1. Ana Sayfa
  2. Değerlendirme Yazısı
  3. Kentsel Dönüşüm, Çöküntü Alanları ve Soylulaştırmanın Sebepleri, Sonuçları ve Türkiye Üzerindeki Uygulama Alanlarının İncelenmesi

Kentsel Dönüşüm, Çöküntü Alanları ve Soylulaştırmanın Sebepleri, Sonuçları ve Türkiye Üzerindeki Uygulama Alanlarının İncelenmesi

kentsel-donusum-cokuntu-alanlari
1

ÖZET

          Günümüzde sıklıkla karşılaştığımız kentsel dönüşüm ve akabinde kentsel dönüşüm projelerinin yer aldığını çalışmaların sektöre ve topluma etkilerinin önemi gözle görülür bir şekilde bulunmaktadır. Projeler var olan yapıların değişmesini ve yeniden düzenlenmesini sağlayacak girişimlerdir. Genel açıdan baktığımızda daha çok varoş diyebileceğimiz, başka bir ifadeyle de gecekondu bölgesi olarak anılan ve ülkemizde de halen varlığını sürdüren yapılara yönelik çalışmalardır. Çalışmaların amacının da insanların yaşam standartlarını arttırmak olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Projeler aynı zamanda sosyal, kültürel ve toplumsal yapılar üzerinde de olumlu etkilere sahiptir. Çalışmaların daha çok belediye ve özel kuruluşlar tarafından yapıldığı bilinmekle beraber hukuki boyutunun tam anlamıyla açık olduğunu söyleyemeyiz. Kentsel dönüşüm bütün ülkelerde görüldüğü gibi ülkemizde de yapılmaktadır. Bu çalışma kentsel dönüşümün tarihçesi, sebepleri, sonuçları, uygulama alanları üzerine yazılmıştır. Kentsel dönüşümün yanı sıra kentsel dönüşüme uğrayan mekanların yani çöküntü alanları olarak bilinen yapılara ve akabinde soylulaştırmanın etkilerine ve sonuçlarına da değinilecektir.

Anahtar Kelimeler: Kentsel dönüşüm, Soylulaştırma, Çöküntü alanları

GİRİŞ

          Toplumsal ihtiyaçlar, ilişkiler ve var olan problemler geçmişten günümüze, bazı dönemlerde daha hızlı olmakla beraber sürekli olarak görülmüştür. Bu sorunlar etrafında da kentler değişim ve dönüşümün odak noktası olma niteliği taşımaktadır. Toplumsal ilerlemenin söz konusu ilerlemesinde de ‘’Kentseldönüşüm nedir ve nasıl oluşmaktadır?’’ soruları araştırma konusu olmuştur. ‘’Sanayi öncesi dönemde daha çok işgal, yağma, doğal afetlerle mücadele içinde olan kentler; sanayileşme ve modernizm ile birlikte geçmişe göre çok daha hızlı bir dönüşüm süreci yaşamıştır. Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla iki kutbundan birini kaybeden dünyada, neo-liberal ekonomik politikalar, küreselleşme, fordist üretim biçiminden esnek ve küçük ölçekli post-fordist üretim biçimine geçişle kentler, sanayi devriminden sonra mekânın değişim değeri üzerinden yeniden üretimi sürecini yaşamaktadır’’ (AKKOYUN, 2007).

          Sanayi devrimi sonrasında yaşanan ve sanayi devrimi etkilerinin meydana getirdiği sıkıntılı yapı, sanayileşmenin kent ve konutlar üzerindeki etkilerini dönemler halinde incelenmeye yöneltmiştir. ‘’Türkiye’nin kapalı ekonomiden dışa açıldığı 1950’li yıllardan itibaren yaşadığı değişim ve dönüşümün dünyadaki gelişmelerle etkileşim içinde kendine has bir yapısı vardır’’ (AKKOYUN, 2007).

          Büyük kentlerde sanayi olgusu ile beraber de gecekondulaşma meydana gelmiştir. Kentler gecekondulaşma ile biçimsiz bir büyüme meydana getirmiştir. Bu aşamada kentsel dönüşüm çalışmaları uygulanmaya başlamış ve var olan sorunlu yapıların restorasyonu amaçlanmıştır. Dönüşümü yaşayamayan mahalleler günümüzde varlığını sürdürmekte fakat kentsel dönüşüm çalışmalarının bir gün onlara da ulaşacağı söylenebilmektedir. Söz konusu kentsel dönüşümün uygulandığı alanların çöküntü alanları olarak değerlendirildiği ve birey hayatının yaşanabilir bir seviyeye getirmeyi amaçladığını söyleyebiliriz.

          “Soylulaştırma, kentsel gerilemeyi tersine çevirmede bir alternatif olabilir mi” sorusu da kentsel gerileme ile soylulaştırma arasındaki ilişkinin, kapitalist kentleşmenin çelişkili yapısını ortaya çıkarması açısından ele alınmakta ve tartışılmaktadır’’ (ŞEN, 2006).

1. KENTSEL DÖNÜŞÜM

          ‘’Kentsel dönüşüm, kentsel sorunların çözümünü sağlayan ve değişime uğrayan bir bölgenin ekonomik, fiziksel, sosyal ve çevresel koşullarına kalıcı bir çözüm sağlamaya çalışan kapsamlı bir vizyon ve eylem planıdır. Kentsel dönüşümün hedefi, sürdürülebilir yaşanabilir sağlıklı ve çağdaş kentlerin yaratılmasıdır’’ (ZEYDANLI, 2007). Kentlerin dönüşümün sağlayan belli başlı etmenler bulunur. Bunlar:

İlk olarak kent nüfusunun sürekli artması söylenebilir. Bu değişim sonucunda kent yeni yerleşim birimleri arayacak ve ortaya çıkan yeni konut ihtiyacı da beraberinde yeni restorasyon alanlarının ihtiyacını doğuracaktır.
İkinci en önemli etken de kent ekonomisinin gelişmesi ve dünya ile ilişkisinin artmasıdır. Gelişen kentler sonucunda ihtiyaçlarda ve var olan işleyiş biçimlerinin refahı istenecek ve artacaktır.

Kentsel dönüşümlere etki eden üçüncü faktör de var olan yapıların eskimesi ya da doğal afetler sonucunda işleyişini kaybedecek olmalarıdır. Söz konusu faktörler bunlarla sınırlı değildir, örnekleri çoğaltılabilir.

  ‘’Kentsel dönüşümün, kentsel yenileme ve kentsel canlandırma türleri mevcuttur. En radikal ve en kapsamlı kentsel dönüşüm sistemi var olanı yıkıp yerine yenisini yapmaktır. Bu tarz yenilemenin rasyonel olması için bölgenin bir çöküntü alanı olması rantların çok düşmesi gerekir’’ (ZEYDANLI, 2007).

