Evli Bireylerin Sosyal Medya Kullanımlarının Evliliklerine Olan Etkisi

Yanlış kullanım nedeniyle bir tehdit oluşturduğu varsayılan sosyal medyanın, toplumun temel yapı taşı olan aileyi meydana getiren evli bireylerin toplumsallığıyla beraber sebep ve sonuçları ortaya koyarak sağlıklı ve nitelikli sosyal medya kullanımının yolları araştırılmıştır.

Evli Bireylerin Sosyal Medya Kullanımlarının Evliliklerine Olan Etkisi
0

ÖZET

Bu çalışmanın amacı sosyal medyayı hangi sıklıkla ve nasıl kullanıldığının evli bireyler üzerinde nasıl bir etki bıraktığını literatür taramasıyla destekleyerek açıklamaya çalışmaktır. Konuyla paralel olarak kitle iletişim araçlarına değinilmiş özelde internet ve sosyal medya açıklanmaya çalışılmıştır. Sosyal medya ile iletişimin arasındaki sıkı bağ literatür taramasıyla desteklenerek açıklanmaya çalışılmıştır. Daha sonra postmodernizm ve sosyal medya ilişkisine değinilmiş olup son olarak popüler kültürde sosyal medya konusu tartışılmıştır. İkinci bölümde aile ve evlilik kurumuna değinilmiştir. Türkiye’de evliliğe alt başlık açılarak ayrıntılarıyla incelenmiştir. Son olarak asıl konuya girilmiş ve sosyal medyanın evli bireyler üzerindeki etkisi tartışılmıştır.

Anahtar Kelimeler; internet, sosyal medya, aile kurumu, evlilik

GİRİŞ

İnsan sosyal bir varlıktır. Yaşamını idame ettirebilmek için iletişim kurmak zorunda olan insan; topluluklar oluşturmuş, iş bölümü yapmış ve aile kavramını hayata geçirmiştir. Söz konusu olan iletişim önceleri sadece yüz yüze mümkün olabilirken teknolojinin gelişimiyle paralel olarak önce resim, yazı daha sonra iletişim araçları ve sosyal medyayla değişim ve ilerleme göstermiştir. İnternet ve özellikle internetin en çok kullanıldığı ortamı sosyal medya, toplumu oluşturan aileyi büyük anlamda etkilemektedir. Yüz yüze iletişim yerine geçen sanal iletişim, ailede özellikle karı koca iletişiminde kopukluklara sebebiyet vermektedir. Toplumda aile üyeleri, iletişim biçiminin en açık ve sağlıklısı olan yüz yüze iletişimden daha çok çağımızın popüler iletişim ortamı olan sosyal medyada vakit geçirmektedirler. “Bu durumun, insanları zamanla sosyal medya sayfalarına bağımlı bireyler haline getirmesi kaçınılmazdır” (Güleç, 2018: 106). İnsanların hayatına nüfuz eden sosyal medya mecraları bireye sanki gerçekmiş algısı yaratmakta ve asıl gerçeklikten koparmaktadır. “Bireyler sosyal ağlarda kendilerine arzu ettikleri biçim ve çeşitlilikte kimlikler dâhi oluşturabilmektedir” (Güz ve Yegen, 2017: 202). ‘‘Toplumları etkileyen internet yine toplumlar tarafından farklı şekillerde anlaşılmıştır. Bizim toplumumuz interneti daha çok kişilerarası bir sohbet ortamı, biraz da sörf ortamı olarak algılamakta, internetin bir haberleşme, bilgi, eğitim ortamı olduğunun farkına varamamaktadır’’ (Dikener, 2010: 42). Sosyal medyayı kullanma tarzı, sadece bireyi etkileyen bir unsur olmadığını göz önünde bulundurursak ve kullanım şeklinin toplumdan topluma değişiklik arz ettiği düşünülürse sosyal medya kullanımı ve bireyler üzerindeki etkileri sosyolojik anlamda araştırılması gereken bir problem haline gelmektedir.

Bu çalışmanın amacı, yanlış kullanım nedeniyle bir tehdit oluşturduğu varsayılan sosyal medyanın, toplumun temel yapı taşı olan aileyi meydana getiren evli bireylerin toplumsallığıyla beraber sebep ve sonuçları ortaya koyarak sağlıklı ve nitelikli sosyal medya kullanımının yollarını araştırmak olmuştur.

Aile kurumunun zedelenmesi toplumun zedelenmesi demektir ve bu da sosyolojik anlamda araştırılması gereken bir sorun anlamına gelmektedir. Yapılan çalışmalar incelediğinde aile ve evlilik kurumu üzerine yapılan çalışmalar daha çok şiddet veya boşanma ile ilgili çalışmalardır. Sosyal medya ve aile ilişkisi ya da sosyal medya ile aile içi şiddet veya boşanma arasında bir bağlantı olup olmadığı çok fazla irdelenmemiştir. Bu nedenle bu çalışmada bu konulara değinmek yerinde görülmüştür.

1. KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI

Kitle iletişim araçları, 15. yüzyılda Batı Avrupa’da hareketli metal harflerle baskı yapıldığı tarihe dayanmaktadır ancak kitle iletişimi insanlığın var oluşundan bu yana süregelmekte ve ilerlemektedir. “İletilerin kitlesel üretim ve dağıtımını gerçekleştiren araçlara kitle iletişim araçları adı verilmektedir” (Ayhan, 2014: 19).  “Kitle iletişimi en genel şekliyle, iletilerin kitlelere aktarılması sürecidir. Kaynak bir kişi değil, bir örgüttür” (Ayhan, 2014: 20).  İlk kitle iletişim aracı olarak kabul edilen gazetenin kitlelere ulaşabilmesi okuryazarlık oranıyla doğru orantılı olarak ilerlemekteydi bu yüzden gazete insanlığın tamamına ulaşabilme konusunda birtakım eksiklikleri içinde barındırıyordu. İletişim teknolojisindeki gelişmeler sayesinde gazete yerini radyoya bırakmış ve okuryazarlık ile bilgiye ulaşabilme arasındaki derin uçurum ortadan kalkmıştır. Aziz (1982: 2)’e göre; “Kitle iletişim araçları konusunu ilk kez ele alan Laswell, araçların bilgi verme, ikna etme ve toplumlaştırma fonksiyonlarından söz etmektedir. Charles Wright, kitle iletişim araçlarının bu fonksiyonlarına eğlendirme fonksiyonunu eklemiş; Kenneth ise bu fonksiyonların yanı sıra, malları tanıtma fonksiyonunun önemini vurgulamıştır.” Görebiliyoruz ki, kitle iletişim araçları insanların bilgilenme, eğlenme ihtiyaçlarını karşılarken bir yandan toplumsallaşmaları hususunda da büyük bir etkisi olmaktadır. Mac Bride ‘Birçok Ses Tek Bir Dünya’ isimli raporunda iletişimin işlevlerini sekiz başlık altında toplar. Bunlar; habercilik, toplumsallaştırma, motivasyon, tartışma-diyalog, eğitim, kültürel geliştirme, eğlence ve bütünleştirme işlevleridir. Buna göre kitle iletişim araçları insanların birbiriyle olan iletişim ihtiyacından ve bu ihtiyacı kolaylaştırma amacından ortaya çıkmış ve toplumları değiştirmiş ve gelişimiyle paralel olarak halen değiştirmeye devam eden adından da anlaşılacağı üzere kitleleri etkisi altına alan, toplumdan topluma yararı ya da zararı büyük oranda değişen araçlar veya nesneler grubudur.

1.1. İnternet ve Sosyal Medya

İnternet, diğer kitle iletişim araçlarından farklı olarak sadece görsel ya da işitsel olarak kullanılmamaktadır. İnternet; görsel, işitsel duyularımıza hitap eden ve bize de söz hakkı tanıyan, globalleşen dünyada tüm bilgileri önümüze saniyeler içerisinde koyup okumamızı, izlememizi, dinlememizi veya yorum yapmamızı sağlayan ve böylece diğer kitle iletişim araçlarının tüm özelliklerini bünyesinde toplamayı başarabilen bir kitle iletişim aracıdır. Araştırıldığında internetin birçok tanımına rast gelmek mümkündür. Bunlardan ilki; “Birçok bilgisayar sisteminin birbirine bağlı olduğu, dünya çapında yaygın olan ve sürekli büyüyen bir iletişim ağıdır Vural (2006: 190). Bir başka tanıma göre ise; “internet, toplumsal ve teknolojik alanda her türlü değişikliklerden etkilenerek bu değişime kendisini kısa sürede uydurabilen ve önemli olanaklar sunabilen bir iletişim aracıdır” (Karaçor, 2007: 47). Bireyler bu gelişen dünyada artık sabırsız ve aceleci tavırlarıyla dikkat çekmektedirler. Bu hızlı bireyler kendilerini yavaşlatacak her şeye karşıdırlar. Saatlerce bir ansiklopedi karıştırmak yerine ansiklopedinin tüm içeriklerine saniyeler içerisinde ulaşabilmenin kolaylığı onlara bu sanayileşen dünyada büyük bir avantaj sağlamaktadır. Yüksel (2008: 132)’e göre; “hızlı hareket eden dünyada zaman, amaçlara ulaşmanın ve tatmin olma duygusuna sahip olmanın en önemli adıdır. Zamanın insan yaşamına bu kadar egemen olduğu sosyolojik dönemde insan hayatı da kısmen acelecilikle dolu, kronometreyle ölçülebilen bir alan halini almıştır.” Durup kendilerini dinlemeye bile vakti olmayan, çalışan, üreten ve bunları yineleyen bir insan ordusu için bir saniyenin değeri oldukça önem arz eder. Fast food restoranları, hep daha hızlı olduğunu iddia eden yeni arabalar, uçaklar, daha hızlı olduğunu söyleyen internet markaları…

“Sosyal medya, kullanıcılara enformasyon, düşünce, ilgi ve bilgi paylaşım imkânı tanıyarak karşılıklı etkileşim yaratan çevrimiçi araçlar ve web siteleri için ortak kullanılan bir terimdir” (Sayımer, 2008: 123). “Sosyal medya olarak adlandırılan bu sanal ortam, kullanıcı tabanlı olmasının yanında kitleleri ve insanları bir araya getirmesi ve aralarındaki etkileşimi arttırması bakımından önem taşımaktadır” (Vural ve Bat, 2010: 1). Sanal dünya olarak adlandırılan bu dünya biçiminin insanlar nezdinde gerçek dünyadan pek bir farkı kaldığını söylemek mümkün değildir. İnsanlar bu sanal dünya içerisinde fikirlerini beyan edip diğer insanlarla paylaşmak ve üzerinde tartışmaktan tutun bu sanal dünya içerisinde ruh eşlerini bularak evlenebilmektedirler. Sosyal medyanın bu sanallığı içerisinde bir gerçeklik yarattığını yani kendi gerçekliğini sanal dünya içerisinde insanlara kabul ettirdiğini söylemek mümkündür. “Yapılan araştırmalar insanların, bu sanal gerçeklik içinde gün geçtikçe daha fazla vakit harcadıklarını, bu sanal gerçeklik içinde gerçek yaşam ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştıklarını ve yine bu sanal gerçeklik içinde yeni bir dünya kurarak yaşadıklarını göstermektedir” (Vural ve Bat, 2010: 1). 27 Ağustos 2019 tarihinde yayınlanan TÜİK verilerine göre; önceki yıl 16-74 yaş grubundaki bireylerde %72,9 olan internet kullanımının 2019 yılında %75,3 olduğu saptanmıştır (TÜİK, 2019). Sosyal medya kullanımına toplum tarafından yoğun bir ilgi olduğu görülebilmektedir.

