Cinsiyet ve Toplumsal Cinsiyet İlişkisi

Cinsiyet ve toplumsal cinsiyetin oluşumu, devamlılığının nasıl sağlandığı ve aralarındaki ilişkiyi ele almaktadır.

Cinsiyet ve Toplumsal Cinsiyet İlişkisi

Cinsiyet (sex) terimi, kadınlar ve erkeklerin fiziksel ve biyolojik farklılıklarını ifade etmek için kullanılır (Slattery, 2018: s.341). Genetik özelliklerin dışında kadın ve erkeği birbirinden ayıran toplumsal özellikler de vardır. Toplumsal özellikler doğuştan değil, insanlar tarafından öğrenilerek cinsiyetlerin üzerine yapıştırılan etiketlerdir.  Bu etiketler toplumsal cinsiyet kavramıyla açıklanır. Toplumsal cinsiyet (gender), biyolojik temelin dışında kadına ve erkeğe toplum tarafından kültürel olarak yüklenilen rolleri tanımlamak için kullanılan bir kavramdır. Bu kavram kadın ve erkek arasındaki kültürel olarak inşa edilen güç ilişkilerini kavramaya, eşitsizlikleri görünür kılmaya yarar (Ecevit, 2011: s.4).

Toplumsal cinsiyet kavramı ilk olarak Robert Stoller tarafından 1968’de ‘Cinsiyet ve Toplumsal Cinsiyet’ (Sex and Gender) kitabında kadınların ve erkeklerin toplumdaki konumunun farklılığını ifade etmek için kullanmıştır (Çalışır, 2018: s.1). Toplumsal cinsiyet kavramının oluşumu ve benimsenmesi ortadaki eşitsiz durumun varlığını görünür kılmayı sağlamıştır. Peki, bu eşit olmayan sistem nasıl oluşmuştur? Toplumsal yapı içinde bireyin üstlendiği roller öğrenildi mi, yoksa doğuştan mı bahşedildi? Bu sorular eşitsiz bir sistemin kabulünün ardından bireylerin zihinlerinde oluşmuş olacak ki 1972’de Ann Oakley ‘Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet ve Toplum’ (Sex, Gender and Society) kitabında cinsiyetin kişilik ve zekâ arasındaki ilişkisini inceleyerek toplumsal cinsiyet rollerinin doğuştan değil, toplum tarafından öğrenildiğini açıklamıştır (Ecevit, 2011: s.6). Peki, toplum tarafından bireylere atfedilen bu roller nasıl öğrenilmiştir?

Cinsiyet kimliğinin ilk inşası, içine doğulan ailede başlamaktadır. Ebeveynler bebeklerinin biyolojik cinsiyetini ilk öğrendikleri andan itibaren kız çocuğu için pembe, oğlan çocuğu için ise mavi kıyafetler ve cinsiyetine göre oda düzenleri hazırlamaktadırlar. Bir oğlan çocuğuna, kız rengi (!) diye tanımlanan pembe, kırmızı, mor gibi renkler giydirildiğinde toplum tarafından “Kız mı, oğlan mı belli değil” tarzı ifadelerin kullanılması renkler konusundaki ayrışmayı görünür kılmaktadır. Aynı zamanda ebeveynlerin “Prenses kızım, aslan oğlum” diyerek çocuklarını belirli kalıplar içerisine koymaları; oğlan çocuklarında korkusuzluğu, kız çocuklarında prense muhtaç bir prenses imgesini oluşturacaktır.

Çocuklar biraz büyüdüklerinde “Kızım ört bacaklarını, oğlum göster amcana pipini” şeklinde söylemler devam etmektedir. Bu ifade kız ve oğlan çocuklarının beden algısını da etkilemektedir. En temelde kız çocuğun bedeninden utanmasına ve oğlan çocuğun cinsel organını bir üstünlük aracı olarak görmesine sebep olmaktadır. Bu söylemler içinde yetiştirilen çocuklar, kendilerini okulun sıralarında bulduklarında ailelerinden öğrendikleri normları okulda görünür kılmaktadırlar. Bir tartışma esnasında bazı erkeklerin “Dua et kızsın, yoksa ben sana yapacağımı bilirdim” diyerek kadına şiddete karşıymış gibi görünen bu tavırlarının temelinde kendilerini üstün görme düşüncesi yatmaktadır. Bu düşünce eril yapı ve ataerkil sistemden kaynaklanmaktadır. Örneğin; okulda bir veli toplantısı olduğunda bazı veliler öğretmenlere “Oğlanlar biraz haylaz olur hocam kusura bakmayın” derler ancak sıra kızına geldiğinde “Sen kızsın, biraz oturaklı ol” denilmektedir. Bu tarz söylemler ayrımcı bir dil üzerinden temelde cinsiyetler arası bir eşitsizlik yaratmaktadır. Ancak toplumsal cinsiyet eşitsizliği sadece söylemlerle de sınırlı kalmamaktadır.

Cinsiyet kültürünün bireylere dayattığı kadın ve erkek rolleri ev içi işbölümünü de etkilemiştir. “Kadınların kendilerini eve bağlayan zincirleri kırabilmeleri için, bu zincirlerin nasıl örüldüğünü anlamak zorundayız” (Oakley, 1974; akt. Bora, 2010). Kültürel normlar; evin temizlik, yemek ve çocuk bakımı gibi ücretsiz emek ve süreklilik gerektiren “ev hanımı” rolünü kadınlara yüklerken erkeklere tamir yapma, kamuda çalışma ve eve para getirme gibi sahadaki rolleri yüklemiştir. Kalıplaşmış bu yargılar sonucu kız çocuğu annesini temizlik, yemek gibi her alanda bakım ile bütünleştirirken oğlan çocuk da babasını geçim sağlayan, dışarıda çalıştığı için ev işleri üstlenmeyen biri olarak tanımlamaktadır. Bu durum da ataerkil sistemin getirisi olan toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin nesilden nesile aktarılmasına sebep olmaktadır. Burada önemli olan bir diğer kısım da kadını evin içine hapsetme ve erkeğin sosyallik gerektiren işlerde olması ayrımıdır. Erkeğin maddi güç kaynağı olarak görülmesi sonucu, kadının ev içindeki emeğinin değersiz ve görünmez kılınarak sömürülme gerçeği de vardır. Ancak burada baskı altında olan sadece kadınlar değildir. Erkeklere dayatılan geçimi üstlenme baskısı, kadınlara dayatılan bakım emeği de birer eşitsizliktir. Geçim kaygısını erkeğe yükleyip “Erkek adam evin direğidir” ve “Ev işlerinden kadın sorumludur” gibi kalıp yargılar toplumsal cinsiyet rollerinin inşasında önemli bir etkendir. Kadının kamusal alana çıkmasının kısıtlanması bir bakıma karar verme yetisinin engellenmesi için yapılmaktadır. Çünkü kadın kamusal alana çıktığında daha özgür ve istediği konuda karar verme hakkına sahip olacaktır. Zamanla kamusal alana çıkan kadınlar eski bulundukları konumdan daha iyi yerlere gelmektedirler. Ancak iş hayatında da yine erkek patronların baskılarıyla mobbinge maruz kalabilmektedirler. Kadınlar sadece cinsiyetleri sebebiyle hem kamusal alanda hem de evin içerisinde sindirilmeye çalışılarak çifte sömürülmektedirler. Kadın iş yerindeki mesaisini bitirip eve geldiğinde asla tatili olmayan ikinci işi olarak evdeki bakım mesaisine başlamaktadır. Kadınlara cinsiyetleri üzerinden her alanda fazlaca sorumluluk yüklenmesi, onların iş hayatlarındaki konumlarının yükselmesinin önünde de bir engel oluşturmaktadır. Bu sebeple geleneksel olarak cinsiyetlere atfedilen roller, kadın ve erkek için çalışma hayatındaki işbölümünü de şekillendirmektedir (Tekin-Önür, 2004: s.3).

Genel olarak bakıldığında siyasetçi, rektör ve bakan gibi yönetici rollerine erkekler seçilirken sekreter, öğretmen gibi daha çok bakım gerektiren işler kadınlar için uygun görülmektedir. Çünkü erkeklere doğdukları andan itibaren cinsiyetlerin ötürü toplum tarafından empoze edilen yönet, sahip ol ve sen ne dersen olur gibi algılar onlara hep üst mevkilerde başkalarını yönetme ve söz sahibi olmaları gerektiğini aşılamaktadır. Bunlar ataerkil sistem üzerine kurulu toplumsal yapı tarafından istenilen kadın ve erkek rolleridir. Toplumun dayattığı bu roller her iki cinsiyet için de eşitsizlikler barındırmaktadır.

“Kadın ve erkek olmaya dair beklentilerle, kültürel olgu ve önyargılarla şekillenen toplumsal cinsiyet, bireyin doğumundan itibaren öyle başarıyla kurgulanır ki zamanla biyolojik cinsiyet gibi doğal hâle gelir” (Çolak, 2018: s. 88).

Toplumun eril zihniyetleri tarafından öğretilen cinsiyete dayalı eşitsizlikler sadece burada değinilenlerle sınırlı değildir. Kadınlar ve erkekler biyolojik cinsiyetlerinden ötürü her alanda toplum tarafından ayrışmalara ve eşitsizliklere maruz kalmaktadırlar. Son olarak, daha iyi bir sistem adına “Toplumsal cinsiyet eşitliği herkes içindir”.

KAYNAKÇA

  • Bora, A. (2010). Kadınların sınıfı. İletişim Yayınları.
  • Çolak, G . (2018). Türk Edebiyatında Kelimelerin Toplumsal Cinsiyeti. Türklük Bilimi Araştırmaları , (43) , 87-125 . DOI: 10.17133/tubar.370508
  • Ecevit, Y. (2011). “Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisine Başlangıç”, Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi, Ed.: Yıldız Ecevit & Nadide Karkıner, Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları.
  • Müge Çalışır. (2018). Canlandırma Filmlerinde Toplumsal Cinsiyet Rolleri: 2000 Sonrası Disney ve Pixar Filmleri Üzerinden Bir Analiz. YÖK Ulusal Tez Merkezi- Akdeniz Üniversitesi
  • Slattery, M. (2018). Sosyolojide Temel Fikirler, haz. Tatlıcan ve Demiriz, Sentez Yayıncılık, Bursa.
  • Tekin Önür, H. (2004). Türk Toplumunda Cinsiyete Dayalı İşbölümünü Etkileyen Sosyolojik Faktörler: Malatya Uygulaması (Master’sthesis).

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba, ben Merve. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü lisans öğrencisiyim. Toplumu anlamak ve kendimi keşfetmek için buradayım.

Yorum yap