Kadınların Çalışma Hayatında Karşılaştıkları Sorunlar

Kadınların iş hayatında karşılaştıkları sorunları, çalışma ortamından ve psikolojiden kaynaklı sorunlar bazında inceliyoruz.

kadinlarin calisma hayatinda karsilastiklari zorluklar

Kadınların Çalışma Hayatında Karşılaştıkları Sorunlar

Çalışma Ortamından Kaynaklı Sorunlar

-Ayrımcılık ve Eşitsizlik – Cam Tavan Sendromu

Burada söz konusu ayrımcılık, genel olarak cinsiyete dayalı bir ayrım olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadınların erkeklerle aynı işleri yapamayacağı, güç gerektiren işler için kadının çok narin ve güçsüz kalacağı, belli iş ve mevkilere erkeklerin getirilmesinin daha uygun olduğu düşünceleri; erkeklerle aynı pozisyonda çalışan kadınlara erkeklere nazaran daha düşük ücret verilmesi gibi eşitsizlikler kadınların iş yaşamlarında çok büyük etkiler yaratarak pek çok kadının iş hayatından çekilmesine yol açmaktadır. Tokat ilinde 298 kadın çalışanla yapılan anket sonuçlarını inceleyelim. Kadınların % 36,2’si 300–399 YTL arası, % 29,5’i 300 YTL’den az, % 19,8’i 400–499 YTL arası, %14,4’ü 500 YTL ve üzeri ücret almaktadır. Anketin uygulandığı aylarda net asgari ücret 16 yaşından küçükler için 352,09 YTL ve 16 yaşından büyükler için 419.15YTL’dir (Özçatal, 2011:30). Bu sonuçlara göre kadınların büyük çoğunluğu asgari ücretin altında ücretlerle çalışmaktadır.

Bunun yanında henüz iş hayatına girmeyen kadınların çalışmaktan çekinmelerine ve beraberinde, kadın istihdamının azalmasına sebep olmaktadır. Özellikle belli mesleklerin sadece erkeklere uygun olduğu düşüncesi mevcuttur. Kadınların iş piyasasına öncelikli olarak girdikleri sağlık ve eğitim sektörleri bile toplumda mevcut olan cinsiyetçi ideolojinin bir sonucudur. Hayattaki asli görevi çocukları ve eşine bakmak ve ev işi yapmak olarak kabul edilen kadın, kendisine küçük yaştan itibaren benimsetilen düşünce ve davranış kalıpları doğrultusunda bir takım beceriler edinmekte ve girdikleri iş piyasaları da bu becerilerinin uzantıları olan alanlar olmaktadır (Durmaz, 2016:40).

Eşitsizliği açıklarken konuşmamız gereken önemli kavramlardan biri olan, “Cam tavan” olarak tabir edilen engel, kadınların başarılarının karşılığını alamadıkları durumları ifade etmektedir. Tavan, yukarıya çıkmaya engeli, cam ise resmi olmayan ama hissedilebilen ve görülmeyen engeli temsil etmektedir (Akt. Durmaz, 2016:51). Bu metaforun amacı, kadınların var olan ancak görülmeyen, görülmese de hissedilen eşitsizlikleri gözler önüne sermektir. Toplumsal önyargılar, aile içi sorumluluklar, örgüt kültürü, fırsat eşitliğinin olmayışı, stereotipler, cinsiyet ayrımcılığı gibi temel kariyer engellerinin; erkek egemen örgüt kültürü ve uygulamaları, cinsiyete dayalı basmakalıp yargılar, iş ve yaşam dengesi mücadelesi, örgüt içindeki biçimsel olmayan gruplara ve iletişim ağlarına girememe, rol model ve mentor eksikliği, kadınlar ve erkekler arasındaki yönetsel tarz farklılığı ve astların ve diğer kadın yöneticilerin olumsuz tutumlar şeklinde iş hayatında vücut bulmasıyla ile pek çok problemle karşı karşıya kalan kadınlar bu engelleri aşmak için; mesleki eğitim edinme ve geliştirme programlarına katılma, beklenenden yüksek performans gösterme, erkeklerin kendilerini rahat hissedebilecekleri bir tarz geliştirme, geliştirici iş deneyimleri edinme ve dikkat çekici görevler alma, etkili bir mentordan yardım alma, kişisel yaşamdan feragat etme gibi bazı bireysel stratejiler geliştirmek zorunda kalmıştır (Akt. Durmaz, 2016:53).

Kadınların yaşadıkları bu cinsiyet temelli ayrımcılıkları şu şekilde özetleyebiliriz; 1. Ücretlendirmede eşitsizlik 2. Eğitim ve mesleki eğitimde eşitsizlik 3. İş yerinde eşitsizlik ve cinsel taciz 4. İşe alım ve yükselmede eşitsizlik 5. Sosyal haklardan yararlanma bakımından eşitsizlik.