2. SOSYAL MEDYA ve İLETİŞİM

Bireylerin özellikleri bakımından tek başına hayatlarını idame ettirebilmesi mümkün değildir. İletişime ve paylaşmaya her zaman ihtiyaçları vardır bu yüzden aile kavramı bireyler açısından büyük önem arz etmektedir. Bireylerin kendi iç dünyasına çekilmeleri, kendilerini dünyadan soyutlamaları ve bireyci söylem ve hareketleri toplumu zedeleyebilecek kadar büyük bir sorundur. Türk Dil Kurumu’na göre iletişim; “duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirim, haberleşme ve komünikasyondur.”  Bireyler için iletişim zorunlu bir ihtiyaçtır çünkü bireyler istek veya arzularının yerine getirilmesini istedikleri anda iletişime başvurmaktadırlar. Çağımızda iletişim denilince akla yüz yüze iletişimden daha çok sosyal medya ile kurulan sanal iletişim gelmektedir. “Sosyal medya, bireylerin internet platformunda birbirleriyle karşılıklı ve interaktif bir biçimde iletişim kurduğu, aynı zamanda görüşlerini paylaştığı dinamik bir yapıdır” (Borges, 2009’dan aktaran Yıldız, 2017: 72). Sosyal medya diğer medya türlerinden etkilendiği gibi yine diğerlerinden kullanıcılarına görüş, yorum ve duygularını paylaşabilme özgürlüğünü verme açısından ayrılmaktadır. Sosyal medya, diğer medya türleri gibi dün ile ilgilenmez. Onun asıl amacı ‘an’ dır. Anı yakalamak ve bireyi başka bireylerin anlarında buluşturmaktır. İletişimi bilinen en kolay biçimde yapabilmeyi başaran sosyal medya, bireylerin nerede ve kiminle olduklarıyla ilgilenmeden hızlı bir iletişim kurma olanağı sunar. Söylemiştik ki, sanayileşen ve hızla gelişen günümüz dünyasında birey için hız oldukça önemlidir ve bu iletişim için de geçerlidir.  Bireyler sosyal medya sayesinde, diğer medya türlerinden ayrı olarak edilgen bir konumda değildir. Aktiftir ve aynı zaman diliminde birçok insanla konuşabilme fırsatına sahiptir.

Günümüzde, bireyin toplum tarafından kabul edilip edilmeme hususunda sosyal medyanın yeri oldukça büyüktür.  Yıldız (2017: 74)’a göre; “siz kendi mesleğinizde uzmanlaşmış bir profesyonel, işini çok iyi yapan bir meslek elemanı olabilirsiniz. Ya da sahibi olduğunuz işletme çok iyi işler çıkaran bir firma, çok kaliteli ürünleri satan bir marka olabilir. Kendinizin ya da firmanızın tanınırlığı, bireyler tarafından bilinirliği ancak sosyal sermayenizin artmasıyla mümkün olabilir.” Bireyler bunu günümüz teknoloji çağında sosyal medya denilen platformlar üzerinden yapabilmektedirler.

2.1. Postmodernizm ve Sosyal Medya

Sosyal medya, hız kazanan günümüz dünyasında bu hıza yetişebilen güçlü bir kitle iletişim aracı olma özelliğini taşır. Bu gerçek karşısında postmodern kuramcılar düşüncelerini açıklarken sosyal medyayı da düşüncelerine dahil etmek durumunda kalmışlardır. Kızılçelik (1996: 28)’e göre; “ortak kabul edilen bir tanımını henüz bilemediğimiz postmodernizm en genel anlamıyla modernliğin temel parametrelerine (bilimsel bilginin üstünlüğü, pozitif bilimler, ulus- devlet anlayışı, kapitalizm, bireycilik, demokrasi, insan hakları, teknoloji vs.) karşı gelen ve sorgulayan buna karşın belirsizliğe, parçalığa, farklılığa, etnikliğe, alt kültürlere, kültürel çoğulculuğa, yerelliğe, özgünlüğe ayrıcalık tanıyan bir hareket olarak tanımlanır.” Bir diğer görüşe göre ise; “post-yapısalcılığın anlamsal göreceliği postmodernizmde doruğa ulaşır. Gerçekte modernliğin bir eleştirisi olmakla beraber daha çok gösterge ve anlamlama konusunda post-yapısalcılığın görüşlerini yeniden formüle eder” (Mutlu, 1999: 141). 

