cocuk suclulugu

ÖZ

Çocuk suçluluğu, toplumsal açıdan en çok üzerinde durulması gereken sorunların başında gelmektedir. Bunun en önemli nedeni çocukların toplumun aynası rolünü üstlenmeleridir. Toplumdaki her sorun, çocuğa yansıyarak onda suç davranışını tetiklemektedir. Suç, öğrenilen bir davranıştır ve çocuklar öğrenmeye en müsait bireylerdir. Çocuk, ailesinden ve  etkileşimde bulunduğu diğer insanlardan toplumun değerlerini, normlarını, kurallarını öğrendiği gibi; kurallara uymamayı, kötü normları, suç işlemenin yöntemlerini de öğrenmektedir.

Bu araştırmada öncelikle çocuk suçluluğuna dair ‘çocuk’, ‘suç’ gibi kavramlar incelenecek, sonrasında çocuk suçluluğuna ve nedenlerine değinilecektir. Daha sonra bazı kuramlar kısaca açıklanıp Türkiye’de çocuk suçluluğunun bugününe dair verilere değinilecektir. Araştırma, literatür taraması ve konu hakkındaki verilerin incelenmesiyle yürütülmüştür. Çocuk ve çocuğa dair her sorun hızla çözüme kavuşturulmalı, çocukların çocuk olabilecekleri bir dünyanın nasıl kurulabileceği üzerine düşünülmelidir. Bu nedenle öncelikli olarak sorunların tespit edilmesi gerekmektedir. Biz sosyologların görevi bu sorunların tespitidir. Bu nedenle araştırmanın konusu büyük önem arz etmektedir.

BİRİNCİ BÖLÜM

KAVRAMSAL ÇERÇEVE

1.1.Çocuk Tanımı

TDK’ya göre “bebeklik ile ergenlik dönemi arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız” ve “küçük yaştakı erkek veya kız” şeklinde tanımanmaktadır (TDK). Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeyeye göre ise sözleşmenin amaçları açısından belirli bir devletin yasaları uyarınca çocukluktan çıkış daha önceki yaşlarda gerçekleşmiş sayılmadığı sürece, çocukluk dönemi 18’inci yaş günü ile birlikte sona ermesi olarak ifade edilmektedir (Çocuk Hakları).

1.2.Suç Tanımı

En genel tanımıyla suç, toplum için geçerli kuralları ihlal etmek olarak ifade edilebilir. “Suç; yasanın cezalandırdığı hareket veya topluma zarar verdiği ya da tehlikeli olduğu yasa koyucu tarafından kabul edilen ve açık olarak tanımlanan eylem ve hareketlerdir” (Öztürk Çopur vd., 2015:120).

1.3. Çocuk Suçluluğu Tanımı

Kanunen reşit sayılmayan bireylerin suç işlemesi olarak ifade edilebilir (Öztürk Çopur vd., 2015:120). “Bu durum, İngilizce’de ‘juvenile delinquency’ terimiyle açıklanmakta, Türkçe karşılığı ise tam olarak ‘reşit olmayanın suçluluğu’ anlamına gelmekte ancak, Türkiye’de çocuk suçluluğu olarak kullanılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de; ‘suçlu çocuk’ yerine, ‘Suça Sürüklenen Çocuk’ ifadesinin kullanımına özen gösterilmektedir” (Öztürk Çopur vd., 2015:121).

İKİNCİ BÖLÜM

ÇOCUK SUÇLULUĞU

2.1.Çocuk

Çocukluk, yaşamın doğal süreçlerinden biridir. Fakat bebekliğin aksine doğal bir gerçeklik olarak değil sosyo-kültürel açıdan ele alınır. Bu nedenle de toplumun norm ve değerlerine göre farklı tanımları bulunur (Kunt, 2003:15).

Geçmiş yüzyıllarda çocuk, minyatür bir yetişkin olarak ele alınırken günümüzde durum farklıdır. Antik Yunan ve Roma’da çocukluk, yetişkinlik ve yaşlılık arasında belirgin sınırlar bulunmaz (Kunt, 2003:16).

Geleneksel toplumlarda çocuklar, ucuz iş gücü ve yaşlılıkta bakım hizmetini verecek kişi olarak görülmektedir. Bu nedenle cinsiyetler arasında belirgin bir ayrım yapılmıştır. Erkek çocuğun ileride aile işine daha çok katkı sağlayacağı ve evlenince de aile evinde kalacağının düşünülmesi fakat kız çocuğunun evlenince bağının kopacak olması, erkek çocuklarına daha çok önem verilmesine neden olmuştur. Ayrıca erkek çocuğun soyu devam ettireceği fikri de bu ayrımcılıkta önemli bir etkendir (Konuk, 2019:15).

Ayrıca çocuklar tarih boyunca yalnızca cinsiyetleri bakımından farklı muameleye maruz kalmamış, aynı zamanda ekonomik durumları, sosyal statüleri vb. sebeblerle de ayrımcılığa uğramıştır (Konuk, 2019:16).