-Cinsel ve Duygusal Taciz

İşyerinde cinsel tacizin, bir otorite ve güç gösterisine bağlı olarak gerçekleştiğini söylemek yanlış bir ifade olmayacaktır. Bu güç gösterisini de özellikle taraflardan birinin yönetici (genellikle erkek) diğerinin de çalışan (genellikle kadın) pozisyonunda olduğu durumlarda, yöneticinin ödüllendirme ve cezalandırma yetkisine sahip olmasının getirdiği gücün bir ürünü olarak değerlendirmek mümkündür (Kaya, 2009:62). Genel olarak düşük eğitimli, geçici olarak işe alınan, genç ve bekar kadınların bu tür tacizlere maruz kaldığı görülmüştür.  Meslek grupları açısından bakıldığında da polislerin, otobüs-taksi şoförlerinin, garsonların, hemşirelerin ve tezgahtarların en yoğun olarak cinsel tacize maruz kalan grupları oluşturdukları belirlenmiştir (Akt. Kaya, 2009:64).

Tüm bunların yanında duygusal tacize maruz kalan kadın sayısı da her geçen gün artmaktadır. Bireyin işyerinde baskı ve tehdit altında hissetmesine neden olan tutum ve davranışlara maruz kalması olarak tanımlayabileceğimiz mobbing, modern iş yaşamının önemli problemlerinden biri haline gelmiştir. 1998 ILO Raporuna göre 1996 yılında AB’nin 15 üye ülkesinde gerçekleştirilen 15800 görüşmenin sonuçları; Bir önceki yıl içinde çalışanların, %4’ünün (6 milyon çalışan) fiziksel şiddete, %2’sinin (3 milyon çalışan) cinsel tacize ve %8’inin (12 milyon çalışan) duygusal tacize maruz kaldığı doğrultusundadır (Kaya, 2009:65). Bu durum da elbette ki, kişinin hem duygusal ve fiziksel olarak yaralanmasına hem de iş motivasyonunu kaybederek iş ortamında verimsizleşmesine yol açmaktadır. Çalışan kadının üzerinde kaldırması zor görünen yükler olan aile yükü ya da geleneksel iş bölümü işten ayrılmanın esas sebebi gibi görünse de işten ayrılma kararlarının çoğu işyerlerindeki politikalar, uygulamalar ve tutumlar yüzünden verilmektedir (Akt. Durmaz, 2016:50).

-İş Güvencesizliği ve Sosyal Haklar

Küreselleşme, daha fazla kadın çalışanın işgücü piyasalarına girmesine neden olmuştur. Dolayısı ile korumasız kalan işgücünü büyük bir çoğunluğunu da kadınlar oluşturmuştur (Kaya, 2009:70). Eğitim seviyelerinin ve gelirlerinin düşük oluşu sebebiyle, geçinebilmek adına enformel sektöre yönelen kadın sayısı da küreselleşmeyle paralel olarak artış göstermiştir. Bu sektörü seçmelerinin bir diğeri etkeni ise evde çalışabilme olanaklarıdır. Bu sayede kadınlar hem ev işlerini yapabilmekte, hem çocuklarına bakabilmekte hem de ücretli bir iş sayesinde gelir elde edebilmektedir. Mecburi ya da isteyerek yöneldikleri bu enformel sektörün elbette ki eksileri de vardır. Bu sektörde kadınların karşılaştığı en önemli sorun, sosyal güvenlik haklarından yoksun olmalarıdır. Bu nedenle kadınlar doğum yardımı ve emeklilik gibi temel sosyal güvenlik haklarından yoksundurlar. 2004 yılı verilerine göre Türkiye’de Emekli Sandığı kapsamında bulunan toplam 2.404,91 aktif sigortalıdan 776.352’si kadın, 1.627,739’u ise erkektir. Sosyal Sigortalar Kurumu’nda 6.076,705 çalışandan 1.261,552’si kadın iken 4.815,153’ü erkektir. Bağ-Kur’da ise toplam 3.448,549 aktif sigortalıdan 366,702’si kadın, 3.081,847’si erkektir (Kaya, 2009:71). Görüldüğü üzere sosyal güvenlik haklarından yoksun çalışan kadın sayısı, erkek sayısından oldukça yüksek seyretmektedir.

Kadının doğurganlık özelliği işverenler tarafından olumsuz değerlendirilmektedir. Örneğin Türkiye’de çalışan kadının hamilelik ve doğum sonrası işten ayrılması, iş güvencesi sağlanarak 6 ay ücretsiz izin ve günlük çalışma süresi içinde doğan çocuğun emzirilmesi için 1,5 saat ücretli süt izni kullanması gibi yasanın tanıdığı haklar olumsuz nedenler olarak değerlendirilerek, kadının verimi daha düşük bir çalışan olarak görülmesini sağlamaktadır (Hüseyinli ve Hüseyinli, 2016:119).

Çalışan Kadının İkilemi: Aile ve İş

-Aile Hayatı ve Çocuk Bakımı

Küreselleşmenin etkisiyle kadın istihdamının olumlu ve olumsuz yönlerden etkilendiği görülmektedir. Kadınlar çalışarak, başta geleneksel toplum yapısının ortaya çıkardığı birçok olumsuzlukları aşabilmekte, toplum içinde kendi statüsünü geliştirmekte ve erkeklerle eşit bir birey olarak, toplumdaki yerini alabilmektedir (Hüseyinli ve Hüseyinli, 2016:109). Ancak kadınların aile hayatı (özellikle evli kadınların) ve çocuk sahibi olmaları, onları zor durumda bırakabilmektedir.

