Karl Marx’ın Gözünden Toplum

karl marxin gozunden toplum

Marx’a göre toplum en basit haliyle karşılıklı etkileşimlerin bütünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak Marx, toplumun tüketim biçimleri ile daha iyi açıklanabileceğini savunmuştur. Toplum denilen olgu, birçok kişinin bir araya gelmesi ya da aynı yerde yaşaması değildir. Bunun aksine toplumu esas toplum yapan argüman, kişiler arasındaki ilişki biçimleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumda var olan ilişki biçimleri arasında üretim biçimleri bulunmaktadır. Üretim biçimleri, aynı zamanda toplumdaki ekonomik ağı oluşturmaktadır.

Marx’a göre üretim kavramı, toplum içerisinde gerçekleştirilen bir eylem olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü Marx, özgürlük, dil, din ve anlam gibi etkenlerin toplum içerisinde var olduğundan dolayı, bireyin kendi başına bir üretim gerçekleştiremeyeceğini ya da bu fikri olağandışı bulduğunu vurgulamaktadır. Bunların yanında bazı bilim insanları üretimin ön koşulu olarak insanların bir mal ya da mülk sahibi olma arzusu olduğunu vurgulamışlardır. Ancak Marx, bu fikrin doğru olmadığını savunmaktadır. Marx’a göre üretim, toplum biçimi şeklinde toplum içerisinde gerçekleşen bir toplumsal meseledir (Marx, 1859).

Karl Marx’ın üzerinde çok durduğu bir kavram olan yabancılaşma kavramı olarak karşımıza çıkmaktadır. yabancılaşma kavramının en az insanlık tarihi kadar eski bir kökeni bulunmaktadır. Yabancılaşma süreci temelde bireylerin dışında bir gerçekliğin var olmadığı ve buna bağlı olarak da bu farkındalığın oluşması durumunda bireylerin kendi içlerine dönmesi süreci olarak ifade edilmektedir. Marx’a göre yabancılaşma kavramı, nesnel bir kavram haline dönüşmektedir. Çünkü yabancılaşma kavramı içerisinde hem emek kavramını hem de toplum kavramını barındırmaktadır. Buna bağlı olarak da emek ile toplum arasındaki ince çizgide ise yabancılaşma kavramı yer almaktadır (Ritzer, 2014: 164).

Kapitalist dünyaya bakıldığında, üretim tarzıyla beraber insanların birçok yabancılaşma şekli ile karşılaştıkları görülmektedir. Buna bağlı olarak insanları karşılaştığı ilk yabancılaşma biçimi, insanın kendi ürettiği ürüne yani kendi emeğine karşı yabancılaşması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir diğer yabancılaşma biçimi, bireylerin üretim sürecine karşı yabancılaşması olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu olan yabancılaşma biçiminde bireylerin dışında onlara rağmen bir sistem söz konusudur. Bu da bireylerin üretim sisteminden tamamen uzaklaşmasına yani yabancılaşmasına sebep olmaktadır. Bir diğer en önemli yabancılaşma biçimi ise aslında toplumdaki dengesizliğe neden olan yabancılaşma biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yabancılaşma biçimine göre ürünü üreten kişilerin ücretinin verilmesi şartıyla bu üretilen olanaklardan yoksun bırakılması söz konusudur. Yani burada belli bir ürün var, özetle bir zenginlik söz konusudur. Ancak bu zenginlikten üreten kendi payını alamamaktadır. Bir diğer yabancılaşma biçimi olarak karşımıza paranın araç değil de amaç olarak kullanılması çıkmaktadır. Bu yabancılaşma biçimine göre de para tapılacak olan bir meta haline gelmiştir. Bir diğer yabancılaşma biçimi üretimi gerçekleştiren kişinin kendi kendisine yabancılaşması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yabancılaşma biçiminde bireyler kendi kendilerine yabancılaşmışlardır. Çünkü söz konusu bir sistem vardır ve bu sistem ya da egemenlik altında işçiler ezilmektedir. Son yabancılaşma biçimi ise bireylerin diğer insanlara karşı yabancılaşması yer almaktadır. Buna göre işçi bir ürün ortaya çıkarırken sadece kendisi değildir. Üretim sırasında üretici kendini daha az gösterir ve kendi benliği daha az görünür kılınır. Burada yüceltilen emeğin bir nesne olarak karşımıza çıkmasından değil, emek olarak ortaya çıkan ürünün üretici dışında bir gerçeklik barındırması ve işçiye rağmen var olmasından kaynaklanmaktadır.

