Joker (2019) Filminin Sosyolojik Kavramlarla Yorumlanması

2019 yılında yayına giren Joker filmi birçok sosyolojik öge barındırmaktadır. Joker filmi Hobbes ve Durkheim'in sosyolojik kavramları çerçevesinde incelenmiştir.

Joker (2019) Filminin Sosyolojik Kavramlarla Yorumlanması
+ - 0

Joker (2019), Arthur Fleck’in yaşadığı toplumda kendini bir birey olarak var edebilmesi yolunda geçirdiği dönüşümü anlatan bir filmdir. Arthur dönüşümünü tamamladığında Joker olmuş ve beraber içinde yaşadığı toplumdaki bireylerin isyanının sembolü haline de gelmiştir.

Filmi kısaca özetleyecek olursak Arthur annesi tarafından büyütülen ve babası olmayan ve geçimini palyaçoluk yaparak sağlayan bir adamdır. Palyaço olmasının sebeplerinden birisi annesinin çocukluğundan beri ona insanları mutlu etmesini söylemesidir. En büyük hayali iyi bir komedyen olmaktır ve idolü de Murray Fraklin’dir. Hem iş yerinde hem de yaşadığı toplumdaki davranışları çevresindeki insanlara göre aşırı olduğundan ‘ucube’ olarak nitelendirilmektedir. İçinde yaşadığı şehir olan Gotham, sosyoekonomik bakımdan düşük seviyedeki insanlardan oluşmaktadır. Bu durum buradaki insanları suça sürüklemektedir, Şehir altyapısal olarak da eksikliklere sahiptir ve şehre seçimle gelecek olan yeni Başkan Wayne’nin halka karşı olan tutumu onlara ‘palyaço’lar demesi halihazırda sisteme karşı öfkeli olan halkı daha da öfkelendirmektedir. Arthur, bir mağazanın önünde çalışırken genç çocukların saldırısına uğrar, burada Arthur’un karakteri henüz dönüşüme uğramaya başlamamıştır. Sonraki gün iş yerinde ona bir silah verilmesi ile zaten psikolojik olarak dengesiz bir durumda olan Arthur’un karakteri Joker olma yönünde evrilecektir. Arthur bu silahla ilk olarak metroda Wall Street brokerleri ile kavga eder ve onları silahıyla öldürür. Bu olay sonrasında şehirde katil bir palyaço olduğu haberleri yayılmıştır ve halk bir palyaçonun üst sınıflardan birilerini öldürmesini örnek alarak palyaço maskeli eylemler düzenlemeye başlamıştır. Bu olaylar sonrasında gittiği işte üstünde silah bulundurması sebebiyle Arthur işinden kovulmuştur. Annesi Penny’in Wayne olan takıntısı sebebiyle ona sürekli olarak yazdığı mektuplardan birini okuyup Wayne’nin babası olduğunu düşündüğünde evinde onunla hesaplaşmaya gider ancak onu bulamaz. Orada ona verilen bilgide annesinin o küçükken psikolojik tedavi gördüğü ve aslında evlatlık bir çocuk olduğudur. Bunları doğrulamak için akıl hastanesine gider ve bunları doğrulayan belgelere ulaşır. Buradan ayrıldıktan sonra polislerin annesini katili bulmak amacıyla sorguladığı sırada rahatsızlandığı öğrenir ve bir süre hastanede onun yanında kalır, hastanede Joker’e dönüşüm yolunda annesini de öldürür. İdolü olan Fraklin’in programına çıkma teklifini kabul etmiştir onun için hazırlanırken eski iş yerinden arkadaşları baş sağlığı için evine gelirler ve Arthur ona silah veren arkadaşını öldürür diğerini ise ona iyi davranması sebebiyle serbest bırakır. Akşam programa çıkmak için bir palyaço olarak hazırlanır bu sırada polisler hala metrodaki cinayetlerin katilini aramaktadır Arthur’u görürler Arthur onlardan kaçarken metroya biner. O gün palyaço maskeleriyle yapılacak bir protestonun da olması sebebiyle metro palyaço maskeli insanlarla doludur. İki polis protestocular tarafından yaralanırlar. Arthur Fraklin’in programına çıkacağı sırada Joker olarak tanıtılmak ister, artık Arthur Joker olma yolundak evrimini tamamlamak üzeredir. Programda ondan şaka yapması istenir ancak o işlediği cinayeti itiraf eder. Ve idolü olan Fraklin’i tabancası ile öldürür. Canlı yayında gerçekleşen bu olay sonrasında halk daha fazla ayaklanır ve isyana dönüşür. Bu isyanın sembolü de Joker olmuştur, karakola götürüldüğü araçtan çıkarılarak isyancılar tarafından adeta kutsanır. Joker artık olmak istediği gibidir insanlar tarafından fark edilir ve sahne onundur artık.