Sonraki dönemlerde yaşanan ekonomik farklılaşmalar, ekonominin tarımdan sanayiye kayması, orta sınıfın gelişmesi, çocuk ölümlerinin azalması, boş zamanların artması gibi etkenlerle aile yapıları değişmiş, anne-baba çocuk ilişkisinde duygusal bağ önem kazanmıştır (Kunt, 2019:17).

Zaman içerisinde çocukluğun tanımındaki değişimler bir kez daha göstermektedir ki, çocukluk, doğal bir süreç olmasına rağmen çocukluğum özellikleri toplumsal ve değişkendir.

Yine de günümüzde çocuğun genel bir tanımı yapılacak olursa: Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye göre “Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır” (Çocuk Hakları).

Çocukluğa dair yaş sınırı ülkelere göre farklılık gösterebilmektedir. Genel olarak 18-21 yaş sınır kabul edilir (Dinç, 2013:22). Örneğin Türkiye’de 18 yaşını doldurmamış kişi çocuk kabul edilirken Arjantin’de 18 yaşından gün almış kişi yetişkin olarak kabul edilmektedir (Öter, 2005:5).

2.2.Suç

Suç olgusunun sosyolojik, psikolojik, hukuki,siyasal birçok tanımı bulunmaktadır. Suç, en genel tanımıyla “toplumdaki tüm bireyler için geçerli kuralların ihlali” (Öztürk, 2007:5) olarak ifade edilebilir.

Yasal olarak suç, cezayı ihlal eden insan davranışıdır (Öztürk, 2007:5). Siyasal bakış açısına göre ise “yasaya güçlü gruplar tarafından yerleştirilen daha sonra davranışın istenmeyen seçilmiş biçimlerini yasadışı olarak etiketleyen bir ölçütün sonucudur” (Dinç, 2013:5). Sosyolojik bakış açısına göre, “tabiatta var olan toplumsal sistemin korunması için, baskılanması gereken veya gerekli varsayılan bir anti-sosyal davranış” (Dinç, 2013:5) olarak tanımlanır. Psikolojik açıdan suç, “Sosyal olarak kötü uyumun bir şeklidir. Bu bağlamda suç bir davranış problemidir” (Öztürk, 2007:5). Son olarak hukuksal açıdan suç ise “devletin hukuk düzeni içinde kendisine netice ve yaptırım olarak ceza konulmuş eylemdir ve suç sayılan bu eylem, ceza yasasının ihlali değil, ceza yasası ile korunan kuralların ihlal edilmesidir” (Dinç, 2013:5).

Suç olgusu, insanların var olduğu günden bu güne kadar gelmiş evrensel bir olgudur. Fakat suça bakış toplumdan topluma, hatta bir toplumda zamanla bile değişim göstermektedir. Bu nedenle suçun toplumsal ve kültürel boyutunun incelenmesi önemlidir.

Günümüzde suçlar çocuk suçluluğu ve yetişkin suçluluğu olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu ayrımda yaş faktörü ölçüt olarak kullanılmaktadır. Sınır, ülkelere göre farklılık göstermekle birlikte genellikle 14-21 yaş arasında değişmektedir (Erdoğan, 2010:4).

2.3.Çocuk Suçluluğu

Çocuk suçluluğu, en genel ifadeyle bir çocuktaki anti-sosyal eğilimlerin yasa müdahalesi gerektirecek duruma dönüşmesi olarak tanımlanmaktadır (Yavuzer, 1985:30). Toplumun normlarına uymayarak yasalara karşı gelen çocuklar, “suça sürüklenmiş çocuk” olarak adlandırılmaktadır (Erdoğan, 2010:5). Bu şekilde adlandırılmasının nedeni “Çocukların korunması gereken varlıklar olmasına karşın yetişkinler ya da diğer bireyler tarafından sömürülmekte ve dolayısıyla suçlu konumuna düşmekte veya düşürülmekte olmaları, diğer bir ifade ile çocukların suçlu olarak nitelendirilmelerine karşın gerçekte istismar edilmiş olmalarıdır. Çocuk suçluluğu bir anlamda çocuk istismarıdır” (Öztürk Çopur vd., 2015:121).

Çocuklar ne doğuştan iyi ne de kötüdür. Çevresiyle gelişen ve değişen bir birey olarak çocuk, iyiye de kötüye de açıktır ve sonucu eğitim ve yaşantısı belirler (Yücel’den akt. Dinç, 2013:32). Çocuk suçlarının nedenleri ve türlerinin yetişkin suçlarından ayrılmasının ve “kanunun gösterdiği suç, bunu işleyen de suçludur” şeklindeki tanıma uymamasının en önemli nedeni kişiliğin oturma aşamasını içeriyor oluşudur. Yeterince olgunlaşamamanın sonucu olarak çocuk belirgin bir dengesizlik içerir (Yavuzer,1985:33). Çocuk aslında gelişiminin ilk evrelerinde yaşamını çoğunlukla anti-sosyal nitelikli dürtülerle yönlendiren ve böylelikle doyum sağlayan bir varlıktır (Kunt, 2003:25). Gelişim döneminde büyük bir bölümü toplumsallaşmada denge sağlayacaktır. Fakat bazıları çeşitli nedenlerle dengeyi sağlayamamakta ve istemeden de olsa toplum karşısında kendilerini suçlu durumda bulmaktadır.