Marx’ın bakış açısına göre yabancılaşma kavramının ortaya çıkabilmesi için öncelikle özellikle işçiye dayatılan bir zorluğun var olması gerekmektedir. Bunun yanında yabancılaşma, üretim ilişkileri içerisinde yer alan kapitalist düzen içerisinde bireylerin kendi iradeleri dışında yapılan eylemler bütünü olarak da tanımlanabilmektedir. Yabancılaşma kavramına bakıldığında, üretim ilişkileri içerisinde işçilerin belli sınıflara ayrılarak belli başlı işleri üstlenmeleri beklenmektedir. Yabancılaşma kavramının en önemli etkisi ise işçilerin üretimin gerçekleşmesi için gerekli olan makinelerin bir parçası haline gelmeleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani işçiler adeta makinelerin bir parçası olarak işe koşulmakta, ancak işçiler makineler haricinde bir varlığı olan bireyler olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak kapitalist sistem işçilerin bir varlığı olduğunu adeta reddetmekte ve işçilerin aynı bir makine gibi sorun çıkarmadan çalışmalarını beklemektedir (Bayhan, 1997: 31).

Kapitalist sistem, işçi ile ilgili birçok koşul belirlemektedir. Kapitalist sistemin belirlediği koşullardan biri bir işçinin ne kadar süre ile çalışacağıdır. Bir diğer koşul, işçinin ne kadar üretim yapacağı ya da diğer bir deyişle ne kadar mal üretimi elde edeceği olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer koşullar ise işçilerin çalışma yoğunlukları, çalışma şekilleri ve çalışma ortamları olarak karşımıza çıkabilmektedir. İşte tam da bu noktada işçi, kapitalist sistemde herhangi bir değerinin olmadığını farkına varır ve zamanla varlığının yok sayılmasına bağlı olarak da kendisine yabancılaşmaya başlar. Yabancılaşmanın başlamasıyla beraber işçinin üretim yapması ve aynı zamanda yok sayılması, işçileri tüketen birer rahatsızlık halini alır. Artık işçiler, kendilerini adeta birer hayvana benzetmeye başlarlar. Çünkü aynı birer hayvan gibi başkaları tarafından güdülmekte ve işçiler içerisinde yer alan insani olan bütün özelliklerin de bir bir tükenmektedir (Ollman, 2008: 226).

Özetle Marx’ın toplum kavramına bakıldığında, bu kavram içerisinde en önemli kavramın yabancılaşma olduğu görülmektedir. Yani Marx, toplumu yabancılaşma üzerinden ele almıştır. Marx temelde toplumda ortaya çıkan yabancılaşmanın aynı zamanda geçilmesi ya da aşılması gereken bir eşik olarak görmüştür. Ancak buradaki çelişki, işçinin yabancılaşmanın farkında olmamasına bağlı olarak yabancılaşmayı aşacak seviyede olmamasından kaynaklanmaktadır. İşçilerin bu seviyede olmaması Marx’ı toplum içerisindeki başka bir kavrama yönlendirmektedir. O da toplumdaki sınıf kavramı olarak karşımıza çıkmaktadır. Temelde sınıflaşma; kapitalizmi, yabancılaşmayı ve eşitsizliği ortaya çıkaran yegâne kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunların yanında Marx, yabancılaşmanın ortadan kaldırılabilmesinin ilk yolunun da özel mülkiyet kavramının ortadan kalkmasından geçtiği de vurgulamıştır. Özel mülkiyetin kaldırılmasıyla beraber yabancılaşmanın aşılabilmesine bir adım daha yaklaşılacaktır. Ancak o dönem şartlarına bakıldığında, Marx’ın gözünden kaçan bir nokta bulunmaktadır. O da sınıflaşma içerisinde yer alan orta sınıf olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm bunlar ışığında Marx’ın toplumu değerlendirme ve ele alma biçimi hala tartışma konusu olarak karşımıza çıkmaktadır.

KAYNAKÇA

Bayhan, Vehbi (1997) Üniversite Gençliğinde Anomi ve Yabancılaşma. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

Marx, K. (1859) A contribution to the critique of political economy.

Ollman, Bertell (2008) Yabancılaşma: Marx’ın Kapitalist Toplumdaki İnsan Anlayışı, Çev. Ayşegül Kars. İstanbul: Yordam Kitap.

Ritzer, George (2014) Klasik Sosyoloji Kuramları, Çev. Himmet Hülür. Ankara: De ki Yayınları.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

*Çanakkale 18 Mart Üniversitesi-Sosyoloji

Yorum yap