Değişim Sosyolojisi ve Modelleri

Değişim sosyolojisi ve değişim sosyolojisinin temelinde bulunan dört model açıklanmıştır.

Değişim Sosyolojisi

1760’lı yıllarda İngiltere’de ve 1800’lü yıllarda Avrupa’da etkili olan Sanayi devrimi toplumlar içerisinde önemli değişmelerin oluşumuna temel oluşturmuştur. Yaşanan değişimler hayatın her alanında rastlanacak kadar büyük ölçekli etkilere sahiptir. Bu durum aslında toplum içerisinde temelden bir değişimin de yaşanmasına sebep olmuştur (Zencirkıran, 2016: s.22). Sosyoloji, tam olarak bu dönemde yaşanan büyük değişimlerin etkisiyle ortaya çıktı. Bu sebeple sosyolojinin bir bilim olarak doğuşunda önemli bir etkiye sahip olan toplumsal değişme olgusu bir bakıma sosyolojinin merkezi yapısını oluşturmuştur (Karaoğlan, 2020: s.2).

Değişim bir doğa yasasıdır. İlerlemenin, değişimin olmadığı bir toplum düşünmek mümkün değildir. Değişim, insanlar var oldukça daima yaşanan ve yaşanacak bir olgudur. Heraklitos’un “Değişmeyen tek şey değişimdir” sözünden de anlaşılacağı üzere toplumlar, bireyler kendilerini değişimin dışında tutamaz. Toplumsal bir yapıda yaşanan değişimler bazen hızlı veya yavaş, bazen de iyi veya kötü olabilir. İlk olarak değişime hız üzerinden bakıldığında teknolojik gelişmeler hızla değişse dahi geleneksel normlar, fikirler, alışılmış kültürel düzenler kolayca değişebilen şeyler değildir. Aynı zamanda değişimlerin iyi etkilerine bakıldığında sağlık, eğitim ve ticaret gibi pek çok alana katkı sağlamakla birlikte kötü etkisi de teknolojik açıdan geliştirilen silahlarla insanları katletmek ve ilaç sanayisinde etik dışı yapılabilen müdahaleler olabilmektedir. Ayrıca değişim ileriye veya geriye doğru da olabilmektedir. Bu gibi etkenler değişimlerin farklı etkilerinin de görülmesini sağlamaktadır. Aynı zamanda toplumsal sistemler ve toplumsal kurumlar da değişmektedir. Örneğin; eğitim, ekonomi, sanat, hukuk, aile ve din gibi alanlarda da değişimler gözlenmektedir. Ancak değişimler sadece kurumlar ve sistemlerin içerisinde değil zamanla insanların dış görünüşlerinde, yediklerinde, satın aldıklarında da meydana gelmektedir. İnsanların giyim tarzı ve tüketim alışkanlıkları da değişmektedir. Yani kısaca insanların ve toplumların olduğu her yerde değişim daima var olan bir olgudur. Toplumların değişim teorileri sosyolojide geniş bir yere sahiptir.

Sosyoloji, değişme olgusunu farklı teorik modellerle açıklamaktadır. Değişim sosyolojisinde yaygın olarak kullanılan dört genel teorik model vardır. Bunlar; evrimci model, devri-dalgalı model, yapısal-fonksiyonalist model ve son olarak çatışmalı modeldir.

