Din Sosyolojisi Bağlamında Muhafazakarlık Ve Modernite

Bu çalışmada muhafazakarlığın ortaya çıkışı ele alınmıştır. Bunun yanı sıra günümüz din-laisizm çatışmasına bir öneri sunulmaya çalışılmıştır.

muhafazakarlik modernite

Muhafazakarlık kelimesinin epistemolojisine baktığımızda köken olarak Arapça olduğunu Farsçadan ek alarak(kar) türetildiğini ve korumak saklamak gibi anlamlara geldiğini görürüz. TDK sözlüğü ise ‘tutucu’ olarak Türkçe’ye çevirmiştir. Kelimenin tarihi seyrine baktığımızda ise düşünsel kökenleri itibariyle Romalı düşünür Cicero’ya, hatta bir yönüyle Aristoteles’e kadar uzatılabileceğini görürüz. Modern anlamda ise 1789 Fransız Devrimi’nin ortaya çıkardığı siyaset ve devlet anlayışına ve Aydınlanma Felsefesi’nin ortaya koyduğu “insan aklı” projesine olan tepkiyle ortaya çıkmıştır.(Heywood, 2013: 83)

Fransız ihtilali sonrasında siyasal düşünceler tarihinde yer edinmeye başlayan muhafazakarlık, Aydınlanma ve Fransız Devrimi’nin ortaya çıkardığı rasyonel düşünce biçimi eksenindeki köklü değişim hamlelerine karşıt bir tutum almıştır. Edmund Burke’ün Fransız Devrimi’ne getirdiği eleştiriler, muhafazakar düşünce geleneği açısından en temel referans noktasını oluşturmuştur. Üzerinde kesin bir görüş birliği sağlanamayan muhafazakarlık kavramı, süreç içerisinde Anglo-Amerikan muhafazakarlığı ve Kıta Avrupası muhafazakarlığı olma üzere iki ana koldan ilerlemiştir.(Ferruh Özder)Bu açıdan baktığımızda sabit bir anlam taşıyan muhafazakârlık teriminin olmadığı görülür. İngiliz muhafazakârlığı özgürlük, Alman muhafazakarlığı otoriteryan, Fransız muhafazakârlığının ise reaksiyoner bir özellik taşıdığı ortadadır. Demek ki her toplum farklı tarihi bir seyir izlemiş, kendi bünyesinde korumak ve devamını sağlamak istediği bazı değerleri oluşturmuş ve bir nevi değişimin yıkıcı etkilerinden toplumu korumak adına var olması gerektiğini düşündükleri değerlerin koruycu neferleri olmuşlardır. Burada değinilmesi gereken husus muhafazakar terimini barındıran insanların değişime karşı oldukları düşüncesinin yanlışlığıdır nitekim bu kitle değişime değil radikal, toplumu derinden sarsacak değişimlere karşıdır. Çünkü toplum, muhafazakar kitlenin tabiri caizse en önemli kutsalıdır ve kutsal, varlığı gereği saygıyı ve aynı zamanda dış, olumsuz etkilere karşı korunmayı gerektirir. Bu bakış açısıyla toplumu oluşturan en önemli mihrakın aile olduğu ve haliyle ailenin de en az toplum kadar önemli olduğu aşikardır. Modern dönemin insanlığın damarlarına enjekte ettiği bireycilik haliyle manevi aile birlikteliğini ve toplum dayanışmasını temellerinden sarstığı için muhafazakârlığın hedefi haline gelmiştir. Çünkü aydınlanma, insanı ve aklını nihai karar merci olarak görmüş toplumu insanın şekillendirdiğini ve toplumdan önce bireyin varoluşsal benliğinin önemli olduğunu vurgularken muhafazakar anlayış insanın sınırları ve aczinin olduğunu ve toplum tarafından ve toplum için birey olduğunu ifade etmiştir. Bir tarafta ilerleyen değişen siyaset-bilim-akıl ve modernitenin dünyaya ve yeni sosyal düzene sunduğu vaatler bir tarafta kutsalı uğruna vaatlere ve sunulan rüyaya meydan okuyan muhafazakar kitle. Geçmişi kötü şimdiyi aşılması gereken set geleceği mükemmel bir dünya düzeni olarak sunan modernite ile geleceğe dair planlanan her atılımın iyi olamayacağını ifade eden kehanet. Bu suretle bakıldığında modern-muhafazakar düalizminin çatışması ve kutuplaşması kaçınılmaz olmuştur zira aynı nesneleri hedef alan iki ayrı kaynağın biçimlendirmesidir yaşanılan durum. Bugün hangi bakış açısının üstün kuvvet haline geldiğini görmek zor olmasa gerek. Tüm dünya büyük bir yarış halinde modernleşmeye çalışmaktadır. Hatta otorite kavram modernite olduğu için insanlığın tarihi tecrübeleri ve günümüz toplumları modernite öncesi, modern ve modernite sonrası toplum gibi sınıflandırılmalara maruz kalmaktadır. Peki, modernitenin temel kavramları ‘’gelişim ve değişimken’’ yarışı geride takip edenler bu yarışı yakalayabilecek mi? Piyasaya yeni sürülen bir cep telefonun henüz üretim aşamasındayken demode olacağını biliyorsak bu soruya objektif bir cevap vermek gerekirse hayır diyeceğiz. Peki insanlık gelişen teknoloji ile daha da hızlanacağını biliyorsa bu gelişimin insanlığın faydasına olacağını söyleyebilir miyiz? ‘’Süreklilik ve düzen’’ kavramlarının temelini oluşturduğu muhafazakar bir düşünüşle baktığımızda bu soruya da hayır cevabını vereceğiz. Ne teknoloji ne de değerler olmadan insanlık ve toplumun var olacağı düşünülemeyecekse nasıl bir yöntem geliştirilmelidir?

Burada modernite ve muhafazakarlığın diyalektiği düşünülebilir. Teknik gelişimlere ve değişimlere sırtımızı çevirmeden ve insanlığı iyiye ve güzele doğru yönlendirecek değerler birlikteliği sağlanarak . Ben bunu İslam Felsefesinin ortaya koyduğunu düşünüyorum tarihin belirli bir döneme damgasını vurması , ilim ve bilim meşalesini taşımış olması başka türlü yorumlanmaz zira. Kuranı Kerim’in ilk inen ayeti ‘’Oku’’ emridir ikinci ayeti okuma eyleminin tefsiri niteliğindedir çünkü nasıl okunmalı sorusunun cevabıdır :’’Yaratan Rabbinin Adıyla Oku’(Alak/1,2). İşte bu modern insanın anomi ve kaosuna karşı en büyük settir.

KAYNAKÇA:
1) ÖZDEN,Ferruh’’1980 SONRASINDA TÜRKİYEDE MUHAFAZAKAR KİMLİĞİN GELİŞİMİ VE SİYASAL PARTİLER, Yüksek Lisans Tezi
2) https://www.akademikkaynak.com/muhafazakarlik-nedir.html
3) http://dspace.marmara .edu.tr/handle/11424/26438

Yorum Yap

Yorum yap