Cinsellik ve Toplumsal Cinsiyet

Cinsellik ve Toplumsal Cinsiyet
1

ÖZ

Toplumun daha biz bebekken bile dayattığı normlar vardır, hiç şüphesiz ki en büyük normlardan biri de cinselliktir, fakat cinsellik, insanlığın doğasında var olan hatta insanlığın bile oluşumunun nedenidir. Nefes alıp vermek kadar doğal karşılanması gereken, konuşulduğunda geri adım atılması gereksiz olan bir konudur. Özel olmasından ziyade bu kişiye, kişilere özgü bir durumdur. Aslında istendiği gibi, bireyin istediği kişi ile hiçbir baskı olmadan kim ne düşünür demeden ve hatta ‘el alem ne der?’ sorusunu sorma gereksinimi duymadan yaşaması, konuşması ve utanılmaması gereken bir durumdur. Bu makalede toplumun cinselliğe bakış açısı ve kişilerin toplumun bakış açısından ne kadar etkilendiği, etkilendiklerinden ötürü davranışlarını, konuşma tarzlarını ne açıdan değiştirdiklerine değineceğiz.

Anahtar Kelimeler: Toplum, Cinsellik, Cinsiyet Rolleri, Kadın, Norm

Giriş

1.Bölüm

İnsanlığın tarihi süresince, cinsellik adına yapılan çalışmalar hakkında bazı bilgilere ulaşılmasına rağmen bu bilgilerin çoğu sistematik yollarla ve bilim açısından toplanamamıştır. Bundan dolayı edilen ilk bilgiler tartışmalıdır. Bilimsel değeri yoktur. İlk olarak batı medeniyetleri tarafından cinsellik davranışları araştırılmak istenmiştir ve girişimde bulunmuşlardır. Yirminci yüzyıla doğru da bu çalışmalar hız kazanmıştır. İnsan davranışları ve cinselliği, psikolojik, bedensel ve sosyal koşullardan etkilenir. Cinsellik denildiğinde ilk akla gelen iki kişinin birlikte olmasıdır. Ama aslında cinsellik bundan daha fazlasıdır. Cinsellik insan hayatındaki ayrılmaz bir parçadır ve cinsellik insanlığın oluşmasının sebebidir. Bununla birlikte sağlıklı cinsel yaşam, sağlık için ve yaşam standartlarının yüksekliği için çok değerlidir. Cinsellik, tutumlar, düşünceler, yönelimler, kimlikler, cinsel ilişkiye dair davranışlar bazı toplumlar tarafından bir olgu olarak kabul edilir. Fakat siyasi, ekonomik ve kültürel boyutlara gidilip o boyutlarda değerlendirilmeden incelenmesi doğru ve yeterli bilgi veremez.

Cinsellik, biyolojik olarak nesillerin çoğalmasına, üremeye yarar. Psikolojik olarak ise sevme, sevilme, cinsel anlamda ilişkiden veya ilişkilerden haz alma gibi bireyin ve bireylerin en temel ihtiyaçlarını gidermesi ile ilgilidir. Toplumsal olarak ise cinsellik, toplumun kurallarını, farklı cinsiyetlere verdikleri rolleri yaşama biçimlerini, cinselliğe bakış açılarını, evlenme tercihlerini ve eş seçimleri ile ilgili olduğu görülmektedir. Tüm bu anlamlarda kişinin cinselliğini ifade etmesi durumu doğumdan ölüme kadar devam eder. Bu süreçte moral ve manevi faktörler, etik, kültürel faktörler kişinin cinselliğini, yönelimini farklı şekillerde ifade etmesine neden olabilmektedir. Bununla birlikte her kişinin cinselliği ifade edebilme biçimi, verdiği önem kendine özgüdür ve cinsellik gelişimsel (çocuk sahibi olma, yaş), sosyokültürel ve sağlık ile ilgili unsurlardan etkilenir.

Bireylerin benlik algılarının, kişiliklerinin ve kimliklerinin en önemli parçası bedendir. İnsanlar dış görünüşleri ile başkalarını etkileyebilir, başkaları üzerinde etki bırakabilirler ve bu nedenle bedenin kullanılış biçimi önemli bir durumdur. Çünkü birey, başkalarının dış görünüşüne göre kendini tanımladığını ve değerlendirdiğini bilir. Bunun haricinde kişinin kendi düşünce dünyasında da bir bedeni ve olmak istediği bir imaj vardır bazı baskılardan ötürü çoğu kişi olmak istediği gibi bir yaşam süremez ve bu karakterini ve kendilik değerini de etkilemektedir. Kişinin kendini iyi ve kötü hissetme durumu genellikle bedeni ile alakalıdır ve bundan dolayı kişinin kendini nasıl hissettiği çok önemlidir. Özgüvensiz bir güne uyanış o günün de kötü geçmesini ve çoğu yapılmak istenen davranışı ertelememize sebep olur.

Kadınları cinsel anlamda bir nesne haline getirmek, cinsiyetçi ayrımı kabul etmeyen davranışlar kadınların varlığını erkeklerin varlığına oranla daha ikinci planda tutan, daha değersiz hissettiren bir toplumsal bakış açısından kaynaklanır. Kadın üzerinden baskıcı, ezici bir düzen ve erkeğin egemen olduğu, ataerkil toplumların kadınları öteki olarak anlamlandırılmasına yol açar ve toplumlarda erkeğin egemen olması, kadına şiddet, cinsiyet ayrımı ve istismar edilme durumu, üstesinden gelinmesi gereken fakat şaşırtıcı bir durum değildir. Çünkü toplum zaten birçok konuda tabiri caizse geri kafalıdır ve kadına olan davranışlarda bu geri kafalılık ile şekillenir. Bu toplumsal sistemde kadın bedenindeki çoğu hak kendi kararına bırakılmaz. Kadının yerine eşi, yakınları, ailesi ve toplum hak sahibi olduğunu zanneder ve karar verir. Bu gibi toplumsal yaklaşımlardan dolayı kadın cinselliği, kadın bedeni namus olarak adlanır ve algılanır. Bundan dolayı kadın ve erkek için güç bağlantısı eşit olmadığı taktirde toplumsal cinsiyet yorumları bir iktidar davranışı olarak ortaya çıkar. İktidar aslında her zaman ve her yerde vardır, tüm ilişkileri etkiler, tekrar tekrar üretilir. Kendi bedeni üzerindeki hakları benimsemeyen ve egemen altına aldığını varsayan kişileri kabul eden, onaylayan anlayış, bireylerin bedenlerinin belirlenmiş ve hayır denilmesi zor bir ilişki örüntüsü içine atılmasına yol açar.