Kentsel dönüşüm tiplerinin başka örnekleri de bulunmaktadır. Bunlar:

Korunması gereken alanlarda yapılan dönüşümler(tarihi alanlar vs.),
Bir bölgeye yeni bir işlev vermek için yapılan dönüşümler (laleli örneği),
Kırsal toprakların kent kullanımına açılması ile oluşturulan yeni alanlar (uydu kentler vs.) dönüşüm projelerine verilecek örneklerdir.

          Özetle kentsel dönüşümün bir bütünlük içinde ele alındığını, kent ve mahalle planlamalarında belli başlı stratejilerinin olduğunu söylemek mümkündür. Söz konusu stratejilerin de bir plan çerçevesinde işlenmesi ve dönüştürülmesi gerekmektedir.

1.1. Kentsel Dönüşümün Hedefleri

1) Kentin fiziksel koşulları ile toplumsal problemleri arasında doğrudan bir ilişki kurulmadır. Kentsel alanların çöküntü alanı haline gelmesindeki en önemli nedenlerden birisi toplumsal çökme ya da bozulmalardır. Kentsel dönüşüm projeleri, temelde toplumsal bozulmanın nedenlerini araştırmalı ve bu bozulmayı önleyecek önerilerde bulunmalıdır.

2) Kentsel dönüşüm; kent dokusunu oluşturan birçok öğenin fiziksel olarak sürekli değişim ihtiyacına cevap vermelidir.

3) Kentsel refah ve yaşam kalitesini artırıcı olan ekonomik kalkınma yaklaşımını ortaya koymalıdır.

4) Fiziksel ve toplumsal bozulmanın yanı sıra, kentsel alanların çöküntü bölgeleri haline gelmelerinin en önemli nedenlerinden birisi de bu alanların ekonomik canlılıklarını yitirmesidir. Kentsel dönüşüm projeleri fiziksel ve toplumsal çöküntü alanları haline gelen kent parçalarında ekonomik canlılığı yeniden getirecek stratejileri geliştirmeyi ve böylece kentsel refah ve yasam kalitesini artırmayı amaçlamalıdır.

5) Son olarak da kentsel alanların en etkin biçimde kullanılmasına ve gereksiz kentsel yayılmalardan kaçınmaya yönelik stratejilerin ortaya koyulmasıhedeflenmektedir. (Didem KİBAROĞLU, 2009)

1.2. Kentsel Dönüşümün Tarihçesi

           Kentler ortaya çıktıkları günden bu zaman kadar sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde olmuşlardır. Tarımsal üretimin keşfi ile birlikte kırsal alanda üretilen tarımsal ürünlerin, çiftçilerin geçimlerinin yerini alması ve artı ürünün kol gücüne dayalı olmayan bir sınıfı beslemeyecek düzeye ulaşması kentlerin ortaya çıkmasına imkân sağlamıştır. Söz konusu dönemde ilk kentlerin sayıca az ve nüfus olarak da kalabalık olduğu söylenebilir. Büyük tarım ovaları bulunan Mezopotamya’da sulama tekniklerinin bulunması tarımsal üretimi arttırmıştır. Kuru tarımdan sulu tarıma geçilmesi için gerekli niteliklerin kentlerde bulunacağı ve sulu tarımın kentlerin büyümesinde etkili olacağı düşünülmektedir.

‘’Tarihi bulgulara göre bilinen ilk kentin Mezopotamya’da ortaya çıkışı bu görüşü desteklemektedir.  Kentler fiziksel olarak da genellikle bir “pazar alanı” etrafında konumlanır. Tüccarların dışında zanaatkârlar, din adamları, askerler, bürokratlar, sanatçılar ve feodal dönemde büyük toprak sahibi aristokratlar kentlerde yaşamaya başlamıştır. Sanayi devrimi, üretim biçiminde yaşanan değişim, kentlerin ve kentsel hayatın hızlı bir biçimde dönüştürmesine neden olmuştur. Kentler üretimin yapıldığı yerler haline gelirken sanayileşen birçok kasaba büyük kentlere dönüşmüştür. Nüfus artışıyla hızla büyüyen kentler kısa zaman sonra kontrolsüz büyümenin yol açtığı sorunlarla yüz yüze gelmiştir’’ (AKKOYUN, 2007).

          Sanayi devrimi ile birlikte büyük kentlerde sermaye sahipleri ve işçiler arasında sınıfsal farklılıklar meydana gelmeye başlamıştır. Kentsel hizmetlerden ve koşullardan yararlanamayan işçi sınıfı fabrika çevrelerinde oluşan çöküntü barakalarda zor şartlar altında yaşamaktadır. ‘’Sanayinin ve ticaretin etkisiyle kalabalıklaşan kent merkezlerinin çekiciliğini yitirmesi, buralarda yaşayan nüfusun, kente ana yollarla bağlanan uydu kentlere veya bahçe şehirlere kaymasına neden olmuştur. Görüldüğü üzere sanayileşmeyle kentlerde meydana gelen sorunların başında konut sorunu gelmektedir. Günümüzde Türkiye’de ve başta azgelişmiş ülkeler olmak üzere dünyanın birçok büyük kentinde konut sorunu başat sorunu olmaya devam etmektedir. Konut, en genel anlamıyla insanların en önemli gereksinimlerinden biri olan barınma ihtiyacını karşılayan bir araçtır’’ (AKKOYUN, 2007).

           Sanayi sonrası dönemde de konut problemi ile birbirini takip eden ve ön plana çıkan en önemli sorunlardan birisi de ‘’kentsel yoksulluk’’tur. ‘’Kentsel yoksulluk sadece bir gelir azlığını ve kentsel hizmetlerden yeterince yararlanamamayı kapsamaz; aynı zamanda, eğitimi, sağlığı, güvenlik gibi hizmetlerden daha az faydalanmayı ve kentsel şiddete daha açık olmayı da bünyesinde barındırır. Kentsel Yoksulluk kavramı, ekonomik ve sosyolojik yaklaşımlar ile kentteki belirli bir bölgenin belirli kaynaklardan yoksun oluşu ile kentin göreli dengesizliği, düzensizliği ve bozulan fonksiyonelliği anlamına da gelmekle birlikte, aynı zamanda, sosyal etkinlik, yetkinlik ve kurumsal açıdan da bir yetersizlik anlamına gelmektedir’’ (AKKOYUN, 2007).