Medya yoğun olarak değişik alt kültürleri azaltmak ve kitle toplumunun büyümesine yardım etmekle suçlanmaktadır. Sosyal medya yüzünden insanlar daha fazla benzer şekilde düşünmeye ve buna bağlı olarak benzer şekilde tepki göstermeye başlamışlardır. Hatipler (2017: 46)’e göre; “bilgi ve iletişim teknolojileriyle gelişen ve büyüyen medya, sahip olduğu görsellikle, insanları büyülemekte ve tümüyle düşüncelerini yönlendirmektedir. Medyayı güçlü kılan en önemli yanı; ucuz ve daha bireysel bir etkinlik olarak kabul edilebilen internetin kullanımıdır. Medya bu gücüyle toplumu dönüştürme kabiliyetine kavuşmuştur.”

 2.2. Popüler Kültür ve Sosyal Medya

Popüler kültür; düşünce, kıyafet, kitap gibi unsurların bir dönem içinde yaygınlaşması ve hızla tüketilmesi halidir ve sosyal medya ile popüler kültürün birlikteliği sık sık eleştirilere konu olmaktadır. “Tanımlanması oldukça zor bir kavram olan popüler kültür, daha çok gelip geçici gündelik bir hayat kültürüdür ve içinde müzikten yeme-içmeye, giyimden spora kadar birçok çeşitlilik barındırmaktadır” (Karaduman ,2017: 9). “Belli bir dönem için geçerli olan, hızlı üretilen ve hızla tüketilen kültürel ögelerin bütünü” (TDK, 2019). Geçer (2013: 67)’e göre; “popüler kültürün ‘halk tarafından sevilen’ tanımı ile yakın ilişki içerisinde olan medya bu ‘sevilen’e etki yapmakta; insanların hayat tarzlarını değiştirmekte, algıları, sevgileri, nefretleri, gündelik yaşamlarını, siyasi-sosyal düşüncelerini kendi gücüne göre biçimlendirmektedirler. Dolayısıyla medyanın popüler kültürle bir arada anılması da doğaldır.” Bunun en güzel örneğini pandemi dönemlerinde yaşadık. ‘TikTok’ uygulamasını kullanan bireyler tarafından ün kazanan  ‘TikTok kahvesi’ çok konuşuldu ve neredeyse herkes evlerinde bu kahveyi içip, bu kahveyi anlattı ve sosyal medya hesaplarından bu kahvenin fotoğraflarını paylaştı. Üzerinden birkaç ay geçtikten sonra bu kahvenin adı duyulmamaya başlandı ve tekrar evlerde Türk kahvesi pişirilmeye geri dönüldü. Popüler kültürde durağanlık ve görece önemli herhangi bir olay ve olgu veya nesne yoktur. Popüler kültürde her şeyin yerini dolduracak yeni bir akım vardır. Bir nesne, kişi, yiyecek veya giyecek sosyal medya ile değer kazanmakta veya sosyal medya ile birlikte değeri düşmektedir. “Bugün artık kültürün, medyanın etkisinde kaldığı ve popüler kültürün bir medya ürünü olduğu hemen her kaynakta anlatılmaktadır. Popüler kültürün herkesçe ulaşılabilen bir kültür olması özelliği de onu medyanın alanına koymaktadır” (Çağan, 2003: 77).  Popüler kültür, sosyal medya aracılığıyla geniş kitlelere ulaşabiliyor ve böylelikle sosyal medya kullanan bireylerin beyinlerine sanki kendi zevk ve beğenileriymiş gibi nüfuz edebilmeyi başarıyor. Karaduman (2017: 12)’a göre; “sosyal medyanın oluşturduğu bu etkileşim çerçevesinde bireyler ve toplumlar arasında yakınlaşma ve ortak ilgiler, yeni yaşam tarzları, davranışlar oluşmakta, sanal kültürel ortamlar doğmakta ve kültürel değişmeler yaşanmaktadır. Bu açıdan gündelik yaşamda eğlenceden tüketim tercihlerine kadar toplum ve birey üzerinde yönlendirici bir etkiye sahiptir.” Fikirsel anlamda binlerce insan tarafından eleştirilmiş olmasına rağmen popüler kültürün başarı sağladığını görmezlikten gelmek mümkün değildir. İtalya’da yenilen bir yemeği, dinlenilen bir şarkıyı Muğla’da bir restoranda o yemeği yedirebilmek veya o müziği dinletebilmek büyük bir çabanın ürünüdür.

3.  AİLE ve EVLİLİK KURUMLARI

Bir toplumda başlıca kurumlar arasında aile, din, ekonomi, siyaset, eğitim ve boş zaman gibi kurumları sayabilmek mümkündür. Bu araştırmada aile kurumunun bir alt kurumu olarak değerlendirilen evlilik kurumu değerlendirileceğinden dolayı burada bu iki kurumun anlatılması uygun görülmüştür. Toplumun en önemli kurumlarından birisi ailedir. Aile en küçük sosyal birimdir. Literatüre bakıldığında ailenin toplumsal kurumlar bağlamında incelendiği görünmektedir. Literatürde ailenin ortak bir tanımı bulunmamaktadır. Çeşitli görüşler yer almaktadır. Örneğin Bourdieu’ya göre; “aile olarak bilinen ve güvenilen şey aslında tutarsız bir inşadır” Bourdieu (1996: 172)’den aktaran Pehlivan (2018: 249).  Bir diğer tanıma göre ise; “aile kuşak ilişkilerine göre ana-baba ve çocuktan meydana gelen bir sosyal gruptur” Winch (1965: 84)’ten aktaran Gökçe (1976: 47). Aile, hayatın ilk olarak başladığı yerdir. Sürekli ilişkiler, ilk eğitim vs. aile kurumunun özellikleridir. Aile yapısı değişkendir. Tek bir aile yapısından söz etmek mümkün değildir. Zaman içinde aile yapısında da değişmeler meydana gelmiştir. Aile yapısında ki bu değişimler durmadan devam etse de aile kurumunun varlığı tarih boyunca devam etmiştir. Tarihte her zaman aile kurumuna ihtiyaç duyulmuştur. “Toplumların en temel kurumlarından olan aile, zamanla – ve tabii ki doğal olarak- değişime uğramış, ancak ortadan kalkmamıştır. Aile ile ilgili olarak sosyologların genel görüşü, ailenin işlevlerinin, modernleşmeyle birlikte diğer kurumlarla paylaşıldığı tespiti üzerinde birleşir” Akın ve Aydemir (2007: 46). Aile genel olarak nüfusu yenileme, milli kültürü taşıma, çocukları sosyalleştirme, ekonomik, biyolojik ve psikolojik tatmin işlevlerinin yerine getirildiği bir kurumdur” (Aydın, 2000: 35).

