Kadın ve Kına Gecesi

Kadın ve Kına Gecesi
1

Giriş

Toplum ,kurum , kuruluş ve içerisinde yer alan üyelerin birlikteliğinden meydana gelir. Toplumlar sürekli değişir ve gelişir . Değişim ve gelişimin sebebi olarak da toplumu oluşturan yapıların hareketliliği ve esnek yapıda olmaları gösterilebilir . Kültür kavramı da bu hareketlilik halinin sebebi ve sonucu olarak tanımlanır. Kültür, değerler ve inançların toplumsal hayat içerisinde formel bir görünüm kazanmasıdır. Kültür toplum için oldukça önemlidir. Kültürünün korunumu ve çeşitliliği toplumun var olması ve özgünlüğünü kaybetmemesi için oldukça elzemdir . Toplum ve kültür arasındaki bu etkileşim toplumu oluşturan yapıların tamamında görülür .Etkileşimin oluşması ise toplumun gelenek göreneğini, örf ve adetlerini devam ettirmesine dayanır . Toplumsal yaşam için bu kadar gerekli olan örf ve adetlerin kaynağı değerler ve inançlardır . Değer ve inançlarımızın kültürel olarak anlam kazanması ve kuşaklar boyu sürdürülebilmesi ritüeller aracılığıyla sağlanır. Kültürün taşımacılığını üstlenen ritüeller, bağlamsal farklılıklar gösterir ve toplumda hukuktan tutunda dine kadar birçok alanda karşımıza çıkar.

Ritüellerin karşımıza çıktığı , belki de en fazla yer aldığı kavramlardan biri ise evlilik kavramıdır . Evlilik , toplumun en küçük birimi olan ailenin kurulmasında ilk basamaktır . İki kişinin birlikteliğinin ilk adımı olan evlilik , toplumsal kuruluşların saygın olanlarındandır . Evlilik kavramının gerekliliğinin ve öneminin bu denli büyük olması üzerindeki sorumluluk ve ciddiyeti arttırmıştır. Dolayısıyla da evlilik koruma altına alınmış , gerek oluşurken gerekse bitimi halinde belirli seviyelerden geçmiştir . Bu seviyeler bölgesel olarak ve kültürel farklılıklar göstererek ritüeller halinde gerçekleştirilmiştir . Evlilik iki kişinin beraberliğini ifade eder . Bununla beraber evlilik gibi ciddi ve hassas bir kurumun sorumluluğu kadına yüklenmiş, birlikteliğin başlangıcından itibaren kadın hem eşi ile olan münasebetinde hem de eşinin ailesine olan tutumlarında toplumsal bir kadraja tabii tutulmuştur . Kadının yemesi , içmesi , giyimi her daim toplumu alakadar etmiştir . Kadın hayatı boyunca toplumda eleştirilere, yargılamalara ve şiddete maruz kalmıştır. Bu durumda toplumun değer yargılarının , el alem baskısının ve cahiliyetin payı oldukça fazladır . Kadın toplumun ona uyguladığı dayatmalardan hayatının hiçbir döneminde kurtulamamıştır. Bu dayatmalar kadına daha küçük bir kız çocuğu iken baba evinde uygulanmaya başlanmış evlenme ve evlilik sürecinde de artarak devam etmiştir . Bu bahsettiğim durum kültürel ve bölgesel farklılıklar gösterir çünkü dayatmaların , zorbalıkların ve baskıcı tavrın sebebi toplumun değer yargılarına , kültürel yapıya ve örf adete dayandırılmaktadır . Toplum kadın üzerindeki hakimiyetini sürdürmek amacı ile kültür ve töre kavramını kullandı. Kadına yapması gerekeni ve yapmasını istediğini kültürün taşıyıcısı olan ritüeller yoluyla empoze etti . Böylece kadını istediği gibi yönlendirdi .

Yönlendirme amaçlı ritüellerden biri de Anadolu topraklarında çok uzun yıllardır gerçekleştirilen kına gecesi ritüelidir . Kına gecesi Anadolu’da genellikle kadınlar için tertiplenen, evliliğe hazırlığı amaçlayan kültürel aktivitedir . Kına gecesi kavramı yöresel farklılıklar göstermektedir. Kına gecesi toplumsal bir yapıyı oluşturur . İşlevsel perspektifle incelendiğinde kına gecelerini toplumun aile kavramı üzerindeki etkileri görülmektedir . Kına gecelerindeki amaç , kadına baba evinden ayrıldığını , önceliğinin eşi ve eşinin ailesi olduğunu, eşine ve eşinin ailesine itaat etmesi gerektiğini anlatmaktadır. Kına gecelerinde ki en temel öğreti ise kadının gerektiği taktirde eşine kurban olması öğretisidir. Kına gecelerinin temel öğretisi şimdilerde toplum tarafından unutulmuş olsa da gelinin avucuna kına yakmak temelde buna dayanır . Kına yakılan kurban olmayı , kına yakanda kurban etmeyi temsil eder . Kurban Bayramı’nda Allah’a kurban edilen hayvana kına yakılması , askere gidecek gençlerin eline gerektiğinde vatana kurban edileceğini sembolize eden kınanın yakılması geleneği de bunu destekler niteliktedir . Bütün bunlar kına geceleri kadının üzerindeki baskıyı arttırır , onu itaate ve kurban olma fikrine alıştırır düşüncemize kanıt niteliğindedir . Bu durumun neden böyle olduğunu ve sonuçlarının neler olduğunu araştırmak amaçlanmıştır . Kına geceleri kadında bağlılığı ve itaat etmeyi arttırır hipotezini araştırmak için yapılan bu çalışmada araştırmayı somutlaştırabilmek amacıyla inceleme belirli bir örneklem dahilinde gerçekleştirilmiş , kına gecesi toplumsal bir yapı olduğundan işlevsel perspektif içerisinde değerlendirilip incelemeye alınmıştır. Araştırmanın yeterliliğini desteklemek  amacıyla da literatür taramasından faydalanılmıştır .