          Kentteki yoksullar toplumdan yalnızca ekonomik olarak değil, sosyal ilişkiler ve mekânsal olarak da ayrı tutulmaktadır. Bu süreç iki farklı boyutta cereyan etmektedir. Bunlar:

Birincisi; kentsel mekânda farklı toplumsal kesimlerin oturma bölgeleri birbirlerinden ayrılmakta ve aralarındaki duvarlar yükselmektedir. Yükselen duvarlar ile toplumsal sınıflar arasındaki iletişim de azalmakta ve mekânsal bölünme toplumsal bölünmeye etkide bulunmaktadır.
Diğeri ise; tüketim toplumu felsefesinin mimari ve kentsel tasarımı etkilemesidir. Günümüz kenti, sanayi dönemi kentinin bütüncül, kent planlama anlayışından farklı bir şekilde yapılanmaktadır. Bilgi toplumunda kent, kişisel zevkler doğrultusunda daha küçük planlar halinde şekillenmektedir.

          Farklı zamanlarda farklı şekillerde görülen ayrışmalar yoksulların değişmeyen sağlıksız konut ve çevrelere itilmesi biçiminde ilerlemektedir. Kentlerde ayrışmış bölgelerin yerini farklı düzenlemeler almıştır. Ayrışma biçimleri kent içerisindeki gerilimi desteklemekte, toplumsal ilişkilere ve bütünlüğe zarar vermektedir. Günümüzdeki konut sorunu da kentsel yoksulluk ve mekânsal ayrışma, kentlerin temel sorunları olarak birbirlerini desteklemektedir.

          Yerine ve zamanına göre farklı özellikleri barındırsa da mekânsal ayrışma biçimleri dünyanın her yerinde benzerlikler taşımaktadır. ‘’Konut kalitesinin düşük ve yaşam koşullarının kötü olduğu kent parçalarına slum denilmektedir. Slumların büyük çoğunluğu bugün yoksul ülkelerde yer alsa da yakın geçmişteki ilk slumlar 18. yüzyılda Batı Avrupa’nın sanayileşmiş şehirlerinde ve sonralarda Amerikalarda görülmüştür. Gelişmekte olan ülkelerde, slumlar öncelikle iş merkezlerine yakın alanlarda yayılmışlardır’’ (AKKOYUN, 2007).

 Slumların Özellikleri

Kolay bulaşan hastalıklara yakalanma oranı yüksektir.
Yüksek seviyede kişisel ve aile düzeyinde stres ve düşük iş üretimi görülmektedir.
Acil durumlarda dâhil motorlu araç erişimi, hatta yaya yolları genellikle bulunmamaktadır.
Bu alanlarda ikamet edenlerin, okullara, ilk yardım hizmetlerine ya da aktif ve pasif rekreasyon ve sosyalleşme alanlarına kolay erişimi bulunmamaktadır.
Kentlerdeki suç oranlarının en yüksek olduğu bölgeler genellikle slumlardır. (AKKOYUN, 2007).

          Sanayi dönemi kentlerinde ortaya çıkan ayrışma biçimlerinden bir diğeri de “getto” lardır. L.Wirthgettoları tanımlarken, burada yaşayanların kendilerine özgü yaşam biçimleri ve kurumlara sahip olup toplumun bütününe göre şiddetli bir ayrımcılığa uğradıklarını vurgulamaktadır’’ (AKKOYUN, 2007). Ayrımın şiddeti, bir yerin getto olarak tanımlanmasında önemli bir kriterdir.

Gettoların Özellikleri

Getto’da yaşayan insanlar genellikle göçmen gruplardan oluşur ve yasalar karşısında da diğer sosyal ve etnik gruplara göre dezavantajlı konumdadır.
Giyim tarzları ve yaşam biçimleri benzerliğinin yanında toplum içindeki davranış biçimleri de homojenlik gösteren gruplar kentte şiddetli bir ayrımcılıkla karşı karşıyadır. Ancak gettolar tamamen yoksul gruplar olmak zorunda değildir.

Farklı ekonomik sınıflardan insanlar gettolar içinde yaşayabilmektedir. Onları kentsel mekânda bir araya getiren şey, ekonomik ve sosyal statüden daha çok karşılaştıkları ayrımcılık ve kendi etnik gruplarıyla ilişki kurma rahatlığı gibi sebeplerdir. lk sanayi kentlerinin bulunduğu İngiltere başta olmak üzere, Almanya ve Fransa’da da fabrika yakınlarına işçi konutları yapılmıştır. Bu konutlar maliyeti az, dar ve sıkışık şekildedir. ‘’Bugün sosyal konut altında az maliyetli ve az konforlu konutlar toplumun dar gelirli kesimleri için inşa edilmeye devam etmektedir. Herhangi bir yasal statüsü olmayan arazi üzerine, çamur, odun ve yeniden dönüştürülmüş maddelerden kötü bir şekilde inşa edilmiş olan kulübeler anlamına gelen; genel olarak herhangi bir kamusal hizmet – su, kanalizasyon ya da elektrik sistemleri – bulunmamaktadır. Tipik olarak, ‘favelados’ (favelasakinleri), şehir içinde iyi bir konumu ve elde etme kolaylığı olan alanları işgal etmektedirler; örnek olarak, devlet arazisi – demiryolu yol hakkı alanları, karayolu projelerinden arta kalan alanlar, koruma alanları, yasal uyuşmazlıklar yüzünden kullanılmayan özel mülk arazileri, favelalar için hedef alanlardır’’ (AKKOYUN, 2007).  

  Uydu kentler sanayileşme ile birlikte artan kent merkezlerinin yükünü hafifletirken, orta ve üst sınıfı da kentin bunaltıcı ve stresli yoğunluğundan uzaklaştırma biçimiyle çekici hale gelmektedir.        

Rezidansların Özellikleri                                            

Rezidanslar, az katlı birkaç binadan oluşan kompleksler ya da her türlü işlevi kendi içinde toplayan çok katlı tek bir bina şeklinde karşımıza çıkabilmektedir.
Rezidanslar, çok geniş tercihli bir hizmet sistemi, farklı bir yönetim anlayışı, konfor, ileri teknoloji ve kullanılan donatım çeşitliliğine sahiptir. Özellikle kent merkezlerindeki rezidanslar dikey mahalleler şeklinde yapılanmaktadır.
Merkeze yakınlıklarıyla dikkat çeken bu konutların, daha çok iş adamları, sanayiciler, üst düzey yöneticiler ve sanatçılar tarafından satın alınmakta ya da kiralamaktadır.

