Kartezyen Felsefe Nedir? Özellikleri Nelerdir?

Kartezyen Felsefe

Kartezyen felsefe, René Descartes’ın metodik şüphe anlayışından doğmuştur. Felsefenin bir akımı olarak da karşımıza çıkan Kartezyen düşüncede düşüncenin kendisi bir şüphe etme biçimidir. 17. yy aydınlanma ile birlikte oluşan bu gelenek Orta Çağ dogmalarına karşı bilginin imkanlarını ve sınırlarını sorgulamaktadır. Doğru bilgiye us ve kavrayıştan doğan ‘’şüphe’’ aracılığı ile ulaşabileceğini düşünen bu fikir geleneği, bilimsel metoda giden yolun nereden geçtiğini de gözler önüne sermektedir. Esasında bu külliyat, aklın doğru kullanımını temel alan anekdotlardan oluşmaktadır.

Kartezyen Felsefe Özellikleri Nelerdir?

Kartezyen felsefe özellikleri dendiğinde, öncelikle hazır bulunan ve kesinlik iddiası taşıyan tüm bilgilere kuşku duyduğu söylenebilmektedir. Şüphe edilmeyen tek şey şüphenin kendisi olan bu düşünce disiplininde temel olan şey kavrayışta öncelik verilen ‘sezgidir.’ Sezgiler aracılığı ile doğru bilgiye ulaşılabileceğini düşünen Descartes’ın yöntemi metodik şüphenin içerisine cogito’yu koymasıdır. Yani ‘cogito ergo sum’ derken düşünüyorum, öyleyse varım diyen bir varlığın, önce kendi özü sonra tanrı özüne varışı ele alınmaktadır. Detaylandırmak gerekirse bu konu hakkında şunlar söylenebilir;

  • Tüm kesinlik iddiası içeren dogmalara şüphe ile yaklaşmak
  • Apaçıklık (kesin olarak bilinenleri kabul etmemek)
  • Analiz (kendisinden şüphe edilmeyecek kadar açık olan bilgiler bilginin temeline oturtulur)
  • Sentez (araştırma nesnesinin en küçük yapı taşlarına kadar bölünüp somutlaştırılması)
  • Sayma (yöntemin sürekli kontrole tabi tutulması)
  • Kesinliğe (tanrı bilgisi) ulaşmayı esas alır
  • Tümevarım amaçlanır
  • Nedensellik kurulur

⇒ Sosyologer’i Instagram’dan takip etmek için buraya tıklayınız.

Descartes’ın metodunda şüphenin anlamını ‘ben’ bilinci demektir. Şüphe duyumlar aracılığı ile ben’e karşı yanıltıcı olabilmekte ve bu sebeple var iken varlığın yok olmadığı bilinememektedir. Bu sebeple varlığa varmayı amaçlayan tüm sezgilerin dışsal anlamda istila edilmesine karşı bir özne inşası esas alınmaktadır. Varlığından şüphe duyulan bir şey o halde mutlak bir varlıktır ve öz bilincin, öz benliğin şüphesi varlığa varmaktır.

Sosyologer’i Instagram’dan takip etmek için buraya tıklayınız.

Kartezyen Felsefesi Hakkında Bilgi | Kısaca

Kartezyen felsefe, Orta Çağ skolastik düşüncesinin Rönesans ve reform hareketleri ile alaşağı edilip yerine ‘aklın’ temel alındığı düşünme biçimlerinden birisidir. Bu felsefi disiplininin öncüsü Rene Descartes’tır. Tüm kesinliklere ve kendini hakikat olarak sunan her şeye şüpheci yaklaşılması gerektiği ve kesinlikle doğru kabul edilmemesi gerektiği inancında olan bu düşünce, kesin bilgiye yani ‘tanrı’ bilgisine ulaşmayı amaçlamaktadır. Bu durum Descartes’ın metodik şüphe yöntemi ile ve matematiksel tümevarım düşüncesi ile gerçekleşmektedir.

Kartezyen Düşünce Nedir?

Kartezyen düşünce, aydınlanmanın özneyi merkeze alan düşünce sistemi içerisinde yeşeren bir felsefi düşünüş biçimidir. Sosyal bilimlerin araştırma yöntemlerinin felsefi kökenlerinden birisi olan Kartezyen düşüncede tümevarım yapmak amaçlanır. Bilgi dışında bireyi yanıltabilecek olan dış algılar yani hezeyan, rüya, bilinç altı ve çarpıklık gibi durumlarda olmayan şeylere varlık atfedilmektedir. Duyum belirsiz olsa dahi belirsizliği aşan kesinlik, öznenin düşünce dünyasındaki şüpheciliktir. Bu felsefede bilmenin bilinci Tanrıya, Tanrının bilinci de cisme yani varlığa götürür. Bu bakımdan da anlaşılacağı üzere matematiksel tümdengelim Kartezyen felsefede matematiksel tümevarıma dönüşmüştür.

Kartezyen Felsefe Kime Aittir?

Kartezyen felsefe, René Descartes’a aittir. Kendisi aydınlanma filozofudur ve sosyal bilimlerde özellikle sosyolojinin hermeneutik paradigmasını bir köken olarak etkilemiştir. ‘Düşünüyorum öyleyse varım’’ mantığı kendim olarak eyleme devinimini kendimde var ediyorum anlamındadır. Olduğum hali ile varım ve salt bilgiye ulaşabilmek için aklın sınırlarında düşüncede var olabilmek gerektiğinin farkındayım, şeklinde yorumlanabilir. Filozof, sorgusuz kabul gören her şeyin bir dogma ve öznenin düşeceği en büyük yanılgılardan biri olduğunu söylemektedir. Buna istinaden doğru olduğu kanıtlanmamış hiçbir şeyin kabul edilmemesi ‘ben’ özünün mutlak arayışlarından birisi olmalıdır. Esasında en temel olarak ‘metod’ şüphedir anlayışı Descartes’ın bu gelenekten etkilenenlere yaptığı en büyük katkıdır.

KAYNAKÇA:

  • Descartes, R. (2007). Meditasyonlar (Çev. Birkan, İ.). İstanbul: Bilgesu Yayınları.
  • Descartes, R. (2013). Yöntem Üzerine Konuşma, Çev. Çiğdem Dürüşken1.
  • Öztürk, E. (2009). Hermeneutiğin tarihsel dönüşümü. Zeitschrift für die Welt der Türken/Journal of World of Turks1(2), 145-175.
  • Öztürk, E. (2013). Sosyolojide Nesnellik Sorunu Bağlamında Max Weber’in Pozitivizm-Hermeneutik İkiliğini Aşma Girişimi (Max Weber’s Attempt of Overcoming Duality of Positivism-Hermeneutics in the Context of Objectivity Problem in Sociology). Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (Ankara University Journal of Social Sciences)4(1).
  • YILDIZDÖKEN, Ç. (2017). Şüpheden Kartezyen Düşünceye Giden Yol. Mavi Atlas5(1), 44-68.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

İzmir Bakırçay Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Öğrencisiyim ve Aile danışmanıyım, web ve seo ile sosyoloji uyumunu yakalama amacında olan bu platforma ürettiğim sosyoloji temasındaki içerikler ile seo metin yazarlığı yapmaktayım. Kişisel Instagram hesabım: @dilaraayydnnn, Danışmanlık için ulaşabileceğiniz Instagram hesabım: @dilaraaydindanismanlik, Twitter: @dilaraayydiiin mail: aydindil35@gmail.com

Yorum yap