Suç işlemiş çocuklar ülkeden ülkeye değişen yaş aralıklarıyla kanun karşısında ceza ehliyeti sahibidir. Türkiye’de 12 yaşını doldurmamış çocukların ceza ehliyeti yoktur. 12-15 yaş arası ise gelişme durumlarına göre ceza alırlar. 18 yaşını doldurana kadar her çocuk indirimli olarak cezalandırılır (Öter, 2005:7).

2.3.1.Çocuk Suçluluğunun Toplumsal Nedenleri

Çocuğu suça iten bireysel ve çevresel faktörler bulunmaktadır. Fakat çevresel nedenlerin daha etkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın kapsadığı alan da çocuğu suça iten çevresel faktörlerdir. Çocuğun davranışları, içinde yetiştiği ortamın özelliklerine göre şekillenmektedir. Aile ilişkileri, okul, diğer iletişimde bulunduğu insanlar, kitle iletişim araçları, kentleşme ve göç, çocuğu etkileyen çevresel faktörler arasında yer almaktadır.

Çocukların da diğer bireyler gibi çevresiyle etkileşim halinde olması, fakat bu etkileşimde en çok alıcı rolünü üstleniyor olması çevresini önemli kılmaktadır. Bu nedenle çevresinde suç işleyen bireylerin olması onun da suça yönelmesine neden olacaktır. Ayrıca şiddete ve istismara maruz kalan çocuklarda suça yönelme oranı özellikle çocuğun ergenlik dönemine girmesiyle daha çok artmaktadır (Öztürk Çopur vd., 2015:122).

Zaman içerisinde özellikle sanayileşmeyle birlikte çocuk suçluluğu da artış göstermiştir. Bunun en önemli nedeni hızlı sanayileşme ve kentleşmeyle ortaya çıkan işsizlik, gelir dağılımında meydana gelen eşitsizlikler, geleneklerin sarsılması olarak gösterilebilir. Bu nedenler ailelerde ve çocuklarda, doyumsuzluklar, umutsuzluklar, çaresizlik duygusu ve suça yatkınlık yaratmıştır (Gökpınar, 2007:210). Suçun ülkeler arasındaki dağılımı da gelişmişlik düzeyine göre değişmekte, hızlı nüfus artışının bulunduğu ülkelerde suça sürüklenen çocuk oranı da hızla artmaktadır. Modern toplumlarda da toplumsal bağların zayıflamasıyla birlikte suç oranlarının arttığı görülmektedir (İslamoğlu, 2017:59). Şimdi ailesel faktörler ve aile dışı faktörler iki ayrı grupta incelenecektir.

2.3.1.1.Ailesel Faktörler

Çocuğu suça sürükleyen nedenler arasında en önemlisi aile yapısıdır. Bunun nedeni çocuğun ilk ve en yakın etkileşimde bulunduğu sosyal grup olmasıdır (Işıktaç, 1999:201).

Çocuk ailesinden fiziksel ve psikolojik desteğin yanı sıra güvenlik ve sevgi ihtiyacını da karşılar (Işıktaç, 1999:201). Bu gereksinimleri karşılayamayan çocuk anti-sosyal davranışlar sergiler. Aile içi şiddet, istismar, zayıf anne-baba bağı, çocukların ailelerini olumsuz algılamalarına neden olmaktadır (Korkmaz ve Erden, 2010:78). Aileleri tarafından dışlanmış çocuklar topluma karşı tepkili olup, toplumsal kurallara uyma konusunda ters davranışlar sergilemektedir.

Ailenin çocuğa karşı tutumu da önemli bir unsurdur. Çocuğu fazla baskılayıcı tutumu itaatsizliğe, fazla serbest bırakan bir tutum ise bencilliğe neden olarak çocuğu suça iten sebepler olabilmektedir (Yavuzer’den akt. Bağış, 2019:207). “Destekleyici ve cesaretlendirici davranışları içeren aile desteği algısı yüksek olan çocukların, halka açık alanda alkol almak, başkasının malına zarar vermek, hırsızlığa teşebbüs etmek veya hırsızlık yapmak, sahte para kullanmak, taş veya şişe benzeri nesneleri fırlatmak gibi eylemleri içeren suçlarda bulunma olasılıkları daha düşük görülmüştür” (Korkmaz ve Erden, 2010:78).

2.3.1.2.Aile Dışı Faktörler

Okul çocuk için kendini deneyebileceği ilk ortamdır. “Örgütlü bir kurum olan okulda, sorumluluklar ve uyulması gereken kurallar vardır (Işıktaç, 1999:203).” Okullar çocuğun sosyalizasyonu açısından önemli kurumlardır ve ailede eksik verilen eğitimin okulda tamamlanması, bunların sonucunda da okulun suça eğilimi azaltması beklenir. Fakat yeterli alt yapısı olmayan okullar tersi işlev görerek çocuğu suça sürükleyebilmektedir (Öter, 2005:60).