Toplumlardaki insanların çoğu heteroseksüeldir, cinsel haz, duygusal tatmin amacı ile karşı cinse yönelir. Heteroseksüellik tarihi bakımdan her toplum için evlilik ve aile kurumunun en önemli temelidir.

Bu yazıda cinsellik ve toplumsal cinsiyeti temellendirilen konular literatür doğrultusunda ele alınmıştır.

İnsan Cinselliği

Cinsel Davranış Üzerindeki Toplumsal Etkiler

Toplumsal cinsiyet, cinsiyeti var olan bir vücuda sosyalizasyon süresinde zorla empoze edilen bir olgudur. İnsanlar doğduklarından itibaren, günler geçtikçe yavaş yavaş toplumun içine karışırlar. Toplumun ideali olan kadın davranışlarını ve erkek davranışlarını öğrenirler. Bu konularda yapılan çoğu araştırmalara göre çocuğun cinsiyeti öğrenildiği anda doğacak çocuk için planlar yapılmaya başlanır, onun cinsiyetine uygun bir toplumsal cinsiyet rolleri ve ona uygun davranışlar hazırlanır. Çocuk doğduktan sonra ise bu rollere uygun yetiştirilmeye, geliştirilmeye çalışılır. Freud’a göre fallik dönem 2-6 yaş arasındaki çocuklardır ve bu çocuklar cinsiyetlerinin farkındadır. Cinsel benlikleri ve duyguları gelişmeye, aynı zamanda ise cinsiyete uygun rolleri öğrenmeye başlarlar. (Freud, 2009).

Cinsiyet rolleri (okul, medya vb. açısından) toplumsal anlamda yaratılmaları nedeni ile yapay oldukları 1970 yıllarının başlarından itibaren sıklıkla ileri sürülür (Connell, 2016). Modern toplumlar açısından toplumsal cinsiyet ve cinsiyet bağlantısını anlamlı hale getirebilmek için siyaset, eğitim, akrabalık ilişkilerin ve işgücü ilişkilerini incelemek gerekir. Günümüzde bunlar toplumsal bağlantıda ilgili olduğu kadar ideolojik olarak ve teknolojik yollar ile de kabul ettirilir. Genel anlamda kabul gören ideal kadın edilgendir ve yeterli ölçüde de fahişe olarak kabul edilir. Erkek ise her ortamda iktidar sahibi ve güçlü olandır. (Dinçer, 2007).

Toplumlar açısından bazı cinsel davranışlar kınanır ve bazıları ise onaylanır. Cinsel normlar toplumdaki bireyler tarafından toplumsallaşma süreci neticesinde öğrenilir. Son otuz, kırk yıl boyunca Batı kültürlerinde cinsel normlar romantik ilişki ve aşk düşüncesi ile ilişkilendirilir. Bu gibi normlar farklı kültürler açısından büyük bir yelpaze gösterir. Eşcinsellik bu duruma bir örnektir. Bazı toplumlar açısından eşcinsellik hoşgörü ile karşılanmıştır hatta bazı durumlarda teşvik bile edilir. Eski Yunanlar yetişkin erkeklerin erkeklere duydukları aşkı cinselliğin en yüce şekli olarak görürler. Kabul gören cinsel davranışlar farklı kültürlere ve toplumlara göre çeşitlilik gösterir buda çoğu cinsel davranışın doğuştan gelmediğine ve daha sonradan öğrenilen olgular olduğunu gösterir. Bu konudaki en boyutlu çalışmalarından biri Cllean Ford ve Frank Beach(1951) aracılığı ile yapılmıştır. Bu araştırmacılar iki yüzden farklı kültürler içerisindeki konularda antropolojik kanıtlar aramışlardır. Cinsel davranışlar ve normlar açısından nasıl davranılacağına ve ne yapılırsa normal karşılanacağına dair çarpıcı çeşitlilikler ortaya çıkartmışlardır. Bazı kültürler açısından cinsel ilişki öncesinde saatler süren bir ön sevişme arzulanır hatta olması gereken bir durum olarak kabul edilir fakat başka toplumlar açısından ise ön sevişme hiç tercih edilmez. Bazı toplumlarda ise sürekli cinsel ilişki yaşamak bireyi fiziksel anlamda güçten düşüren ve hasta eden bir davranış olarak görülür. Güney Pasifik’te yaşayan Seniang kabilesinde yaşlı bireyler iki cinsel ilişki arasında belirli bir süre geçmesi gerektiğini düşünür ve buna inanır. Bu inanışlara göre öğütler verirler. Bu yaşlı bireyler aynı zamanda da beyaz saçları çıkan insanlar için her gece cinsel ilişki yaşamalarında bir problem olmayacağını da düşünürler. Çoğu toplumda cinsel çekicilik davranışları erkeklere oranla kadınların dış görünüşleri ile ilgilidir. Batılı kadınlar kendini bulduktan sonra etkin bir hayat sürmeye başlarlar ve bu durumda böylelikle değişir. Kadınların güzelliklerinin en önemli öğesi mizacı özellikleridir ve bu özelliklerde de büyük bir çeşitlilik vardır. Modern Batı’da zayıf ve minyon bir beden beğenilir fakat başka kültürlerde ise iri ve toplu bir beden daha çok çekicidir. Bazı kültürlerde iri göğüsler cinsel bir uyarım oluşturur, bazı kültürlerde ise iri göğüs cinsel bir uyarım kaynağı değildir. Bazı toplumlar yüz hatlarını daha ön plana çıkartır, bazıları ise gözlerin şekline ve rengine, burunun küçüklüğüne ve biçimine önem gösterir. Cinsellik içerisinde yaşanan toplum tarafından şekillendiği kadar o toplumdaki teknolojiler ile de şekillenir.(Giddens, 2001.)

Judith Lorber(1995), cinsel kimlikleri on sınıfa ayırmıştır: Heteroseksüel erkek, heteroseksüel kadın,  gay erkek, lezbiyen kadın, biseksüel erkek, biseksüel kadın, travesti erkek (kadın gibi davranan) travesti kadın (erkek gibi davranan),  transeksüel erkek (kadın olarak doğan fakat kendini erkek gibi tanıtan),  transeksüel kadın (erkek olarak doğan fakat kendini kadın gibi tanıtan). Cinsel uygulamalarında birçok çeşidi vardır. Olanaklı cinsel uygulamalar arasında şunlar yer alır: bir kadının bir erkekle cinsel ilişki yaşaması, bir kadının kadınla cinsel ilişki yaşaması, bir erkeğin erkek ile cinsel ilişki yaşaması, bu ilişkilerin üç veya daha fazla kişi ile yaşanması, tek olarak gerçekleşmesi (mastürbasyon) , her türlü cinsellikten uzak kalmak istemesi (cinsel perhiz), transseksüel bireyler ile veya erotik bir amaç ile karşı cinsin kıyafetlerini giyen onlar gibi davranan kişiler ile cinsel birliktelik yaşaması, pornografik içeriklere de başvurulabilir ya da cinsel aletler ile de kendi kendini tatmin edebilir. Bazı kişiler ise mazoşist davranışlardan, etkinliklerden hoşlanır (acı vermek, köle gibi davranmasını istemek veya davranmak, acı verilmek). (Lorber ,1994).