Anahtar Sözcükler: Kadın, Evlilik , Kına gecesi , İşlevsel yaklaşım perspektifinden kına geceleri

Kadın

Kadın bir cinsiyetten daha fazlasıdır . Kadın , destanlar , şiirlere , filmlere konu olmuştur . Hayatın bir çok olanında yer almaktadır . Kadın doğduğu evde bereket ve cennet kapısı gibi atfedilebilmesinin yanında yuvasında küçük yaştan itibaren şiddete de uğrayabilmektedir . Kadının bereket olarak görülmesi insanlığın ilk dönemlerine kadar uzanmaktadır . İnsanlığın ilk dönemlerinde kadın , doğurabilme yetisi sebebiyle tanrı kabul edilmiştir . Kadın düzen sağlayan tertip etme işlerinde görevlendirilmiştir . Beslenme geçimin devamı hususunda görev almıştır . Kadın üreten konumu sebebiyle ilk dönem toplumlarında gücü temsil etmiştir . İlk dönem insanlarında kadının eş seçmesi ve erkeğin kadına layık olması gerektiğinin düşünülmesi kadına o dönemlerde verilen kıymeti gözler önüne sermektedir . Kadın o dönemlerde erkeğe nazaran sözü geçendir , yiyecek bulmak , zorlu hayat şartlarından ailesini koruması bakımından neslini devam ettirmek için çokça uğraş vermiştir . Kadının bu egemenliği zamanla hayatın devamı kavramının güce dayandırılması ile etkisini kaybetmiştir . Yaşamın devamının güce dayandırılması erkeği ön plana almıştır . Bu durum uzunca bir süre kadının geri planda kalmasını , hayattan soyutlanmasını , erkeğin korumasına muhtaç bir varlık olarak düşünülmesini ise beraberinde getirmiştir . Kadının korumaya muhtaç olarak görülmesi fikri zamanla yerini kadının pasif , ezik , etkisiz olarak görülmesine bırakmıştır . Erkek yaradılışı itibariyle ona verilen gücü ve dayanıklılık halini başlarda kadını himaye etmek için kullansa da daha sonralarda hakimiyet fikrini kadın üzerine şiddet ve baskı kurabilme olarak görmeye başlamıştır . ( Bozkurt) Kadının bu pasif durumu evrenseldir. Dünyanın geneli incelendiğinde kadın sömürülen tarafta yer almıştır . Günümüzde işçi bayramı adı altında kutlanan bayram bile temelinde kadının iş gücünün , emeğinin zayi edilmesine ve bunun karşısında durmak amacıyla gerçekleştirilen ayaklanmaları ifade etmektedir . Kadın figürü geçmişte hep etinden sütünden faydalanılan , sorgusuz sualsiz düzene ayak uydurup itaat etmesi beklenen bir konumdadır . Kadına itaat etme fikri her zaman empoze edilmiştir . Bunu çoğu kez ritüeller yoluyla gelenek görenek , töre ve inanç sistemleri adı altında gerçekleştirilmiştir . Kadının toplumda en çok yer aldığı alan olan aile ise en çok ezildiği,baş eğdigi yerdir. Aile içerisinde kadından evlat , abla , anne ,eş , aşçı gibi bir çok rol beklenir . Yapılan araştırmalar sonucunda Doğu toplumlarının Batı toplumlarına nazaran kadın üzerindeki baskıcı tavır halinin daha yüksek olduğunu gösteriyor . Kadının iş yükündeki artış toplumsal gelişmişlikle paralellik göstermektedir .