Çocuk üzerinde etkili olan aile dışı faktörlerden bir diğeri akran grubudur. Çocuğun yalnız kalarak kendini tanımasına olanak sağlayan bir grup olan akran grubu, özellikle ergenler için bireysel bağımsızlığını kazanmasına olanak sağlar (Işıktaç, 1999:204). Bu dönemde sapan akran grubuyla birliktelik, bireyin gruba ait olma ve grup onayını yitirmeme uğruna suça yöneldiği görülebilmektedir (Bağış, 2019:210). “Suçlu akranlarla beraber oluş sıklığı, birlikte geçirilen zamanın genişliği ve niteliği suça yönelmede etki eden faktörlerdendir” (Öter, 2005:59).

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

ÇOCUK SUÇLULUĞU KURAMLARI

3.1.Alt Kültür Kuramı

Toplumlar genel olarak üç sınıfa ayrılabilir. Bunlar üst sınıf, orta sınıf ve alt sınıftır. Alt sınıf, daha düşük imkanlara sahip bireylerden oluşmaktadır. Yoksullar, göçmenler, etnik kökenlerinden dolayı dışlanmış olanlar vb. bu grupta yer alır. Alt sınıf kendine özgü kültüre, normlara ve değerlere sahiptir. Toplumun genelini kapsayan egemen kültür ile farklılıkları bulunmaktadır. Suçun nedenleri alt kültürle ilişkilendirilmektedir (Bağış, 2019:213).

“Cohen’e göre, işsizlik, fakirlik ve kısıtlı imkanlar bireylerin sahip olacakları statüyü belirleyen en güçlü faktörlerdendir” (Cömert ve Sevim, 2017:34). Genellikle çocuk ve genç çetelerini araştıran Cohen, kişileri suç işlemeye yönelten durumun, orta sınıf kültürüyle büyüdüğü halde aynı imkanlara ulaşamayan alt kültür çocukları olduğunu ifade etmiştir (Bağış, 2019:213). “Cohen’in modelinde gençlerin yaşadıkları gerilim karşısında seçebilecekleri üç alternatif vardır :

  • Sokak Çocuğu
  • Kolej Çocuğu
  • Suçlu Çocuk” (Cömert ve Sevim, 2017:34).

Sokak çocukları orta sınıf kültürüyle yetişmeyen ve imkansızlıkları karşısında suça yönelmeyen çocuklardır. Kolej çocukları orta sınıf kültürüyle büyümüş ve iyi imkanlara sahip çocuklardır. Suçlu çocuklar ise orta sınıf kültürüyle büyümüş fakat yeterli imkanlara ulaşamamış ve bu sorunu çözmek, eksikliklerini gidermek için suça yönelmiş çocuklardır (Cömert ve Sevim, 2017:34). Cohen, suçlu alt kültürünün alternatif bir statü kaynağı olduğunu ve okullarda ya da diğer alanlarda karşılarştıkları statü engellemelerinin onları bu kültüre ittiğini savunur (İslamoğlu, 2017:35).

“Orta sınıf statülerini yasal yollardan elde edemeyen çete mensubu bu çocuklar içinde başarılı bir rekabet sürdürebilecekleri alternatif statü sistemi kurarlar. Orta sınıfa olan düşmanlıkları onları zıt bir alt kültür yaratmaya yönlendirir. Çok çalışma gibi bütün orta sınıf değerlerine karşı çıkarak öncelikle mala karşı şiddete başvururlar. Alt kültürü yaratan çocuklar birbirleriyle etkin etkileşim içinde bulunurlar” (Bal’dan akt. İslamoğlu, 2017:35-36).

Suçluluk ile alt kültür ilişkisi incelendiğinde ‘şiddet alt kültürü’ kavramı ortaya çıkmaktadır. Bu kavram şiddete başvurmanın alt kültürde normal kabul edildiğini, hatta şiddete başvurmayanların aşağılanacağı bir duruma gelindiğini ifade etmektedir (İslamoğlu, 2017:36).

Özetle, Cohen’e göre, bir ailenin sahip olduğu sosyal konum, kültürel birikim, çocuğun sosyalizasyonu sırasında orta sınıfa girecek imkanların tanınmaması ve okul sisteminin orta ve üst sınıfa göre oluşturulmuş olması, alt sınıf çocuklarının karşıt bir yapılanmaya girmelerine neden olmaktadır (Kızmaz, 2005:158).

3.2.Chicago Ekolü ve Sosyal Ekoloji Teorileri

Kentleşme ve suç alanında önemli görüşlerin ortaya çıktığı Chicago’da yapılan araştırmalar sonucunda Chicago Okulu, bireylerin yaşadığı bölge ve suç arasında önemli bir bağlantı olduğu görüşünü benimsemiştir. Sitetmatik bir kent kuramı geliştirilmesinde Chicago’nun bir laboratuar gibi incelenmesine olanak sağlayan hızlı büyüme, yayılma, nüfus yoğunlaşması, nüfus heterojenliği gibi özellikler etkili olmuştur (İslamoğlu, 2017:32).