Kişi cinselliği sadece biyolojik açıdan yaşarsa insan olmanın temel zenginliklerinden kopar, yaşamdan özünden kendinden soğur ve yaşama anlam veren tüm kaynaklardan mahrum kalır oysa insanın her alanda yaratıcı zenginliğe götüren, insanı insan yapan şey bu kaynaklardır. Cinselliğin erkekler açısından anlamı tabi ki büyük ama kadınlar açısından durum çok daha başka çok daha derin oluyor. Kadınlar cinselliğe erkeklere oranla daha farklı anlamlar yükleyebiliyorlar. Yani cinselliğin sadece biyolojik açıdan yaşanmasının etkileri farklı. Kadınlar genellikle cinsellik yaşadıkları erkeklerle özel bir bağlılık arayışı içine giriyorlar, fakat erkeklerde her zaman bu durum geçerli değil. Cinsellik sadece biyolojik olarak basit bir eylemmiş gibi görülürse eğer insanın kendine özgü tüm ayrıntılarının ortaya çıktığı o an ve o anın kendine özgü hali kaybedilebilir. Diğer gereksinimler gibi değildir cinsellik, önemle ve ihtimamla yaklaşılması gereken bir durumdur çünkü cinsellik insanın ruhunun, ilişkinin ruhunun derinliklerine inen bir eylemdir. Bireyler farkına varmasa da özlerin ve ruhların birleşmesidir. Bundan dolayı cinsellikte kişisin bilinçli ve ne yaptığını bilerek bu sorumluluk bilinci ile hareket etmesi gerekir. (D.Cüceloğlu,s:151-160)

Freud, erilliğin ve dişilliğin elde edilmesi için her zaman bir heteroseksüellik icra edilmesi gerektiğini düşünür. Bu icraatın sonucu olarak da eşcinsel sadakatinin bırakılması veya terk edilmesi beklenir. Böylelikle heteroseksüellik biraz da eşcinselliğe koyulan yasaklardan dolayı üretilir. Freud toplumsal cinsiyetin heteroseksüellik çerçevesinde konumlanışına göre istikrar kazandığını ve heteroseksüel cinselliğe yönelik tüm tehditlerin de toplumsal cinsiyete yöneldiğini düşünür. Buradan sonuçla da bir kadının eşcinsel olma korkusu, kadın olamama düşüncesi, kadınlığını kaybetmesini sağlayacağına dair olan inancı, artık uygun bir kadın olamama korkusu onu erkeğe benzeyeceğini düşündürür ve bu düşünceden tiksinir. Ya da bir erkek için dişil olma düşüncesi, toplum tarafından erkeklikten düşmüş gibi görüleceğini ve kişilerin ondan tiksineceğini düşünür. (İktidarın Psişik Yaşamı)

Gençler Açısından Toplumun Cinsel Normları

Gençler açısından toplum baskıları, toplumsal sorunlar çok daha gündemdedir çünkü gençler istedikleri gibi yaşama konusunda orta yaşlılara ve yaşlılara göre daha fazla savaş verirler. Daha rahat olmak isterler.

Gençler, cinsel açıdan aktiftir veya aktifleşebilirler. Aykırı davranışlara ve güvenli olmayan yaşantılara açıklardır. Partnerlerini sürekli bir şekilde değiştirebilirler, kendilerinden yaşça büyük kişiler ile güvenli olmayan ilişkiler yaşayabilirler, korumasız bir cinsel ilişkiye hayır demekte zorluk çekebilirler ve bu sebeplerden dolayı da risk altındadırlar. Genç bireyler, cinsel ilişkiler için koruyucu sağlık hizmetlerini en az kullanan gruplarından biridir. Birçok genç toplumsal ve kültürel sebepler ile üreme sağlığına ulaşamazlar ve üreme sağlığı haklarını kullanamazlar. (Koçoğlu,2000) Ve kullanamamalarının nedeninin en büyük etkeni toplumsal baskıdır. Ayıplanacağını düşünen gençler korunma yöntemlerini almak için bile çekinebilirler. Toplum biraz daha bilinçli olabilse ya da herkes kendi hayatına biraz olsun bakabilse bu sorunların hiçbiri olmaz. Bizim toplumumuzda en küçük cinsel bir aktiviteyi öğrenebilmen için merak etmen ve araştırman gerekiyor. Ve bana kalırsa yapılan yanlış uygulamaların birçoğu eğitimsizlikten kaynaklanıyor.

Cinsel hayatları var olan ve etkin olan gençler ilk ilişkilerini erken yaşlarda ve süreklilik içerisinde yaşayabilirler. Cinsel bilgi eksikliğinden dolayı bu konularda çeşitli sıkıntılarda çekebilirler. (Giray H, Kılıç B. 2004). Aslında cinsel yaşam gelecekte yaşayacağımız hayatı etkileyen ve gençlik çağındaki en önemli sağlık konularındandır. Beklenilmeyen bir gebeliği sona erdirmek isteyen genç bireyler, güvenli olmayan düşüklere başvurabilirler ve bu hayatlarını sona erdirmelerine bile sebep olabilir. (Akın A, Özvarış ŞB Kasım 2003.), (Didem A, Aktan K, Tuğrul E. 2005). Gençlerin diğer bireyler ve toplum tarafından ihmal edilme durumu hem kısa vadede zarar verebilir hem de gelecek yaşantılarında çok büyük sorunlara yol açabilir. Yenilik, gelişme ve değişmeye en açık olan genç nüfus doğru yöntemler ile doğru kişiler ile ve doğru yerde eğitim aldıkları taktirde üreme sağlığı konusunun gelişmesine büyük katkılar sağlayabilirler. (Civil B, Eryılmaz HY. Nisan 2005.) Yaşamı en bilinçli şekilde düzenleyebilmeleri için seçim özgürlüklerinin olması gerekir, yaptıkları seçimlerin sorumluluklarını alabilmeleri ve cinsellik konusu için olumlu bir bakış açısına sahip olmaları gerekir. Çünkü cinsel kimlikleri belirsiz kişiler bedenlerini, duygularını nasıl kullanacaklarının farkında olamazlar ve bundan dolayı da cinsel eğitimlerin başlıca amaçlarından biri bu kişileri topluma kazandırmak olmalıdır. Kendi kimliği hakkında bilgi sahibi olmayan bir kişi hayatını devam ettirme konusunda sıkıntı yaşar. Bu yüzden de üniversite öğretiminin başında sağlıklı cinsel ilişki hakkında belli eğitimler verilmeli, gençlere sağlıklı cinsel davranışlar kazandırılmalıdır, sağlığı öğretme açısından da bu dönem gençlerin biraz daha bilinçli olduğu bir yaş olduğu için fırsat dönemidir. Genç bireyler için cinsellik hakkında davranışlarını anlamak ve bunları önceden saptamak, ortadan kaldırabilmek için yararlı olabilir. (Koçoğlu MH. 2000.), (Özvarış ŞB. Eylül 2005), (Tabak SR. 2006.).