Kadının toplumla iç içe olduğu, farklı işlerde çalışan kadınların çoğunlukta olduğu toplumların refah seviyesinin kadınların tekdüze bir hayatta sıkıştırılan toplumlara nazaran daha yüksektir . Kadın kavramı işlevsel perspektifte incelemeye alındığında kadının topluma ve toplumsal ilerlemeye karşı bir sorumluluğu olduğunu , toplumda belli başlı işlevleri yerine getirmekle yükümlü olduğu fark edilir . İşlevsel yaklaşım kadının geri planda kalmasını doğal karşılar ve kadın üstüne düşen görevleri yerine getirdiği taktirde herhangi bir anomi oluşmayacağını ifade eder . İşlevsel yaklaşımda kadının aile içerisindeki görevlerinden çokça bahsedilir . İşlevsel yaklaşımın kadına bakış açısı ile toplumun kadına bakış açısı birbirleri ile örtüşmektedir . Kadından beklenen düzene sadık kalarak itaat etmesidir . Toplum kadından bu beklentisini baskı ve adetler yoluyla gerçekleştirir . Kadın geleneksel toplumlarda aile evinden sadece koca evine gitmek için ayrılır . Bu ayrılışta , öncesinde ve sonrasında kadına sürekli bir nasihat ve öğreti söz konusudur . Evlilik halinde anne kızına yapması gerekeni kocasının ailesine nasıl davranacağını öğretmektedir . Bu öğretiler bu kadarla sınırlı olmayıp evlilik başlangıcından itibaren gerçekleşen tüm ritüeller tarafından da desteklenir . Yapılan araştırmalar bize gösteriyor ki kadının yeteri kadar değer görmediği , erkeğin ön planda olduğu ataerkil toplumlarda kadına şiddet başta olmak üzere suç oranların diğer toplumlardan fazladır . Kadına verilen değer ve toplumun gelişmişliği arasında pozitif bir korelasyon vardır .

Şehirde sanayileşme , kentleşmeyle beraber kültürel yapı kadının ekonomik hayata karışmasına ve eğitim olanaklarını arttırmıştır . Eğitimli ve getirisi fazla işte çalışanlar sosyal hayatı kendileri için avantajlı hale getirebilmişlerdir . Böylece yeni dünyada cinsiyet farklılıkları temelinde kadınlar azda olsa kültürel yapıyı etkileyecek bir meşru güç statüsüne gelmiştir. ( Aktaş , 2013 )

thumbnail
Önerilen Yazı
Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi Nedir? Toplumsal Cinsiyet Nedir?

Aile

Aile , toplumsal yapının en küçük birimidir . Aile bireyin içerisine doğduğu , bireyin tüm hayatını etkileyecek onun toplumsal statüsü üzerinde etkili olacak , biyolojik bağlar sonucu kurulan ancak psikolojik bağında ön planda olduğu kıymetli bir kurumdur . Aile, toplumsal olarak değişim göstermekle birlikte dünyanın her yerinde var olmaktadır . Aile kavramına verilen değer ve üzerine yüklenen anlam toplumlar bağlamında değişiklik göstermektedir . Örneğin geleneksel toplum sınıflandırmasına giren Doğu toplumlarında aile çok fazla değerli iken modern toplum olarak görülen Batı toplumlarında aile , yüzeysel bir kavramdır . Doğu toplumlarında yaşam aile baz alınarak tasarlanır , birey yaşamı boyunca ailesi olan bağını koparmaz . Bu durum batı toplumlarında görülmez . Batıda aile demek biyolojik bağlarla oluşmuş , belirli bir yaşa kadar muhtaç olunan yapıdan fazlası değildir . Bu tarz toplumlarda aile bağları çıkarcı ve sonuç odaklıdır . Doğu toplumlarında ki aile kavramının aksine sevgi , şefkat , saygı ve birbirine karşı sorumluluktan söz edilemez . Günümüzde Batı toplumu olarak bilinen ve aileye bakış açısını ifade ettiğim toplumların bu hale gelmesi ve aile hakkındaki düşüncelerinin bu yönde olması tarihsel bir olay olan ve toplumları oluşumlarını baştan aşağı değişime sevk eden Fransız İhlal’ine dayanmaktadır . İhlal öncesi toplumlar kıt kanaat geçinmenin yanı sıra birbirine sevgi ve saygıyla bağlı bugünün geleneksel toplumdaki aile yapısıyla benzerlik göstermektedir . İhlalle birlikte iş gücüne ihtiyacın artmasının da sonucu olarak aileler , romantizm amaçlı değil çocuk dünyaya getirmek ve haneye giren maddi kazancı arttırmak amaçlı kurulmaya başlamıştır . Bahsettiğim modern ve geleneksel aile tanımlarına tam olarak bu devrimin sonucu olan farklılıklar bağlamında tanımlanmıştır .

Evrensel bir kavram olan aileden toplumun beklediği ve yerine getirmesi gereken şeyler vardır . Cinsel doyumun sağlanması , neslin devamı , toplumsallaşma ailenin işlevlerinden bazılarıdır . Çocuk anne babadan oluşan aile çekirdek ailedir sanayi toplumlarında sıkça karşılaşılan aile biçimidir . Çocuk anne baba ve büyükanne büyük anında içerisinde yer aldığı geleneksel toplumlarda karşılaştığımız aile yapısı ise geniş ailedir . Doğu toplumlarında ki ailelerde bireye uygulanan baskı fazladır . Bu toplumlarda birey kendisi dışında ailesine karşı ve hatta büyük aile olarak değerlendirebileceğimiz topluma karşıda sorumluluk duyarlar .