Çevreden tamamen soyutlanmış, birbirleriyle olan komşuluk ilişkileri tamamen “keyfe” ve “hobiye” dönüşmüş, sadece kendileriyle aynı sosyal, kültürel ve ekonomik statüdeki kişilerle görüşen bu gruplar, kişisel özgürlüklerine önem vermektedir, dolayısıyla bu gruplar arasında kuvvetli toplumsal dayanışma bağları görülmezken bireyselleşme ön plana çıkmaktadır. (AKKOYUN, 2007). ‘’Gecekondu’ (Türkçede) gece inşa edilen anlamına gelmektedir ve izinsiz ve yasal olmayan konut yerleşmelerine atıfta bulunmaktadır. Yasal bir ev satın alma veya kiralama imkânı bulunmayan birçok düşük gelirli hane halkı için, gecekondu mahalleleri karşılanabilir alternatif bir barınma seçeneği sunmaktadır’’ (AKKOYUN, 2007).

 Gelişen dünyadaki diğer birçok konut yerleşmeleri gibi, gecekondu yerleşmelerinin özellikleri bulunur.

   Gecekonduların Özellikleri  

Arazi mülkiyet güvenliği eksikliği;
Konut birimleri içerisinde içme suyu, kanalizasyon ve elektrik gibi temel altyapı eksiklikleri;
Fiziksel olarak yaşam standartlarının altındaki konutların çoğunluğu;
Arazi kullanım düzenlemeleriyle uyumlu olmayan ve gelişme için uygun olmayan (yamaç, sulak alan, taşkın alanı vb) konumlardır. (AKKOYUN, 2007).

          Küresel süreçlerin etkilerinin yoğunlaştığı 21. yüzyıl kentlerinin geçmiş dönem kentlerinden diğer farkı da ulaşım ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte zaman ve mekân algılamalarının değişimi neticesinde kent mekânının sınırlarının belirginliğini kaybetmesidir. Günümüzün sanal kenti de gerçek zamanda ama gerçek olmayan alanlarda bulunmaktadır. ‘’Kent, artık coğrafi bir kendilik değildir; bugünün telekomünikasyon ağıyla kent her yerdedir, dünya-kentidir. Kent küresel ölçeğe taşınmıştır. Yerel bütünlüğü parçalanmıştır. Olmayan yer haline gelmiştir. Gelişen teknolojiyle birlikte artık kent mekânında yaşamaya gerek yoktur, gelişen 15 yol yapım süreçleri ve araç teknolojisindeki gelişmeler ile kent içinde yaşamaya gerek kalmamıştır, böylece bireylerin kent dışında olan mekânlara yerleşmeleriyle alt kentleşme (banliyöleşme) süreçleri hızlanmıştır’’ (AKKOYUN, 2007).

1.3. Kentsel Dönüşümde Kullanılan Uygulama Biçimleri

1.3.1.Kentsel Rönesans

          ‘’Kentsel Rönesans, kent merkezlerindeki mekânsal, sosyal ve çevresel sorunların çözümlenmesi ve bu alanlardaki nüfus kayıplarını önlemeye yöneliktir çalışmalardır’’ (AKKOYUN, 2007). Bu yaklaşımda fiziksel yön ağır basmaktadır ve kent merkezlerindeki mekânsal, sosyal ve çevresel sorunların çözümlenmesi veya bu alanlarındaki nüfus kayıplarını önlenmesi esas koşuldur.

          Kentsel Rönesans, kentsel alanlarda değişime neden olan 3 ana faktörün olumsuz etkileriyle baş etmek amacını taşır:

1) Teknik devrim – bilgi teknolojisi ve değiş tokuş odaklı

            • Artan araç sahipliliği ve hareketlilik;

            • Toplu ulaşım ve kentsel çevrelerde yatırım eksikliği.

2) Ekolojik tehdit – doğal kaynakları hızlı tüketmemizin doğurduğu sonuçların ve sürdürülebilir gelişmenin öneminin daha iyi anlaşılması

            • Kontrolsüz planlama süreçleri;

3) Sosyal dönüşüm – artan yaşam süresi ve yeni hayat tarzı seçenekleri

            • Artan meslek sahipliliği;

            • Endüstriyel azalma ve hizmet tabanlı ekonominin gelişmesi (AKKOYUN, 2007).

1.3.2. Kentsel Yeniden İnşa

           Kentsel yeniden inşa; II. Dünya savaşıyla tahrip olan kentlerin yeniden yapılanması sürecinde etkili olan modernist harekettir demek mümkündür. Söz konusu modernist hareketin ortaya çıkışıyla beraber yeni ihtiyaçlar sonucunda Paris başta olmak üzere bir çok Avrupa kenti yıkılmış ve işlevlere bölünmüştür. Ülkemizde ise Vatan ve Millet caddelerinin açılışı ve Tarlabaşı yıkımları   benzer bir uygulamaya konu olmuştur.  

1.3.3. Kentsel Yenileme

          ‘’Kentsel yenileme, genel bir tanımla eskiyen ve yıpranan kentsel dokunun günün sosyoekonomik özelliklerine göre fiziksel olarak yenilenmesidir. Yenileme geleneksel kentsel dokunun tahrip olduğu kent merkezlerinde restorasyon projeleri ve yeni fonksiyonlar tanımlama yoluyla gerçekleşmektedir. Fiziksel yenilemeyle birlikte değer kazanan kentsel alanlar, orada yaşayan insanlara yeni sosyo-ekonomik şartlar sunmaktadır’’ (AKKOYUN, 2007).

1.3.4. Kentsel Yenileşme
          “Kentsel yenileşme” ya da “Kentsel Yenileme” yeni bir olgu değildir. Yeni araç ve yaya yollarının yapılması, sağlıklı kamusal mekânların oluşturulması, kanalizasyon ağlarının oluşturulması bugünkü Londra, Paris, Berlin gibi büyük şehirlerin 19. yy.da yeniden canlandırmaya olanak sağlamış olgulardır.

3.5. Kentsel İyileşme

          ‘’1960’lı ve 1970’li yılların büyük sanayi kentlerinde, yaşanan sorunların toplumsal ve mekânsal boyutlarının birbirinden bağımsız olmadığı düşüncesinden hareketle, kenar mahallelerin altyapı ve donatı ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik iyileştirme projeleri gerçekleştirilmiştir’’ (AKKOYUN, 2007). Söz konusu projeler kentsel iyileşme noktasında gerçekleşmiştir.

