Covid-19’un Ekonomi ve Sınıflar Üzerindeki Etkileri

koronavirusun sinifsal etkileri
2

ÖZ

Covid-19 salgını ülkemizde ve dünya genelinde ekonomik krizlere sebebiyet vermiştir. Ekonomik sorunlar çerçevesinde var olan sosyal sınıf farklılıklarını da daha görünür hale getirmiştir. Bu yazımızda, Covid-19’a Marx’ın çerçevesinden ekonomik bir bakış ile aynı zamanda sınıflar üzerindeki etkilerini de baz alarak aktarmaya çalıştık.

Anahtar Kelimeler: Covid-19, Ekonomi, Sınıflar

Salgın dönemleri insanları sadece sağlık açısından etkilemekle kalmaz aynı zamanda sosyal ve toplumsal bir etkiye de sebep olur. Salgın, toplumun yapısında oluşacak bazı değişimleri de beraberinde getirir. Diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de Covid-19’un etkileri sebebiyle dönüşümler kaçınılmaz olmuştur. Pandemiye Marx’ın bakış açısı temelinde yaklaşıp ekonomik değişimlerin sistem üzerindeki etkilerini incelediğimizde, bu dönem ülkemizi sadece sağlık alanında değil, ekonomik anlamda da zorlayan bir süreç içerisine sürüklemiştir. Sınıflar arası oluşan bazı değişimler toplum içerisinde eşitsizliklere sebebiyet vermiştir. Marx kapitalizmi iki sınıf üzerinden analiz etmiştir: burjuvazi ve proletarya. Burjuvazi, üretim araçlarını elinde bulunduran, emek karşılığı ücreti ödeyen ve aslında işçileri sömüren sınıftır. Proletarya da kapitalist sistemin getirdiği açlık ve yoksullukta karın tokluğuna emeğini satarak hayatta kalmaya çalışan sınıftır. Burjuvazi ve proletaryayı genel anlamda temel alarak ekonomik sorunların getirileriyle birlikte ülkemizdeki toplumsal değişimi inceleyelim.

Covid-19 günümüz dünyasını sadece sağlık temelinde değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda da etkilemiştir. Toplumsal düzendeki değişmeler, aslında bir bakıma ekonomik değişmeyi de beraberinde getirir. Bu süreç içinde gittikçe hızlanan bir değişim ve dönüşüm söz konusudur. Alınan kararlar bu olağanüstü süreçte çok hızlı bir şekilde yürürlüğe girmektedir. Ülkemizde ilk sokağa çıkma yasağı kararının, yasağın başlamasına son iki saat kala verilmesi ile insanların marketlere akın etmeye başlaması buna bir örnektir. Bu olayın bir diğer benzerine Covid-19’un ülkemizde ilk yayılmaya başladığı sıralarda insanların eczanelere, kişisel bakım mağazalarına ve marketlere akın ederek dezenfektan jel, kolonya ve ıslak mendili gereğinden fazla alıp depolamaya başladığında da tanık olmuştuk. Ancak depolama dediğimiz durumun bireyin ekonomik gücü ile de alakalı olduğunu söyleyebiliriz. Bu olayları şöyle açıklayabiliriz; temelde oluşan güven problemi çerçevesinde çoğu kişinin yasağın sadece 48 saatle sınırlı kalmayacağını düşündükleri için tüketim kültürünün de getirisiyle insanların alışveriş için sokaklara akın etmesine ve panik ortamının oluşmasına sebep olmuştu. Peki, bu durumun ekonomik statümüzle nasıl bir ilgisi olabilirdi? Yukarıda da değindiğimiz gibi depolama durumu ekonomik düzeyle alakalı bir durumdur. Ve bu süreçte sosyal izolasyonun başlaması kamu çalışanlarına, üst sınıfta bulunan bireylere evden çalışma imkânı sağlamakla birlikte entelektüel anlamda kişisel gelişim için de olumlu bir yan sunmuştur. Peki ya alt sınıf?  Ekonomik olarak en çok zorluk yaşayan kesim, alt sınıfta bulunan işçiler olmuştur. Çünkü fiziksel emeğinin karşılığında saat başı ücret alan, günlük çalışan insanlar bu süreci en sancılı biçimde geçirmeye zorlanan bireyler olmuştur. Bazı bireylerin evde kalması için bazı bireylerin karın tokluğuna çalışmak zorunda kaldığı bir salgından bahsediyoruz.