Toplumsal beğeni ve beklenti ön plandadır . Kadına olan baskı ve saygı fazladır . Ailelerin oluşmasını sağlayan evlilik ve evlilik basamakları büyük bir titizlikle yerine getirilir . Ailenin büyüğüne saygı son derece fazladır . Özgürlük ve bireysel davranışlar dışlanmaktadır .

Kadına toplum kıymet verir ancak aynı zamanda kadının toplumsal hayata karışmasına karşı çıkılır .

Evlilik

Evlilik iki bireyin farklılık gösteren amaçlarla ritüeller eşliğinde bir araya gelmesidir . Evlilik toplumsallaşmanın sağlandığı kurumlardandır . Evlilik kurumuna verilen değer ve evlilikten beklenenler toplumdan topluma farklılıklar göstermektedir . Evlilik kavramı evrensel bir kavramdır ve evlikten beklentilerin bazılarında evrenseldir. Cinsel doyum , neslin devam ettirilmesi ve toplumsallaşma evlilikten beklenen evrensel şeylerden bazılarıdır Evlilik sevgi , şefkat temelinde gerçekleşebilmesinin yanında iş anlaşması , maddi kazanç sağlama , çocuk dünyaya getirerek eve giren hasılatı arttırma gibi hususlar sonucunda oluşmuş olabilir . Sanayi devrimi sonucunda evlilikler artmış ve doğurganlık oranlarında iş gücünü arttırma gayesiyle artmıştır . Evlilik devrimle birlikte anlaşma halini almış sevgi ve şefkat unsurları dışlanmıştır . Evliliğin oluşum biçimleri bu haldeyken evlilik hakkında başka sınıflandırmalar da bulunmaktadır . Bu sınıflandırmalar evlilikte eş seçimine göre , eş sayısına göre , soyun izlenmesine göre ve konaklamaya göre yapılmaktadır .

Eş seçimine göre yapılan evlilikler iki başlık altında incelenir . Aile ve akrabalar arasında gerçekleşen sülale içi evlilikler endogami , hiçbir kan bağı ve tanışıklığın olmadığı dıştan evlilik ise egzogamidir .

İki halı benzerliği toplumların katagorik olarak ayrıştırılması , kişilerin yer aldığı sınıfın içinden yada dışından evlenmesini mecburiyetidir. ( Altuntek,2001).

İslam evlilikte sınıflandırmalar dayandırılmamaktadır . Bunun sebebi “ümmet”, “ birliktelik” fikridir . İslam cinsiyet farklılıkları dışındaki tüm ayrıştırmaları reddeder . (Altuntek,2001)

Eski zamanlarda Türklerde gözlemlenen soydisi evlilik anlayışının İslamiyetle gücünü kaybettiği görülmektedir. Aynı zamanda soyucu evlilikte bazı bölgelerde devam etmesinin yanında şehirlerde etkinliğini yitirmiştir . ( Altuntek , 2001) .

Eş sayısına göre yapılan evlilikler ise monogami ve poligami olarak sınıflandırılır . Monogami evlilik günümüzde çoğunlukla yapılan tek eşli evliliktir . Poligami ise birden fazla eşle evlenmeyi ifade eder . Poligami evlilik günümüzde pek rastlanması da Arap toplumları başta olmak üzere bazı toplumlarda görülür . Poligami evlilikte erkeğin çok eşli olması polijini evlilik , kadının çok eşli olması ise poliandri evliliği ifade eder . Konuma göre evlilikler ise beş gruba ayrılır . Baba yanı evlenme ( patrilocality) kadının evlendikten sonra eşinin ailesinin yanında yaşamasını ifade eder . Ana yanı evlenme ( matrilocality) evlilik ise anadoluda iç güveysi olarak da tabir edilen kocanın kadının ailesinin yanında yaşamasıdır . Evlenen çiftin ayrı yaşaması ise ayrı yerleşme ( neolocality ) demektir . İki taraflı yerleşme ( bilocality ) yerleşim yerinin seçiminde ailelerin zenginliğinin ve saygınlığının dikkate alınmasıdır . Son olarak avunculocality yani dayı yani yerleşme ise çiftin kocanın dayısının yanında konaklamasını ifade eder . Evlilikle ilgili sınıflandırmaları bir diğeri ise soyun sürdürülmesine göre evliliktir . Evlilikte ata soyunun devam ettirilmesine patrilineal descent, ana soyunun devam ettirilmesine matrilienal descent ve soyun iki taraflı ilerlemesi durumuna da bilateral descent denmektedir ( Bozkurt ,2021) .