Suç ekolojisi yaklaşımı, insanların yaşadıkları sosyal ortam ve koşulların suça neden olabileceğini öngören bir yaklaşımdır (Bağış, 2019:213). Park ve Burgess, Chicago’da yaptıkları araştırmada, kentin nüfus hareketliliğinin hızlı olduğu, fabrikada çalışan ve yoksul işçilerin yaşadığı, sosyo-ekonomik düzeyi düşük bölgelerinde suç oranlarının yüksek olduğu, kent merkezinden uzaklaştıkça da suç oranının düştüğü sonucuna ulaşmışlardır (Bağış, 2017:213).

Bu yaklaşımı geliştiren Shaw ve Mckay ise, yoksulluk ve kültürel çeşitlilik gibi etmenlerin bireylerin topluma bağlılığını zayıflatarak suça yönelttiklerini savunmuştur. Suça yönlendiren en önemli etkenleri özetle; çocuklar üzerindeki sosyal denetimin eksikliği, suçlu davranışın onay görmesi, suç işlemek için fırsatların olması, meşru iş ve eğitim için çok az fırsatın olması olarak ifade etmişlerdir (İslamoğlu, 2017:33).

“Sosyal düzensizlik kuramı; disorganize olmuş toplumlarda, geleneksel sosyal denetim unsurlarının zayıfladığı ve kriminal alt-kültürün gelişmesinin kolaylaştığı gerekçesiyle suç işleme olasılığının daha yüksek olduğunu öngörmektedir” (Kızmaz, 2005:152).

3.3.Sosyal Bağ Teorileri

Çocuk suçluluğunun öğrenmeyle ve kontrol eksikliğinden kaynaklandığını belirten Nye, sosyal kontrolün sosyalizasyon sürecinde öğrenilen doğru-yanlış bilincine göre geliştiğini ifade etmiştir (Öztürk, 2007: 28).

Hirschi, Nye’in bu görüşünü geliştirirken Durkheim’ın görüşlerinden faydalanmıştır (Öztürk, 2007:28). Durkheim, kişinin ait olduğu gruptan koparak yalnızlaştığında sadece kendine bağımlı hale gelerek kural tanımaz bir kişiliğe büründüğünü savunmuştur. Sosyalizasyon sürecini sağlıklı geçirmeyen bir çocuk, toplumsal norm ve değerlerden sapma davranışı sergiler (Bağış, 2019:214).

Çocuk suçluluğu, kontrol mekanizmalarının zayıf olduğu durumlarda ortaya çıkar. Sosyal kontrol ‘kişisel kontrol’ ve ‘sosyal kontrol’ olarak ikiye ayrılmaktadır. Kişisel kontrol mekanizmaları psikolojik alanları içerirken, sosyal kontrol mekanizmaları temel sosyal kurumlara bağlılığı kapsamaktadır (İslamoğlu, 2017:45).

“Sosyal kontrol kuramına göre; çocukluk yıllarında içsel denetim mekanizmasının yeterince gelişememesi ya da sonraki yıllarda işlev bozukluğuna uğramasıyla beraber aile ve okul çevresinden edinilen sosyal rollerin çatışması durumunda bireylerin sapkın ve suçlu davranışlar geliştirmesinde etkilenmektedir” (Mcshane, Frank ve Williams’dan akt. Cömert ve Sevim, 2017:36).

Hirschi, sosyal kontrol bağlarının dört önemli özelliği üzerinde durmaktadır. Bunlar: bağlılık, adanmışlık, sürekli meşguliyet ve inançtır (Bağış, 2019:214). Bağlılık bileşenine göre,  çocukların aileleriyle ilişkilerinin güçlü olması suça yönelmelerini engellemektedir. Adanmışlık bileşenine göre ise belli bir amacı olan, kendisini aile ve işine adayan bireyler daha az suça yönelir. Sürekli meşguliyet bileşenine göre, kişilerin sürekli meşgul olması suça yönelmeye fırsat kalmamasını sağlar. Son olarak inanç bileşeni ise, toplumsal kuralların geçerliliğine, kendisi ve toplum için faydalarına inanan bireylerin bu kuralları çiğnemeye yönelik davranışlarda bulunmayacağını ifade eder (Bağış, 2019:214).

Sosyal kontrol kuramı genel olarak insan davranışlarının denetimine odaklanır. Sosyal kontrolün zayıflığının suça neden olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle “sosyalleşme” ve “uyum” kavramları kuramda çok önemli bir yer teşkil etmektedir (Kızmaz, 2005:165).

