Jud Süss Filmi ve Anti-Semitizm

jud suss filmi

Bu çalışmada II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanya’sında yayınlanan Jud Süss filmi incelenmiş ve anti-semitik söylemler belirtilmiştir.

II. Dünya Savaşı sırasında yayınlanan ve Yahudi stereotipleri ile dolu olan antisemitist bir Nazi propaganda filmi. Bizzat Nazi hükümetinin talebi ile çekilen film, o süreçte yayınlanan filmlerden sadece biridir. Gişede büyük başarı elde eden, 1940 tarihli Jud Suss filminin başrollerini Ferdinand Marian ve Kristina Söderbaum paylaşmış; Joseph Oppenheimer üzerinden korkunç bir Yahudi portresi çizilmiştir. Oldukça stereotip içeren bu yapıt, kitleler tarafından izlenip büyük etki oluşturmuştur. Amacı, Yahudilere karşı duyulan nefreti ortaya çıkarmak ve o süreçte yaşanan olaylara kendi çıkarları doğrultusunda kılıf uydurmak olan filmin içerisinde, gerek dini gerek siyasi ya da kişisel argümanlar sunularak ırkçı söylemler ön plana çıkarılmıştır.

jud-süss

Yaşanan siyasal rejim değişiklikleri yeni ideolojiyi ayakta tutmak, benimsetmek ve günlük hayatın içine kazandırmak için eğitimden medyaya, ekonomiden sanata kadar birçok alanda değişimlere sebep olur. Bu durum tarih boyunca hep böyle olmuş ve enformasyon ve kitle iletişim alanındaki gelişmeler ile birlikte bu amaç doğrultusunda yeni yöntemler kullanılmaya başlanmıştır. Bir öğretiyi, düşünceyi vb. başkalarına tanıtmak, benimsetmek, yaymak amacıyla sözle, yazıyla ve benzeri türlü araçlarla gerçekleştirilen her türlü çalışma olarak tanımlanan propaganda kavramı, tarih boyunca hükümetler, gruplar veya kişiler tarafından kullanılmıştır. Özellikle odağına Yahudi karşıtlığını alan Nazi Almanya’sında sistematik bir şekilde kullanılan propaganda yöntemleri başarılı olmuş ve büyük etki uyandırmıştır.

20. yüzyılın başlarında Mussolini önderliğinde ortaya çıkan faşizm akımının Almanya’daki yansıması olan nasyonal sosyalizm, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin iktidarda olduğu 12 ay boyunca Almanya’nın resmi ideolojisi idi. Irkçı ve anti- semitik olan bu ideoloji totaliter bir yapıya sahiptir. Liderliği Adolf Hitler’e aittir ve Aryan ırkının yüceliğine inanılmaktadır. Bedeni kendi yapısına göre yapılandıran Nazizm etkisi altında olan Almanya’da propaganda, tek merkez üzerinden yürütülmüş; bakanlığı Joseph Goebbels’e verilmiştir. Goebbels sinemanın ideolojik söylemlerin üzerindeki etkisine bağlı olarak filmlerle Nazizm felsefesini benimsetmek istemiştir. Jud Süss filmi de bu amaçla çekilen filmlerden sadece biridir.

Württemberg Dükü Karl Alexander’ın Yahudi Joseph Oppenheimer’i mali danışmanı yapması ve bu kararın ardından yaşanan, yüksek vergilerin toplanması, Yahudilerin şehre girmesi, küçük isyanların patlak vermesi ve korkunç bir şekilde bastırılmaya çalışılması, konsey üyeleri ve dük arasında fikir ayrılıklarından dolayı yaşanan büyük tartışmaların yaşanması gibi olaylar silsilesini içeren filmde anti-semitik vurgular incelikle sunuluyor.

Film tahta geçişi halk tarafından mutluluk ve coşkuyla kutlanan Karl Alexander’ın yemin töreni ile başlıyor. Dükün danışmanı Sturm tarafından aşırı heyecanlandıran bir tören olarak tanımlanıyor. Mücevher alışverişi için gelen dük yardımcısı ile Joseph arasında geçen konuşmada Nazizm ideolojisinin özelliklerinden biri olan anti-kapitalizm vurgulanıyor. Yine aynı sahnede Yahudilerin Stuttgart’a girmesinin yasak olduğu belirtiliyor. Oraya gitmek için gerekli adımlar atılırsa Oppenheimer’in birçok sahnede

ürkütücü, itici gösterilen sakalı ve Yahudi görüntüsünü değiştirebileceğini söylemesi ile Yahudilerin dini temellerine tam olarak bağlı olmadıkları ve kılıklarını değiştirerek farklı ortamlara kolayca uyum sağlayabildikleri anlatılmıştır. Joseph’in ‘O şehrin kapısını hepiniz için açacağım. Çok yakında hepiniz kadife ve ipekliler giyiyor olacaksınız.’ sözleri üzerinden Yahudiler hırslı ve açgözlü olarak tasvir edilmiştir. Oppenheimer’ın sahte belgelerle Stuttgart’a girmesi, Haham’ın Dük’e astrolojik konularda yalan söylemesi vs. gibi davranışlar sahnelenmiş; onların dolandırıcı, yalancı olduğu ve ırksal çıkarlar doğrultusunda insanları güç ve güven üzerinden istismar edebilecekleri belirtilmiştir.