Evliliği kısaca tanımladıktan sonra evliliği toplumsal açıdan değerlendirdiğimizde işlevsel yaklaşımın evliliğe toplumun bir yapı taşı gözüyle baktığını görüyoruz . İşlevsel teoriye göre evlilik, sosyalleşmeyi arttıran toplumsal hayatın devamı için gerekli kabul eder . Toplumların evliliğe bakış açısı ise farklıdır . Batı toplumlarında evlilik bireylerin özgürlüğündedir ve birlikteliğin evlilikle sonuçlanması zorumlu değildir . Bireyler boşanma , evliliği bitirme hususunda hürdür . Doğu toplumlarında durum farklıdır . Evlilik doğuda kutsanır . Kurulumu başlangıç itibariyle titizlikle desteklenir .Evlilik bu toplumlarda değişmez inanç sistemleriyle bezeli olması sebebiyle öncesi ve sonrasında herhangi bir aksaklık göstermez . Aileye verilen önemin etkisi evliliğe de yansımıştır . Evlilik gerçekleştirilirken kurumun önemini ifade eden ritüeller ve adetlerle desteklenmiştir . Doğuda evlilik yalnızca bireyler arası birlikteliği değil ailelerin birleşiminde ifade etmektedir . Kadının evlenme olayının başından itibaren nasihatler boğulmasının , kültürel olaylarla artık başka bir ailesi olduğu ve o aileye de sonsuz itaat etmesi gerektiğini anlatılır . Her ne kadar günümüzde azalmış olsa da başlık parası geleneğinde aileye yeni birey kazandırma anlayışından gelmektedir .

thumbnail
Önerilen Yazı
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Nedir? Peki, Eşitsizliği?

Kına Gecesi

Ritüeller kültürden beslenen , bir grubu aynı şeyler ekseninde birleştiren , sembollerin bir araya gelerek oluşturduğu etkinliklerdir . Ritüeller kültürün kuşaktan kuşağa taşınmasını sağlayan organizasyonlardır . Ritüeller hem sembolik etkileşimi yaklaşımın hem de yapısalcı fonksiyonelci yaklaşımın dikkatini çekmiştir . Oluşumunda sembollerin fazlalığı sebebiyle etkileşimi yaklaşım ritüelleri incelemeye almıştır . Toplumdaki görevi toplumu bir arada tutma işlevi sebebiyle ise yapısalcı yaklaşımın ilgisini çekmiştir . Yapılan her ritüelin bir amaç ve işlev sebebiyle yapılması , ritüellerin alt metinleri ve anlamsal çağrışımları sayesinde toplumun bir parçasını oluşturması yapısalcı kuramın ritüelleri incelemeye almasını sağlamıştır .

Ritüellerin sembolik oluşunun yanında işlevsel olması Türk toplumlarında çok eski bir gelenek olan kına gecesi ritüelinde de söz konusudur . Kına Türk ve Arap kültüründe yer edinmiş bir maddedir . Kına maddesi Arap literatüründe “hınna “ İngiliz dilinde ise ‘henna” olarak karşımıza çıkar .Sosyo- kültürel aktivite olan bu ritüel geleneğin biriciğim yani gelinin ana evinden , bekarlıktan çıkılması , kana yakılan yerde yani eşikte olma ve kına eyleminin gerçekleştirilmesi ile evliliğe adım atma biçiminde içsel işleyişe sahip dil ve düzenektir .( Yılmaz, 2020) . Türk toplumları yüz yıllardır farklı amaçlar doğrultusunda kullanılan bu maddeye kına demiştir . Kına maddesi Ortadoğu ve Türk kültür coğrafyasında çok eskiden beri var olmuştur . Kına ismini kendiyle aynı adı taşıyan yeşil bir bitkiden almıştır . Kına bilindiği üzere takılmadan önce yeşil ve toz halindedir. Ancak kınanın toz halı öğütülme sonucunda elde edilmiştir . Kına maddesi bitkiden toplantısı itibariyle toz halde değildir . Eski bir geçmişe sahip bu madde dokusunun yanında rengi , uygulanış aşamalarında ki renk değişimi , insanların ona yükledikleri anlam ve çağrışımları sebebiyle de incelenmeye değerdir . Kına maddesi bitkiden toplandıktan sonra öğütülerek toz halini alır . Daha sonra toz

thumbnail
Önerilen Yazı
Toplumsal Cinsiyet Kuramları

halini almış açık haki yeşil renkteki bu madde sıvı ile karıştırılarak uygulanmaya hazır hale getirilir. Kınanın uygulama aşamalarını anlatmadan önce kınanın rengi ve renk geçişleri deki anlamsal ifade açıklanmalıdır . Toz haliyle açık haki yeşil olan bu madde rengiyle ilahi aşkı ifade etmektedir . Yeşil rengin kalbi, bolluk bereketi , toprağı, üretkenliği ve adanmışlığı ifade etmesi kınanın da üzerine yüklenen çağrışımlardan olmuştur . Kına rengi itibariyle ilahi aşkı , toprağı , bolluk ve bereketi üretkenliği ifade eder . Kınanın rengi yeşilken ifade ettiği şeyler uygulandıktan sonra renginin değişime uğraması ile değişir .kına maddesi uygulandıktan sonra kırmızı , al rengini alır . Kırmızı ve al rengi ise yanarak olgunlaşması , tek olmayı ve yeniden doğmayı ifade eder . Kınanın ritüel olarak geçiş ritüeli kabul edilmesinde özünde renkler ve anlamları arasındaki bu geçişe dayanmaktadır .

