernleşme.

Modernleşmenin her bir saçağı kendi çapında var olan toplumu kökten etkiler. Araştırmamızın konusu bağlamında “siyasal modernleşme”nin üç temel sorunu vardır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir[1] (Karpat, 1973: 113; akt. Arslan, 2021):

  • Otoritenin gelişmesi
  • Ulusal kimlik
  • Siyasi eşitlik ve siyasi katılım

Bir askeri ve siyasi elit olarak M. K. Atatürk’ün devrimleri-inkılapları modernleşme olgusunun her aşaması için kritize edilebilir. Çünkü Arslan (2021: 132)’a göre, Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan modernleşme süreci Atatürk ile gerçek anlam ve biçimi kazanmıştır. Dolayısıyla bir askeri elit olarak devletin bekasını kurtaran ve bir toplumun kader ağlarını ören M. K. Atatürk, liderliğinin ikinci aşamasında bir siyasi elit olarak Türkiye’nin yakın ve gelecek tarihinde sonuçları olan devrimler-inkılaplar aracılığıyla etkin rol oynamıştır.

5.Atatürk ve Devrimleri-İnkılapları

Türk Kurtuluş Savaşı M. K. Atatürk’ün liderliğinde organize edilen ve örgütlenen bir halk direnişi hareketidir (Arslan, 2021: 135). Dönemin konjonktürü içinde bir Mesih’e veya bir karizmatik otoriteye ihtiyaç vardır. Falih Rıfkı Atay’a göre, Atatürk’ün en temel iki özelliği liderlik ve sabırdır (Akt. Dönmez, 2020). Bu iki özellik Atatürk’ün hem askeri hem de siyasi bir elit olarak lider olmasına zemin hazırlamıştır. Kısacası hem koşullar hem karakteristik özellikler Atatürk’ü elit yapmıştır. Aynı zamanda iyi bir eğitimci, okur ve yazar olduğunu da unutmamak gerekir.

Atatürk’ün “kontrol gücü” Anadolu’da direnişi başlatmıştır. Bir başka ifadeyle, askeri elit olarak gücü elinde bulunduran Atatürk Anadolu’da halkı örgütlemiş, savaşa ikna etmiş ve böylece devletin bekasına ve toplumun geleceğine “etki” etmiştir. Bu noktada çalışmanın başında bahsettiğimiz “iktidar (güç), kontrol ve etki” parametrelerinin Atatürk’ün askeri alandaki başarılarında karşılık bulduğu görülmüştür.   

1919-1922 yılları arasında ulusal bağımsızlık kazanılmış ve böylece M. K. Atatürk’ün askeri elit olarak liderlik ettiği misyon tamamlanmıştır. Arslan (2021: 140)’a göre, Atatürk devrimlerine-inkılaplarına giden yol açılmıştır. Nihai hedef modern, demokratik, laik ve halk egemenliğine dayanan çağdaş bir ulus yaratmaktır.

Hem bir askeri hem de bir siyasi elit olarak M. K. Atatürk’ün modern Türkiye’nin inşasında rol almış bir liderdir. Askeri başarıları ile daha da otoritesi artan “baba” Atatürk tüm toplumu derinden etkileyen ve yeniden belirleyen devrimlere-inkılaplara başlamıştır. Bunlardan bazıları şu şekilde özetlenebilir (Vikipedi, 2021):

  • Saltanat’ın kaldırılması (1922)
  • Cumhuriyet’in ilanı (1923)
  • Hilafet’in kaldırılması (1923)
  • Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi (1924)
  • Laiklik ilkesi (1937)
  • Şapka kanunu (1925)
  • Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması (1925)
  • Uluslararası ölçü birimlerinin kabulü (1925)
  • Soyadı kanunu ve lakap ve unvanların kaldırılması (1925)
  • Öğretimin birleştirilmesi (1924)
  • Harf devrimi (1928)
  • Türk Tarih ve Dil Kurumu (1931)
  • Üniversite reformu (1933)
  • Türk Ceza ve Medeni Kanunu (1926)