Bozkurt’un sosyal medya üzerinden yaptığı, yükseköğrenimde eğitim görenlerin katılımı çerçevesinde olan orta sınıf grubunda bulunan kişilerin çoğunlukla katıldığı ancak henüz tam anlamıyla yayınlanmamış çalışmada1 insanların yaptıkları işe oranla kaygı düzeyini incelediğimizde, Türkiye’de kamu çalışanlarının öğrencilere, özel sektörde çalışanlara ve işsizlere oranla temel ihtiyaçlarını karşılama kaygısının oldukça düşük olduğunu görüyoruz (Şekil 1). Aile içi sorunların artışı ve yapılan işe baktığımızda tahmini zor olmayan bir sonuçla karşılaşıyoruz. Ancak öğrencilerin, işsizlere oranla bu süreçte aile içi sorunlarının daha çok artması, okudukları şehirdeki özgür hayatını bırakıp ailesinin yanında kalmasıyla ve bununla birlikte eğitimsel anlamda bir bilinmezliğin olması öğrencileri psikolojik açıdan ciddi ölçüde etkilediğini söyleyebiliriz. Burada işsiz olanların aile içi sorunlarının arttığını ve bu süreçte iş sahibi olan diğer bireylerle karşılaştırdığımızda ciddi bir farklılık görmemiz mümkündür. Bunları takip eden dördüncü sırada aile içi iletişim sorunların arttığını belirten ev hanımlarının olduğunu görüyoruz.

                                                                                                                                    Ev işlerinin organizasyonu kadının sosyo-ekonomik durumuna göre değişiklik gösterebilmektedir. Orta veya üst sınıftan kadınlar temizlik gibi işleri çoğunlukla ücret karşılığı “gündelikçi” kadınlara devretmektedir (Gönüllü-Atakan, 2018:131). Ancak salgın döneminde gündelikçilerin işlerine devam etmesi pek mümkün değildir. Ve bununla birlikte evden çalışan kadınların çalışma verimliliğinin düştüğünden söz edebiliriz. Çünkü iş ve evin eş zamanlı ilerlemesi demek, ataerkil sistemde çoğunlukla kadınların ev içi sorumlulukları üstlenmesiyle birlikte aslında çifte sömürüldüklerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu durumun toplumsal cinsiyete dayalı bir ayrımcılıkla, ataerkil sistemin aile yapısında devam etmesiyle ilgili olduğunu görüyoruz. (Şekil 2).

Şekil 1. Yapılan İş ve Kaygı İlişkisi

Şekil 2. Aile İçi İletişim Sorunlarının Artışı ve Yapılan İş

Dünya çapında ekonomik düzeyin getirdiği avantajlara baktığımız zaman, ekonomik düzeyi yüksek olan insanlar ada satın alıp ya da tatil için kendilerine mekân kapatabilecek maddi güce sahipken, ekonomik düzeyi düşük olan insanlar bu süreçte nasıl hastalığa yakalanmadan çalışıp, hayatta kalacağının hesabını yapmak zorunda kalıyor. Aslında bu dünya düzeninde çoğu şey ekonomik düzene bağlıdır. Marx’ın da belirttiği gibi toplumsal değişmeyi sağlayan en önemli etken alt yapıdır. Yani ekonomi ve üretim ilişkileridir. Alt yapı daima üst yapıyı belirler şöyle ki; ekonomi daima dini, aileyi, eğitimi ve siyaseti etkiler.

Ekonominin eğitimi nasıl etkilediğine değinecek olursak, pandeminin getirisiyle sosyal izolasyon sürecinde eğitim, uzaktan öğretim sürecine geçmiştir. Ancak her bireyin aktif bir şekilde bu derslere katılım sağlayamamasının önündeki engellere değindiğimizde bu süreçte bireylerin evinde yeterli miktarda internetin olması ve uzaktan öğretim için belirli araçların da bulunması gerekiyordu. Ve bireyin bunlara sahip olması aslında ekonomik düzeyi ile alakalıdır. Bu sorunlara daha temelden yaklaşacak olursak, elektrik ve internet alt yapısının sağlam olduğu bir yerde ikamet etmek de bireyin katılımında etkili olan faktörler arasındadır. Çünkü kırsal bölgelerde yaşayan bireylerin bu tarz sorunlarla da karşılaşması muhtemeldir. Yani bu süreçte aslında diyebiliriz ki, ekonomik düzeyimizin getirisi bizim değişen eğitim koşullarına uyum sağlamamızı ve eğitime ulaşma imkânlarımızı da paralel bir şekilde etkiliyor. Bu dönemde ekonomik farkların getirisini gayet açık bir şekilde görebiliyoruz.

Pandemide ekonomik krizden etkilenen ve kaygı düzeyi yükselen sadece bireyler değildir. Aynı şekilde devletler de etkilenmiştir. Pandeminin, dış ülkelerle ilişkilerimizin kısıtlanmasına sebep olduğunu söyleyebiliriz. Covid-19 salgını sebebiyle ülkelerin aldığı tedbirler öncelikle insan sağlığını korumak üzeredir. Bu tedbirlerin bazı sektörleri etkilediğini söyleyebiliriz. “Ülke çapında alınan tedbirlerin turizm sektörüne ve faaliyet gösteren çeşitli tür ve sayıdaki işletmelere etkisi olmuştur. Bu etkinin en önemli özelliği ekonomik açıdan yarattığı sonuçlardır. Bu durum hem işletmeleri hem de çalışanları etkilerken, sonuçları yalnızca toplumsal ve sektörel düzeyde kalmamış, ülke ekonomisini de olumsuz yönde etkilemiştir (Demir vd., 2020:84).” Burada da değinildiği gibi ülke ekonomisinin olumsuz yönde etkilenmesinin sebeplerinden biri de ithalat ve ihracatın pandemi sebebiyle azalmasıdır.

Ekonomik gelişmelerin ne yönde olduğuna baktığımız zaman, bazı bireylerde pandeminin kapitalist sistemi çökereceği düşüncesinin hâkim olduğunu görüyoruz. Ancak kapitalizm ekonomik krizlerin oluştuğu ortamlarda daha da gelişme imkânı bulmuştur. Bozkurt’un da (2020) değindiği gibi salgının kapitalist sisteme yönelik büyük bir gaz birikimi yarattığını görüyoruz. Karantina uzar ve felaket büyürse biriken gazın çok daha artacağını şimdiden görebiliyoruz. Bir noktadan sonra patlama olasılığı da günümüzde genel bir kabul haline geldi. Kapitalist sistemin karşı karşıya kalacağı gaz patlaması nasıl bir yeniden yapılanma yaratır şimdiden söylemek zor. Sadece olası senaryo olarak şunu söylemek mümkün: Muhtemelen geleceğin dünyası (siz buna kapitalizm de diyebilirsiniz) bildiğimizden daha farklı olacaktır.

Ancak Covid-19 sonrası yeni bir topluma doğru değişiklikleri şimdiden konuşmak erken olacaktır. Lakin bu tür süreçlerden sonra yenilikler, farklılaşmalar ve farkındalıklar kaçınılmaz olacaktır. İçinde bulunduğumuz sistemin ekonomik, sosyal ve siyasal getirilerini yaşayarak göreceğiz.

SONUÇ

Genel anlamda toparlayacak olursak, Covid-19’un ekonomi üzerinde etkilerinin ciddi boyutlarda olduğunu söyleyebiliriz. İnsanlar bu süreçte sadece ekonomik değişmelere değil aynı zamanda sosyal, kültürel ve sınıfsal değişmelere de maruz kaldılar. Salgın döneminden en çok etkilenen sınıfın alt sınıf olduğuna değinmiştik. Ancak bu sadece alt sınıfın etkilendiği anlamına da gelmiyor. Bu durumları göz önünde bulundurduğumuzda sadece çalışanlar değil, devletler ve işletme sahipleri de ekonomik krizden etkilenen kısmın içine giriyor.

Son olarak tarihte bu tarz büyük değişimlere sebep olan süreçlerin sonuçlarının bizlere iyi veya kötü anlamda daima yenilikler getirdiğini söyleyebiliriz. Çünkü değişim ve dönüşüm hayat devam ettikçe daima kaçınılmaz olacaktır. Bu süreçler sadece değişimin hızlanmasına yardımcı olur.

KAYNAKÇA

  • BOZKURT, V.(2020, 28 Mart). Corona Virüsü Dijital Toplumu İnşa Etmeye Başladı! https://aliulurasba.blogspot.com/2020/03/prof-dr-bozkurt-corona-virusu-dijital.html, Erişim Tarihi: 02.06.2020.
  • DEMİR, M., GÜNAYDIN, Y., DEMİR, Ş. (2020). Koronavirüs (Covid-19) salgınının Türkiye’de turizm üzerindeki öncülleri, etkileri ve sonuçlarının değerlendirilmesi. International Journal of Social Sciences and Education Research , 6 (1) , 80-107 . DOI: 10.24289/ijsser.734263                        
  • GÖNÜLLÜ ATAKAN, A . (2018). TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ VE BAKIM EMEĞİ. Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi , 16 (3) , 125-136 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/cbayarsos/issue/39491/465717
  • 1Bahsedilen çalışmanın sonuçlarının bir kısmı: http://veyselbozkurt.com/pandeminin-etkileri/, Erişim Tarihi: 01.06.2020.

Hazırlayan: Merve Kaya – Celal Bayar Üniversitesi

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba, ben Merve. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü lisans öğrencisiyim. Toplumu anlamak ve kendimi keşfetmek için buradayım.

Yorum yap