Evlilik sadece toplum tarafından onaylanmış bir cinsel birliktelik değildir. Evlilik, erkek ve kadın tarafından beraber yaşama kararı alınarak aynı hane içerisinde duygu, düşünce paylaşımı yapılması ve sorumlulukların beraber üstlenilmesi durumudur. “Evlilik aynı zamanda toplum içinde aile ve akrabalık kurumlarının oluşmasını da sağlar. Yani toplum tarafından tanınan ve onaylanan cinsel birliktelik farklı toplumsal ilişkilerin ve bağların oluşmasına hizmet eder” (Arıkan, 1996).   Evliliklerin temeli bir çeşit sözleşme ile birlikte karı- kocaların aynı hane içerisinde yaşaması olduğundan dolayı evliliği basite indirgemek yanlış olacaktır çünkü evlilik, aile kavramını oluşturacak ilk temel adımdır. Eğer evlilik birbirini tamamlayacak çiftler arasında yapılmaz ise ailenin asıl temeli de sarsılacak. Evliliğin sarsılması aileye kurumuna zarar verdiği gibi toplumu da kötü anlamda etkileyebilmektedir. Biliyoruz ki, sosyalizasyonun ilk ayağı ailedir. “Toplumun varlığını ve devamını sağlayan, sosyalleşme süreci ile topluma yeni bireyler yetiştiren, diğer toplumsal kurumların da ilk defa üyelerince içselleştirildiği temel bir toplumsal kurumdur. Çünkü toplumun değerleri ve normları ailede içselleştirilir” (Akın ve Aydemir, 2007: 46).

3.1. Türkiye’de Evlilik

Türkiye’de evlilik iki kişinin arasında gerçekleşmekten çok ailelerin ‘evlenmesi’ şeklinde gerçekleşmektedir bu yüzden bireyler evleneceği kişide kendi ailesine benzerlik aramakta ve ailesinin onayını almadan evlenmeyi doğru bulmamaktadır. F. Beşpınar ve Z. Beşpınar (2017: 111)’a göre; “Türkiye’de evlenilecek kişide aranılan en önemli özellik aile yapılarının ve sosyal çevrelerin benzerliğidir. Evlenilecek kişinin dindar olması ve evlenecek kişi ile aynı mezhepten olunması dini değerlere verilen öneme ilişkin bir diğer bulgudur. Türkiye’de her beş evlilikten biri akrabalar, her 10 evlilikten yedisi hemşehriler arasında gerçekleşmiştir. Çiftler evliliği çoğunlukla aile büyüklerinin onayı ile kurmakta, bir sorun yaşadıklarında başvuracakları destek olarak akıllarına ilk yine onlar gelmektedir. Tüm bu veriler, aile merkezli bir yaklaşımın evliliği belirlediğine işaret etmektedir.” Türkiye’de aileye ve evlilik kurumuna verilen değer eskiye nazaran yıpranmalar göstermiş olsa da halen değerini ve önemini korumaktadır. Türkiye’de her anne ve baba belli bir yaşa gelen kız veya erkek çocuğunu evlendirmek istemekte ve bunu gerekirse görücü usulü gerçekleştirmeye yeltenebilmektedir. “Görücü usulünün hala çok yaygın bir form olduğu, tüm evliliklerin yarısından fazlasının (%51.3) görücü usulüyle gerçekleştiği görülmektedir” (F. Beşpınar ve Z. Beşpınar, 2017: 127).  

Eda Mine Demir’in Diğer Makalesi: Çalışan ve Çalışmayan Kadınlara Yönelik Aile İçi Ekonomik Şiddet Üzerine Nitel Bir Araştırma

Türkiye’de evliliğin bir başka boyutuna da değinmek yerinde olacaktır. Değişen değerler, düşünce yapıları ve eğitim düzeyinin artışı ile doğru orantılı bir şekilde boşanma oranları da artmaktadır. Değişen toplum yapısının ve değer yargılarının evlilik kurumunu derinden sarstığı görülmektedir. Buna en iyi örnek Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2009 yılı verileridir. Verilere göre; Türkiye’de 1993 yılından günümüze boşanmaların oranı %80.7 oranda yükselmiştir. Nitekim 1993 yılında 27.725 boşanma vakası görülmesine karşılık, 2004 yılında bu sayı iki kat artarak 50.108, 2006 yılında 93.489’a yükselmiş ve 2019 yılında bu sayı 155. 47’ye ulaşmıştır. Daha önemli bir ayrıntı ise erken boşanmaların, yani evliliğin ilk yılını bile tamamlamadan gerçekleşen boşanmaların oranının %57.3 artmasıdır. Türk toplumu değişen ve gelişen dünya içerisinde aynı kalmamaktadır ki aynı kalmasını beklemek de yanlıştır. Değişen ve gelişen dünyaya ayak uydurmak isteyen Türk toplumu kendisini düşünsel, sosyal, kültürel olarak da değiştirmiş ve bu da evlilik kurumunu derinden sarsmıştır. “Çağdaş yaşam koşulları aileyi zayıflatarak onun bir değerler sistemi olmasına ilişkin gerçeği ortadan kaldırmaktadır” (Süleymanov,2009: 10).

4. SOSYAL MEDYANIN EVLİ BİREYLERE ETKİSİ

Günümüzde internetin yaygınlaşması ve neredeyse tüm hanelere girmesi, toplumun en küçük birimine kadar etkisi altına alabilmesiyle birlikte sosyal medya çağımızın güçlü iletişim araçlarından biri haline gelmiştir. Araştırmanın temel amacı olan sosyal medyanın evli bireylere olan etkisi bu bağlamda büyük bir önem teşkil etmektedir. Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi’nin (UHİM) araştırmasını özetlemek gerekirse; önceleri evli bireylerin aile içi geçimsizliği ve boşanmasının sebebi olarak bireyselleşme, evlilik dışı ilişki, cinsel hayatta sorun, şiddet veya maddi sorunlar sayılıyorken şimdi bunlara ek olarak evli bireylerin huzursuzluk ve dahi sonucunda boşanmalarının en önemli sebebi veya aracı sosyal medya olarak kabul edilmektedir. Toplumun temel yapı taşı olan ailede iletişimin sekteye uğraması toplumu oluşturan bireylerde etkilerini göstermektedir ve bu da sosyolojik anlamda incelenmesi gereken büyük bir sorun anlamına gelmektedir. Aile içerisinde olan yüz yüze iletişimin yerini sanal iletişime bırakması ve sosyal medyanın evli bireyler için ilgi odağı haline gelmesiyle birlikte hane içerisinde tartışmalar, iletişimsizlik ve bundan kaynaklı olarak anlaşılamama duygusu, konuşma ihtiyacını sosyal medya üzerinden arkadaşlıklar kurarak sağlama ve bunun neticesinde kıskançlık duygusu gibi durumlar ortaya çıkmakta ve başta evli bireyleri olmak üzere toplumun dayandığı temel dayanak olan aile kurumunu da sarsmakta ve toplum zarar görmektedir. “Eşlerin sosyal medya kaynaklı birbirlerine ayrılan zamanın kısalması, sosyal medyada yapılan paylaşım, beğeni, etkileşim vb. durumlar zaman zaman tartışmalara sebep olmakta hatta bu tartışmaların sonucunda boşanmaya kadar gidilebilmektedir” (Güleç, 2018: 118). 

Popüler kültüre hizmet eden sosyal medya bireye verdiği rahatlatma, günün stresinden uzaklaştırma ve eğlendirme çabalarının yanında bireye belli düşünceleri, belli beden ölçülerini empoze edebilme ve bireyleri her türden belli güzellik ve çirkinlik kalıplarına sokma çabaları da tartışmalara sebebiyet vermektedir. Güzellik ve çirkinlik kavramları kişiden kişiye değişmesi gereken olgular olmasına karşın popüler kültür ve sosyal medyanın iş birliği ile birlikte bireyler belli bir düşünce kalıbının içerisine girmek durumunda kalmışlardır. Bu durum toplumun alt kültürlerini tehdit etmekte ve toplumun veya bireyin çeşitliliğini hiçe saymaktadır. Evli bireyler de evliliklerini diğer insanlarla karşılaştırabilmekte ve evliliklerini sorgulamaya itilebilmektedirler. “Sosyal medya gündelik yaşamda eğlenceden tüketim tercihlerine kadar toplum ve birey üzerinde yönlendirici bir etkiye sahiptir” (Karaduman, 2017: 12).

Sosyal medyayı kullanım süresi kadar kullanım amacı da önem teşkil etmektedir. Sosyal medyayı kullanan bireyler bunu çeşitli amaçlar doğrultusunda yapmaktadırlar. Profil oluşturma, içerik paylaşımı, metin paylaşma gibi çeşitli amaçlarla sosyal medya bireylerin kullanımına açıktır. Giriş bölümünde değinildiği gibi bizim toplumumuz sosyal medyayı daha çok eğlence ve sörf amaçlı kullanmaktadır. Bu durum sosyal medyanın eğitim, haber alma- verme, dünya gündemini takip etme gibi özelliklerini arka planda bırakmaktadır. İş stresi, çocukların sesi, eş ile yapılan kavga gibi durumlarda kaçış yolu olarak sosyal medya kullanılmakta ve bu durum bireyi toplumdan soyutlamaktadır. Topluma ve hatta kendine giderek yabancılaşan bireyler topluma bir tehdit niteliğindedir.

SONUÇ

İnternetin gelişimiyle paralel olarak günümüzde sosyal medya büyük bir çoğunluğun evine girmeyi başarabilmiş bir kitle iletişim aracıdır. Sosyal medya günümüz insanları için ise kitle iletişim aracı olmaktan öteye gidip hayatların vazgeçilmez bir parçası ve bir gereği haline gelmiştir. Sosyal medyaya bir kaçış yeri, günün stresinden kurtulma, hobi ve eğlence aracı gibi anlamlar atfedilmiştir. Sosyal medyaya bu anlamlar atfedildikçe hayatlara egemen olma gücünü kendinde bulmuş ve giyimden, gidilecek filme, yenilecek yemeğe kadar karar verici rolü üstlenmiştir. Evli bireylerin sosyal medya ile kurdukları bağ ise evlilikleri zedelemekte ve hane içi iletişimsizliğe neden olmaktadır. Sosyal medya evli bireylerde iletişimsizliğin bir getirisi olarak tartışmalara sebebiyet vermekte bazen ise tartışılamayacak kadar büyük bir iletişim sorununu ortaya çıkarmaktadır. Evlilik sadece cinselliği devlet onayıyla gerçekleştirmek için yapılmamaktadır. Evlilik aynı hane içerisinde düşünce, duygu paylaşımı yaparak birlikte hareket edebilmeyi, biz olabilmeyi içermektedir. Evlilikte iletişim sorunu çekilmesi evliliğin asıl anlamını zedelemekte ve bu toplumu derinden sarsmaktadır. Sosyal medyanın evliliğe olan etkisi sadece iletişimsizlikle sınırlı kalmamakta ve bireylerde kıskançlık duygusunu ortaya çıkarmaktadır. Bireyler sanal bir gerçeklikte eşlerinin neler yaptığını sık sık kontrol etmekte, eşlerinden sosyal medya şifrelerini istemekte ve/veya eşlerinin sosyal medya üzerinden karşı cinsin fotoğraf veya videosunu beğenmesinde bir sorun gördüğünü açıkça belirtmektedir. Bütün bunlara rağmen eşler birbirlerine olan güven veya güvensizliklerinde sosyal medyanın bir yeri olmadığını düşünmeyebilmektedirler. Bu durum evli bireylerin sosyal medyanın evliliklerine verdiği zararı fark etmediklerinin bir işareti olarak kabul edilebilir. Sosyal medyanın verdiği zararı kabul etmemeleri, sosyal medyanın evliliklerinde güven temasını oluşturduğunun bilincinde olmamaları durumu zorlaştırmaktadır.

Sonuç olarak, evli bireylerin sosyal medya ile kurdukları bağlılıklarının bilincinde olmalarını sağlamak yapılacak ilk şey olmalıdır. Evli bireyler sosyal medya ile kurdukları bağın farkında olmadıkları sürece bu bağ evlilikleri zedelemeye devam edecektir. Evli bireyler günümüz şartlarında çalışan üreten ve bunları yineleyen insan ordularındandır. Çalışmayı ve üretmeyi kesmelerini beklemek mümkün değildir fakat kendilerine kalan kısacık zaman dilimlerini sosyal medya gibi kitle iletişim araçlarıyla öldürmesi hem kendileri hem evlilikleri için bir tehdit niteliğindedir. Sosyal medya doğru ve ölçülü kullanıldığı müddetçe yararlıdır. Çeşitli olumsuzlukları içinde barındırmasına rağmen bireyin bilgilenme hakkını kullanmasında en önemli araçlardan biri olma özelliğini de barındırır. Bu bakımdan sosyal medyayı evli bireylerin yaşamından tamamen çıkarıp atmasını beklemek veya bunu öğütlemek bir çözüm değil aksine başka sorunlara yol açacak şekilde kişiyi bilgilenme, öğrenme, haber alma haklarından alıkoyacak bir girişim olacaktır. Bunun yerine bireyi sosyal medya kullanmaktan tamamen soyutlamak yerine yeteri kadar ve bilinçli sosyal medya kullanmanın yollarını anlatmak daha doğru bir seçim olacaktır. Kişi, sosyal medyada seçici olabilmeyi bilmeli ve kendisine yararı olabilecek hesapları veya sayfaları takip etmeli ve bunu bir alışkanlık haline getirebilmelidir. Sosyal medya kullanma süresi bir saati geçmemeli ve evli bireylerin bu konuda daha titiz olmaları gerekmektedir. Evli bireyler kendilerine zaman dilimleri yaratmalı. Birlikte yemek yemeyi, sohbet etmeyi ve birlikte bir aktivite içerisinde bulunmayı ve böylece iletişimin tekrar canlanmasına fırsat vermelidir. Bilinçli sosyal medya kullanımının bireylerde oluşabilmesi için sadece bireye sorumluluklar yüklemek ve sadece onlardan bir çaba görmeyi istemek yanlış olacaktır. Bilinçli sosyal medya kullanımının oluşabilmesi için evli bireyin çabalarının yanında seminer, konferans veya programlar yapılmalıdır. Bu etkinliklerde sosyal medyadan tamamen uzaklaşmayı öğütlemek yerine, bireyin oluşturduğu sanal gerçekliğinin yanında gerçek bir dünyanın var olduğunu hatırlatmak ve bu sayede kendisine ve eşine zaman dilimleri yaratmasını sağlamaktır. Birey böylece iş ve özel hayatında ulaşmak istediği başarı ve mutluluğa daha kolay ulaşabilecektir. Sosyal medyanın verdiği sanal mutluluğun hane içi huzurun yanında bir önemi kalmadığını idrak edecektir.

KAYNAKÇA

  • AKIN, Mahmut ve AYDEMİR Mehmet. (2007). “Üniversitede Okuyan Kız Öğrencilerin Cinsiyet Rolü Bağlamında Aile ve Evlilik Kurumlarına Bakışları: Selçuk Üniversitesi Örneği”, Edebiyat Dergisi, Cilt:2, Sayı: 18.
  • ARIKAN, Ç., (1996).  Halkın Boşanmaya İlişkin Tutumları Araştırması. T.C. Başbakanlık Aile Araştırması Kurumu Yayını. Ankara.
  • AYDIN, Mustafa. (2000). Kurumlar Sosyolojisi. Vadi Yayınları. Ankara.
  • AYHAN, Bünyamin. (2014). “Küreselleşme Sürecinde Kitle İletişim Araçlarının Rolü”, Selçuk İletişim, Cilt:1, Sayı:3.
  • AZİZ, Aysel. (1982). Toplumsallaşma ve Kitlesel İletişim. Ankara Üniversitesi Basın- Yayın Yüksek Okulu Yayınları. Ankara.
  • BEŞPINAR, Zeynep ve BEŞPINAR Fatma. (2017). “Türkiye’de Hane Halkı Yapıları ve Evlilik Pratiklerinde İkili Resim: Geleneklerin Yanı Sıra Değişimin Yansımaları”, Nüfusbilim Dergisi, Cilt:3, Sayı:39.
  • ÇAĞAN, Kenan. (2003). Popüler Kültür ve Sanat. Altınküre Yayınları. Ankara.
  • DİKENER, O., (2010). İnternet Yayımcılığında Web Tasarımı. Aybil Yayıncılık, Konya.
  • GEÇER, Ekmel (2013). Medya ve Popüler Kültür: Diziler, Televizyon ve Toplum. Metamorfoz Yayıncılık. İstanbul.
  • GÖKÇE, Birsen. (1976). “Aile ve Aile Tipleri Üzerine Bir İnceleme”, Hacettepe Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, Cilt: 18, Sayı: 1-2.
  • GÜLEÇ, Vusala. (2018). “Aile İlişkilerinin Sosyal Medya İle Çöküşü”, Yeni Medya Elektronik Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 2.
  • GÜZ, Nurettin ve YEGEN, Ceren. (2017). “Ölü Canlardan İnstagram’a Kimlik ve Statü Sahibi Olmanın Allomorfizmi Üzerine, İletişim ve Kuram Dergisi, Cilt: 13, Sayı: 19.
  • HATİPLER, Mustafa. (2017). “Postmodernizm, Tüketim, Popüler Kültür ve Medya”, Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 19, Sayı: 1.
  • KARAÇOR, Süleyman. (2007). Reklam İletişimi İnternet ve Gazete Reklamlarının Etkilerine Yönelik Bir Araştırma. Çizgi Kitabevi Yayınları. Konya.
  • KARADUMAN, Nedim. (2017). “Popüler Kültürün Oluşmasında ve Aktarılmasında Sosyal Medyanın Rolü”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 7.
  • KIZILÇELİK, Sezgin. (1996). Postmodernizm Dedikleri. Saray Kitabevleri. İzmir.
  • MUTLU, Erol. (1999). Televizyon ve Toplum. TRT Ofset Tesisleri. Ankara.
  • PEHLİVAN, Oğuzhan. (2018). “Öznelerin Gözünden ve Dilinden Ailenin Toplumsal Olarak İnşasına Fenomonolojik Bir Yaklaşım”, Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, Cilt: 21, Sayı: 1.
  • SAYIMER, İdil. (2008). Sanal Ortamda Halkla İlişkiler. Beta Yayınları. İstanbul.
  • SÜLEYMANOV, Abulfez. (2009). “Çağdaş Türk Toplumlarında Aile ve Evlilik İlişkileri”, Aile ve Toplum Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 17.
  • TDK (Türk Dil Kurumu). (2015). Genel Açıklamalı Sözlük. TDK yayınları. Ankara.
  • TÜİK ( Türkiye İstatistik Kurumu). (2019). “Evlenme ve Boşanma İstatistikleri”, https://tuikweb.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=33708 ( Erişim Tarihi: 12 Aralık 2020).
  • TÜİK ( Türkiye İstatistik Kurumu). (2019). “Hane Halkı Bilişim Teknolojileri (BT) Kullanım Araştırması”, http://tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=30574 (Erişim Tarihi: 29 Ocak 2021).
  • UHİM ( Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi). (2014). “Sosyal Paylaşım Siteleri Soruşturması”, https://www.uhim.org/Uploads/GenelDosya/sosyal-paylasim-siteleri-sorusturmasi-2723-d.pdf.  (Erişim Tarihi: 8/01/2022).
  • VURAL, Zekiye ve BAT, Mikail. (2010). “Yeni Bir İletişim Ortamı Olarak Sosyal Medya: Ege Üniversitesi İletişim Fakültesine Yönelik Bir Araştırma”, Yaşar Üniversitesi Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 20.
  • VURAL, Zekiye. (2006). Bilgi İletişim Teknolojileri ve Yansımaları. Nobel Yayınları. Ankara.
  • YILDIZ, Muhammed. (2017). “İletişim Sürecinde Sosyal Medya ve Sosyal Sermaye”, The Journal of Social Science Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 2.
  • YÜKSEL, M., (2008). Medyada Kadın ve Şiddete Duyarlılık Paneli. RTÜK Yayınları. Ankara.

İlginizi Çekebilir: Yeni Medya Nedir?

Yazar Hakkında

Merhaba, Muğla Üniversitesi sosyoloji bölümünden mezun oldum. Şu anda aile danışmanlığı ve cinsel terapist eğitimlerini görmekteyim. Eğitimlerim devam ederken düşüncelerimi burada paylaşmayı tercih ettim. iyi okumalar :)

Yorum yap