Burada özetlenen bazı devrimlerin-inkılapların önemi, modernleşme olgusu bölümünde bahsedilen “Siyasal Modernizasyon”un üç sorunsalı temelinde kritize edilebilir. Yukarda özetlenen devrimler Modern Türkiye’nin yeni tip egemenlik, yönetim ve iktidar yapısını belirlemekle birlikte aynı zamanda bahsi geçen devrimlerden bazıları da ulusal kimliğin inşasında ve siyasal katılımın eşitliğinde önemli etki ve sonuçlar doğurmuştur. Örneğin Saltanat’ın, Hilafet’in kaldırılması ve Cumhuriyet’in ilanı yeni bir yönetim biçimin doğmasına neden olmuştur. Harf Devrimi, Üniversite Reformu, Türk Tarih ve Dil Kurumu ise ulusal kimlik yaratmak için atılan adımlardır. Son olarak ise, kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi siyasal eşitlik için önemli adımdır. Bir başka ifadeyle, Atatürk’ün özellikle siyasi bir elit olarak ön plana çıktığı 1923-33 arası dönem (Laiklik ilkesi istisnadır) toplumsal hayatın her alanında değişimlere ve dönüşümlere etki etmiştir. Daha önce ifade edildiği gibi elitin kontrol ettiği güç ve onun beraberinde gelen etki ve sonuçlar Atatürk’ün devrimleri üzerinden anlaşılabilir. Kısacası bir siyasi lider olarak Atatürk’ün kontrol ettiği ve yönlendirdiği bu devrimlerin biçimi, niteliği ve sonuçları itibariyle bir elit grubunun geçerliliğine işaret etmektedir.

Özetle, Atatürk devrimleri-inkılapları modern Türkiye’nin yeni elitlerinin doğması için de bir zemin sunmuştur (Arslan, 2021: 142). Atatürk’ün tüm gayesi ilke ve inkılaplarının bir doğma veya doktrin hale gelmemesidir. Daima ileriye dönük pozitif bilimlerle inşa edilmiş bir toplum tasavvuru için adımlar atmış ve bunun temel ilkelerinin donuk olmayan bir ideolojiye (Kemalizm) dönüşmesi beklenmiştir. Bununla birlikte Atatürk, atılan adımların veya devrimlerin sekteye uğramaması için “karşı-devrimcilerle” mücadele etmiştir. Bu durum aynı zamanda “Elit Kavramı ve İktidar Seçkinleri” bölümünden bir alıntı ile tartışılabilir. Arslan (2016: 272)’a göre elit, toplum ve devlet üzerinde etki edeceği faaliyetleri tüm karşıtlarına rağmen yapabilen kişidir. Bu noktada Atatürk, hem askeri hem de siyasi liderliği döneminde daima karşıtlarıyla mücadele ederek, onları da kendi ideallerine ikna ederek başarmıştır. Ayrıca yeri geldiğinde İstiklal Mahkemeleri kurulmuş, partiden ihraçlar olmuş ve hatta partiler kapatılmıştır. Tüm bunlar bir elit lider için karşı-devrimcilere karşı gösterilen reflekstir. Bu durum daha sonra darbelere yansıyacaktır.

Kemalizm’in 6 temel ilkesi vardır. Bunlar “laiklik, cumhuriyetçilik, halkçılık, devletçilik, milliyetçilik ve devrimcilik”tir (Arslan, 2021: 143). Modern Türkiye’nin geleceğini bahsi geçen Kemalizm’in ilkeleri inşa edecektir. Bu bağlamda Atatürk’ün 23 Nisan’ı “çocuklara” ve 19 Mayıs’ı da “gençlere” armağan etmesi tesadüf değildir. Çünkü Türkiye’nin “çağdaşlaşması” gelecek nesillerin elindedir. Ancak bu noktada Atatürk devrimlerinin koruyuculuğunu “ordu” da üstlenebilmektedir. Arslan’ın da Elit Sosyolojisi eserinde sıkça vurguladığı gibi, Türkiye’nin iktidar seçkinlerinden olan askeri kurum diğer elit gruplarına göre en fazla güce ve etkiye sahip olan gruptur.

K. Atatürk hem bir askeri elit hem de bir siyasi elit olarak Türkiye iktidar seçkinleri içerisinde etkin bir güce ve bundan doğan toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel kararlarda aktif rol alırken askerlik ve sivillik arasındaki sınırı korumaya çalışmıştır. Atatürk’ün bu konuda beyanı bizzat şöyledir: “Komutanlık görevi ile milletvekilliği görevlerinin birlikte yürütülmesi mümkün değildir”(Lerner ve Robinson, 1960; akt. Arslan, 2021: 172). Ancak bunun tam anlamıyla başarıldığı tartışma konusudur. Çünkü Türkiye’nin yakın tarihi darbe bildirileriyle doludur. Örneğin 27 Mayıs 1960 Darbesi, “Atatürk’ün ilke ve inkılaplarına bağlı” ordu tarafından “Atatürk’ün devrimlerine karşı faaliyetlerde bulunduğu” iddia edilen Demokrat Parti’ye karşı yapılan bir müdahaledir. Dolayısıyla Türkiye’nin iktidar dolaşımında ordunun konumu ve gücü tüm siyaseti ve toplumun tüm kurumlarını etkileyebilecek düzeydedir.

5. SONUÇ

Elit Teorisi makro ölçekte bir perspektif kullanarak “elit-halk” ikiliği üzerinden icra edilen iktidar ilişkilerini çözümlemede kullanılır. Bu çözümleme aynı zamanda sosyopolitik güç dağılımındaki eşitsizliğin görüntülenmesine olanak sunar.

Alan yazına bakıldığında, elit teorisinin Marksist “sınıf çatışmasına” karşı bir argüman olarak geliştiğini görmek mümkündür. Ancak Marksist çözümlemenin ve bununla beraber sosyalizm fikrinin 19. Yüzyılda Batı toplumlarında daha bir karşılık bulması bahsi geçen teorinin iktidar ilişkilerini açıklamada sınıf teorisinin gerisinde kalmasına neden olmuştur. Buna rağmen Pareto ve Mills gibi isimler bu alanda çalışmalar yürütmüş ve kendi toplumlarının iktidar ilişkilerini açıklamada elitlerin iktidarını ve dolaşımını çözümlemiştir.

Elit çalışmalarının Türkiye’de kullanılması ise, D. A. Arslan’ın Türkiye’nin İktidar Seçkinleri çözümlemesi çerçevesinde popüler olmuştur. Bu meseleleri hem makalelerinde hem de kitaplarında tartışarak Türkiye’nin elitler grubunun haritasını çıkarmıştır. Bunu yaparken de Mills’in Amerikan toplumu için yaptığı “üçlü” iktidar seçkinleri teorisini Türkiye’nin koşullarında tekrar tartışmıştır. Bu bağlamda çalışmalar yürüten Arslan, Türkiye için 4 elit grubundan bahseder. Bunun yanında gölge elitler ve dış elitlerin de varlığını inkâr etmez.

Arslan’a göre, Türkiye’nin iktidar seçkinleri 4 elit grubun konsensüsü ile oluşur. Bu konsensüste dengenin olduğunu ve güç dağılımının eşit olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Ona göre, Türkiye’nin iktidar seçkinlerini oluşturan ekonomi, siyaset, ordu ve medya elit gruplarından askeri elit ile siyasi elit bunların içinde en kuvvetli olan gruptur. Çünkü Türkiye’nin tarihinde ordu ve siyasetin ilişkisi daima girift biçimde tezahür etmiştir. Bunun olumsuz yansımaları ise, Türkiye’nin yakın tarihinde derin izler bırakmıştır.

Bu araştırmada hem bir siyasi elit hem de bir askeri elit olarak M. K. Atatürk’ün liderliği ve devrimleri problem edilmiştir. Bu bağlamda elitin en temel üç özelliği üzerinden ve siyasal modernleşmenin üç temel sorunu üzerinden Atatürk’ün askeri başarıları ve siyasi dönemindeki devrimleri tartışılmıştır.

Arslan’a göre, bir elitin üç temel özelliği vardır. Bunlar güç, kontrol ve etkidir. Bu bağlamda Atatürk’ün “karizmatik otoritesi” onun devlet ve toplum nezdinde en kritik konumlarda ve rollerde aktif kararlar vermesine neden olmuştur. Aynı zamanda eski bir İttihatçı olması nedeniyle eğitim düzeyi yüksek ve pozitivist bilimlerle olan ilişkisi kuvvetlidir. Elit olarak kontrol ettiği güç beraberinde devletin ve toplumun kaderini belirlemiştir. Bu noktada askeri liderlik özellikleri ile Anadolu’da direnişi örgütlemiş, başlatmış ve yeni Türkiye’nin ulusal bağımsızlığının kazanılmasında aktif rol oynamıştır. Daha sonra ise, 1923-1938 yılları arasında siyasi elit olarak modern Türkiye’nin inşasında ve geleceğinin rotasının çizilmesinde somut adımlar atmıştır. Bir başka ifadeyle M. K. Atatürk, hayatının hem askeri hem de siyasi liderliği döneminde, “elit” kategorisinde değerlendirilebilecek özellikleri nedeniyle Türkiye’nin portresinde katkısı olmuş bir şahsiyettir. Rustow (1959: 543-544; akt. Arslan, 2021: 172)’a göre, “Kemalist hareketin liderliği askeri bir temele dayansa da özü bakımından tamamen gücünü halktan alan sivil bir harekettir”.

Son olarak M. K. Atatürk’ün “diktatör” olduğu yönündeki iddialar elit teorisi bağlamında tekrar gündeme gelebilir. Bu bağlamda Maurice Duverger’e referans yapmak konunun anlaşılması açısından önem arz edebilir. Ona göre Kemalizm, demokrasi geleneği bulunmayan gelişmekte olan ülkeler için demokrasiye geçişte veya çok partili hayata geçişte en uygun ideolojidir (akt. Kışlalı, 2018: 34). Kısacası Arslan’ın ifade ettiği gibi, Türkiye’nin iktidar elitlerini anlamak için ne “plüralist” ne de “elitist” yaklaşımlar yetersiz kalmaktadır. Bu noktada anahtar elitlere kıymet veren ve çoklu elitlerin bağımsız etkisine vurgu yapan demo-elit daha açıklayıcı olabilir. ,

KAYNAKÇA

  • Arslan, D., A. (2021). Elit sosyolojisi. Ankara: Phoneix Yayınları.
  • Arslan, D., A. (2019). Bilim ve yöntem. Mersin: Mer-Ak Yayınları.
  • Arslan, D., A. (2016). Elit, iktidar ve iktidar seçkinleri. D. A. Arslan ve M. Çağlayandereli (Ed.). Sosyoloji Günlük Yaşamı Anlamak (ss. 270-290). İstanbul: Paradigma Akademi.
  • Arslan, M. (2015). Elit teorisinin doğuşu ve kitle korkusu. Eğitim Bilim Toplum Dergisi, Cilt:13 Sayı:50 Bahar: Sayfa: 76-95.
  • Bottomore, T. (1997). Seçkinler ve toplum. (Çev. E. Mutlu). İstanbul: Gündoğan Yayınları.
  • Kışlalı, A., T. (2018). Kemalizm, laiklik ve demokrasi. İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi.
  • Mills, C., W. (1974). İktidar seçkinleri. (Çev. Ü. Oskay). İstanbul: Bilgi Yayınevi.
  • Vikipedi. (2021, 31 Mart). Atatürk devrimleri. 24 Mayıs 2021 tarihinde https://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_Devrimleri adresinden alınmıştır.

Elit Sosyolojisi’ni bizlere tanıştıran ve bu yayının hazırlanmasında emeği olan rahmetli hocam Durmuş Ali ARSLAN’a teşekkür ederim. Ayrıca dönem ortasında bu (Elit Sosyolojisi) dersin bayrağını devralan hocam Sevim Odabaş’ına da teşekkürü borç bilirim. Son olarak, başta N. Doğukan ALTIPARMAK olmak üzere diğer arkadaşlarıma da sonsuz teşekkür ederim. 

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba ben Mustafa, Mersin Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans öğrencisiyim. Dolayısıyla bu süreçte yazdığım yazıları sizinle de paylaşmak için buradayım. Mail Adresi: mstfdnmzz5@gmail.com

Yorum yap