Eşcinsellik Kavramı Doğrultusunda Toplum

Eşcinseller ve eşcinsel ilişkiler pek çok açıdan normal bir hale gelmiştir. Toplum gündelik yaşamı açısından normalleştirilmiştir. Birkaç ülke eşcinsel bireylerin haklarını korumak için bazı yasalar bile çıkartmıştır. Güney Afrika Cumhuriyeti 1996 yılında kabul ettiği yasa ile eşcinsel bireylerin haklarını anayasal bir teminata almıştır. İspanya, Hollanda ve Danimarka gibi Avrupa’daki daha birçok ülke de eşcinsel evliliğe olumlu bakar. Eşcinsel evliliğin diğer heteroseksüel evlilik kadar hakları olduğunu ve bunlardan yararlanabileceklerini savunur ve izin verir. (Giddens,2001.) Ülkemizde eşcinseller çoğu haklardan yararlanamazken haklarını istediklerinde ise şiddete tacize ve daha birçok kötü etkilere maruz kalırlar.  Eşcinsel evliliğe karşı çıkılması bu tür evliliklerin saçma ya da sapıkça olduğunu düşünür ve kınarlar. Veya muhafazakâr bireyler din ile birlikte eşcinselliği düşünüp onaylamazlar. Normalleştirilmeye çalışılmasına şiddetle karşı çıkarlar.

Devletin, devletlerin önleyebilmeleri için ellerinden gelenin en iyisini yapmaları gerektiğini ve cinsel yönelimleri normalleştirdiklerini düşünmektedirler. (Giddens, 2001.)

Gaylerin, transseksüellerin, biseksüellerin çoğunluğu sadece sıradan insan gibi görülmek ve o şekilde davranılmak istemektedirler. Eşcinsel bireylerin de diğer bireyler kadar hakları vardır. Ekonomik anlamda, duygusal anlamda kendilerini güvende hissetmeye ihtiyaç duyarlar.

Erdemsel olarak normal başlıklı kitabında Andrew Sullivan, açık bir biçimde eşcinsel evliliğin faziletlerini savunur. Andrew, bir Katoliktir ve eşcinsel olarak da dini inançları ile cinselliği bir arada götürebileceğini göstermeyi amaçlamıştır. Eşcinselliğin doğal bir durum olduğunu iddia eder. Eşcinsellik bir seçim değildir. Bir bireye cinsel yönelimini geride bırak demek, o bireyin ilişkilerini ve duygularını etkiler, âşık olmaktan vazgeçmesini istemektir. Aşk sadece evlilik açısından görülemez ve evlilik sınırları içerisinde ifade edilmesi doğru değildir. Andrew, gay evlilikleri yasallaştırmaya odaklanmıştır çünkü kendisi de bir gaydir, eğer gay ilişkiler yasallaşabilirse oda kendini daha rahat ve özgür hissedebilir. Gay evliliklerin son yıllarda daha olağan hale gelmiş olması ne şekilde bir değişim geçirdiğinin göstergesidir. Erkek bireylerin cinselliği Birleşik Krallık ’ta 1967 yılında yasallaşmıştır. Fakat gay evlilikleri cinsel yönelim hakkında da akıllarda pek çok soru işareti bırakmıştır: cinsel yönelimler ne bakımdan doğuştan gelebilir ya da ne kadar toplumsal olarak öğrenilebilir? Bireylerin cinselliği, aşka ilişkin bakış açıları ve iyi görülen bir ilişkinin nasıl olması gerektiğine ilişkin sorularımızla ilgilidir. Zaman ilerledikçe daha fazla birey iyi bir ilişkinin eşit bir şekilde yaşanmasının olanaklı olduğunu iddia etmişlerdir. Gay evlilikler hala devam eder ve zamanla ayrımcılığa, eşitsizliğe ilişkin mücadele sonucunda olanaklı hale gelmiştir. (Giddens, 2001.)

Günler geçtikçe gay eylemciler gay evlilikleri yasallaştırmak için baskılar yaparlar. Bu evlilikler neden onlar için bu kadar önemlidir? Heteroseksüel evliliklerde bile birçok sorunlar çıkar, gay eylemciler ise evlilik kurumunu sadece diğer evlilikler ile aynı seviyede olmak ve aynı yararlardan, haklardan faydalanabilmek için bu kadar önemli görürler. Günümüzde evliliklere her ne kadar duygusal anlamda bakılsa da aynı zamanda devlet açısından da resmen tanınan ve bir sürü yasal içermeleri olan bir konudur. Bazı yasalar, haklar ve yükümlülükler bireyleri evlilikten uzaklaştırabilir. Heteroseksüel çiftler evlilik planlarını daha ileri tarihlere atabilirler veya direkt vazgeçebilirler (Giddens, 2001.).

Medya Üzerinden Cinsellik

Türk dizileri açısından ele alınan cinsellik ve cinsiyet çağ dışı ve olmaması gereken bir durummuş gibi ele alınıyor. Olumlamasını yapabilmek için başka kaynaklara başvurmamız profesyonel kaynaklardan yararlanmamız gerekebiliyor çünkü televizyon genellikle çoğu bireyin ulaşabileceği bir kitle iletişim aracı. Başındaki kişiler de eğitim vermek ya da kötü davranışları uzaklaştırmak için programlar yapmak yerine bireyleri daha da kötü davranışlara yöneltecek programlara başvuruyor. Çoğu program evlilik dışı cinsel ilişkiyi ‘namus’ kavramı açısından değerlendiriyor ve bunu yapan kişiler için cinayetler, yaralamalar ya da istem dışı evlilikler olması gerektiğini savunuyor. Yani kişinin mutluluğu değil de toplumun ne dediği, nasıl değerlendirdiği daha ön planda tutuluyor. Bunun haricinde ikili ilişkilerde artı kişilerin olması ve ‘aldatma’ olayları genellikle Türk medyasında erkek tarafından yapıldıysa normal bir şeymiş gibi karşılanıyor hatta aldatılan kadının suçu olduğu düşünülüyor. ‘Kadınlık görevini yapsaydın erkeğini elinde tutabilirdin.’ eminim bu sözü birçok yerde bir başka kelimelerle ya da direkt bu kelimelerle onlarca kez duymuşuzdur.