Kınanın renklerinin yanında kültürel anlamında incelemek gerekmektedir . Kına kullanıldığı kültürde tıpkı renklerinde ifade ettiği gibi bağlılığı , adanmışlığı belirli bir olgunluğa geçişi , sevgiyi ve aşkı , yeniden tek pare olmayı ifade eder . Ancak kına tüm bu anlamların yanında öze , galiba yarada dönüşü de anlamsal olarak barındırır . Kına yakmak tabiri de yanarak yenilenmek , olgunlaşmak anlamlarına dayanmaktadır . Kına hamlıktan olmuşluğa bir geçiş maddesidir . Şimdi her ne kadar toplumlar unutmuş olsa da eski zamanlarda kına ayın on dördünde takılırdı . Konya’daki en belirgin amaç adanmışlığı ve teslimiyet ruhunu ifade etmektedir . Her ne kadar şimdilerde ilk zamanlardaki anlamını yitirmiş olsa da askere gidene yakılan kına , geline yakılan kına ve bayramda kurbana yakılan kına da adanmışlık ve teslimiyet anlayışını görebiliriz . Günümüzde kınanın hala sevinç göstergesi olarak da görülmesi değişmeyen anlamlarında dur .

Kınanın eski anlamları ritüellerin Özde kendini sürdürmekte . Bunun yanında günümüzde kına ve kına gecelerinin eğlence tertibi amaçlı düzenlenen aktiviteler olmasının ötesine geçmediği anlayışlarda söz konusudur . Özellikle Türkiye’de düzenlenen kına geceleri incelendiğinde kına ritüelinin anlamsal özelliklerinin dışlanarak yanlışta eğlence amaçlı yapıldığı görülür . Günümüzde eğlence amaçlı düzenlenen kına geceleri , evlilik akti gerçekleşmeden bir gün önce kadınlar arasında çalgı çengi ve ağıtlar eşliğinde geleneksel ve yöresel kıyafetler giyerek yapılır . Kına gecelerinde kadınlar eğlenirler ve gecenin sonu geldiğinde sembolik olarak baba evinden ayrılışı ifade etmek amacıyla çeşitli ağıtlar ve türküler eşliğinde gelin hanım anlatılır . Kına gecelerinde çokça kullanılan “yüksek yüksek tepeler” türküsü yanık sesle icra edilmesiyle gelini ağlatma adetini yerini getirmede oldukça faydalıdır . Bu yöresel türkü ise çok acıklı bir olay sonucu yakılan ağıttır . Türküde bahsi geçen olay genç bir kızın zamanında köyünden biriyle evlenemeyip uzak diyarlara gelin gitmesi sonucunda ailesine duyduğu özlemi ve hasreti dile getirmesini sonunda da aile ve memleket hasretine dayanamayıp vefat etmesidir .

Kına gecelerinin eğlence boyutunu bir kenara bırakarak anlamsal çağrışımları dikkate alındığında ritüelin kadına empoze etmeye çalıştığı alt metinler dikkat çekecektir . Küba’da anlatılan ve ifade edilen kadını adanmışlığı , itaate , kurban olmaya ve boyunduruk altına girmeye alıştırmaları . Kına kadına artık yuvasının değiştiğini kuracağı yeni yuvanın tüm sorumluluklarını üstlenmesi gerektiğini , eşine saygıda kusur etmemesi gerektiğini ve en acınası olanında eşine kurban olması gerektiğini anlatmaktadır . Kınanın ve kına gecelerin günümüzde de üstünde durduğu bu anlamlar kültürel olmakla beraber kadına şiddeti , kadına baskıyı ve zorbalığı meşru hale getirmektedir .

Kına Gecelerinin İşlevselcilik Bağlamında Analizi

İşlevselci kuram hem toplumdaki yapıların görevlerini ve bu görevlerde ki farklılaşmaları , bozulmaları hem de yapıların arasındaki etkileşimi araştırarak varsayımlar yapar .( Zencirkiran,2018) .

