Kültür Endüstrisinin Kökenleri: “Araçsal Aklın Eleştirisi”

Bu yazı Avlu ve Kadın Türk Tv Dizilerindeki Şiddet Unsurlarının Kültür Endüstrisi Kavramı Çerçevesinde Değerlendirilmesi adlı yüksek lisans tezinden derlenmiştir

kultur endustrisi kokenleri

Kültür endüstrisinden bahsetmeden önce kavramı ortaya çıkaran düşünsel arka plana bakmak yerinde olacaktır. Bu noktada karşımıza çıkacak olan ilk şey pozitivizm, başka bir deyişle “araçsal aklın eleştirisi”dir. Aklın araçsallaşmasının eleştirisi noktasında ise Frankfurt Okulu düşünürlerinin ön plana çıktığı görülmektedir. Eleştirel teorisyenler olarak de bilinen düşünürler, Marksizm ve Weberyan teoriyi referans alarak gelişmeye yüz tutan “aklın araçsallaşması”, “hesaplama” ve “denetim egemenliği” eleştirisi yapmak istiyorlardı (Therborn, 2019: 26). Frankfurt Okulu temsilcileri, “araçsal aklı” sonuç odaklı değerlendirmek yerine onu, araç odaklı ve toplumda gizlice dolanan bir güç olarak değerlendirirler (Smith, 2007: 65).

Metalaşma kültürel alanlara sirayet edince kültür kelimesi artık kitle kültürü, popüler kültür ya da kültür endüstrisi gibi kavramlarla anılmaya başlanmıştır. Söz konusu kavramlar Eleştirel teorisyenlerce liberal kapitalizmin, dolayısıyla Aydınlanmacı aklın yani araçsal aklın bir marifeti olarak ele alınır. Sözü edilen kavramlar aracılığıyla himaye edilen toplum, “uyumlu”, “edilgen”, ve “standart” bir yapıya dönüştürülerek negatif bir bütünlük çerçevesine sığdırılır (Bernstein, 2011: 13). Bu da aslında bireyselliğin yitimi düşüncesine anlam katar. Bireyselliğin yitimi kitle kültürü, popüler kültür ya da bu iki kavramı tek bir çatı altında toplayan kültür endüstrisi kavramı için elzem sayılır; zira bu noktada kitleler atomize edilmiş ve tek bir kalıba dökülmüştür. Dolayısıyla Marcuse’nin (1990) bu durumu  “tek boyutlu” toplum olarak nitelendirmesi son derece yerindedir.

Jay’a göre (2014: 402), Aydınlanmacı aklın totaliterliğe olan yatkınlığı, aydınlanmanın yaratmış olduğu “özgürleşim” iddiasını gölgeler; bireyin özneliğini elinden alır ve onu nesne durumuna iter. Böylece liberal toplumlarda faşist tahakküm kendisini zorla değil aksine “tam özgürlük” kisvesiyle gösterir (Bernstein, 2011: 13). Öte yandan kendisini özgürleşim iddiasıyla sunan Aydınlanma, temelde hesaplanabilirliğe ve yararlılık ölçütüne dayanır ki; bunun dışında her şey yanılsamadır ve kuşkuyla yaklaşılır (Horkheimer & Adorno, 2014: 22-24). 

Eleştirel teorisyenlere göre Aydınlanma düşüncesi, aklı biçimlendirdiği gibi insanı da biçimlendirir. Bu da aslında bir bakıma kültürle ve dolayısıyla kültür endüstrisiyle ilgilidir.  Aydınlanmanın biçimlendirici yapısı matematiğe ve hesaplanabilirliğe dayanır. Aydınlanmanın bu niteliği neticesinde bireyin yaşamı da matematiğe ve hesaplanabilirliğe indirgenmiştir. Dolayısıyla bireyin yaşamı da başkaları tarafından tasarlanmaya ve biçimlendirilmeye başlanmıştır. Buradan bireyin nasıl yaşaması gerektiğinin başkaları tarafından bireye dikte edilmeye başladığı anlamına da ulaşılabilir. Böylece toplumsal yaşantı bütünüyle kitle kültürü, popüler kültür ve daha kapsayıcı bir kavram olarak kültür endüstrisi gibi kavramlar tarafından biçimlendirilmeye başlanmıştır.

Tasarlanan yaşamların sonucunda bireyselliğin yitiğimi gündeme gelmektedir. Aklın araçsallaşması bireyselliğin yitimi anlamına gelirken, özgürleşim iddiasında bulunan Aydınlanma, karşıtı olan karanlığa ya da mitosa dönüşmüştür. Böylece Aydınlanma düşüncesi doğaya hâkim olmak istemesinin de ötesine geçer ve bireyin bilincini hedef alır. Adorno, bu durumu şöyle özetler: “Aydınlanma, yani doğa üzerinde giderek artan bir biçimde teknik hakimiyet kurma, bir kitle aldatmacasına, bilincin zincire vurulmasının aracına dönüşüyor” (2011: 119).   

İşte “Aydınlanmanın diyalektiği” de burada başlamaktadır. Toplumsal Aydınlanma ulaşılması güç bir hayale dönüşerek mitosa geri dönülmüştür. Böylece nihai hedefi insanları korkularından arındırmak, dünyanın büyüsünü bozmak olan Aydınlanma, kendi içinde çelişkiye düşmüştür (Horkheimer & Adorno, 2014: 19). Bu da Aydınlanmanın kitlesel bir aldatmacaya dönüştürülmesi düşüncesine anlam katmaktadır.