Kurgu dünyalarının, hayatta gerçekte yaşanan olayları bireylere aktarması eğitim düzeyini biraz da olsa yükseltebilir, bireylerin çoğu konuda bakış açısının değişeceğine eminim. Neyin iyi neyin kötü olduğunun muhakemesini yapabilir hale gelebiliriz daha profesyonel kaynaklara ulaşamayan kitle olarak. Sinemanın toplumun çoğuna tutunabilme gibi bir gayesi olmamalı çünkü zaman içerisinde geri dönüşlerini alabileceklerini düşünüyorum. Öğretici bir olay, hikâye anlatacağım diye yola çıkmıyorlar.

Fiziksel şiddet, tecavüz, psikolojik şiddet, taciz, silahlar, suç asla sansürlenmezken insanların sevgisi, cinsellik, lgbt+i, özgür ve bağımsız kadınlar televizyonda çok rastlamadığımız kavramlar. O hikayeleri anlatmaktan çekinmiyorlarsa hayatın içinden olan bu hikayeler de anlatılabiliyor olmalılar. Seçici geçirgenlik yapmak toplumun daha çok algısını bozuyor.

Kadınlar en çokta ‘namus ‘baskısı yüzünden şiddete maruz kaldığı ve öldürüldüğü bir düzende yaşıyoruz. Kadınlar olarak ‘ikinci cins’ görülmenin dezavantajını cinsel yaşamımız dahil pek çok yerde tecrübe ediyoruz. Başka birini cinselliğinden utandırarak ya da ötekileştirerek, yaptığı davranışı programlar sayesinde tekrar tartarak ve bu tartma sonucunda kendini kötü hissederek damgalamak hiç doğru değil. Bu yapıldığında özgürlük alanımız kısıtlanıyor ve yürüdüğümüz yolu bile sorgulayacak duruma geliyoruz. Kadınlar medyanın istediği gibi biri olduklarında kendilerini ‘daha tercih edilebilir, iyi, ahlaklı’, hissetmiyorlar daha çok kapana sıkışmış ve kendini gösteremeyen istediği gibi yaşayamayan bir birey gibi hissediyorlar.

Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi

Kadın ve erkeğin arasındaki farkların toplumsal olarak ve kültürel olarak nasıl kurulduğunu ve erkek ile kadının sosyal yapı içindeki durumlarını, kadının kimlik özelliklerini ve erkeğin kimlik özelliklerini, kimlik özelliklerinin oluşum süresine bakan sosyolojinin alt dalıdır toplumsal cinsiyet sosyolojisi. Sosyal etkileşim denilen kavram sosyal yapının sosyolojisi ile doğrudan ilişkilidir. Sosyal yapıların en önemlisi ise statüdür. Statü bir kişinin davranışlarının, özelliklerinin ve sahip olduğu her şeyin toplum tarafından nasıl anlaşılacağını etkileyen bir kavramdır ve kişinin sahip olabileceği en mühim statülerden biri de cinsiyettir. Toplumsallaşma yaşamın her alanında, her döneminde olur. Arkadaş ilişkilerinde, aile ilişkilerinde, okul ortamında, iş yeri ortamında medya araçları ya da benzeri araçlar ile ömrümüz boyunca devam eder. Bu süreç toplumun norm ve değerlerine, kültürüne göre toplumsal cinsiyeti öğretir, roller geliştirerek içselleştirilebilir ve pekiştirilebilir. Toplum genel anlamda kadın ve erkeğe cinsiyetlerine bağlı bir şekilde sorumluluklar edinmesini ister, bazı beklentiler içerisinde olur. Ailenin büyükleri, babalar, anneler, öğretmenler, televizyon programları ve daha nice kişiler ve ortamlar cinsiyetimize bağlı olarak hangi davranışları yapmamız, neyi söylememiz gerektiği hakkında daha küçükken bile bazı davranışları dayatmaya çalışır. Bunu öğretmeye çalışırlar, teşvik ederler bazen de desteklerler. Böylelikle daha içe kapanık bireyler olabiliriz ama özgür bir birey olarak da gelişebiliriz. Çocuklar eğer cinsiyetlerine bağlı, uygun davranışlar sergilemezlerse alay edilebilirler. Dışlanabilir, fiziksel şiddete ve psikolojik şiddete maruz kalabilirler. Doğduğumuz andan itibaren başlayan bu toplumsallaştırma süresi çalışma hayatında ve daha nice alanda da devam eder.

thumbnail
Önerilen Yazı
Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi Nedir? Toplumsal Cinsiyet Nedir?

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin oluşu ataerkillik çerçevesinde düşünülebilir. Ataerkillik demek erkeklerin kadınlar üzerinde baskın ve egemen olduğu, kadınları ezdiği, sömürdüğü bir toplumsal yapı düzenidir ve ataerkillik 6 temel bünyenin sentezinde oluşur,

  1. Devlet
  2. Aşağılık kompleksi
  3. Ücretli çalışmadaki ataerkillik
  4. Ev içerisindeki ataerkil ilişkiler
  5. Ataerkil kültürel kuramlar
  6. Cinsellikte ataerkil ilişkiler

Olarak ele alınabilir. (Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi)

Kadınların ve erkeklerin nasıl davranması gerektiğini ya da yapabileceklerinin sınırlarını çizen toplumda yaratılmış fikirler, iki cinsiyete de farklı sorumluluklar ve rollere sahip olması gerektiğini söyler. Cinsiyetlere bağlı iş güçleri vardır, kadınlar genellikle ev içerisinde eş ve anne rollerini üstlenirler. Çocuklarla ve hastalarla kadınlar ilgilenirler ve bu ilgilenmelerinin de zorunlu olduğu düşüncesindedirler. Erkekler ise dışarıda eve para getirebilmesi için çalışır ve bu yüzden de evi erkeğin geçindirdiği düşünülür, erkekler aile reisi olarak sayılırlar. Davranışları iş dünyasındaki başarısı ve yeri ile ilişkilidir. Hem özel anlamda hem de kamusal olarak yer alırlar. Erkek yönetici, sahip ve iş hayatında aktif birey olarak tarif edilir.