1-Evrimci model: Evrimci kuram Darwin’den etkilenerek değişimin tek yönlü, doğrusal bir ilerleme sürdürmesi gerektiğini ve toplumda çevresel etkenlerle uyum içinde olarak sürekli geliştiğini öne sürmüşlerdir. Buradan anlaşılacağı üzere değişim ilerleme ile eş anlamlı olarak belirtilmektedir. Evrimci model için ilerlemek, gelişmek demektir. Evrimci ilerlemenin kuramları, yapısalcıların ve çatışmacıların da kuramlarını içermektedir. Bu durum farklı değişim modellerinin birbirleriyle daima bir ilişki içerisinde olduğunu da göstermektedir (Kaya, 2005: s.23-24). Bu modelde sosyolojinin ilk kurucu isimleri vardır. Üç hal kanunu ile Comte, mekanik ve organik işbölümü ile Durkheim, cemaat ve cemiyet kavramıyla Tönnies bulunmaktadır. Marx ise sınıf çatışmasını değişimin temeli olarak belirtmektedir. Toplumların geçtiği üç aşama ve içinde bulundukları toplumdan yeni bir toplumsal yapıya geçmeleri şeklinde değişimler söz konusudur (Kaya, 2005: s.27).

2-Devri-dalgalı model: Devri-dalgalı modelde döngüsel bir ilerleme söz konusudur. Toplumlar bazen ileriye, bazen de geriye doğru değişirler. Toplumlar sürekli gelişme ve ilerleme gösteremezler. Pareto bu modelde “elitlerin dolaşımı” teorisiyle bulunur. Ancak Sorokin bu modelin en önemli isimdir. Sorokin’in “hudutlu değişme teorisi” ritmik ve devri bir değişme özelliği taşır. Bu ritmler değişmenin yönünü belirler. Süre olarak kısa veya uzun ritmlerde vardır. Ancak ritmlerin süresi değişimin yönünü pek etkilemez. Ayrıca ritmlerin zincir halkaları gibi birbirini takip eden bir yapıları vardır (Erkal, 1982: s.307). Zincirler inişli-çıkışlı olarak birbirlerini takip ederler. “Hudutlar teorisine göre değişim, maddeci sınır ile maneviyatçı sınır arasında ritmik gidip-gelme ile gerçekleşir. Her iki kültürel üst-sistem arasında ideal kültür yer alır” (Kaya, 2005: s. 30). Ritmik olarak yükselme ve düşme daima toplumların tarihinde görünür aynı zamanda birbirinden zıt olgulardır. Toplumlarda yükselme, duraklama ve yıkılma dönemi vardır. Bu da bir örnektir. Ayrıca devri dalgalı model, evrimci modeli kabul etmemektedir.

3-Yapısal-fonksiyonalist model: “Yapısal fonksiyonalizm hareketli bir dengeye sahip toplum düşüncesine dayanır”. Sosyal sistem unsurlar grubu olarak nitelendirilir. Bu model ‘Sosyal yapı ve fonksiyonlar’ arasındaki ilişki ile hareket eder ve en önemli yanı, topluma daima işleyen bir bütün olarak bakılmasıdır. Asıl değişim sosyal yapının yenilenmesidir. Sosyal yapıda en önemli olan “denge ve uyumdur”. Toplumlar, bazen uyum halinden uzaklaşmalar olsa da yeni fonksiyonlara uygun yapıların şartları oluşturulduğunda dengeye yönelerek devamlılığı sağlayabilir. Yapısalcılar için hızlı değişme düzeni bozar ve bütünleşmeyi yok eder. Sistemin korunması için bütünlük arz eden tali sistemler bulunur (Kaya, 2005: s.32). Bu modelde Parsons ve Merton önemli bir yere sahiptir. Parsons’a göre bir toplumda sosyal farklılaşma nedeniyle sosyal yapı değişir. Sosyal farklılaşma arttıkça karmaşıklıklar oluşur. Eğer denge de kaybolursa bütünleşme sorunları yaşanmaya başlanır. Merton’a göre değişme fonksiyonel ilişkiler içinde ele alınır. Merton, her bir kurumun birden fazla şey yapabileceğine ya da aynı işi birden çok kurumun yapabileceğini söyler. Örneğin, kültür aktarımı sadece okulda değil aynı zamanda ailede, siyasette ve eğitimde de aktarılabilir. Kurumların görevleri konusunu daha da ileriye taşıyarak açık ve gizli olmak üzere iki fonksiyon ayrımı yapar. Açık fonksiyon, toplumlar ve kişiler tarafından algılanan fonksiyondur. Gizli fonksiyon, diğer insanlar ve sistemler tarafından algılanamayan fonksiyondur (Kaya, 2005: s.34). Örneğin, üniversitelerin eğitim ve kişisel gelişim kurumları olması açık fonksiyondur. Gizli fonksiyon içinde üniversitede biriyle tanışıp evlenebilirsiniz. Bu kurumun işlevi değildir, ancak bu tarz şeylerin de olabileceği bir kurumdur. Bu da görünenin dışında bir işlevi olduğu anlamına gelir. Merton, sosyal ve kültürel yapı arasında her ne kadar ayrım yapsa da “onlar bir madalyonun iki yüzü gibidir.”