1.3.6. Kentsel Sağlıklaştırma

          ‘’Sağlıklaştırma; çöküntü bölgeleri, gettolar, gecekondu mahalleleri gibi, mekânsal sorunların, toplumsal ve ekonomik sorunlarla karşılıklı olarak birbirini beslediği kentsel alanlarda, sadece eğitim, sağlık, altyapı gibi temel kentsel ihtiyaçların karşılanması kaygısından daha fazlasını güden, toplumsal gerilimi düşüren mekânsal ve sosyal faaliyetlerle (meslek edindirme kursları, park alanlarının arttırılması vb.) bu alanlarda sağlıklı ve yaşanabilir bir kentsel ortam yaratma çabası olarak ortaya çıkmıştır’’ (AKKOYUN, 2007).

1.3.7. Kentsel Yeniden Yapılandırma/Geliştirme

          Kentsel yeniden yapılanma, kentlerin mekânsal yapısında ve organizasyonunda meydana gelendeğişimleri ve genel olarak kentlerin temel, ekonomik, toplumsal ve politik yeniden inşasını kapsamaktadır.

1.3.8. Kentsel Yeniden Canlandırma

          Kentsel yeniden canlandırma, kentlerde meydana gelen ve kentsel alanlarda yaşanan bozulma ve krizlerden doğan problemleri düzenlemeyi amaçlayan süreç olarak ifade edilebilir.

2. TÜRKİYE’DE KENTSEL DÖNÜŞÜM

          Türkiye açısından kentsel dönüşümdüşünüldüğünde olağan kent yenileme ihtiyacını ortaya çıkaran nedenler de ülkemize özgü kentleşme özelliklerini ve sorunlarını kapsamaktadır. ‘’Türkiye’de kentler, aşırı nüfus yığılmaları, afet tehlike ve riskleri, yanlış yer seçimi kararları gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanan sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunların her biri, ülkemiz için kentsel dönüşüm / yenileme ihtiyacını doğuran faktörlerdir. Olağandışı kent yenileme nedenlerini ise, depremler başta olmak üzere afetler ve afet riskleri oluşturmaktadır’’ (GENÇ, 2018).

          ‘’Ülkemizde Osmanlı döneminde yangın bölgelerinin yeniden inşası ile ilk örnekleri görülen kent yenileme uygulamalarını kültür ve tabiat varlıklarını koruma anlayışı içinde, kentsel sitlere yönelik çalışmalar izlemiş, günümüzde ise, yasa dışı ve yaşam kalitesi düşük kentsel alanların yasallaştırılması ve sağlıklaştırılması, prestijli yeni merkezi iş alanları, fuar, alışveriş ve eğlence merkezleri, uluslararası tatil köyleri, golf sahaları gibi dönüşüm uygulamaları ile devam etmiştir’’ (GENÇ, 2018). Son dönemlerde ise gecekonduların, afet riski olan bölgeler gibi kentsel sorun alanlarının problemlerine yönelik uygulamaların kent dönüşüm projelerinde ön plana çıktığını söylemek mümkündür.

          ‘’1950’ler ve onu takip eden yıllarda ülkenin sosyo-ekonomik yapısında yaşanmaya başlayan gelişmeler kentleşme hızının ve kentsel nüfusun artışına neden olurken, kentler bu yıllardan itibaren hiç görmedikleri ölçüde hızlı bir dönüşüm sürecine de girmişlerdir’’ (GENÇ, 2018). Bu süreçte yeni merkezler ortaya çıkmış, kentlerin gelişme biçimleri değişmiş, merkezi iş alanları içinde kentsel rantların artmasıylaberaber ekonomik sürecini tamamlayamadan binaların çoğu yıkılarak yerlerine çok katlı yeni yapılar inşa edilmiş ve kent merkezleri daha kalabalık, daha cazibeli bir hale gelmiştir.

          ‘’Bu dönüşüm sürecinde kentler plansız gelişmeleri yanında hem doğal, tarihi ve kültürel çevreyi hem de afet risklerini göz ardı ederek büyümüşlerdir. 1950 ve 60’lı yıllardan itibaren İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyük kentler bu dönüşümün simgesi haline gelmiştir. Kent içinin dönüşümü yanında 1980 sonrasında kentler, çevrelerine eklenen yeni oluşumlarla (gecekondu alanları, sanayi bölgeleri, devlet kurumları, üniversite kampusları vb.) “yağ lekesi” gibi, boşluksuz büyümeye başlamışlardır’’ (GENÇ, 2018).

          Sonuç olarak gecekondulaşma sorununun söz konusu yıllardan itibaren ekonomik ve sosyal yapıyla ilişkili olan bağları çerçevesinde kentsel bir olgu haline geldiğini söyleyebiliriz. Olağandışı kent yenileme nedenleri açısından bakıldığında ise ülkemizdedepremler başta olmak üzere doğal afetlerin ve doğal afet risklerinin kentlerin yenilenmesi ihtiyacını doğuran unsurlar olduğu bilinmektedir.

Önerilen Yazı
George Simmel’in ve Sosyolojisinin Biyografik/Entelektüel Etkileri Bağlamında İncelenmesi

3. KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN UYGULAMA BOYUTU

          Türk planlama sistemi içinde henüz yeni olduğu kent yenileme anlayışı 1980 sonrası süreçte özellikle gecekondu alanlarının dönüştürülmesi amacıyla uygulanmaya başlanmıştır 1980’li yıllarda bu amaçla hazırlanan ve kamunun öncülüğünde uygulanan ilk kentsel dönüşüm projeleri Dikmen Vadisi ve Portakal Çiçeği Kentsel Dönüşüm Projeleridir. Bu yıllardan sonra kentsel dönüşüm projeleri, gecekondu alanlarının iyileştirilmesinden uluslararası sermayenin de dâhil olduğu büyük projelere kadar çeşitli ölçeklerde uygulanmaktadır’’ (GENÇ, 2018).

    Türkiye’nin en hızlı büyüyen kenti İstanbul, hem kamu müdahalesi ile hem de kamu müdahalesi dışında yapılan birçok farklı kentsel dönüşüm projelerine yoğun şekilde örnek olmuştur. Bunun yanı sıra Ankara ve İzmir de başta olmak üzere ülkenin birçok kentinde farklı yapılarda kentsel dönüşüm projeleri uygulanmaktadır. Bu projelerden bazılarını türlerine göre şu şekilde gruplandırabiliriz:

a) Çöküntü bölgelerinin / gecekondu alanlarının dönüşümü: İstanbul’da kıyı alanlarında Tuzla, Beykoz, Sarıyer, Silivri’deki gecekondu bölgelerinin, eski sanayi alanlarının yerlerine lüks konut alanları, iş merkezlerinin yapılması; Ankara’da Güney park Konutları, TOKİ’nin farklı kentlerde uyguladığı projeler, İzmir Kadife kale, Karşıyaka-Şemikler, Ege Mahallesi örnekleri. Ankara’da gecekondu alanlarının yoğunlaştığı bölgeler Keçiören, Mamak, Sincan, Yenimahalle başta olmak üzere kentsel dönüşüm projeleri uygulanmaktadır. (GENÇ, 2018).
b) Soylulaştırma: İstanbul’da kıyı kesimindeki tarihi yapılarda; 1970 ve 1980’lerde Kuzguncuk, Arnavutköy, Ortaköy, Cihangir, Beyoğlu, Galata, Balat ve Fener gibi tarihi veya özgün niteliği olan ve zaman içinde çöküntü sürecine girmiş olan semtlerin dönüşümü olarak ifade edilebilir. (GENÇ, 2018).
c) Merkezi iş alanının dönüşümü: İstanbul’da Beşiktaş ve çevresinin yeni merkezi iş alanı olması, iş merkezlerinin burada yer seçmesiyle yaşadığı dönüşüm; Maslak ve Büyükdere aksı, İzmir’de 3. İzmir Kent Merkezi Projesi örnek olarak verilebilir. (GENÇ, 2018).
d) Prestij projeleri ile dönüşüm: İstanbul’da Beyoğlu, Galata port, Kadıköy’de Haydarpaşa Liman Bölgesiörnek gösterilebilir. (GENÇ, 2018).
e) Sit alanlarının korunması ve turizm amaçlı dönüşüm: İstanbul’da Tarla başı, Hacı Hüsrev, Tophane, Dolapdere, Okmeydanı’ndaki kısmi projeler; Tarihi Yarımadayı kapsayan Fatih ve Eminönü’ndeki turizm amaçlı dönüşüm, Ulus Tarihi Kent Merkezinin Dönüşümü Projesi, Beypazarı Evlerinin Restorasyonu Projesi ve Edirne söylenebilir. (GENÇ, 2018).
f) TOKİ’nin öncülüğünde başlatılan dönüşüm projeleri: İstanbul Tuzla’da, Pendik’te (İstanbul park Formula 1 Pisti, yat limanı, Sabiha Gökçen havaalanı, Sabancı Üniversitesi) uygulanmıştır. (GENÇ, 2018).
g) Doğal afetler nedeniyle kentsel dönüşüm: İstanbul’da Zeytinburnu, Bakırköy, Küçükçekmece’de bu amaçla projeler yapılmaktadır. İzmir’de heyelan bölgesi olan Ballı kuyu ve Vezir Ağa’daki bölgelerin tasfiyesi örnek gösterilebilir. (GENÇ, 2018).

          Bunların yanında, depremden hasar gören kentler de (Adapazarı, İzmit, Değirmendere, Düzce gibi) kaçınılmaz olarak dönüşüm projelerinde düzenlemelere uğramış yapılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Görüldüğü üzere kentsel dönüşüm projelerinin çöküntü alanlarına, gecekondulara, deprem bölgelerinde hasar görmüş konutlara ve birey yaşamını daha yaşanabilir bir seviyeye getirmek için yapıldığı söylenebilir.

4.TÜRKİYE’DE KENTSEL DÖNÜŞÜM ÖNEKLERİ

4.1. Ankara Portakal Çiçeği Vadisi Kentsel Dönüşüm Projesi

          Projede uygulanan yöntem, kamulaştırma işlemi yapmadan, vadide yaratılacak değerin arsa sahipleri ile uzlaşma sonucu paylaşım esasına dayandırılmış. Kısaca, ‘kamulaştırma’ yerine proje değerinin ‘paylaşımı yöntemi’ uygulamaya sokulmuş. İlk olarak, projenin yönetiminin nasıl olacağı, nasıl kurulacağı, finansmanın nasıl sağlanacağı konusunda, projeden doğrudan etkilenen kişiler ile birlikte bir ‘proje senaryosu’ hazırlanmıştır. Kamulaştırma sisteminin geçmişteki örneklerde proje süreçlerini uzattığı ve zorlaştırdığı görüldüğü için hukuk sistemine girmeden, imar haklarının toplulaştırılıp, arsa sahipleriyle uzlaşarak projede oluşan değerin paylaşımına gidilmiştir. Bu projede farklı gruplar bulunduğu için hepsinin de katkısıyla oluşmuştur. Belediyenin çok fazla harcama yapmadan arsa sahipleriyle de anlaşmalı bir şekilde projeyi yürütmüştür. Ayrıca zor şartlar altında yaşayan gecekondu sahipleri ise daha yüksek yaşam şartlarına sahip olmuşlardır. (KABAN, 2011).

4.2. Zeytinburnu Kentsel Dönüşüm Projesi

          ‘’Temmuz 2005 tarihinde çalışmalarına başlanılan proje İBB Yerleşmeler ve Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü İstanbul Şehircilik Atölyesi tarafından hazırlanmış. Pilot proje kapsamında tutulduğu için analiz ve sentez çalışmaları ayrı bir titizlikle yapılmış. Yapı adası bazında tasarım çalışmaları ve hak sahipliği tespiti yapılmıştır’’ (KABAN, 2011).   ‘’Ekonomik, sosyal ve mekânsal ilişkilerin birlikte ele alınması ve üst ölçekte oluşturulacak ticaret aksı ile Zeytinburnu’ na yeni bir kimlik yüklenmesi ana hedefler arasında belirlenmiştir. Ayrıca kentsel bozulmalar için örnek projelerin oluşturulması açısından önemli olan projede, model oluşturulurken farklılıklar yapılmış parçalı yapı adaları ve yeşil alanlar tasarlanmıştır. Yapı adaları içinde ortak yeşil mekân, otopark ve çocuk oyun alanları oluşturulması planlanmıştır’’ (KABAN, 2011).

ÇÖKÜNTÜLEŞME VE ÇÖKÜNTÜ ALANLARI

          Kentler sürekli bir değişim aşaması içindedirler.Farklı nedenlere dayalı olan söz değişim süreci, bazen yavaş ve gözle görünür şekilde yaşandığı gibi bazen de hızlı ve anlaşılması zor bir biçimde gerçekleşir.‘’Middleton, kent merkezlerinde çöküntüyü yoksulluk, yeni iş fırsatlarının yaratılamaması ve çevre kalitesinin kötüleşmesi nedenlerine dayandırmaktadır. Bu üç etkenin yanı sıra sağlık ve suç oranlarında görülen değişimler de sürecin hızlandıranları olarak kentsel dönüşüme duyulan gereksinimi arttırmaktadır’’ (UYAN, 2008).

          Avrupa’da endüstri devrimiyle başlayan hızlı nüfus artışı ve II. Dünya Savaşı sonrasında kentlerde yaşanan çöküntüleşme, kentsel dönüşüm süreçlerinin temel nedenleridir. Mekansal ve sektörel değişimlerin arazi ve yapılar üzerindeki baskıları, bazı kentsel alanlarda yoğunluğun azalmasıyla sonuçlanırken, kentin diğer bölgelerinde hızlı bir yoğunluk artışı yaşanmıştır. Ekonomik yatırımların yanı sıra, ulaşım, sosyal servisler ve diğer kamu olanaklarının bu alanlarda yoğunlaşması kent içinde farklı yoğunluklara sahip alanların oluşmasına neden olmuştur. Kentsel alanların fiziksel yapısı ve dokusu üzerinde meydana gelen bu değişimler önce kentsel çöküntüleşme, ardından da kentsel dönüşüm süreçlerini doğurmuştur’’ (UYAN, 2008).

          Kentsel alanlarda bulunan çöküntüleşme süreci, zaman içinde değerini kaybeden kentsel alanların yeniden üretilmemesinde kaynaklı olarak ortaya çıkmıştır. Kent merkezlerinde bulunan ve alt gelir gruplarının yaşadığı konutlar, kent içinde unutulmuş,eski sanayi ve ticaret alanları çöküntü alanlarının başlıca kaynaklarıdır. Başta kentlerin merkezlerinde olmak üzere konut alanlarında meydana gelen söz konusuçöküntünün temel sebebi gelir dağılımındaki eşitsizlikler ve bu dağılım sonucunda mahallerde bulunan konutlardır. Özetle çöküntüleşme kavramı sadece fiziksel olarak eskimeyi değil, sosyal yapıda gözlenen bozulmaları da içine alan çok boyutlu bir kavramdırdemek yanlış olmayacaktır.

          ‘’Kentlerde farklı gelir gruplarının yarattığı bu çeşitlilik genellikle olumlu bir özellik olarak kabul edilirken, farklı gruplar tarafından tercih edilen çevresel nitelik ve eşitsizlik, toplumlar arasında var olan genel ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin sonucu olarak kabul edilir’’ (UYAN, 2008).

          Kentsel çöküntü alanları; zaman içinde terkedilmiş konumlarında bulunduğu mekanlardır.‘’Birbirini destekleyen bu çöküntü ve el değiştirme sürecinde etkileşim içinde olan üç faktör; mahallede sakinlerinin profili, mülklerin ekonomik koşulları ve binalar ile bütün olarak mahallenin fiziksel koşullarıdır’’ (UYAN, 2008). Eş zamanlı olarak değişim gösteren söz konusu faktörlere göre önce yüksek gelirli grupların yerini düşük gelirliler alacaktır. Yüksek kira gelirlerini ödeyemeyen bu yeni sakinlerin binaların fiziksel bakımına yatırım yapmaması sonucunda binaların koşulları olumsuz bir yapı haline gelecek ve eskimeye maruz kalmaktadır. Bu durum ise mahallenin çekiciliğinin azalmasına ve el değiştirmelerin artmasıylada çöküntü süreçlerinin yeniden artmasına sebep olacaktır. El değiştirme süreci, bu alanlarda yaşayanların büyük çoğunluğunun kentleri terk etmeye itecektir.

          Kentsel dönüşüm sürecini analiz eden Andersen’e göre Kentlerin gelişiminde belli başlı faktörler etkilidir. Bu faktörler:  

Çöküntüleşme sürecinde bir konutun değeri içinde bulunduğu mahallenin niteliğine bağlıdır. Çöküntü içerisindeki bir mahallede bir konutun yenilenmesi nadiren karlı olmaktadır ve bu durum kentlerin belirli bölgelerinin bakımsızlığını artıran güçlü ekonomik mekanizmaların oluşmasına yol açar.
Bir mahallede düşük gelir grubundaki sorunlu nüfusun artması konutların yıpranma düzeylerini artırır. Bu durum mülklerin bakımlı hale getirilmesinin de maliyetini artırmış olur. Kiraların ödenmemesinden kaynaklanan ekonomik kayıpların yanı sıra, zaman içinde suç oranlarında görülen artış orta gelir gruplarının bu mahallelerini terk etmesine yol açar.
Düşük gelir grubundaki sorunlu kesimin belirli bölgelerde yoğunlaşmasına sebep olan ayrışma çöküntü alanlarının oluşmasındaki önemli etkenlerden biridir.
Bir mahallenin geleceğine yönelik beklentiler de çöküntü süreci için önemli bir girdi oluşturur. Bir kentsel alan için çöküntü beklentisi oluşması, çöküntüyü hızlandırır ve daha kötü beklentilere yol açan bir süreç yaratır. Diğer yandan ise yenilemeye yönelik beklentilerin oluşması, yatırımların ve olumlu beklentilerin oluşturduğu olumlu bir sarmal yaratabilir. (UYAN, 2008).

        Özetle farklı tipteki konutlara sahip olan ve farklı sosyal, ekonomik nitelikteki hane sahipleri söz konusu değişim sürecine farklı tepkiler verecektir. Küçük ölçekli hane sahiplerinin daha büyük arazilere sahip üst düzey kesime göre hanelerini yatırım sürecine aktarması çöküntü sürecini etkileyen bir faktördür diyebiliriz.

6. SOYLULAŞTIRMA

          ‘’Soylulaştırma en genel tanımıyla, gerilemiş olan eski kent içi alanlarındaki yeni bir sınıfsal ve mekânsal ayrışmayı ifade eder. Yeni orta sınıfın bu alanlara olan talebi ve mülkiyetin değerlenmesi ile başlayan süreç, işçi sınıfının yerinden edilmesi ile sonuçlanmaktadır. Bu süreç aynı zamanda yeniden yatırım için olanaklar yaratmaktadır. Dolayısıyla çok yönlü bir dönüşümün sonucu olarak soylulaştırma, kentsel yeniden yapılanmanın bir parçası ve aynı zamanda sonucudur’’ (ŞEN, 2006).

          Birçok dinamiğin etkisinde gerçekleşen ve sonuçları itibariyle oldukça tartışmalı bir gelişme olan soylulaştırmayı, Warde ve Savage(1993) birbiriyle uyumlu dört süreçte şöyle açıklamaktadır:

Yeniden yerleşim ve bu yerleşimlerdeki yoğunlaşma gibi nedenler yerleşik bir grubun daha yüksek bir toplumsal statüdeki başka grup tarafından yerinden edilmesine yol açar.
Yapılı çevredeki dönüşüm, mekandaki belirli estetik özellikleri ön plana çıkarmaktadır. Bu süreç yeni yerel hizmetlerin oluşumunu da gündeme getirmektedir.
Soylulaştırma kültür, yaşam biçimi veya en azından tüketici tercihleri ve sınıf ilişkileri gibi ayrımlarla bölünmüş olan kişileri bir araya getiren bir oluşumdur.
Mülkiyet değerlerinin ekonomik olarak yeniden düzenlenmesi yapı endüstrisi için ticari fırsatlar yaratır. Yerel mülkiyetteki özel sahiplik ise bu sistemin kapsamını belirler. (ŞEN, 2006).

          Bütün bu süreçler mülkiyet değerlerinin artmasına, çevrede ve yeni kentsel yaşamdaki iyileşmeler de bu sürecin önemli birer parçasıdırlar. Soylulaştırma sürecinde konutlar ve iş alanları değişim sürecini bazen aynı anda bazen de farklı zamanlarda yaşayabilir.

          Özellikle kentsel turizmi canlandırmak amacıyla üretilmiş olan kentsel politikalar, kent merkezlerini ticari olarak dönüştürmektedir. Bu tip dönüşümler, genel ekonomik yapının iyileşme veya kriz dönemlerinden de etkilenmektedir.

          Bu açıklamalar doğrultusunda Neil Smith (1996), kentsel yeniden yapılanmayı biçimlendiren ve kaynaklarına yön veren süreci şöyle özetler:

Banliyöleşme ve rant farkının ortaya çıkması;
İleri kapitalist ülkelerdeki sanayisizleşme ve beyaz yakalı istihdamın büyümesi;
Mekânın merkezileşmesi ve aynı zamanda sermayenin merkezisizleşmesi.
Kar oranlarının düşüşü ve sermayenin döngüsel hareketi.
Tüketim biçimlerindeki değişme ile demografik değişmeler (ŞEN, 2006).

          Uygulanan ekonomik ve mekânsal politikalarla geçerliliği artan soylulaştırma, toplumsal yaşamın ve mekânın yeniden düzenlenmesi aşamasında eşitsizliklere sebep olmaktadır. Söz konusu eşitsiz ortamdaki eşitsizlikler üst düzey politikalarla giderilebilir.

          ‘’Günümüz dünya ekonomisinde yeniden yapılanan endüstriyel çevre ile bu çevrenin etkilediği yeni ekonomik yapı, sanayi ve hizmet istihdamında önemli değişiklikler yaratmıştır. Azalan bir sanayi istihdamının yanı sıra artan bir hizmet sektörü istihdamı söz konusu olmuştur. Aslında her bir sektörde istihdam edilen sınıf yapılarında önemli farklılaşmalar olmuştur. Dolayısıyla genel olarak kapitalist toplumlarda sınıfların yapısında ve özel olarak da işçi sınıfının yapısındaki dönüşümden söz edilmeye başlanmıştır’’ (ŞEN, 2006).

          Siyasal ideolojiler ve devlet desteği ile değişime uğrayan yapılarda kuşkusuz eşitsizlikler de belli başlı yapılandırmalarda değişecektir. Soylulaştırma da bütün bu ekonomik ve toplumsal dönüşümlerin gözle görülebilen mekânsal bir parçasıdır demek yanlış olmayacaktır.

SONUÇ

          Bu çalışmanın amacı kentsel dönüşümün, kentsel dönüşüm sürecinde meydana gelen değişikliklerin, kentsel dönüşümün tarihçesinin ve örneklerinin ifade biçimi aktarılmıştır. Kentsel dönüşüm sürecine konu olan çöküntü alanları ve çöküntü alanları dışında soylulaştırma sürecinin işleyiş biçimleri de aktarılmıştır.

          Türkiye’de kentleşmeye örnek araştırmaların büyük bir bölümü kentsel yoksulluk ve gecekondu bölgelerine odaklanmıştır. Son dönemdeki meydana gelen kentsel dönüşüm projelerinin incelendiği çalışmalarda da daha çok alt gelir gruplarının mağduriyetleri üzerinde durulmuştur. Orta sınıflar ise tanımı çok da kolay olmayan bir tabakadan meydana gelmektedir. Bugün İstanbul gibi büyük kentlere bakıldığında orta kesimin yaşam standartlarının arttığını gördük.

          Özetle kentsel dönüşüm sürecinin Türkiye’de ulusal bir soruna dönüştüğü ve günümüzde varlığını halen tartışmalı olarak sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Çalışmada söz konusu örneklere ve sürecin aşamalarına yer verilmiştir.

Kaynakça

AKKOYUN, N. (2007, Mayıs). KETNSEL DÖNÜŞÜM VE SARIGÖL ÖRNEĞİ. İstanbul : MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ/ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ.

Didem KİBAROĞLU, A. Ş. (2009). DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE KENTSEL DÖNÜŞÜM UYGULAMALARI. (s. 1-9). Ankara: TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası 12. Türkiye Harita Bilimsel ve Teknik Kurultayı .

GENÇ, Y. D. (2018). Türkiye’de Kentsel Dönüşüm: Mevzuat ve Uygulamaların Genel Görünümü. 15(1). Manisa: Celal Bayar Üniversitesi.

KABAN, E. (2011). Kentsel Dönüşüm Ve İstanbul’ un İlk Kentsel Dönüşüm Uygulama Projesi: Sulukule Örneği. İstanbul: İstanbul Üniversitesi/ Sosyal Bilimler Enstitüsü.

ŞEN, B. (2006, Kasım). KENTSEL GERİLEMEYİ AŞMADA ÇELİŞKİLİ BİR SÜREÇ OLARAK SOYLULAŞTIRMA: GALATA ÖRNEĞİ. İstanbul: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi/ Fen Bilimleri Enstitüsü.

UYAN, A. (2008, Eylül). KENT MERKEZLERİNDEKİ KONUT ALANLARINDA ÇÖKÜNTÜLEŞME VE DÖNÜŞÜM: ”BURSA DOĞANBEY KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ ÖRNEĞİ”. Ankara: Gazi Üniversitesi / Fen Bilimleri Enstitüsü.

ZEYDANLI, H. (2007, Ocak). KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJELERİ VE KUZEY ANKARA KENT GİRİŞİM PROJESİ. İstanbul: İstanbul Teknik Üniversitesi/ Fen Bilimleri Enstitüsü.

Önerilen Yazı
Karl Marx Sosyolojisi ve Marx Sosyolojisine Etki Eden Biyografik, Toplumsal ve Entelektüel Etkiler

           

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sosyoloji bölümü yüksek lisans öğrencisiyim. Aile danışmanı ve eğitim koçu olma yolunda emin adımlarla yürüyor ve ülkeye yararlı bir sosyolog olabilmek için burdayım.

Yorum yap