Emek Sömürüsünün Anne-Çocuk İlişkileri İçerisinde Bakılmasının Toplumsal Cinsiyet Alanında İncelenmesi

emek somurusu

ÖZ

Kadınların uğradığı toplumsal ayrımcılığın ilk temelleri ailede başlar. Genel olarak ailede toplumsal bir kurum olarak anne evlat ilişkisi geniş aile, çekirdek aile fark etmeksizin sistemi doğrudan etkilemektedir. Biyolojik olarak kadın ve erkek bireylerden farklı olarak toplumda yaratılan ’kadınlık’ ve ’erkeklik’ algıları bulunmaktadır. Bu da aktörlere belirli cinsiyet rolleri yaratır. Metinde bu cinsiyet rollerinin işlevine ilişkin inceleme yapılmıştır.

ANAHTAR KELİMELER

Kadın, Özel Alan, Kamusal Alan, Emek, Toplumsal Cinsiyet


Bebeğin ilk ana rahmine düştüğü andan itibaren bir cinsiyet ayrımına maruz kalır. Kalıplaşmış toplumsal yapılarda anne-evlat ilişkisi birbirine sıkıca bağlıdır bu durum biyolojik cinsiyette bakıldığında anne-ogul ve anne-kız ilişkisinde erkeğin kız çocuğuna göre her zaman bir adım daha önde olduğu görülür. Bunun nedeni kadına verilen değerin ’erkek çocuk’ üzerinden değerlendirilmesidir. Kadına verilen emeğin karşılıksız emek olarak görülmesi ataerkil toplumlarda özellikle çocuğun örneğin erkek çocuğunun geç uyuması ve mutfağa gittiğinde annesinden tost yapmasını istemesi, kız çocuğunun erken uyanıp babasına kahvaltı hazırlaması annesinden gördüğü ve öğrendiği bir öğrenilmiş bir emek diyebiliriz. Çocuk annesinden ne öğrenirse bunu hayatına adapte ediyor. Baba evden erken çıkar annesi daha erken uyanır kahvaltı hazırlar, yedirir, içirir, giydirir ve serbest piyasa ekonomisi içerisinde çalışır. Gün içinde ise gider eve gelir ve yine ev içi emeğine , yeniden üretimine devam etmesini sağlar. Bu süreçte çocuklar annelerinin sevgi karşılığı yapılan emeğini görürler. Babalarının yaptığı ev dışı, kamusal alan eve para getiren bir değer iken özel alan kadınların zorunlu olduğu bir alanmış gibi görülür. Kadınların evde ayrıca bir mesai harcandığı düşünülmüyor. Ataerkil sistemde ev içi emeğin kadında bir karşılığı yok bu da doğrudan kapitalizmin hem kadını dışarda çalıştırma hem de ev içi sömürüsüne devam etmeyi bu sebeple çift vardiyayı öngörür.

Kadın üzerinde zaman kavramını sadece temelde evde yeniden üretim sağlayan ataerkil sistemin bir parçası kapitalizmin ise sağlam bir temeli olarak görür. Kadının ev içi rollerinin özel alan politiktir diyerek kadının ev içi emeğini meşrulaştırır. Toplumda oluşturduğumuz kadınlara doğal olan yani güzel, çirkin, şişman veya kısa boylu diye ifade ederiz biz toplum olarak erkekleri aşağılarken kadınlar üzerinden bir ifade söz konusu bu da kadının ötekileştirilip 2.nci plana atılmasına sebep olur. Tüm bunlar Türk toplumunda kadının erkeklere göre daha geri planda olduğu olduğunun birer örneğidir. Evde çocuk bakmayan, çocuk yapmak istemeyen, yemek yapamayan, çamaşır yıkamayan veya oje sürmeyen (erkeğe göre kadınlık vasfını yapmayan) kadınlara toplumsal normlarla bir aşağılama durumu vardır. Bunları yaparsa ’erkek gibi kadın’ yapamaz ise aşağılık, fahişe gibi adlandırma yaparlar. Bu ayrım yeni oluşmamıştır yunan filozofların da kadınların siyasete katılmaması, daha eskiye gidersek kadınların nesneleştirip üremeye yarayan bunu da dine bağlayan (hz. Havva’nın yasak elmadan yedirdi kadının suçu) toplumlar kadını evde başlayarak onları yaptıkları iş içerisinde evde baskı ile işte cam tavan ile bir şekilde hep kısıtlanmıştır. Burada ataerkil sistem yapısı kadının eve mahkum kılmıştır. Kadının ev içi emeğinin bir karşılığı yoktur, zorunlu doğal bir durumdur. Evde ev içi emek ekonomik bir katkısı olarak görülmüyor. Bu sistem ev içi emeğin mesaisinin olmamasına ve gündelik hayattaki çalışma ile ayırt edilememesine neden olmuştur. Dışarıdaki işlerde her ne olursa olsun bir emek sonucunda bir para yani emek ücreti alırsın ancak evde alınacak bir para yani karşılığı olan bir mübadele değildir. Bunun mübadelesi aile fertlerine olan sevgidir. Farklı bir açısı da kadınların eve zorunlu kılınmasında çocuğu olan kadınlara kreş yapılmaması buda çocuğuna bakmakla yükümlü olan kadın prototipini oluşturur çifte vardiya. Bununla birlikte iş ortamında kadına doğum izni verilirken erkeklere verilmemesi, iş alımında askerlik yapmış olma koşulu, iş ortamında eşyaların erkeklere göre dizaynı (inşaat mühendisi boyuna göre lamba). Eşit işe eşit ücret verilmemesi, kadınlara mobing uygulanması gibi örnekler verilebilir bir şekilde kadınlar toplumsal cinsiyet ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Ev sömürüsü evde birincil aile yakınlarına ilişkilerle başlar ve tüm bir sistemin parçası gibi sosyal hayatta da ayrımcılığa maruz kalınır özel alandan kamusal alana bu cinsiyetçi yaklaşım varlığını sürdürür.

Buna erkeklik kuramı çerçevesinde bakarsak da erkeklerin özel alan kamusal alan ayrımında anti feministlerin kadınların yerinin ev olduğunu doğa ve din istiyorsa onu olduğu gibi yani özel alana gönderme fikrindedirler. Maskolonistler ise kadının özel alana dönüş ile beraber erkeklerin de özel alanda bir hakimiyet kurması ve kadınların iş hayatına girmesiyle oluşan erkeklik krizinin çözüm olacağını ifade ederler. Bu gibi kuramlar çerçevesinde oluşturulan söylemler kadının yaşam alanında özel alan kamusal alan ayrımının var olan krizin çözümü olarak görülür.

Yorum Yap

Yorum yap