Feminizm düşüncesinde, ikinci dalga feminizm olarak 4 temel kuram vardır. Bunlar, Sosyalist, Radikal, Marksist ve Liberal’dir.

Sosyalist feminizm, kadınların geri plana atılmasını izah etmekte cinsiyet ve sınıf sistemlerine, kapitalist ve ataerkil ilişkilere aynı seviyede değer verir. Sosyalist feminist olan kişiler kadınların geri plana atılmasının, ezilmesinin iki farklı yönü olduğunu ve bu ezilmenin sebebi olarak da kapitalist sistemlerin ve ataerkil ilişkilerin sonucu olduğunu öne sürerler. Buradan hareketle kadınların kendini bulup özgürleşebilmeleri için yalnıza kapitalist sistemin son bulması değil aynı şekilde de ataerkilliğin de sona ermesi, erkeğin egemen olduğu baskıların son bulması için savaş verilmesi gerekir.

Radikal feminizm, kadınların eşit haklar, eşit fırsatlar sahibi olduğunda onların yine de özgürleşemeyeceği düşüncesindedir. Kadınların geri plana atılmasının sebebi erkeklerin egemenlik baskılarını kadınları kontrol etme amaçlı kullandığını düşünür. Böylelikle kadınların da bu egemenlikle başa çıkmasının gerekliliğini savunur.

Marksist feminizm ise, kadınların ezilmesinin kapitalist düzenin bir sonucu olduğunu düşünür. Sınıf sistemleri içinde kadınların ikincil olarak görülmesi kapitalizmin en önemli etkenidir. Kadınların kullanılması ile kapitalist sistemin arasındaki bu bağlamın açıklanması ve çözümlenmesi gerekir.

Marksist feminizm, kadınların ezilmişliğini kapitalist sisteme bağlar ve sınıf sistemi içerisinde kadının ikinci plana atılmasında en önemli belirleyicinin kapitalist sistem olduğunu düşünür. Kadınların sömürülmesi ile kapitalist üretim arasındaki bu ilişkinin çözümlenmesi ve açıklanması gerektiğini öne atar. Kadınların ezilmesinin sebebi olarak kapitalist sistemin görülmesi ve ataerkilliğin bağımsız bir sistem olmadığı düşüncesi ile radikal feminizmden ayrılır.

thumbnail
Önerilen Yazı
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Nedir? Peki, Eşitsizliği?

Son olarak da liberal feminizm kadınların sömürülmesini, geri plana atılmasının kamusal ve yasal kısıtlamalardan dolayı olduğunu savunur Liberal feminizm bunun erkeklerden dolayı olduğunu, kadınların üzerindeki egemenlik baskısı ve kontrolünden dolayı olduğunu iddia eder. Bundan dolayı liberal feministler toplumsal anlamda kadınların karşılaştıkları bu ayrımcılıkların sona ermesine yardımcı olacak yasal hakların ve fırsat eşitliklerinin sağlanması için mücadele eder. (Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi)

Çocuklara Cinsel Eğitim Nasıl Verilmeli

Çocuklar yaşları ilerledikçe bu konular hakkında sorular sorarlar ve her şeyi öğrenmek isterler. Aileler bu konuda çocuklarına karşı genellikle biraz çekingen davranabilirler ve ne cevap vermeleri gerektiğinde ikileme düşerler. Bazen de gerçekten ne denmesi gerektiği konusunda bilgisizlerdir. Çocuklar hem fiziksel olarak hem de ruhsal olarak gelişebilmek için bu soruların cevaplarına ihtiyaç duyarlar, ebeveynler bu sorulara çocuklarının yaşlarını göz önüne alarak cevap vermeleri gerekmektedir. Cinsellik konuşmak çok doğal bir durumdur merak etmekte öyle. Ayıp, sus denildiğinde çocuklar bu konuda bilgisiz büyür ve onlar da kendilerini cinsellik yaşamak konusunda ileride yetersiz bulabilirler.

İlk başta cinsel organlarının isimlerini, nerelerde olduklarını açık bir şekilde bilmeleri gereklidir. Çünkü maalesef çocuk tacizleri ve tecavüzleri hala yaşanmakta. Bildikleri taktirde bunların bir nebze de önüne geçebiliriz. Bu durumları yaşayan ileri yaştaki kimseler genellikle aileden bilgi almamış, söylemekten utanmış ve susmuş oluyorlar. Cinsellik ile ilgili farkındalık kazanan kimseler ise bu durumda kendini biraz da olsa savunabiliyor ya da başına gelen bu kötü davranış için yardım alabiliyor. Hatanın kendisinde olmadığının ve kötü davranışı yapanın karşısındaki olduğunun farkında oluyor. Cinsel özgürlük ve Cinsellik eğitimi bambaşka iki şeydir. Bana kalırsa her birey özgürdür ama bilgilendikten sonra. Çocuklar eğitim almadıkları taktirde kulaktan dolma bilgilerle, asılsız ve yanlış bilgilerle büyürler. Kendilerinden büyük, düşüncesi kötü olan birinin ona dokunmasını oyun olarak algılayabilir. Ne yaptığının farkında olmadan bu durumdan hoşlanabilir ve devam ettirebilir. Ve bu oyunun sonunda canı yanabilir, cinsel tacize gidebilir. Çocuklara muhakkak eğitim verilmeli çünkü böyle şeyler yaşarsa eğer yaşı büyüdüğünde cinsellik onun için bir tabu olabilir ve ileride psikolojik sorunlar ile karşılaşabilir. Kız çocukları korktukları için vajinusmus hastalığına da yakalanabilirler. Bu durumda sadece psikolojik olarak değil fiziksel olarak da kendilerini kötü hissedebilirler.

Okula başlamadan öğretilmesi gereken cinsellikle ilgili kavramlar ile okul dönemindeki ya da ergenlik dönemindeki öğretilmesi gereken kavramlar farklılık gösterir. Okula daha başlamayan çocuklarda gerçeklik algısı çok yüksek değildir, bu yaştaki çocuklar cinsellikle ilgili bir şey gördüklerinde ya da etraftan bir davranış gördüklerinde ebeveynleri genellikle paniklerler. Ama bu çocuk için aslında cinsel bir eylem değildir çünkü bunu daha kavrayacak yaşta değildir. Ebeveynlerini paniklemiş gören çocuk bu davranışları ilginç bulur ve daha çok ilgisini çeker. Bu noktada anlatılanın anlaşılmayacağı düşüncesinden dolayı o davranışları biraz daha azaltmaya çalışmak ya da ilgisini başka bir yöne çekmek daha mantıklı ve eğitici olacaktır.