Kitlelerin aldatılması ise Adorno ve Horkheimer’a göre “kültür endüstrisi” tarafından gerçekleştirilir. Ancak Eleştirel Teorisyenler, kitle kültürü ya da kültür endüstrisi eleştirilerine kitle iletişim araçlarının yaygınlık kazanmasıyla başlamışlardır. Bununla birlikte Kellner, Frankfurt Okulu düşünürlerinin kültür endüstrisi eleştirilerine Amerika’daki sürgün yıllarında başladığını dolayısıyla Ekol’ün, Nazi Almanya’sında böyle bir teori geliştirmediğini belirtir. Yine Kellner’a göre kültür endüstrisi teorisinin oluşmasına neden olan güç, ileri kapitalist bütünlük olan Amerikan toplumun içinde barındırdığı kültürel ve ideolojik farklılıklar ve bunun toplum üzerindeki yıkıcı etkisidir. Amerika’da bulundukları yıllarda tüketim toplumuyla karşılaşılmış, ticari amaç güden roman, dergi, çizgi romanların ve pop müziğin popülerliğine tanık olunmuştur. Dahası kitle iletişim araçlarının da siyasi elitlerce etkin kullanımı kültür endüstrisi düşüncesinin ortaya çıkışını hızlandırmıştır (2013: 172).

Slater’a göre Okul temsilcileri Amerikan toplumunu tekelci kapitalist ve faşizm kadar manipülatif kültür dünyası olarak görmüşlerdir (Slater, 1998: 224). Amerikan kitle toplumunu bu biçimde değerlendirme sonucunda kitle kültürü eleştirileri başlamıştır. Yapılan eleştiri birçok kişi tarafından kitle kültürü eleştirisi olarak görülse de Adorno ve Horkheimer, kitle kültür kavramını tercih etmezler. Onlar anti-popülist çağrışımları daha en başından yok saymak ve kültürün yukarıdan dayatıldığını vurgulamak adına kültür endüstrisi kavramını kullanmışlardır (Aksoy & Narmanlı, 2019: 539).

Eleştirel teorisyenlerin kitle kültürüne yönelik ideolojik denilebilecek hoşnut olmayan bir tavrı söz konusudur. Neticede onlar kültür endüstrisini “şeyleştirilmiş” bir kültür olarak görmektedirler (Jay, 2014: 340).

Sonuç olarak aklın nesnelliğini yitirmesi bireyselliğin yitimini beraberinde getirmiştir. Böylece bir anlamda aklın araçsallaşması kültürün de araçsallaşması anlamına gelmiştir.  Sanat yapıtı eleştirel gücüyle toplumu ileriye taşıma rolünü “şeyleştirilmiş (reified)” sanat ile kültür endüstrisine devretmiştir. Sanat yapıtı ya da daha genel bir ifadeyle kültür bir metaya dönüşmüştür. Bu durum Horkheimer’a göre de bu aklın araçsallaştırılmasıyla mümkündür (Horkheimer, 2018: 86). Dolayısıyla aklın araçsallaşması kültürü de araçsal hale getirmiştir. Araçsal hale gelen kültür de kitle kültürü, popüler kültür ya da daha kapsayıcı bir biçimde kültür endüstrisi kavramıyla anılmaya başlanmıştır.

Kaynakça

  • Adorno, T. W. (2011 ). Kültür Endüstrisi Kültür Yönetimi. (N. Ülner, M. Tüzel, & E. Gen, Çev.) İstanbul: İletişim Yayınları.
  • Aksoy, S., & Narmanlı, D. Ç. (2019). “Tutan/Tutmayan” Tanımlaması İle Yaratılan Farklılık Yanılsamasına Karşı Yerli Dizilerin Aynılığı. Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Elektronik Dergisi, 7(1), 537-565. doi:10.19145/e-gifder.443515
  • Bernstein, J. (2011). Sunuş. Kültür Endüstrisi-Kültür Yönetimi (N. Ülner, M. Tüzel, & E. Gen, Çev., s. 7-33). içinde İstanbul: İletişim Yayınları.
  • Horkheimer, M., & Adorno, T. W. (2014). Aydınlanmanın Diyalektiği. (N. Ülner, & E. Ö. Karadoğan, Çev.) İstanbul: Kabalcı Yayıncılık.
  • Horkheimer, M. (2018). Akıl Tutulması (3 b.). (O. Koçak, Çev.) İstanbul: Metis Yayınları.
  • Jay, M. (2014). Diyalektik İmgelem. (S. Doğan, Çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
  • Kellner, D. (2013). Kültür Endüstrisi. Felsefelogos, 2, 171-179.
  • Marcuse, H. (1990). Tek Boyutlu İnsan. (A. Yardımlı, Çev.) İstanbul: İdea Yayınları.
  • Slater, P. (1998). Frankfurt Okulu. (A. Özden, Çev.) İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
  • Smith, P. (2007). Kültürel Kuram. (S. Güzelsarı, & İ. Gündoğdu, Çev.) İstanbul: Babil Yayınları.
  • Therborn, G. (2019). Frankfurt Okulu. E. H. Bağce (Dü.) içinde, Frankfurt Okulu (E. H. Bağce, Çev., s. 19-54). Ankara: Doğu Batı Yayınları.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Evren ya da Evo, kültürel çalışmalara ve antropolojiye fazla ilgilidir. Ayrıca haki yeşili çok sever.Esogü Siyaset Bilimi Anadolu Sosyoloji

Yorum yap