3.4.Sosyal Öğrenme ve Ayırıcı Birleşimler Teorisi

Sosyal öğrenme teorisi, suç davranışının da diğer davranışlar gibi öğrenildiğini savunmaktadır. Teori, Gabriel Tarde’nin taklit teorisine dayanmaktadır. Tarde, suçluların normal kişiler olduklarını ve suçu öğrendiklerini savunmuştur. Birbiriyle yakın ilişki içerisinde olanların davranışlarını taklit ettiğini, taklidin yukarıdan aşağıya yayıldığını ifade eder. İstatistiklere göre suçun artmasını taklide bağlar (İslamoğlu, 2017:37).

Sutherland ise Tarde’nin görüşlerini temel almıştır. Bireyin yakın ilişkiler içinde suçun nasıl işleneceğine ilişkin teknikleri ve suç işlenmesini haklı çıkaracak tanımlamaları öğrenir ve bu tanımlara suç işlemeyi uygun görmeyen tanımlara daha az maruz kalması halinde suça yönelir (Bağış, 2019:215).

Sutherland kuramının ana hatları su şekildedir:

  1. Suçlu davranış öğrenilir,
  2. Suçlu davranış iletişim süreci içinde diğer insanlarla birlikte öğrenilir;
  3. Suçlu davranış önce yakın kişilerarası ilişkilerin olduğu gruplarda öğrenilir,
  4. Suçlu davranışı öğrenme yalnızca bazen çok basit bazen ise çok karmaşık olan suç isleme tekniklerini değil, aynı zamanda ilgili dürtü, rasyonalizasyon ve tutumların özel yönlerini de öğrenmeyi kapsar,
  5. Dürtülerin yönü yasaların ‘uyulması gereken’ ya da ‘uyulması gerekli olmayan’ seklinde yorumlanışıyla öğrenilir,
  6. Kişi hukuki kuralları ‘uyulması zorunlu olmayan kurallar’ olarak yorumlayanlarla fazla temas ettiğinde suç isler,
  7. Suçlu davranışı öğrenme süreci, herhangi bir öğrenmedeki tüm mekanizmaları içermektedir (Kaner’den akt. Öztürk, 2007:26).

Akers ise Sutherland’ın görüşlerinden yola çıkarak kendi sosyal öğrenme teorisini geliştirmiştir. Kuramı, ayırıcı birliktelikler, tanımlar, ayırıcı pekiştirme ve taklit olarak dört bölümden oluşmaktadır. Ayırıcı birliktelikler, yakın ilişki içinde bulunulan insanlar ve otorite figürleriyle etkileşimden oluşur. Tanımlamalar, kişinin davranışlarının nedenini açıklayan ahlaki değerlerdir. Ayırıcı pekiştirme, bir davranış sonucunda alınan ödül veya cezaya göre davranışın tekrar durumudur. Taklit ise, başka kişiler ya da iletişim araçlarından gözlem yoluyla suçu öğrenmedir (Bağış, 2019:215).

Sonuç olarak sosyal öğrenme teorisi, bireyin suç işlemeyi normal gören diğer bireylerle yoğun olarak etkileşimde bulunması halinde suç davranışına dair değer, norm ve davranışları öğreneceğini böylece suça yöneleceğini savunmaktadır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

TÜRKİYE’DE ÇOCUK SUÇLULUĞU

“ÇKK’na göre suça sürüklenen çocuk, ‘kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk’tur.” (Konuk, 2019:112). Türkiye’de 12 yaşından itibaren çocukların cezai ehliyeti bulunmakta 12 yaşın altındakiler ise ‘suça sürüklenen çocuk’ kapsamına girmemektedir.

Toplumun suça sürüklenen çocuğu bir tehdit olarak görmesi ve kendi yararı gözetilerek cezalar uygulaması geçmişte çocukların korunmasında aykırı uygulamalara yol açmış, 20.yüzyıldan itibaren bu durumun oluşturduğu tehlike fark edilerek değişime uğramıştır (Konuk, 2019:213).

Türkiye’de suçların yaklaşık olarak yarısı 25 yaş altı bireyler tarafından işlenmektedir. İleri yaşlardaki suçlularınsa büyük bir oranı çocukluk döneminde suça sürüklenmiştir (Bülbül ve Doğan, 2016:32). Ayrıca birey ne kadar erken dönemde suç işlemeye başlarsa, işlediği suç oranı o derece artmaktadır (Civiloğlu, 2007:62).

Suça sürüklenen çocukların aile yapılarında ve sosyal çevrelerinde belirgin benzerlikler görülmektedir. Ailenin disiplin anlayışı, gayrimeşru yaşantı sonucu meydana gelen çocuk olması, ebeveyn eksikliği ya da ayrı ebeveynler, suçlu aile bireyi, işsizlik ve ekonomik güçlükler, sık sık çevre değiştirme gibi faktör, çocuğu suça sürükleyen faktörlerdir (Civiloğlu, 2007:63).