Çalışma yaşamına giren kadın, bir kefesinde iş yaşamı sorumlulukları öteki kefesinde aile yaşamının getirdiği sorumluluklar olan bir büyük teraziyi dengeleme çabası içerisinde büyük savaşlar vermektedir (Kaya, 2009:72). Ev işlerinin yanında çocuk bakımından da sorumluluk sahibi olan kadın, çocuklarının bakımını üstlenecek birinin ve/veya kurumun olmaması durumunda iş yaşamından soyutlanmak durumunda kalmaktadır. Bu kişiler, genellikle anneanne ve babaanne gibi yakın akrabalar olurken, bunun mümkün olmadığı durumlarda kreşler ve bakıcılar devreye girmektedir. Çalışılan iş yerlerinde bu imkanın sağlanmaması, yani iş yerlerine bağlı kreşlerin olmaması durumunda mecburen özel kreşlere yönelen kadınlar; bunu karşılayacak ekonomik yeterliliğe sahip değilse iş yaşamından çekilmek zorunda kalmaktadırlar.

Ekonomik üretim sürecine giderek daha fazla katılan kadının rollerinde sosyal rol bölüşümü açısından olumlu bir değişimin varlığından söz edilememektedir. Kadın çalışsa bile, özellikle evli çiftlerde ev işlerinin ağır yükünü büyük ölçüde üstlenmeye devam etmektedir (Akt. Demirbilek, 2004:81).  Özellikle vardiyalı çalışan kadınları göz önüne aldığımızda, hem iş yerindeki sorumlulukları hem de evdeki sorumlulukları sebebiyle bu kadınlar “çift vardiyalı” çalışmak durumunda kalmaktadırlar. Evli çiftlerin çalışma saatleri üzerinde odaklaşan araştırmalar, genellikle bu saatlerdeki esnek yapılara yeterince önem vermeme eğiliminde olup, çoğunlukla işçilerin sabit çalışma sürelerini içeren gündüz işlerinde çalıştığını varsaymaktadır (Demirbilek, 2004:82). Ancak şu atlanmaktadır; düşük eğitimli annelerin standart dışı saatlerde ve standart dışı günlerde çalışma olasılığı yüksek seviyede seyretmektedir. Aynı şekilde niteliksiz ve olumsuz şartlara sahip işlerde çalışan anneler için daha zorlu etkiler görülmektedir.

Hem aile yaşantısını hem de iş yaşantısının bağdaştırılmaya çalışıldığı ikili rol yaklaşımında kadının çalışması, ancak işteki konumunun kendisi açısından ikinci planda görmesiyle kabul edilebilir olarak görülmekte ve kadını hem evde hem de erkeğe tabi olarak kabul ederek bunu normal olarak değerlendirmektedir (Durmaz, 2016:45). Kadınların büyük bir çoğunluğunun en büyük problemi fazla mesai yapmaları, ücret düşüklüğü ve aşırı iş yorgunluğu olduğu bilinmektedir (Pekel, 2019:36). Tüm bunların sonucu olarak kadın, evine ve ailesine yeterli zaman ayıramamakta ve bu da aile içi bağlarda ve yaşam tatmininde olumsuz etkilere sebep olmaktadır.

KAYNAKÇA

Demirbilek, T. (2004). Vardiyalı Çalışmanın Kadının Aile ve Sosyal Yaşamına Etkisi. Sosyal Ekonomik Araştırmalar Dergisi, 4(7), 77-98.

Durmaz, Ş. (2016). İşgücü Piyasasında Kadınlar ve Karşılaştıkları Engeller. Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2(3), 37-60.

Hüseyinli, N., & Hüseyinli, T. (2016). Çocuk Bakımının Kadın İşgücü Üzerinde Etkileri ve Hukuki Düzenlemeler. Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 16(34), 108-137.

Kaya, C. (2009). Çalışma Yaşamında Kadın İşgücü Sorunları ve Örgütlenme Eğilimleri. (Doctoral dissertation, DEÜ Sosyal Bilimleri Enstitüsü).

Özçatal, E. Ö. (2011). Ataerkillik, Toplumsal Cinsiyet ve Kadının Çalışma Yaşamına Katılımı. Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 1(1), 21-39.

Pekel, E. (2019). Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Kadının Çalışma Hayatındaki Konumu. Balkan ve Yakın Doğu Sosyal Bilimler Dergisi, 5, 30-39.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba, ben Aleyna. DTCF Sosyoloji mezunuyum. Yüksek lisans yolunda emin adımlarla ilerliyor, her gün kendimi geliştirerek sosyolojinin hakkını vermek için uğraşıyorum. Alanımıza katkı sağlayabilmek ve edindiğim bilgileri sizlerle paylaşabilmek adına buradayım. :) Mail: aleynaseker@gmail.com

Yorum yap