Filmin sonlarında psikoloğu ile konuştuğu sahneden sonra odadan çıkışında ayakkabısının bıraktığı kanlı ayak izlerinden onu da öldürdüğünü anlarız, Arthur Joker’e dönüşümünü tamamlamıştır. Joker filmi, sosyolojik olarak insan doğası, anomi, sosyal hiyerarşi, beyaz elitler, kimlik, biz ve öteki kavramları üzerinden yorumlanacaktır.

1.İNSAN DOĞASI

Thomas Hobbes ‘Leviathan’ adlı eserinde insanların doğası gereği eşit varlıklar olduklarından ancak bunun her ne kadar eşitlik durumu olsa dahi her iki insanın aynı şeyi aynı anda istemesi gibi bir durumu söz konusu olduğunda bir tür çekişme, savaş ortamına dönüşebileceğini yazmıştır. İnsanlar birbirlerini yok etmeye ya da egemenlikleri altına almaya çalıştıklarında güvensizlik ortamı oluşur. Bunun üzerine de Hobbes ünlü sözü ‘’ insan insanın kurdudur. ‘’söyler. Bu tür ortamlarda güvensizlik, insanların birbirlerine rekabet, güvensizlik şan ve şeref kazanma isteklerinde dolaylı oluşur. (Hobbes, T. 1651. Leviathan)

Arthur’un yaşadığı Gotham şehrindeki insanların davranışlarından hareketle buradaki insanların da aslında Hobbes’un doğa durumundaki insan tasavvurundaki birbirine güvenmedikleri, birbiriyle savaş halinde olduklarını söyleyebiliriz. Arthur’un en büyük problemi, yaşadığı toplumda kendini bir birey olarak var edememesi, insanların onu bir birey olarak değil de ‘ucube’ olarak görmesidir. Arthur günlük hayatında palyaçoluk yaparken aslında kendi içinde birçok probleme sahip bir adamdır. Psikolojik destek aldığı devlet destekli kurumun da kapanması Arthur’un da içinde bulunduğu toplumda kendini var edebilmesi için bir tür ‘kurda’ dönüşmesini gerektirir. Arthur’un dönüşümü o ve içinde bulunduğu toplumdaki sorunlara karşı ilk kıvılcımın göstergesidir.

2.ANOMİ

Anomi durumu, bireyi toplumla bağlarının tamamen kopmasıdır. Anomi kavramı denince akla gelecek ilk isimlerden biri olan Durkheim’a göre toplum, toplumsal işlevleri yerine getirebilmek için çeşitli kurumlardan oluşur. Toplumdaki bu kurumlar çağlar değiştikçe toplumdaki ihtiyaçlar da değişeceğinden kendini sürekli olarak yenilemek, toplumun ihtiyaçlarına cevap vermek durumundadır. Kurumlar işlevlerini düzenli olarak yerine getirdiğinde düzen oluşur. Kurumlar işlevlerini yerine getiremezlerse veya işlevlerini yerine getirmeleri artık toplumun ihtiyaçlarını karşılamıyorsa kaos oluşur. Durkheim’a göre kaos dönemleri bireyin anomi yaşadığı artık toplumda kendine ait bir yer bulamadığı dönemlerdir. İntihar (1897) eserine göre anomi durumlarının sebep olduğu intiharlara anomik intihar denilmektedir. Anomi dönemleri toplumdaki normların kaybedildiği belirsizliğin hâkim olduğu dönemlerdir. İnsanlar belirsizlik durumlarında karanlıkta kalmış gibidirler.

Joker filminin geçtiği topluma baktığımızda toplumdaki kurumların işlevlerini yerine getiremediklerini görürüz. Sokaklar çöp içindedir, fareler dolayısıyla dükkanlar işleyemez hale gelmiştir. İnsanlar sosyoekonomik olarak düşük ve yarı zamanlı işlerde çalışmaktadır. Sosyoekonomik yoksunluk, bazı insanları suça teşvik etmektedir. Arthur da böyle bir topluma doğmuş ve hayatını idame ettirmeye çalışan anomik bir bireydir. Filmin başlarında devlet desteği ile psikolojik tedavi görmesi onu toplumdaki suçlardan uzak tutsa da devletin bu kurumları kapatması ile Arthur toplumundaki kurumların yokluğunu daha derin bir şekilde hissetmiştir. Artık onunla suç işlemenin arasında bir tür tampon kuran bir mekanizma yoktur. Toplumda görünmez olduğunu düşünmektedir ve bu yüzden toplumda onu fark edebilecekleri bir eylem gerçekleştirmelidir. Arthur burada intihar etmez ancak üst sınıftan insanları öldürme suçunu işler. Onun gerçekleştirdiği bu eylem, belirsizlik, karanlık içinde yaşayan halka bir umut ışığı vererek protesto etmelerine, baş kaldırmalarına sebep olur.

3.SOSYAL HİYERARŞİ VE BEYAZ ELİTLER

Toplum, sosyolojik olarak bakıldığında hiyerarşik bir yapıdadır. Toplum en temelde yöneten ve yönetilenlerden oluşur. Yönetenler elitlerdir. Elitler eğitim seviyeleri yüksek ve sosyoekonomik olarak oldukça avantajları bir kesimden oluşurken halk eğitim seviyesi düşü ve sosyoekonomik anlamda daha düşük seviyedeki kesimdir. Arslan (2018) ‘Jöntürkler Jönkürtler Muhafazakârlar’ eserinde iktidarların beyaz olduğunu, dolayısıyla da efendilerin, yöneticilerin beyaz olduğunu söyler. İktidar ilişkilerinde beyaz olma efendilere atfedilmiştir onu karşıtı olan siyah ise halka. Bu anlamda beyaz olmak siyah olmaya karşı olmak, siyah olanı beyazlaştırmak, aydınlatmak olarak okunabilir. Beyaz elitler, halkı otantik, henüz evrimini tamamlamamış, aydınlatılması gereken karanlıkta kalmış varlıklar olarak görürler. (‘Azgelişmiş’ Beyaz Elitler, syf. 53-65)

Beyaz elitler ve siyah halk dikotomisinden hareketle Joker’e bakarsak Thomas Wayne, beyaz elittir. Onun Gotham halkına ‘palyaçolar’ söylemi ve halkı otantik, gelişmemiş olarak gördüğünü belli eden söylemleri onun beyaz olduğunun göstergesidir. Murray Fraklin’e bakarsak onun da beyaz elit olduğunu söyleyebiliriz çünkü Arthur’u yalnızca dalga geçmek amacıyla programına çağırması ve halkın problemlerini göz ardı etmiştir. Arthur, halktan biridir o da siyahtır ancak siyahların içinde kaybolmuştur. Filmde beyaz elitlerin siyah halkı aydınlatmak gibi temel bir kaygılarının olmadığını, tek kaygılarının kendi beyazlıklarını kaybetmeme istekleri olduğunu söyleyebiliriz.

4.KİMLİK, BİZ VE ÖTEKİ

Birey olarak toplumda sosyal kimliklere sahip varlıklarız. Sosyal kimliklerimiz içinde yaşadığımız toplumda, ilişkilerimiz, dünya görüşümüz gibi sosyal olarak sınıflandırabileceğimiz kategorilerden meydana gelir. Kimliklerimiz bir kere oluşturulduktan değiştirilemez özelliklere sahip değildir elbette. Oluşturduğumuz kimliklerimizle birlikte bizimle aynı dünya görüşüne, zevklere, düşüncelere sahip insanlarla ortak paylaşımlarda bulunmak isteriz. Bu ortak paylaşımlar sonucunda aynı ortak kaygılar ve dünya görüşünde olduğumuz insanlardan bahsederken ‘’biz’’; farklı düşünce ve dünya görüşlerine sahip olduğumuz insanları ‘’öteki’’ olarak sınıflandırırız.

Joker filminde Arthur kendisini ‘’biz’’ olarak var edebileceği bir grup bulamamıştır. İş yerinde aynı işi yaptığı palyaço arkadaşlarıyla birlikte bile ortak bir paydası yoktur. Toplumda da ‘’ucube’’ olarak ötekileştirilmiştir. Kendini sosyal olarak bir grup içinde var edemeyince toplumda görünür olmak için işlediği cinayetler onu bir ‘’biz’’ yaratmanın lideri yapmıştır. Kendini bir düşünce birliği içinde var edebilen, desteklenen Arthur bu sayede Joker’e dönüşmüştür.

SONUÇ

Hobbes’a göre insanlar eşit doğarlar ancak birbirleriyle sürekli bir savaş halindedirler. Savaş halinde olmalarının sebebi insanların çıkarlarının birbirleriyle uyuşmamasıdır. Joker filminde Arthur’un yaşadığı toplumdaki insanlar toplumsal hiyerarşide alt kategorilerde oldukları için Hobbes’un doğa durumundaki insanlar ‘’insan insanın kurdudur’’ sözü Gotham şehrindeki halkın hem kendi içlerindeki hem de yönetici elitlerle savaşını iyi bir şekilde özetlemektedir. Gotham şehri tam olarak bir doğa durumu tasavvuruna uymasa da her dönemde insanların hiyerarşide kendilerini var etmek için birbiriyle savaş verdiklerinden yola çıkarsak insanlar her dönemde birbiriyle savaş halindedir.

Toplumdaki kurumların varlığı, insanların arasındaki bu savaşı en aza indirmek ve düzen sağlamak amacındadır. Kurumlar düzeni sağlamak için değişen toplumla birlikte kendilerini halkın ihtiyaçları yönünde revizyona tabi tutmalıdır. Kurumlar bu değişime ayak uyduramadıklarında bireylerin ihtiyaçlarına cevap veremezler, bireyle toplum arasındaki bağda bir tür kopuş yaşanır bu da ‘anomi’ye sebep olur. Anomi, normsuzluktur. Toplumdaki normların gerektiği şekilde uygulanmadığı durumlar Arthur gibi insanlar ya intihara ya da suça sürüklenirler. Çünkü onları anomiden koruyacak herhangi bir ara kurumdan yoksunlardır. Kendilerini toplumda bu şekilde var etmek isterler.

Arthur’un yaşadığı şehirdeki alt sınıflardan insanlar olduğu gibi o şehri yönetmek isteyen yönetici elitler vardır. Bu iki sınıfın birbirinden farklılıklarını beyaz elitler ve siyah halk dikotomisi ile açıklayabiliriz. Arthur ve onun gibiler halk tabakasında eğitimsiz, işe yaramaz, ucube, siyah olarak nitelendirilirken; Wayne gibiler ise eğitimli, aydın, zengin, beyaz olarak nitelendirilir. Bu iki grup arasındaki böylesine keskin bir ayrım olması alt tabakadan gelen bir palyaçonun üst tabakadaki üç brokeri öldürmesiyle protestolara dönüşür. Sosyal hiyerarşinin keskin bir biçimde iki uca ayrılması ve arada bunları dengeleyecek kurumların olmaması halihazırda kimlik bunalımı yaşayan Arthur’un bunalımını daha da derinleştirerek onu Joker’a dönüştürmüştür. Her insan gibi o da takdir edilmek, mutlu olmak istemektedir ancak toplum onu bu şekilde kabul etmediğinde alternatif yol olarak suçlu olmayı seçmiş ve bu şekilde kabul görmüştür. Arthur bu şekilde artık toplumda ‘’öteki’’ olarak değil biz olarak kabul edilmiştir.

Sonuç olarak kaosun hâkim olduğu bir toplumda her ne kadar ‘’mutluluk maskemizi tak’’sak da bir birey olarak ‘’ötekileştirdiğimiz’’ kendimizi var edememenin derin sancılarını çekeriz. Normsuzluk, belirsizliktir. Arthur’un işlediği cinayetler bu belirsizliğe karşı bir tür isyandı ve bu isyan toplumda kabul görerek onu toplumda önemli bir konuma taşımıştır.

KAYNAKÇA

  • ARSLAN, H. (2018) ‘Azgelişmiş’ Beyaz Elitler, Jöntürkler, Jönkürtler, Muhafazakârlar. Paradigma yayınları syf.53-65.
  • DURKHEIM, E. Sosyoloji Metinleri. Çev. BERKTAY, A. (2015). İletişim Yayınları.
  • DURKHEIM, E. İntihar (1897) Çev. İLKGELEN, Z. (2015). Pozitif Yayınları.
  • T. HOBBES. Leviathan .Çev. LİM.S.(2019).Yapı Kredi Yayınları.

Yazar Hakkında

Bursa Uludağ Üniversitesi Sosyoloji

Yorum yap