Yahudilerden hediye kabul etmem ben.’ sözleri üzerine Dük’e Wüttemberg yollarının kendisine kiralaması teklifini sunan Joseph, Dük’ün mali danışmanı olur. Böylece artan vergiler ve gelen zamlarla birlikte geçimi zorlaşan halkın ayaklanması üzerine isyanları sert müdahaleler ile bastırması yönünde Dük’e yönlendirmelerde bulunduğu ve demircinin evinin yarısını yıktığı, şoförüne arabasının önünü kesen insanları ezip geçmesini söylediği sahnelerde Yahudilerin acımasızlığına dikkat çekilmek istenmiştir.

Oppenheimer, konsey üyelerinin aksine Dük’ün taleplerini yerine getirmesine rağmen, film boyunca (herhangi bir tartışma ortamı olmasa bile) gerek Dük gerek diğer karakterler tarafından aşağılanmıştır.

Dorean’ın şarkı söylediği, Faber’in piyano çalarak ona eşlik ettiği ve Sturm gelince birbirlerinden uzaklaştıkları sahneler Yahudilerden önceki hayatın masumiyetini temsil etmektedir. Haham-Oppenheimer ya Oppenheimer-Levy’nin yalnız olduğu sahnelerde

arka planda müzik olmaması bu düşünceyi destekler nitelikte. Açgözlü ve acımasız oldukları kadar da ahlaksız olarak gösterilen Yahudilerin bütün kötülükleri getirdikleri ve fuhuşa, kumara sebep oldukları da balolorda yaşanan olaylar üzerinden aktarılıyor. Faber’in ‘Bir Yahudi kızlarınızla kumar oynuyor ve Dük de bu kumarhanenin kasası!’ sözleri bu durumu özetlemektedir.

Film içerisinde antisemitistik söylem içeren Martin Luther’in “Ey inançlı Hristiyan, bil ki, şeytandan gayrı en büyük düşman Yahudidir. Onların okullarını ve sinagoglarını yakın, dua kitaplarını ellerinden alın, onlara tefeciliği yasaklayın.” sözlerinin konsey üyesi tarafından Dük’e söylendiği sırada Oppenheimer ve Levy’nın olanları odada yer alan korkunç bibloların ardından karanlık bir ortamda dinlemeleri Yahudilerin karanlık yönüne dikkat çekiyor.

Yahudilerin akıllı değil, kurnaz olduklarını söyledikleri sahneleri destekleyen Haham’a Dük’ün duymak istediklerini söylemesi yönünde ısrarlarının olduğu ve filmin başında komşu Yahudi’nin ‘Ona borç versin ki karşılığında alalım, alalım.’ sözlerinin söylendiği sahneler eklenmiştir.

Film boyunca Yahudilik referans verilerek belirtilen Tanrı söylemlerinde Tanrının sadece cezalandırıcı yönleri üzerinde durulmuştur. ‘Dişe diş, göze göz’ sözü bunun bir örneğidir.

Acımasızlıkları daima hatırlatılan filmde, Oppenheimer onu istemeyen Dorean ile evlenmek istediğini Sturm’a söylemiş ve ona para, makam üzerinden rüşvet teklif

etmiştir; haksız kazancı çok normal olarak karşılamış fakat danışman bu teklifi reddetmiştir. Böylece bütün kötü özellikler Yahudileri temsil ederken, iyi ve uygun özellikler Aryan Irkı üzerinden anlatılmıştır. Dorean, masum babası ve vatansever kocasını kurtarmak için geldiği sarayda gözünü hırs bürüyen Yahudi adam Oppenheimer’ın tecavüzüne uğrar. Buna dayanamayan kadın intihar eder ve ölür.

Levy de dini görüntüsünden ödün vermemesine rağmen Yahudileri temsilen garip ve ürkütücü olarak gösterilmiştir.

Örf ve adetlerini temel alarak halkına bağlı kalacağı üzerine yemin eden Dük’ün Yahudilerin şehre gelmesine izin verdiği sırada ‘Benim sözüm kanundur.’ sözleri dahil, son sahnede de belirtildiği gibi konsey üyeleri de halk da Dük’e kızgın olsalar bile Dük’ün aldığı bütün kararların günah keçisi Oppenheimer olmuş ve bütün sonuç ona yüklenmiştir.

Yahudi yazar Lion Feuchtwanger’ın romanından çarpıtılarak uyarlanmış, Goebbels’in yakın denetiminde seçilen antisemitik film süresince Yahudiler acımasız, güvenilmez, kurnaz, fakir, nezaketsiz, açgözlü, hırslı, şantaj yapan, haksız kazanca sahip, fuhuş ve kumar gibi bütün kötülükleri beraberinde getiren kişiler olarak gösterilirken, Aryan ırkına karşı acıma, mağduriyet duyguları hissettirilmeye çalışılmıştır.

İngilizce Çevirisi: https://www.sosyologer.com/jud-suss-and-anti-semitism/

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Ben, Beyza Yıldırım. Marmara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencisiyim. Ayrıca aynı üniversitede Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü ile çift anadal yapıyorum. Çalışmalarımı sizlerle paylaşmak için buradayım.

Yorum yap