4.1.Sayısal Veriler

Türkiye’de suça sürüklenen çocuk sayısı 2014 yılına kadar artış göstermiş, 2014 yılından itibaren de düşüşe geçmiştir. “Karara bağlanan dosya sayısına baktığımızda ise 2011 yılında dosyaların %51,4’ü karara bağlanırken, 2018 yılında %55,8’inin karara bağlandığı görülmektedir” (Konuk, 2019:113). Mahkemelerdeki dosya yükünün ağırlığı sebebiyle davaların ertelenmesi; çocukların kaygı duymasına neden olması, akran grubu tarafından damgalanmaya sebep olması ve son olarak kolluk kuvvetlerinden gördükleri muamelenin çocuğun sosyal gelişimini olumsuz etkilemesi bakımından eleştirilmektedir.

Tablo 1- Kamu Davası Açılan Dosyalardaki Suça Sürüklenen Çocuk Sayısı (2011-2018) (Adli Sicil İstatistik Kurumu’ndan akt, Konuk, 2019:114).

Yapılan araştırmalarda erkek çocuklar ve kız çocuklar arasında da önemli farklar görülmektedir. Erkek çocukların kız çocuklara oranla daha yüksek suç işledikleri tespit edilmiştir (Bülbül ve Doğan, 2016:32). 2017 yılı TÜİK verilerine göre güvenlik birimlerine suça sürüklenme ile gelen veya getirilen 107.984 çocuktan 92.849’u erkek, 15.135’i ise kadındır (TÜİK).

Suça sürüklenen çocukların illere göre dağılımına bakıldığında ise kır-kent ayrımında belirgin bir şekilde fark görülmektedir. Büyükşehirlerde çocukların suça katılma oranı küçük yerleşim birimlerine göre çok daha yüksektir. Bunun en önemli nedeninin göç ve hızlı kentleşmeyle meydana gelen işsizlik, kültürel çatışmalar vb. sorunlar olduğu düşünülmektedir. 

Tablo 2- İllere Göre Kamu Davası Açılan Dosyalardaki Suça Sürüklenen Çocuk Sayıları (2018) (Konuk, 2019:116).

Son olarak suç türlerine göre ceza infaz kurumlarına giren çocuklara ait veriler incelendiğinde ise son yıllarda en yüksek suç oranının mala karşı işlenen suçlar olduğu görülmektedir. Bu durum çocukların işledikleri suçlarda en büyük etkenlerden birinin ekonomik yetersizlikler olduğunu göstermektedir.

Tablo 3- Suç Türüne Göre Ceza İnfaz Kurumlarına ve Eğitimevine Giren Hükümlü Çocuklar (2007-2016) (TÜİK).

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Çocuk ve suç kavramları her ne kadar yan yana getirmek istenmeyen kavramlar olsa da hayatın gerçeklerinden kaçmak mümkün değildir. Çocuklar birçok suçun mağduru oldukları gibi zaman zaman suça sürüklenerek suçun faili konumuna da gelmektedir. Buna en büyük etken yine onlara karşı işlenen suçlardır. Bu suçların en büyüğü ailenin çocuğa karşı işledikleridir. Çocuklarına karşı sorumluluklarını yerine getiremeyen aileler suçun en büyük kaynağıdır. Yapılan araştırmaların sonuçlarına göre aile bağları, ailedeki olumsuzluklar ve ekonomik sorunlar, çocuğa karşı aşırı ilgi ya da ilgisizlik gibi nedenler çocukları suça yöneltmektedir. Akran grubu, okul etkisi gibi nedenler de çocuğu suça yöneltecek sebepler arasında olsa da ailenin bu noktalara müdahalesi çocuğu koruyabilmektedir. Çocuğu suça yönelten bir diğer önemli unsur da hızlı kentleşmenin ortaya çıkardığı sorunlardır. Hızlı kentleşme aile kurumunda ve toplumun genelinde yarattığı olumsuzluklarla çocuğu olumsuz etkilemektedir.

Cohen, çocuk suçluluğunda en büyük etkenin alt kültürde yaşayan çocukların yaşadığı imkansızlıklar nedeniyle toplumla yaşadığı çatışmalar olduğunu savunmuştur. Park ve Burgess gibi ekoloji kuramcılarına göre ise çocuğun yaşadığı mekan onu suça iten en önemli etkenlerden biridir. Kentlerde yaşayan çocuklar daha çok suça yönelmektedir. Sosyal bağ teorilerine göre ise suçlulukta en önemli etken sosyal kontrol mekanizmasıdır. Çocuk bireysel kontrol mekanizması ve sosyal kontrol mekanizması sayesinde onu suça itecek davranışlardan kaçınmaktadır. Son olarak Gabriel Tarde’ın taklit kuramından yararlanan sosyal öğrenme kuramlarına göre ise suç davranışı taklit yoluyla öğrenilir. Bu nedenle çocuğun yakın çevresinde suç işlemiş ya da işlemekte olan bireylerin bulunması çocuğu suça yönlendirecektir.

Türkiye’de ise çocuk suçluluğu 12 yaşından itibaren reşit olana kadar bireylerin işledikleri suçlar olarak ele alınmaktadır. Günümüzde en çok büyük şehirlerde ve mala karşı suçlar işleyen çocukların göç ve ekonomik etkenlere bağlı olarak aile ve toplum yapısında yaşanan değişimler nedeniyle suça sürüklendiği düşünülmektedir.

Çocukları suçtan uzak tutmak için öncelikle toplumun genel sorunlarının giderilmesi, çocuklar için kaliteli vakit geçirebilecekleri alanların yaratılarak suçtan uzak durmalarının sağlanması, suça sürüklenmiş çocuklar için de daha iyi şartlar oluşturularak topluma yeniden kazandırılmaları için çalışmalar yapılması gerekmektedir.

KAYNAKÇA

  • Bağış, R.C. (2019). “Çocukları Suça Sürükleyen Çevresel Nedenler: Sosyal Bağ ve Sosyal Öğrenme Teorileri Işığında Bir Değerlendirme”. Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi Humanitas. 7(11): 203-221.
  • Bülbül, S., Doğan, S. (2016). “Suça Sürüklenen Çocukların Durumu ve Çözüm Önerileri”. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi. 59: 31-36.
  • Civiloğlu, A. S. (2007). “Yozlaşan Toplumların Eseri: Çocuk Suçlular ve Çocuk Suçları”. Hukuk Gündemi Dergisi. 8: 62-67.
  • Cömert, Ö., Sevim, Y. (2017). “Çocuk ve Suç İlişkisinin Sosyolojik Suç Kuramları ile İncelenmesi”. Bitlis Eren Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. 6(1): 29-40.
  • Dinç, A. (2013). Çocuk Suçluluğunda Ailenin Rolü. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kırıkkale.
  • Erdoğan, F. (2010). Kanunla İhtilafa Düşmüş Çocuklar ve Çocuk Suçluluğuna Etki Eden Sosyo-Ekonomik Faktörler. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü, İstanbul.
  • Gökpınar, M. (2007). “Sosyal ve Kriminal Boyutlarıyla Çocuk Suçluluğu”. Türkiye Barolar Birliği Dergisi. 20(72): 207-233.
  • Işıktaç, Y. (1999). “Sosyolojik Açıdan Çocuk Suçluluğu ve Bir Hukuk Devleti Olarak Türkiye’de Devletin Cezalandırma Yetkisini Kullanış Biçimi”. Mevzuat Dergisi. 2(13): 198-217.
  • İslamoğlu, G. (2017). Çocuk Suçluluğunun Sosyolojik Olarak İncelenmesi: İstanbul/Gaziosmanpaşa Örneği. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sivas.
  • Kızmaz, Z. (2005). “Sosyolojik Suç Kuramlarının Suç Olgusunu Açıklama Potansiyelleri Üzerine Bir Değerlendirme”. C.Ü Sosyal Bilimler Dergisi. 29(2): 149-174.
  • Konuk, G. (2019). Avrupa Birliği’ne Uyum Sürecinde Türkiye’de Çocuk Hakları ve Çocuk Suçluluğu. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi Avrupa Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul.
  • Korkmaz, M.N., Erden, G. (2010). “Çocukları Suç Davranışına Yönelten Olası Risk Faktörleri”. Türki Psikoloji Yazıları, 13(25): 76-87.
  • Kunt, V. (2003). Suç ve Çocuk. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
  • Öter, A. (2005). Çocuk Suçluluğunun Toplumsal Nedenleri (Antalya Örneği). Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Isparta.
  • Öztürk, M. (2007). Sokakta Çalışan ve Suç İşlemiş Çocukların Toplumsal ve Bireysel Uyum ve Davranış Bozukluklarının Ölçülmesi. Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ankara.
  • Öztürk Çopur, E., Ulutaşdemir, N., Balsak, H. (2015). “Çocuk ve Suç”. Uluslararası Katılımlı III.Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Kongresi ‘Erken Müdahale’. 11-13 Mayıs 2015, Ankara, 120-124.
  • Yavuzer, H. Çocuk ve Suç. Remzi Kitabevi, İstanbul.
  • Çocuk Hakları, “Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme”. http://cocukhaklari.barobirlik.org.tr/dokuman/mevzuat_uamevzuat/birlesmismilletler.pdf (erişim tarihi: 27.06.2020).
  • TDK, https://sozluk.gov.tr/ (erişim tarihi: 27.06.2020).
  • TÜİK, “Güvenlik Birimine Suça Sürüklenme İle Gelen Veya Getirilen Çocuk Sayısı”. https://web.tuik.gov.tr/media/smedia/3hcpfxwpe0iuybq7aa9h0zbp5q92u70y.xls (erişim tarihi:27.06.2020).
  • TÜİK, “Suç Türüne Göre Ceza İnfaz Kurumuna veya Eğitimevine Giren Hükümlü Çocuklar”. https://web.tuik.gov.tr/tr/ (erişim tarihi: 27.06.2020).

Hazırlayan: Tuğçe Ayan | Akdeniz Üniversitesi

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba, ben Tuğçe Ayan. Akdeniz Üniversitesi Sosyoloji Bölümü lisans öğrencisiyim.

Yorum yap