Çocukların genel olarak en fazla ilgisini çeken konu dünyaya nasıl geldikleri olur. Bu konuya uydurma bir cevap vermek çocuk açısından bilinmezliğe düşmesine ve mantığına yatıramamasına sebep olabilir. Bunun özel bir konu olduğu ve biraz daha yaş aldıkça bilgilendireceğim seni demek daha doğrudur. Hem bu şekilde yalan söylenmemiş aranızdaki güven de sarsılmamış olur. Çocuk yaş aldıkça siz temel bilgileri verirseniz ileride de kendi yolunu bulması açısından daha şanslı bir birey haline gelir. Merak ve şaşırma duygusu bu konular anlatılırken ekstra dikkat edilmesi gereken bir konudur. Çünkü cinsellik normal bir durumdur ve çocuklar yeni şeylere hemen adapte olabilme yetisine sahiptir. Hayret uyandırırsa cevaplar bunu araştırma gereği duymaz ve bazı fiziksel rahatsızlıklara ya da psikolojik rahatsızlıklara sebep olabilir.

Soru soran çocuklar hayatlarını daha basit öğrenebilirler ve sorunlarına daha iyi ve kolay çözümler getirebilirler. Sordukları sorular yanlış olabilir ama çocuklar zaten yanlışı yaşayıp doğruyu öğrenirler. Dürüst soru sormak, yanlış sorular sora sora gelişir. Azarlanmadan, terslenmeden ve merak duygusu yok olmadan soruları cevaplanmalıdır. Bazı sorularda eğer ikileme düşülüyorsa araştırıp cevaplayabilirim demekte gayet doğaldır. Ve ebeveynde bu durumda daha çok bilinçlenebilir.

Kısaca Seksoloji Bilimi

Seksoloji bir diğer adıyla da cinsellik bilimi olarak geçer. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında Almanya’da ortaya çıkmıştır. Aydınlanmanın da etkisi ile bilimsel ve hukuki özne kavrayışı ile yakından ilişkilidir. Antropoloji, sosyoloji gibi insan cinselliğine, üremeye ve sağlığa dikkat çeken insansı bilimlerin en önde gelenlerinden biridir. (Seksoloji 2) On dokuzuncu yüzyıl süresince ilerleyen bu bilimler sadece kadın ve erkek karşıtlığından değil anormal ve normalden, tabii ve gayritabiiden, sağlık ve sapkınlık gibi karşıtlar ile de açıklanır bir hale gelmiştir. Seksoloji yalnız olarak cinsel sağlıktan ve cinsel ilişkiden söz etmez. Din, hukuk, tıp, ahlak gibi gündelik yaşamımızın içinde doğrudan tecrübe edilen, eski yaşantıların seks kılavuzlarından konu alan ve birbiri arasında ilişkileri olan bir söylem olarak vardır.

İnsanların izledikleri performanslarda, sirk, arena, tiyatro gibi alanlar bir aşkı başlatabilmek için ideal ortamlardır. Seçtikleri kadını izlemek ve oynanan oyuna verdiği tepkilere dikkat edip benzerlerini vermeye çalışmak önemlidir. (Kokulu Bahçe)

On dokuzuncu yüzyılda Avrupa’da seksoloji ismi ile bilimsel bir tanım oluşur. Cinsellik tecrübeleri, cinsel davranışların patolojik kapsamları, cinsel davranış ve yönelimlerin adlandırılıp sınıflandırılması, erkeklerin ve kadınların yaratılışlarından inanılan arzularına ve sahip oluşlarına, anatomi ve fiziksel sınıf kavramına kadar birçok alan üzerinden gelişir. Cinsellik tıp ve biyoloji açıklamaları ile beraber bilimsel bir bilim olarak kurulur.  Michel Foucault, seksoloji alanını tehlikeli sayan cinselliğe karşı bir duruş olarak görmüştür. İtaatkâr olmayan kimseleri baskılama yöntemi ile yararlı cinsel bilgi arz etme çabasından çok cinselliği kendisinin bir üretimi olduğunu iddia etmiştir. (Cinselliğin Tarihi) Fakat bu saptama her dönem için söyleyebilecek bir bilgi olduğu için tek başına bir anlam ifade etmez. On sekizinci yüzyılda ahlaksal ve hukuksal sapkınlıkların yanına bir de seksoloji olarak tanımlanan sapkınlığın da eklenerek cinsellik farklı kurumlar içerisinden kamusal ve yararlı olan söylemler ile düzenlenmesi gerektiği savunumu Foucault’nun en temel savunumlarından biridir. Yasal haklar cinsellik suçları hakkında daha az yaptırım oluşturmuştur ama adalet yerini eğitbilime ve tıbba bırakmıştır böylelikle de cinsellik gizlenmiştir. Cinsellik hakkında açık bir şekilde konuşmak doğru gelmez ve cinselliği gizlemek için bazı yeni edep ve ahlak kuralları ortaya çıkar. Gençler cinsel etkinliklerini okul ve aile kurumu tarafından geri plana ve denetim altına alırlar. Aşırılıklar, sinir hastalıkları, üremeyle ilişkili sorunlar cinsellik kavramına dahil edilerek bazı sınıflara ayrılır. Cinsellik alışılagelmiş günah sayılmaktan çok tuhaf bir doğa olayı olarak görülür ve sağlık teknolojisi alanında, patoloji alanında tıbbileşir. Foucault, cinsellik için on sekizinci yüzyıla kadar evliliklerin ve akrabalıkların daha sabit bir gelmesinin, malların ve isimlerin süreklilikleri için sınırlandığını savunur. Fakat antik dünyada cinsellik tecrübeleri Foucault’nun tespit ettiği düzenlemeler ve bilgilerin aynı şekilde denetlenemiyor olması seksoloji alanının boş bırakıldığı ve o zamanki dönemin tıp anlayışı ve gündelik yaşamının içerisine almış cinsel deneyimlerin tümü olmadığı anlamına gelmez. Erotik sanat teriminin antik dünyaya ait olduğu düşünülür ve bu bağlamdaki pratiklerin tümü reçeteler, sınıflandırılmalar, teknikler ile tıbbileşmiş bir cinsellik algısı yaratmıştır. Bu metinlerdeki bazı sınıflandırmalar : Ölçülebilirlik, zarar, fayda, üretkenlik, teknik, yararlılık ve cinsel zevki arttırabilmeye yönelik reçeteler yer alır. Foucault’a göre Japonya, Çin, Roma, Hindistan, Arap ve Müslüman topluluklar erotik sanatı yaratmıştır ama çözülmesi konusunda, seksoloji kavramı için bir okumaya denk gelinememiştir. Eski metinlerde yeni seksoloji dili arasında kadın ve erkeğin konumlandırılması arasında çok büyük farklar yoktur. Bahnameler, erkeklerin ve kadınların cinsel organı ve fiziksel bazı özelliklerine göre ayırırlar. Farklı ülkelerin kadınlarının fiziksel özellikleri, cinsellikten aldıkları zevk ve karakterleri ile ayırır. Erotik sanat ismi ile geçen metinlerin çoğu erkeğe ve erkeğin deneyimlerine, arzularına bir cevap ve yön göstermek için erkek dili ile yazılmıştır. Foucault, on sekizinci yüzyılda seks biliminin geliştiğini düşünür fakat itaatkâr olmayanı itaatkâr hale getirip baskılama yönteminin de olmadığını savunur. Seksolojinin sapkın ve abartılı sayılmasının cinselliğe karşı toplumun korku yarattığı düşüncesindedir (Cinselliğin Tarihi).  Bu ifadeler bir anlamda kendi içerilerinde çelişirler ama diğer bir yandan da cinsel deneyimlere ve pratiklere dair artan söylemlerin, cinsellik için biçilen uygunluk kurallarının kadınlar açısından yaptırımlarını ve kadınların korkutulan olduğunu görmezden gelir. (Gizem ya da Sapkınlık)

Sonuç

İki cinsiyetten biri şeklinde doğan her kişi, cinsiyetine göre bir toplumsal cinsiyete sahip olur. Çünkü toplumsal düzen erkek ve kadın için birbirinden farklıdır, algıları ve düşünceleri, davranışları farklıdır. Kişinin doğduğu andan itibaren onun için belirlenmiş rolleri ve davranışları vardır. Doğduğu gibi o toplumsal cinsiyetin özelliklerine ve kurallarına doğar. Biyolojik ve toplumsal cinsiyet birbiri ile çok ilişkilidir, onları ayrı düşünmek zordur. Toplumun geleneksel olan kültürü ve kişinin düşünceleri davranışları, inançları, tutumları ve algılarınca kadın olması, erkeğin ise erkekçe davranması gerektiği öne sürülür. Çevresel yaşam ve cinslerin biyolojik olarak farklı olma durumları, kadınları ev merkezci yapmaya ve fiziksel güç gerekmeyen işlere yoğunlaşmalarına sebep olur. Erkekler ise daha çok fiziksel güç gerekiren işlere yönelirler. Dönemsel bazı değişkenler hariç bu durum dünyanın her yerinde hemen hemen böyledir. Aslında toplumun derinliklerine bile işlemiş olan bu cinsiyet kurallarının neden olduğu sorunların sona erebilmesine yönelik yapılacak çok iş ve çok uzun bir yol vardır. Bireylerin kendi düşüncelerini değiştirebiliyor olması ve buna oranla da cinsiyetlere karşı tutumların ve algıların yeniden inşa edilmesi gerekir. Bunun sağlanabilmesi için en önemli olanın da eğitim sisteminin değiştirilmesi gerekmektedir. Tek başına eğitim sisteminin değiştirilmesi bir şey ifade etmez ama bunu da bazı uygulamalar ile desteklemek isabet olacaktır. Çünkü yapılan çalışmalarda tüm bu olumsuzluklara rağmen kişinin eğitim sistemi değiştiğinde, yükseldiğinde toplumsal cinsiyet ve cinsellik konusundaki ayrımcılıklar ve ötekileşme gibi durumların azaldığı ortaya konulmuştur.

Kaynakça

  • Akbeğ, Faruk. “Fuhuşla mücadele” Seksoloji 2, no. 9 (1949)
  • Akın A, Özvarış ŞB. Adölesanların cinsel ve üreme sağlığını etkileyen faktörler projesi. Hacettepe Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi. Kasım 2003.
  • Aslı Yazıcı Yakın, “Gizem ya da sapkınlık: Türkiye’de 1930-60 Yılları Arasında seksoloji söylemi ” Fe Dergi 4, sayı 2 (2012)
  • Butler, Judith (2005), İktidarın Psişik Yaşamı (Çev. Fatma Tütüncü), İstanbul: Ayrıntı Yayınları
  • Civil B, Eryılmaz HY. Üniversitede okuyan erkek öğrencilerin cinsel sağlık yaklaşımları. 4.Uluslararası Üreme Sağlığı ve Aile Planlaması Kongresi Kitabı. Ankara, Nisan 2005, 241-2.
  • Connell, R. (2016). Toplumsal Cinsiyet ve İktidar. (C. Soydemir, Çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları. (1998).
  • Cüceloğlu Doğan. Var Mısın? . Ocak 2021 (Söyleşi, Deniz Bayramoğlu) Kültür Bakanlığı Yayıncılık.
  • Didem A, Aktan K, Tuğrul E. Üniversite öğrencileri güvenli cinselliği nasıl algılıyor? Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi. 2005; 14
  • Dinçer, Ö. (2007). Namus ve Bekâret: Kuşaklar Arası Değişen Ne? İki Kuşaktan Kadınların Cinsellik Algıları. Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
  • Ersöz, Aysel. (2016). Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi. Anı Yayıncılık.
  • Freud, S. (2009). Cinsellik Üzerine (S. Kutlu, Çev.). Ankara: Alter Yayıncılık.
  • Giddens, Anthony (2001). Sosyoloji (E, A, Kayhan, Çev.) Kırmızı Yayıncılık.
  • Giray H, Kılıç B. Bekar kadınlar ve üreme sağlığı. Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi. 2004; 13(8): 286-89
  • Koçoğlu MH. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar. Toplum Hekimliği Bülteni. 2000; 21
  • Michel Foucault, Cinselliğin Tarihi, (İstanbul: ayrıntı Yayınları, 2007)
  • Özvarış ŞB. Adölesanlarda üreme ve cinsel sağlığı. Sosyal Pediatri Dergisi Özel Sayısı. Eylül 2005; 124- 29.
  • Şeyh Nefzavi. Kokulu Bahçe. 2012. Altınpost Yayınları.
  • Uygur Güliz, Özdemir Nadire. (2018). Hukuk ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları. Seçkin Yayıncılık
  • Tabak SR. Ergenlerin sağlık denetim odağı algılama düzeyleri ve sağlık davranışlarına etkileri. Kor Hek. 2006; 5(2): 118.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (1)

  1. Rabia Kıvrak 7 ay önce

    Merhaba İrem,
    Cinsiyet rollerinin biyolojik ve toplumsal faktörlerle nasıl ilişkilendiğine ve değişim için eğitim sisteminin önemine vurgu yapan içeriğinizi keyifle okudum. Öneri ve argümanlarınız güçlü, tebrik ederim. Devam yazılarınızı okumak temennisi ile.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir