Bir Zamanlar Anadolu’da Kitabının Özeti

bir zamanlar anadoluda tahir abaci

Tahir Abacı’nın Bir Zamanlar Anadolu’da kitabı, Anadolu’da var olan ve geçmişteki kültüre , insanların nasıl yaşadıklarına dair denemelerini topladığı kitabıdır. Ayrıca kültürel bir araştırma niteliğindedir. Anadolu’da var olan mekanlar, yöreler, şehirler, yeme içme alışkanlıkları, ufak tarihçeler, gezi yazıları, inançlar, göçler, doğal afetler, sanatsal aktiviteleri de kitabında işliyor. Kitap 1999 yılında basıldığı için Türkiye’deki değişimi bu kitaba bakarak anlayabiliriz.

Öncelikle kitap bölümler halinde olduğu için özetimi size bölüm bölüm aktaracağım. Bazı bölümler direkt edebiyat ile alakalı olduğu için eklemedim.

bir-zamanlar-anadoluda-tahir-abaci


-YERLER YURTLAR

Anadolu Kültür Havzaları

Bu bölümde, havzaların özelliklerine, havzaların kültür üzerindeki etkisine ve kültürü nasıl kısıtladığına değinilmiştir.

Havzaların yaşam biçiminde ve kültürde belirli ve belirleyici alanlar olduğu görülür. Çukurova, Kapadokya vs. Örnek olabilir. Ayrıca etkileşime kapalı bazı alanlarda çok eskilerde kalan inanışların, kültürlerinde sürdürüldüğü görülüyor. Bazı havzalarda ise başka ırkların kalıntıları, kültür kalıntıları bulunabilir bunlar göç yolları üzerindeki havzalardır. Genelde büyük havzanın küçük havzayı etkileyici , kapsayıcı özelliği vardır. En uzun kültür havzasına gelecek olursak Dicle ve Fırat. Bunlar alt havzaları ortak sularıyla beslemekle kalmaz , ortak bir kültürdede buluşturur. Sivas, Malatya, Tunceli, Elazığ ve o hatta bulunan şehirler. Bu ortak kültürün en somut örneğine bakacak olursak gözümüze müzik çarpar. Günümüzdede bakacak olursak bu yörelerde daha çok Türk halk müziği hakimdir. Ayrıca En doğumuzda Bingöller, Van Gölü çevresi, Hakkari, Muş ve Siirt birer kapalı havza gibidir. Fakat kitap 1999’da sunulduğundan dolayı kapalı gibi göstermiştir fakat günümüzde bu havzalarda etkileşime yavaş yavaş açılmıştır.

Akdenizli miyiz?

Bu bölümde, Akdeniz’in bizim açımızdan önemi ile diğer ülkeler açısından önemi karşılaştırılmıştır. Ayrıca Akdeniz kültürü ile kısa bilgiler verilip, tarihine değinilmiştir. Ve tarım arazilerinin nasıl yozlaştırıldığına değinmilmiştir. Bu değinmeler yazarın anılar şeklinde anlattığı yazılarla desteklenmiştir.

Diğer ülkelere göre Türkiye’de Akdeniz’in önemi abartılmış. Bunun nedenlerinden birisi coğrafi yapısı, ikincisi ise batıya ulaşma isteği olmuştur. Akdeniz kültürü, ülkelere göre de farklılık göstermektedir. Örneğin; Fransa ile Türkiye gibi. Türkiye’nin kültürel kökleri geçiş ve buluşma noktalarında oluşmuştur.Bu da farklı kültürleri barındırmasında etkilidir. Eski dönemlerde Akdeniz uygarlıklarını, Bizans içine alıp eritmiştir. Ve daha çok Bizans kültürü etkin olmuştur fakat daha sonraları gelen Arap yayılması Bizans’dan gelen taş mimari, düşünce ve sanat hareketlerini yok etmiştir. Türk insanının algısında Akdeniz denilince akla sıcaklık gelir, Karadeniz denilince soğukluk gelir. Tabii oralarda yaşayan insanların ruh halide havaya paralel değişiklik göstermektedir.Ayrıca eski dönemlerde verimli olan tarım arazileri üzerine yapılan yerleşmeler ve bilinçsiz kullanım bölgedeki tarım arazilerinin azalmasına neden olmuştur. Eskiden verimli arazileriyle meşhur ovalar, yerler şimdileri daha çok turizm özelliğiyle ön plandadır.

Likya Büyüsü

Bu bölümde, Anadolu’nun yerli halklarından olan Likyalılar hakkında kısa bilgiler verilmiştir.Ayrıca ev tiplerine, anaerkil yapılarına , ve mezar yapılarına değinilmiştir.Bölümde çok fazla tarih bilgisi olduğu için sosyolojik bölümleri analiz edildi.

Anadolu’nun yerli halklarından Likyalılar onurlu halk olarak da bilinir.Muğla ve Antalya civarında etkili olmuşlardır.Daha çok federatif şeklinde örgütlenmişlerdir. Oy haklarıda gelişme düzeylerine göre değişiklik göstermiştir. Likyalılar anaerkil kavimlerden biridir dolayısıyla ‘’Kıbele’’ ana tanrıçanında yurdudur. Yaşadığı bölgelerde ev tipi mezarlar görülür bu mezarlar anaerkilliğin bir sonucu olarak gündelik hayatla iç içe ve ev düzeninde yaşamayı sürdürüyorlar. Bu mezarlarda devir daim sistemi vardır.Eski ölüler yok olmaya başlayınca, yeni ölüler mezara yerleştiriliyo.

Kasabalar Tadıyla

Bu bölümde, kasabaların özelliklerine , kasaba ve köy farkına, kasabalar her ne kadar küçük olsa da doğurabileceği etkiye, kasabaların eskiye göre karşılaştırılmasına ve kasabanın nasıl bir yer olduğuna değinilmiştir.Yine bu bölümde yazar anılarını anlatıyor.

Şehirlerin doğayı öldürdüğünü , kasabaların ise doğayı incitmeden var olduğuna değinilmiş.Ayrıca kasabalar, ne küçük şehir sayılır ne de köyden büyüktür. Kendine has bir yapıdadır.Şehir doğaya egemenken, Doğa da köylere egemendir. Fakat kasaba bunlara benzememiyor. Ne doğaya yenik düşüyor ne de doğaya egemen oluyor. Tarım alanları, kasabanın yakınlarındadır ve kitaptan anladığım kadarıyla tarım toplumu özellikleri görülür. Ayrıca şartların uygun olduğu yerlerde bahçecilikte yapılır. Belki bir otel, bir kamu kurumu kasabayı ele veren yapılardır. Bunlar sayesinde köyden ayırabiliriz. Günümüze göre değerlendirecek olursak kıyılarda artık köyler yok denilecek kadar azdır. Bu köyler daha çok turistik kıyı kasabalarına dönüşmüştür. Kasabalar eskilerde daha çok verimli bölgeler etrafında kuruldu.Fakat günümüzde kasabalar daha çok fabrika çevrelerinde boy gösteriyor. Köylerde, kasabaların aksine kapalı tarım görülür.Kasabalarda herkes birbirini tanır. Mesela aşağı mahallede bir hasta varsa o yukarı mahalleden bilinir, karı kocanın kavgasından herkesin haberi vardır, kimin görüşü nedir bilinir, kısacası aile ortamı vardır. Kasabaları her ne kadar küçümseselerde tarihimizde kasabalardan çıkmış ve devleti etkilemiş bir çok isyan vardır. Örneğin: Darahini kasabası’nda çıkan Şeyh Sait İsyanı ,Koçkiri İsyanı. Ve günümüzde de kasabaların ölümü şehirleşmenin elindedir.

.Barınak , Ev , Estetik…

Bu bölümde, Anadolu’daki ev şekillerine, ev – doğa ilişkisine değinilmiştir.

Günümüzde insanlar evlerin sosyolojik boyutundan ziyade estetik boyutuyla ilgileniyor.Fakat atlanmamalıdır şehirlerde ki evler bize o yerin sosyo-ekonomik durumunu verir.

Ayrıca bir bölgede yapılan evler, o bölgenin iklimi hakkındada bize bilgi verir. Çünkü evler iklim şartlarına dayanacak şekilde inşa edilir.. Evlerdeki süslemelerde kültürlere göre farklılık gösterir.Bazı bölgelerde kapalı ekonomiye bağlı olarak kilerler çok büyük olabilir.

Geleneksel Anadolu evlerine baktığımızda ‘’kerpiç , taş , ahşap ve hımış evlerdir ‘Türkiye’de bölgelere baktığımızda, Taş ( Güneydoğu), ahşap hatıllı taş ( Kuzeydoğu), ahşap iskeletli ( Doğu Karadeniz ), kübik taş (Ege ve Akdeniz), taş (Orta Anadolu), kerpiç ( Orta Anadolu) özellikler görülür.

Eski dönemlerde Türkiye’de evler tarım ekonomisine göre konumlanmıştır. Bu konumlanma evlerin yapısını ve düzenini etkilemiştir.Ve bugünkü halini oluşturmuştur.

Şehirlerin Şanı Var

Bu bölümde, şehirlere verilen ünvanlara, ve yiğitliğin şehirlerdeki önemine değinilmiştir. Ayrıca Erzurum’daki samimiyete değinilmiştir.

Yazarın yolu Erzuruma düşüyor. Erzurum’da bir kahvede çay içmeye gidince oradaki insanların, yabancı bir insana karşı samimiyeti ve sohbeti dikkat çekiyor.Ayrıca Erzurum insanı ‘’Yiğitlik’’ kavramıyla anılmaktan hoşlanıyor.Ayrıca onlara ‘’ Dadaş’’ derler. Anadolu’daki şehirlerin böyle yiğitlikle anılmayı sevmelerinin sebebi çoğunun savaşta büyük başarılarının olmasıdır.Elazığlılar kendilerine ‘’Gakkoş’’ derken Adana’da ‘’Külhanbeyi’ ne dönüşür, Sivas’da ise ‘’Yiğido’’ ya dönüşüyor. Bunların ortak kullanım amacı yiğitliği temsil etmeleridir. Bu kelimeler yiğitliğin birer sembolü gibidir.

Her şehrin kendine has meyvesi , yemeği ,ürünü olur bunun sebebi o yörede yetişen ürünlerdendir.

İpeğin Başkenti Bursa

Bu bölümde, Bursa’nın göçdeki konumuna, Bursa’nın sanayi şehri olmasına, ve geleneklerini koruduğuna değinilmiştir.

Bursa daha çok batıyla özdeşleşmiştir.Ve balkan göçmenlerinin uğrak yeri olmuştur.

Bursa sanayi şehri olarak da bilinir. Genelde sanayinin gittiği yerde gelenekselleşme azalır. Fakat Bursa’da bu görülmez. Hem sanayi şehridir, hemde geleneklerini yaşar.Ve tarihi yapılarını korur. Önceleri ipek tezgahlarının çok fazla olduğu Bursa’da sanayileşmeden sonra bu tezgahlara çok az rastlanır olunmuş.

Diyarbakır Şad Akar mı?

Tabiri caizse Diyarbakır Şark’ın Parisidir. Çok kültürlüdür.Bu kültürler yaşanırken herkes özgürdür.Köylerde karışık dinler olabilir.Etnik unsur hiçbir sorun teşkil etmez. Bu yönüyle İstanbul’a da benzer. Ayrıca mimarisiyle, müziğiyle, sanatıyla ayrı öneme sahip bir şehirdir. Zaten bu özelliklerini şuan ki turizm gelirleriyle ortaya koyuyor.

Dersim’in Türküsü

Bu bölümde , Dersim’in konumu , etnik yapısı , geçimlerini nasıl sağladıkları ve devlet ile olan ilişkisine kısaca değinilmiştir.

Dersim, 4 tarafı dağ ile çevrili kapalı bir kutu gibidir.Dersimin kendine özgü müziği vardır . Bu müzikte dağ motifi göze çarpar. Müziklerin çoğu eskiden Kürtçe iken günümüzde Türkçe müziklerde yerini almış durumda.Bölgede hayvancılık ve tarım yaygın. Okumuşlar ise Dersim’i terketmek durumunda kalmış.Ayrıca dersimde hayvancılık yapıldığı için, enstrüman olarak kaval ve saz kullanılır. Dersim Kürt ve Alevi kültürünün harmanlandığı yerdir. Bu kültür günümüzdede yaşanmakta.

Önceleri devletle arası iyi olmayan Dersim’in, günümüzde devletle arası eskine göre daha iyidir.

Anadolu Sofrası

Bu bölümde, Anadolu mutfağına, iklimin, yetişen ürünün mutfağa etkisine değinilmiştir.Bölümde yemek isimleri ayrıntılı verilip, yemekler hakkında tekniksel bilgi verilse de analize eklenmemiştir.

Türkiye’de hamsiden tatlı yapan Karadenizli de vardır, tatlıya isot koymaya çalışan Urfalı da.Herkes yöresindeki ürünü öne çıkarmaya ve kullanmaya çalışır. Ağzının tadı yöresine göre oluşur. Anadolu mutfağı çok zengindir, bunun sebebi topraklarımızdaki çeşitliliktir. Az da olsa Türk insanının yaratıcılığı da etkilidir. Anadolu kültüründe dini bayramlarda; Ramazan, Muharrem aylarında özel yemekler yapılır. Önceleri daha toplu yenilen yemekler, çekirdek ailenin ortaya çıkmasıyla daha bireyselleşti. Fakat özel günlerde yine toplu yemek organizasyonları oluyor. Anadolu’da çok az yemeğin ismi Türkçe bunun sebebi Anadolu’da yaşayan eski devletler, göç yolu üzerinde olmamız sebebiyle çeşitli kültürlerden etkilenmiş olmamız.Eskilerde herkesin tüketebildiği et, günümüzde statü belirler hale geldi.

Rituel ve Yemek

Bu bölümde, Türklerin İslamiyet’i kabul ettikten sonraki değişen rituellerine, şimdiki rituellerine, ve bazı rituellerin anlamlarına değinilmiştir.

Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra dini rituelleri değişmiştir. İslamiyet’den sonra namaz,hac,oruç gibi ritueller gelmiştir.Yine sünnet, evlilik, cenaze törenleride İslamiyet usulüne göre yapılır. Eskilerde cenazelerde sagular söylenirken artık mevlitler söyleniyor.

Oruçta nimetlerin önemi anlaşılır, açlık anlaşılır.Oruç döneminde yemek kültürünün en zenginleştiği dönemdir. İftar ve sahur da bize verilen nimetlerin önemi anlaşılır. Ayrıca iftarın toplumsal dayanışma tarafıda vardır.Bir başka rituel kurban. Hali vakti yerinde olanların Tanrı’ya şükür için adadıkları adak. Hac , İslam dininde Kabe’nin ziyareti anlamına gelir.

Günlere göre yemekler vardır; mesela düğün yemeği, ölü yemeği, mevlit yemeği gibi.

Ayrıca, Anadolu’da diş çıkaran çocuklar için ‘’diş hediği’’/(buğday haşlaması) pişirilip dağıtılır.

Ramazan ayı, Muharrem ayı, Cemler ve Semahlar, Hıdrellez ve Nevruz da Anadolu’daki rituellerdendir.

Anadolu’da Yiyecek Saklama Pratikleri

Bu bölümde, Anadolu’daki yiyeceklerin nerelerde, nasıl muhafaza edildiğine, ve buna neden ihtiyaç duyulduğuna değinilmiştir.

Köylerde kapalı ekonomi var olduğundan .Evler kalabalık olduğu için , büyük aileler olduğu için, ekmek bile tüm kış boyunca yetecek kadar hazırlanır. Ürümler kışa hazırlık için kilerde muhafaza edilir.Bu muhafaza doğal yollar ile yapılır. Tarhanası, sucuğu, bulguru, turşusu, pekmeziyle kışa hazırlanır Anadolu. Tabii muhafaza edilecek ürünler bölgeden bölgeye farklılık gösterir.

Bu yerlerden biri kiler; genelde alt katta olan nadiren de olsa tavan aralarında olan bir yerdir. Fakat günümüzde şehirleşmeyle birlikte kilerlerin varlığından çok az söz edebiliriz.

Su Damı, suyun bol olduğu zamanlarda su dan istifade etmek için yapılmıştır.

Ambarlar, genelde tahılların depolandığı yerdir.

Bağ Evleri, İncir Evleri, Bostan Evleri, Anadolu’nun çeşitli yerlerine göre farklılık gösterir fakat ortak amaçları yiyecek stoklamaktır.

Eğem Entepli Cartlak Kebabı Yeyin mi?

Bu bölümde, köylerin gelişmemesinin sebeplerini ve merkezlerden geride kalmasının sebeplerine değinilmiştir.

1950’lerde Anadolu’daki köyler toprak ağalarından çok çekmiştir. Köylerde bireysel gelişme olmamıştır.Şehirleşmenin artmasıyla Anadolu çoğu branşta İstanbul’un gerisinde kaldı. Anadolu’nun imkanlardan yararlananaması her açıdan Anadolu’yu geri bırakmıştır .

Anadolu ilk mutfağıyla keşfedilmeye başlanmıştır. Özellikle Antep mutfağı daha sonraları bu keşfedilme sürmüştür. Son hali günümüzdeki gibidir. Ağalar çoğunlukla bitmiş, töreler azalmış, eşkiyalar bitme derecesine gelmiştir.

Tehcir ile Giden…

Bu bölümde, Ermeniler’in zorla göç ettirildilmelerine ve bu göçten sonra yaşanan kültür boşluğuna değinilmiştir.

Ermeniler’in, Türkiye’den zorla göç ettirildiği durumdur.Ermenilerin göçteki çektiği zorluklar anılar şeklinde anlatılmıştır. Bu göç hakkında yazılan bazı eserlerden bölümler verilmiştir. Ermenilerin gidişiyle kültürümüzde bir boşluk yaşanmıştır.Bazı bölgelerdeki sadece Ermeniler’in usta olduğu yapıların boş kalması ve orada kültürün yok olması , Ermeniler’in uğraştığı sanatların, zanaatların birden gitmesi, bizi kültür yönünden olumsuz etkilemiştir.

Gülen Anadolu

Bu bölümde, Anadoluda’olan esnaf hikayelerine , fıkralarına , köy yerlerinde düğünde olan komik oyunlara , ‘’köy seyirlik oyunları’na, Nasrettin Hoca’ya değinilmiştir. Ayrıca Bektaşi ile Nasrettin Hoca birer figür olarak birbirlerine benzetilmiştir.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba, ben Erel Alkan. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nde eğitim görüyorum. Web ve Seo işleri ile ek olarak yakından ilgileniyorum. Dijitalleşen dünyada ''dijital olanı'' sosyoloji ile entegre etmek istiyorum. Bu kapsamda da bu platformu kurma ihtiyacını duydum.

Yorum yap