Comte . Spencer. Ve Durkheim başta olmak üzere bazı sosyologların çalışmalarını yürüttüğü yapısal- fonksiyonelist kuram toplumu bir bütün olarak ele alır . Parçalardan meydana gelen bu sistemli yapı düzenli ve devamlı şekilde ilerleme gösterir . Yapısalcılar bu yapı ve sistemi incelemelerin odak noktası olarak kabul ederler . Yapısalcılar bireyden ziyade yapıyı ön planda tutar . Toplumsal kurum ve kuruluşları istikrarlı bir şekilde devam etmesini ve simdeki düzenli ligin devamını amaçlarlar . Sembolik etkileşimcilerin aksine Makro düzeyde araştırmalarını sürdürürler . Toplumu parçaların eş zamanlı ve uyum içerisinde çalıştığı bir makine varsayar . Toplumsal kurum ve kuruluşlar bütüne hizmet ettiği , işlevsel olduğu taktirde geçerli sayılır . Kına gecesi ritüeli yapısalcı kuram dahilinde incelenirse üzerinde durulacak hususlar kına gecelerinin toplumsal yapıya , sisteme ettiği hizmet olacaktır.

İşlevsel yaklaşım kına gecelerinin toplumsal işlevlerinin üzerinde durmaktadır . Kına gecelerinin evlilik kurumuna , aile yapısına , toplumun sosyalleşmesine hizmeti fonksiyonelci yaklaşımın ilgi alanına girmektedir . Kına gecelerinde amaçlanan bağlılık , itaat , aile ve aile kurumuna saygı gerçekleştirilmesi halinde toplumsal yapıya ve sistemin düzenli işlemesine fayda sağlaması sebebiyle fonksiyonelci yaklaşınca desteklenmektedir . Toplumun kurum ve kuruluşları arasındaki devamlılığın ve etkileşimin devamına yarayan tüm sistemleri işlevsel kategoride değerlendirir . Yapısalcı kuramın kına geceleri hakkında inceleme yapmasının sebebi de onun toplumsal yapı içerisindeki sorumluluklarıdır . Kadına aile kavramını anlatması , evlilik kurumuna yaptığı hizmetler ve toplumsal yapının bir parçası olarak kabul edilen kültürü aktarmasından dolayı kına geceleri işlevsel yaklaşımın ilgi alanlarındadır . Bu özellikleri sebebiyle de toplumsal yapı için faydalı ve gerekli kabul edilir .

thumbnail
Önerilen Yazı
Küreselleşme ve Toplumsal Cinsiyet Düzeni

Sonuç

Kına geceleri ritüelsel aktivitelerdir . Toplumdan topluma değişen , kültürel yapıya sahip , toplumun kimliğinin bir parçası kabul edilen ritüellerdir . Türk toplumlarında çok eskiden beri var olan eğlence ve inanç sistemlerinden parçalar taşıyan kına geceleri toplumsal bir işlevi yerine getirmektedir . Toplumdaki işlevini açıklamadan önce kınanın ve kına gecelerinin muhatapları kadınları , kadınların tarihçesini , kültürlerde kadını ve kadına

şiddetin bir boyutu olan psikolojik şiddeti açıklamak gerekti . Kadını dilimizin döndüğü kadarıyla açıkladıktan sonra toplumlar tarafından kadının varlığının ve değerinin en fazla belli olduğu aile kavramı üzerinde duruldu . Aile kavramının tanımı yapıldı . Aile kavramının zaman içerisinde uğradığı değişimden bahsedildi . Farklı kültürlerin aile yapısını , aileye bakış açılarını ve verdikleri değer üzerinde duruldu . Aile çeşitleri ve aipe sınıflandırmaları açıklandı . Toplumsal yapı içerisinde ailenin yeri işlevsel kuram perspektifinden incelendi .

Ailenin işlevleri açıklandı . Aile kavramını anlattıktan sonra aile kurumunun kuruluşundaki ilk basamak olan birlikteliğin resmiyete dökülmesini ifade eden evlilik kavramı üzerinde duruldu . Evliliğin tanımı , evlilik çeşitleri , toplumun gözünden evlilik kurumu , kültürlerin benimsedikleri evlilik anlayışları evlilik konu başlığı altında bahsedilmiştir . Evlilikle ilgili yapılan araştırmalar ve elde edilen bilgiler araştırma yazısında genelinde olduğu gibi işlevsel kuram çerçevesinde değerlendirmeye alındı.

Bahsedilen evlilik aile kavramının kadın üzerindeki baskısını açıklamak amacıyla yapılan bu araştırmada kavramların geniş kapsamlı ve çok boyutlu olması sebebiyle araştırmamızı bir örneklem dahilinde daraltıp daha detaylı sonuçlar elde ettik. Araştırmanızı verimli olması ve elde edilen bilgilerin  iyi ifade edilebilmesi için önce kına maddesinin kökeni , kelime anlamı

, kınanın tarihçesini , renklerinde ki anlam ve kullanıldığı kültürler içinde neyi ifade ettiğini açıkladık . Kına maddesinin yapısı hakkında yeterince açıklama yaptıktan sonra kına maddesinin ritüelleşme sürecini ifade ettik . Kınanın ritüel olma , kültürel yapıyla harmanlanarak geçmişten günümüze kadar devam eden eğlence amacıyla da tertip edilen kına gecelerini işlevsel teori perspektifinde inceledik . Araştırmamızın ana konusunu oluşturan kadına uygulanan aile içi ve toplumsal şiddet uygulamasını kına gecesi ritüeli bağlamında inceledik . Kına geceleri aracılığıyla toplumun kadını zorunlu kıldığı eşe , aileye , topluma ve düzene bağlılık ve boyun eğme anlayışını yapılan araştırmalarla anlamak ve açıklamak istedik . Araştırmamız için yaptığımız literatür taramalarında edindiğimiz bilgileri beş kadın katılımcının kına gecesi hakkında paylaştıklarıyla zenginleştirdik .