4-Çatışmalı model: Bir bütün olarak incelendiğinde toplum birbiriyle çatışan unsurlar olarak meydana gelmiş ve değişmenin temeline çatışmayı almıştır. Bu açıdan yapısal-fonksiyonalist modeli eleştirir. Çünkü toplumsal düzenin denge ve korunmasından ziyade o düzenin değişiminin esas alınması gerektiğini ifade eder. Sürekli bir denge hali sağlamak çatışmacılar için anlamsız ve pek mümkün değildir. Çatışma evrensel bir olgudur. Toplumlar çatışarak değişir ve yeni bir sisteme kavuşurlar. Yani çatışma beraberinde daima değişmeyi getirir. Bu modelin en önemli temsilcileri Coser ve Dahrendorf ’tur. Coser, çatışmayı grupların türüne göre iç ve dış grup üzerinden anlatır. İç grupta (üyesi olduğunuz) oluşan çatışmalar daima grubu zedeler. Ancak iç grup ile dış grup (üyesi olmadığınız) arasında olacak bir çatışma bizi güçlendirerek olumlu bir etkiye sebep olur. Grubun güçlenmesi olumlu bir etki oluşturduğu gibi var olan yapıya karşı bir duruş sergilendiğinde olumsuz bir duruma sebep olduğu da yadsınamaz. Bu durum yapının kendi özelliği çerçevesinde değişime sebep olabilmektedir. Dahrendorf, Marx’tan ilham alarak ve onun gibi değişimi çatışma ile açıklamıştır. Marx’tan ayrıldığı noktada çatışmanın onun ifade ettiği gibi sınıflar arasında değil, daha küçük ve çıkar amaçlı gruplar arasında geçtiğini belirtir. Ayrıca aralarındaki temel farklılık üretim araçları mülkiyetini Marx gibi sınıf temelli değil, otorite ilişkileri üzerinden açıklar (Kaya, 2005: s.36-37).

Son olarak, değişim süreci hayatın her alanında daima devam edeceğinden sosyoloji çerçevesinde belirtilen değişim modelleri ile toplumun dönüşüm süreçlerini anlamlandırmak süreci kolaylaştırdığı gibi sebepleri hakkında da bilgiye erişmemize destek sağlayacaktır. Değişim sosyolojisi temelinde gelişen süreci, belirtilen modellerle tek tek incelemek eksik olabileceğinden kuramları bir bütün olarak ele almak eksikliklerin önüne geçebilme konusunda önemli bir etkiye sahip olabilmektedir (Kaya, 2005: s.38).

KAYNAKÇA

  • Erkal, M. (1982). Sosyal Değişme ve Sosyal Gelişmeye Çağdaş Bir Yaklaşım. Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, (31), 297-328.
  • Karaoğlan, M. U. (2020). Toplumsal Değişme Üzerine Kısa Bir Anekdot.
  • Kaya, Y. (2005). Sosyal ve Kültürel Değişme, İstanbul: Turan Yayıncılık.
  • Zencirkıran, M. (2016). Dora Basım-Yayıncılık

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba, ben Merve. Toplumu anlamak ve kendimi keşfetmek için buradayım.

Yorum yap