Mülakat tekniğiyle görüşme yaptığımız katılımcılarımız in anlattıkları bizim araştırmamız da üzerinde sürdüğümüz konuyla pek bağdaşmadı . Katılımcıların hiçbir yönlendirme yapmaksızın sorduğumuz sorulara verdiği cevaplar kına gecelerinde sadece eğlenceyi amaçladıklarını , kına gecelerini sebebini ve amacını merak etmedikleri kültürel bir aktivite olarak değerlendirdikleri sonucuna ulaştık . Ancak katılımcılarımız in çoğunun ifade ettiği unutulmaması gereken bir ifadeyi de açıklamamız gerekmektedir . Katılımcılarımıza kına gecenizle ilgili unutamadığını anınız nedir? Sorusunu sorduğumuzda aldığımız en dikkat çekici cevap eğlence faslı bittiğinde baba evinde o gece anneleriyle birlikte uyumalarının onlara hissettirdiği hüzün ve mutluluk duygusu olduğuydu . Katılımcılarımıza biri o an hissettiklerini “ anneme sarılınca , kokusunu son kez içime çekince büyüdüğünü hissettim .

Artık kız değildim . “ şeklinde ifade etti . Katılımcının verdiği bu cevap aslına bakarsak araştırmamızın üzerinde sürdüğümüz düşünceyi destekler niteliktedir . Toplum kadını kültürler yoluyla soyutluyor , fişliyor ve bunu gerekli doğal karşılıyorsa bu anlayış cinsiyet farkı gözetmeksizin erkeğe de uygulanabilir. Erkeklerde eşine bağlı itaatkar olmayı ve gerektiğinde ona kurban olmayı öğütleyecek bir eğlence tertibi hiç fena olmaz aslında .

Kaynakça

  • Bozkurt , V.(2021) .Değişen Dünyada Sosyoloji . Bursa : Ekin Basım Yayın Dağıtım .
  • Macionis , J. J. (2020) . Sosyoloji .Çeviren : V . Akan . Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık .
  • Bilton, T., Bonnet , K ., Jones , P ., Lawson , T . , Skinner , D . , Stanworth , M . & Webster ,A . (2003). Sosyoloji . Ankara: Siyasal Kitapevi
  • Bozkurt, V. Antropolojiye Giriş . Bursa : Ekin Yayınevi .
  • Darga , A . M .(2013) . Anadolu’da Kadın . İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • Yılmaz , Ş . (2020). Kına Gecesi Ritüelinde Anlamsal İşleyiş Çağrışımlar Düşünyapılar Dönüşümler .
  • Milli Folklor ,125 , 163-176 .
  • Çetin , C .(2008) . Türk Düğün Gelenekleri ve Kutsal Evlilik Ritüeli . Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Dergisi , 48(2) , 111-126 .
  • Yalçın , S . & Arık , S . Bereket Kavramının Trakya Bölgesi Düğün Törenleri Geleneği ile İlişkilendirilmesi, Sanat Yayınları . 2(4), 73-86.
  • Canal , A . N. (2012) . Evlilik ve Aile Hayatı , Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Dergisi .
  • Günay , G . & Bener , Ö . (2011) , Kadınların Toplumsal Cinsiyet Rolleri Çerçevesinde Aile İçi Yaşamı Algılama Biçimleri , Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi , 153 (153)
  • Aktaş, G  Aktaş, G .(2013) , Feminist Söylemler Bağlamında Kadın Kimliği : Erkek Egemen Bir
  • Toplumda Kadın Olmak , Edebiyat Fakültesi Dergisi 30(1)
  • Altuntek,S. (2001) , Türkiye Üzerine Yapılmış Evlilik ve Akrabalık Araştırmalarının Bir Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi 18(2) : 17-28
  • Zencirkiran, M. (2018) , Sosyoloji , Bursa: Dora Kitapevi .

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (1)

  1. Rabia Kıvrak 7 ay önce

    Sevgili Sümeyye,
    Başlığa duyduğum merak ile okuduğum yazın dikkat çekici noktalara değinmiş. Kınanın kökeni, yapısı, ritüelleşme süreci ve kültürel bağlamdaki rolüne dair detaylı açıklamaların yazına güçlü bir temel kazandırmış. Ayrıca katılımcılarla yaptığın mülakatlar da araştırmanı zenginleştirmiş. Yazın içerik olarak düşündürücü bir perspektif sunuyor. Tebrik ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir