Marksizm Odağında Karl Marx ve Louis Althusser’in Görüşleri Üzerine Bir Karşılaştırma

Marksizm Odağında Karl Marx ve Louis Althusser’in Görüşleri Üzerine Bir Karşılaştırma
0

ÖZET

  Marksizm, Karl Marx ve Friedrich Engels’in görüşleri üzerine temellenen felsefi bir akımdır. Tarihin materyalist yorumuna dayanan Marksizm, eleştirmek veya referans göstermek için sürekli başvurulan bir ideoloji olmuştur. Marksizm öğretisi, ekonomik açıklamaların yoğunlukta olduğu çatışmacı bir öğretidir. Oldukça kapsamlı ve sistematik oluşundan dolayı Karl Marx’ın ölümü ile bitmeyen aksine yayılan bir ideoloji olmuştur. Neo-marksistler, marksizmi eleştirerek veya genişleterek uzun yıllar canlı tutmuşlardır.

 Yapısalcı Marksist olan Louis Althusser, Marx’ın ve marksizmin temel değerlerine eleştiriler getiren bir sosyologdur. Karl Marx’ın felsefesini yeniden okumak amacıyla Kapital’i Okumak ve Marx İçin adlı iki önemli eser yazmıştır. Diktatörlüğe dönüşmeyecek bir marksizmin nasıl olacağı üzerine çalışmıştır. Onun amacı, modern marksizmi güncelleştirmek ve onu batı toplumunun sorunlarına uygulamaktır. Althusser marksizme karşıt olarak antihümanist bir tavır takınmıştır. Yeni marksizmi devlet, üst belirlenim ve ideoloji başlıklarında incelemiştir. Bu çalışmada Karl Marx ve Louis Althusser’in marksist  felsefelerinin karşılaştırması yapılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Althusser, Marks, Marksizm.

ABSTRACT

  Marxism is a philosophical current based on the views of Karl Marx and Friedrich Engels. Based on a materialist interpretation of history, Marxism has always been an ideology that is used to criticize or reference. The doctrine of Marxism is a confrontational doctrine in which economic explanations are intense. Because of its comprehensive and systematic nature, it has been an ideology that never ends with the death of Karl Marx, on the contrary, has spread. Neo-Marxists have kept Marxism alive for many years by criticizing or expanding it.

 Louis Althusser, a structuralist Marxist, is a sociologist who criticizes the fundamental values ​​of Marx and Marxism. He wrote two important works, Reading Capital and For Marx, in order to reread Karl Marx’s philosophy. He studied how a Marxism that would not turn into dictatorship would be. Its aim is to update modern Marxism and apply it to the problems of western society. He examined the new Marxism under the headings of state, overdetermination, and ideology. In this study, the comparison of Marxist philosophies of Karl Marx and Louis Althusser will be made.

Keywords: Althusser, Marx, Marxism.

GİRİŞ

 Louis Althusser, Marx’a rağmen Marx için çalışmalar yapmıştır denilebilir. Klasik marksistler ve yeni marksistlerin muhakemesini yaparak ideolojinin özüyle çakışmayan noktaları tespit etmiştir. Althusser’e göre marksizm, sadece siyasal bir ideoloji değildir. İşçi sınıfının devrimi gerçekleştirmesi için siyasal bir strateji sunan devrimci ve bilimsel tarih ve toplum analizidir. Ona göre marksizm, yerleşik felsefi zihniyette büyük bir devrim yapan bütünlükçü ve sistematik bir düşünme tarzıdır.

 Louis Althusser’in Marx’ı anlama ve yalıtma girişimi onu Hegel’den bağımsızlaştırma çabası ile başlamıştır. Marx’ı Hegel felsefesinden uzaklaştırabilmek adına, daha çok Spinoza felsefesine yakınlaştırmıştır. “Dolayısıyla Althusser’in Marx ve özellikle Kapital okuması kendisinin dile getirdiği haliyle salt kast ettiği şey ile Marx’ı anlamaktan çok daha fazlasıdır ve bu yönüyle de çok tartışılmıştır. Althusser’in Marx’ı Hegel’den koparma teşebbüsü Marx’ı süreğen Marxizm(ler)den, yanlış yorumlardan koparma teşebbüsünün çok daha ötesine geçerek bir taraftan da Marx’ı bilimsel ve yapısal bakışa aykırı görünen unsurlardan da arındırma girişimdir” (Saygın, 2018). Althusser Marx’ı Hegel ile birlikte anılmaktan kurtarmanın çabası içine girmiştir. Onun Hegel’den bağımsız, müstakil bir bilim anlayışı olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır. Marx’ın bilimsel görüşünü özgünleştirme girişimlerinde bulunmuştur.

 Louis Althusser daha sonra açıklanacak pek çok noktada olduğu gibi Marx’tan farklı bir marksizm yapmaktadır. Görüş ayrılıklarının temelinde insan öznesini konumlandırdıkları yer vardır. Karl Marx proleteryaya devrimi gerçekleştirecek fail bir bilinç potansiyeli yüklemiştir. Ona göre üst yapılarca sömürülen bireyler önünde sonunda bunun bilincine varacak ve kendi için savaşacaktır. Ancak Althusser Marx’ın bu yaklaşımı fazla hümanist bulmaktadır. Bir antihümanist olarak insanın fail olabileceğine ve değişimler yapabileceğine inanmamaktadır. O, özneyi bir kenara bırakmıştır. Hepimizin tarihsel materyalizmin ürünleri olduğumuz görüşüne sıkıca bağlıdır. Althusser’e göre yazgımızı ve tarihimizi değiştirebileceğimize olan inancımız kapitalist bir yanılsamadır. Ona göre her birimiz konumlarımızın yüklediği sorumlulukları yerine getiren birer kuklayız. Marx’ın iddia ettiği anlamda bir uyanış gerçekleşeceğine ve toplumsal devrimin olacağına inanmamaktadır.

 Post-yapısalcılara öncülük eden Louis Althusser, Marx üzerine eleştiriler oluştururken Sigmund Freud, Antonio Gramsci, Jacques Lacan gibi düşünürlerden etkilenmiştir.

Devlet

 Karl Marx, devleti toplum üzerinde tahakküm kuran ve onları sömüren bir aygıt olarak görmüştür. Ona göre devlet egemen sınıfların baskı aracıdır. Gücü elinde bulunduran azınlığın sömürü aracıdır. Klasik marksizmde devlet, başlangıçta toplumun ortak çıkarları için kurulmuş ancak zamanla toplumun üstüne çıkmış ve kendi çıkarını öncelemiştir (Eroğul, 1974). Marx (2016) şöyle demiştir: “Bütün devrimlerin sonucu sadece bu öldürücü kâbusu (devleti) kaldırıp atacağı yerde, devlet aygıtını daha da yetkinleştirmek oldu.” Yani Marx için devlet toplumun üzerine yapışmış ve yok edilmesi gereken bir patolojik olgudur. Bahsettiği üzere modern topluma devleti yakıştırmamaktadır. Onun için devlet, açıkça baskı ve sömürü mekanizmasıdır.

 Louis Althusser devlet konusunda Marx’tan farklı görüşlere sahiptir. Ona göre devlet, üst yapının bir unsurudur. Üstyapı, altyapıyı belirlemektedir. Fakat devletin edilgin değildir. Aksine devlet toplumda ve toplum yapısında etkin bir güce sahiptir. Althusser bu etkin devleti “göreli özerklik”, “üst belirlenim” ve “yeniden üretim” kavramlarıyla açıklar. Althusser, Marx’ın da dediği gibi devletin, egemen sınıfın tahakküm aracı olduğunu kabul eder. Ama  Althusser’e göre, marksizmde devlet yapısının nasıl işlediği tam açıklanmamaktadır. Ona göre Karl Marx’ın altyapı ve üstyapı olarak belirlediği kısımlar arasında belirsiz bir boşluk vardır. Althusser bu iki yapı arasındaki iletişimi açıklamak adına devletin ideolojik aygıtları kavramını geliştirir (Dişçi, 2020 ).

 Louis Althusser’in görüşü Ortodoks marksizmine  göre devleti öncelemektedir. Althusser’e göre devlet, Marx’ın iddia ettiği gibi zorla bir tahakküm sağlamaz. Althusser marksizmde araç olarak nitelendirilen devlet fikrini aygıt kavramı ile eşleştirir. Althusser’e göre devlet yalnızca ekonomik alanı değil sosyal, siyasal, ideolojik bütün alanları kuşatmıştır. Devletin toplumu yönetmesinde bazı ikna araçları vardır ki Althusser bunlara devletin ideolojik aygıtları adını vermiştir. Marx için devlet hukuku, polisi ve orduyu kullanan bir güçtür. Althusser ise ideolojik aygıtlarla kiliseleri, eğitim sistemini, medyayı, hukuku hatta aileyi kullandığını iddia eder. Devlet bu aygıtlarla baskısını hem topluma normalmiş gibi göstermekte hem de onların rızasını kazanmaktadır. Bu aygıtlar aracılığıyla kapitalist değerler topluma yerleştirilmektedir. Hatta Althusser devletin işçilerin isyanını, sınıf çatışmalarını ve devrimi önlemek için gerektiğinde işçilerin tarafını tutabileceğini öne sürer. Ona göre sivil toplum örgütleri de yine devletin yönetiminde olan, topluma özgürlük hissi veren kurumlardır. Ancak en nihayetinde bireyler tarihsel süreç ve koşullara göre şekillenmektedir.

 “Althusser baskı aygıtını, hükümetin siyasetini yürüten idare ve devlet başkanını, onun yönettiği hükümet ile hükümetin siyasetini yürüten idareyi kapsayan devletin siyasal aygıtı şeklinde ayırarak Marksist devlet kuramı ayrıntılandırır. Somut olarak belirtilmesi gerekirse devletin siyasal aygıtı, devletin başını, hükümeti ve idareyi kapsar. Baskı aygıtında yer alan “baskı” kelimesi, devletin “zor” kullanmasını meşrulaştıran bir ifadelendirmeyi içerir. Doğrudan ya da dolaylı, yasal ya da yasa dışı fiziksel şiddet uygulama gücüne işaret eder” (Dişçi, 2020 , s. 13). Burada Althusser için önemli olan nokta meşrulaştırmadır. Ona göre devletin ideolojik aygıtlarının etkisi içinde savrulan bireyler, doğrudan veya dolaylı şiddete çoktan tabi kılınmıştır.

“Althusser’e göre: Devlet, egemen sınıfın elindeki ve de egemen sınıfa hizmet eden bir “araç” tır. Günümüzde pek iyi bakılmıyor “araç” sözcüğüne… Ancak “araç” demek “ayrı” demektir zaten. Her araç onu kullanandan “ayrı” dır. Kuşkusuz, müzik aleti müzisyenden, “cop” da polisten ayrıdır. Althussser’de devletin ayrı oluşu, onun kendisi olmayandan, geri kalandan, sivil toplumdan -ki burası aynı zamanda altyapı olan ekonomidir- ayrılığı anlamına gelir. Devlet, sınıf mücadelesi için yapılmıştır ve sınıf mücadelesinden ayrı olması bu nedenledir. Bunun sonucu ise onun araçsallığıdır” (Dişçi, 2020 , s. 10).

Üst Belirlenim

 Karl Marx, altyapı ve üstyapı teorilerini belirlerken ekonomiyi temel almıştır. Onun tüm sınıf sistemi ekonomiyle ilintilidir. Marx’a göre üretim araçlarını elinde bulunduran burjuva bulundurmayan proleterleri sürekli sömürmektedir. Sınıfsal ayrım ekonomik kaynakların elde bulundurulmasıyla alakalıdır. Marx, altyapı teorisi ile ekonomiyi kastetmektedir. Karl Marx’a göre üst yapı kültür, kurumlar, siyasi iktidar ilişkileri, roller, ritüeller, devlet gibi ilişkilerden oluşmaktadır. Altyapı ise üretim ve işçi ilişkileridir. Ona göre toplumlardaki ekonomik güç toplumsal yapıyı şekillendirmektedir. Ekonomi, tüm toplumsal alanları kuşatmıştır ve onları belirlemektedir. Toplumu yönetenler üretim araçlarını elinde bulunduranlardır. Karl Marx bu görüşü ile fazla materyalist olmak ve ekonomizm yapmak ile sürekli eleştirilmiştir. Altyapıyı üstyapının üzerinde tutan bir görüşe sahiptir.

 “Althusser, daha önce Marx ve Friedrich Engels tarafından formüle edilmiş toplumsal bütünlüğü yeniden ele alır. Toplumsal bütünlük, ekonomik, siyasal ve ideolojik olmak üzere üç düzeyden oluşur. Buradaki yapılar birbirleriyle ilişkilidir ve bu ilişkiselliğe bağlı olarak bir toplumsal bütün oluşur. Yapılar arası bu bağlantı onları bütün içinde tek bir merkeze bağlı kılmaz. Her bir düzeyin kendine özgü etkililiği vardır. Fakat son kertede, ekonominin belirleyiciliği söz konusudur. Ekonomik belirlenimi kabul ederek Karl Marx ve Friedrich Engels’in düşüncelerine yaklaştığını söyleyebileceğimiz Althusser, düzeyleri ve etkileşimlerini çözümlerkenki kavrayış biçimiyle “yapısalcı Marksizm”in kurucularından biri haline gelir” (Dişçi, 2020 , s. 3). Ona göre Marx yalnızca altyapının üst yapı üzerindeki belirleyiciliğinden söz etmektedir. Oysa Althusser için üstyapıyı oluşturan devlet, altyapıdan daha etkin bir güce sahiptir. Bu sebepten Althusser klasik marksizmi “ekonomizm” yapmakla eleştirmektedir. Ekonominin aşırıcı vurgulanmasına karşıdır. Althusser böylece toplumsal yapıyı merkezsizleştirir. Ekonominin tek belirleyen olması yerine, üstyapının da etkinliğini ve özerkliğini sağlamış olur. Denilebilir ki Althusser için ekonomi her ne kadar belirleyici olsa da, kendi başına işleyemez. Toplumsal yapının diğer öğeleri ile ilişkili olmak zorundadır. Altyapı ve üst yapı arasındaki sınırların Marx’ın iddia ettiği kadar keskin olmadığını düşünür.

 Louis Althusser, ekonominin üst belirlenimini eleştirirken göreli özerklik kavramını kullanmaktadır. Bu kavram, ekonomik faktörlerin olduğu kadar ideolojik ve siyasal faktörlerin de etkisinin olduğunu ifade etmektedir. İdeoloji ve siyaset de göreli etki ve özerk durumlara sahiptir. Bu özerklik, yönetici sınıfın hegemonyasını kurması açısından gereklidir. Göreli özerklik, kurumlar arasındaki bağlantıyı sağlarken bunların kendi içleri içerisindeki işleyiş farklılıklarını da ifade etmektedir.

İdeoloji

 İdeoloji kavramı Karl Marx ve Friedrich Engels ile popülarite kazanmış bir kavramdır. Marx ve Engels Alman İdeolojisi adlı eserlerinde yerleşik düşünce sistemine bir başkaldırı olarak ideolojiyi gündeme getirmişlerdir. “Marksist kurama göre ideoloji, son çözümlemede, üretim biçimi tarafından belirlenen bir olgudur. Marksist kuram, daha çok, kapitalist sınıfın egemen olduğu modern Batılı toplumun çözümlenmesinden yola çıktığı için ideoloji kavramı da çoğunlukla bu sınıfın hegemonik ideolojisi olarak incelenmiştir. Aydınlanmanın genel vadettiklerine  geldikte sonra da bunlar meşruiyetini sürdürmesine yararlı olacağı için, sahip çıkar gibi göründüğü halde; kendi toplumsal oluşumunu tam olarak kurduktan sonra bundan vazgeçmiş görünen, devrim öncesi ütopyalarının insan eliyle gerçekleştirebileceğini ayrımsamasından ürküntüye kapılan burjuvazi sonraları Aydınlanma geleneğini sınırlı bir izlenceye indirmiştir. Bu olgudan yola çıkan Marksist düşünürler, inceledikleri temel toplum biçimi olan kapitalist toplumda ideolojinin başat olan kapitalist sınıfın ideolojisi olduğunu vurgulamışlardır. Bu çerçeve içinde ele aldıkları ideoloji sorununu inceler en, bu ideolojiyi olumlu karşılamamışlardır” (Oskay, 1980, s. 35).

 Karl Marx için ideoloji yanlış bilinç demektir. Hatta Marx dini ve felsefeyi de ideolojinin çeşitli biçimleri olarak görmektedir. Marx’a göre bunlar gerçekleri çarpıtarak, yanılsatarak bireylerin bilinçlerini belirlerler. Marx meta fetişizmi teorisi ile yanlış bilinci bireylerin kendi bilinçlerinin problemi olmaktan çıkarır. Burada problem tüm toplumsal yapının maddi olgular tarafından belirlenmiş olmasıdır. Metaların üretim ve dağıtımı ideolojiyi oluşturan yegane temellerdir. Metalar belirli bir bilinç oluşturur ve bireylerin bilinçleri arasında dolaşır. Böylece maddi olgular, kapitalist sistemde kendilerini meşrulaştırır ve normalleştirir. Ona göre düşünce maddeyi değil, madde düşünceleri belirler. Marx’ın bu savı fazla materyalist olmakla eleştirilir. Şunu da belirtmek gerekir ki Marx, Alman İdeolojisi ve diğer hiçbir eserinde “yanlış bilinç” kavramını kullanmamaktadır.

 Louis Althusser, marksizmi özgürleştirme çabasıyla ideoloji ve toplum kavramlarını yeniden ele almıştır. O ideolojinin daha çok toplumsal yönü üzerinde durmaktadır. Althusser’e göre ideoloji her yerdedir. Toplumsal yaşantıyı her zaman her konumda etki altına alabilecek bir güce sahiptir. Toplumsal pratik ile ideoloji iç içedir. “İdeoloji ile ilgili üç ana tezi tartışmaya açmıştır. Bunlar: a. İdeolojinin tarihi yoktur. b. İdeoloji bireylerin gerçek varoluş koşullarıyla aralarındaki hayali ilişkilerini temsil eder, bu ilişkilerin bir tasarımıdır. c. İdeoloji bireyleri özne olarak çağırır. Althusser bu ana tezlerden neden-sonuç ilişkisi içinde ara tezler üretmiştir. Bunlardan “İdeolojinin varoluşu maddidir” biçiminde formüle ettiği ara tez, insanı farklı düşünmek kadar farklı çözümlere ve özgün saptamalara yöneltebilecek tezdir” (Kazancı, 2002, s. 3).

  “Althusser, ortaya koyduklarına, yazdıklarına yöneltilen eleştirileri göğüsleyerek ideolojiyi, Marksizmin geleneksel platformundan alıp, yeni bir platform içine, hem de Marksizme belirli ölçüde karşı gelerek, daha doğrusu, katkıda bulunarak konuşlandırmaya çalışmıştır. Althusser Marksizmin temel yaklaşımlarını Marksist sistematiği kullanmakta fakat özellikle ideolojinin yerini ve işlevini farklı görüp yorumlamaktadır. Amacı Marks üzerine biraz daha fazla ışık tutmaktadır. Daha doğrusu Marksizm üzerine Marksist ışık tutmaktadır” (Kazancı, 2002, s. 5).

 Louis Althusser’e göre ideoloji, toplumsal ve siyasal hedefleri olan zihinsel bir tasarımdır. Ancak bu tasarım her zaman maddi bir aygıtta veya pratikte kendisini gösterir. Dolayısıyla maddi bir olgudan bağımsız düşünülemez. “Althusser, bireysel somut bir örnekle fikirlerin varlığının maddi olduğunu gösterme yolunu seçer: Ayine katılmak için bir yerden başka bir yere gitmek, diz çökmek, dua etmek, pişmanlık duymak, selamlaşmak, el sıkışmak, bir cenaze töreni, bir spor karşılaşması, okuldaki bir ders günü, siyasal bir toplantı vs. Bütün bunların tek ve aynı maddilik olmadığı açıktır”  (Güngör, 2001, s. 6).

 Louis Althusser’e göre Marx’ın ideolojilerin tarihinin olmadığı görüşü doğrudur. Ancak ona göre her ne kadar sınıfsal belirlemelere maruz kalsa da ideolojilerin kendilerine özgü bir tarihi vardır. Ancak genel anlamda tarihleri yoktur ona göre. Buradaki tarihlerinin olmayışı ifadesini tarih-dışı olarak algılamak gereklidir. Althusser’e göre ideolojiler bilinçdışı, bilincin üstünde ve ebedidir. Çünkü zihin bir ürünüdür ve insan zihni tarih boyunca aynı şekilde çalışmıştır.

 Althusser’e göre ideolojinin bireysel ve toplumsal olmak üzere iki ayrı yönü vardır.  Ona göre ideolojiler her ne kadar toplumsal olarak belirlense de işleyiş mekanizmaların bireylerin zihinsel süreçleri ile ilgilidir. Özne ve ideoloji birbirinin tamamlayıcı koşuludur.  Özne ideolojiyi eyleme geçirerek yeniden üretir, ideoloji ise özneyi yapılandırır. İdeolojiler öznenin eylemleri sayesinde somutlaşır ve görünürlük kazanır. Althusser (Althusser, 1994, s. 60) Şöyle der: “Bir ideoloji, özneler aracılığıyla ve özneler için vardır”.

  Louis Althusser’e göre bireyler ideoloji ile etkileşime geçip özne haline gelirken, ideolojiler “çağırma” işlemini uygular. Althusser’in bu metaforuna göre ideolojiler bireylere seslendiğinde, bireylerin onlara dönmesi onları özne konumuna getirir. Bireyler çağrılmaya uyduğu için ve karşı tepkide bulunduğu için öznedirler.

 “İdeolojinin bireylere ilişkin ayna benzeri yapısının dışında, bir de toplumsal yanı vardır. Toplumsal formasyonun topografik metafor kullanarak altyapı ve üstyapı olarak ayrılmasından hareketle Althusser, ideolojiyi hukuk ve siyasetle birlikte üstyapının bir kertesi olarak tanımlar” (Güngör, 2001, s. 7). Althusser’in bu ifadesinde yinelediği kerte kavramı oldukça önemlidir. Çünkü tıpkı Karl Marx gibi Althusser de toplumsal yapının birbiriyle eklemlenen yapılardan meydana geldiğine inanmaktadır. Tekrar etmek gerekir ki ona göre de en nihayetinde ekonomik kerte belirleyicidir.

 “Karl Marx’ın ideoloji kuramını geliştiren ve çok daha yetkin bir yapı olarak ideoloji sorunsalını ortaya koyan Althusser için ideoloji Marx’ta olduğu gibi yanlış bilince indirgenemez. Ancak Marx’ın eyleyen ve üreten gerçek bireyinin zihnine ters yansıyan gerçeğin görüntüsü içerisinde, birey çelişkiyi fark edebilecek ve kendi bilincini geliştirebilecektir. Althussser’de de Marx’ta olduğu gibi ideoloji tarafından özne olarak seslenilen birey gerçek bireydir ve devletin ideolojik aygıtları içerisinde kendine ait bilinç geliştirebilecektir” (Önay, 2006, s. 11).

Epistemolojik Kopuş  

 Louis Althusser, Karl Marx’ın fikirlerini yeniden değerlendirirken epistemolojik kopuş kavramını kullanır. Althusser bu kavramı hocası Gaston Bachelard’tan ödünç aldığını söyler. Althusser’in bu açıklamasına göre Marx tarihte eşi benzeri bulunmayan bir şey gerçekleştirmiştir. Ona göre Marx’ın fikirleri teorik ve siyasal bir devrimdir. Marksizm tarih biliminin kurucusudur. Konu edindiği sınıf mücadelesi ile de siyasi bir anlam kazanmıştır. Althusser’e göre Karl Marx, hem kendinden önceki düşünce sistemleriyle hem de gençlik dönemindeki eserleriyle karşıtlık ve ayrışma gösterir. Bu anlamda Marx kendi içerisinde bir sıçrama ve kopuş geçekleştirmiştir. Bu kopuş bilim öncesinden ayrılmış ve yepyeni bir kıta açmıştır. Louis Althusser bunu “tarih kıtasının açılışı” şeklinde ifade eder.

  Louis Althusser’e göre “Marx’ın düşüncesinde gerçekleşen epistemolojik kopuş şu anlamlara gelmektedir: 1) Bu epistemolojik kopuş bizzat Marx’ın gösterdiği noktada eski felsefi (ideolojik) bilincin eleştirildiği noktada görülür. 2) “Bu “epistemolojik kopuş”, birbirinden ayrı ve teorik iki disiplini birlikte içerir. Marx, tarih teorisini (tarihsel materyalizm) kurarken, aynı anda, önceki felsefi bilincinden koptu ve yeni bir felsefe (diyalektik materyalizm) kurdu.” Bu bilimsel bir tarih teorisi ve felsefede de teorik bir devrim anlamına geliyordu. 3) “Bu “epistemolojik kopuş”, böylece, Marx’ın düşüncesini iki büyük temel döneme ayırır: 1845 kopuşundan önceki, hâlâ “ideolojik” dönem ve 1845 kopuşundan sonraki “bilimsel” dönem” (Saygın, 2018, s. 12).  Althusser’e göre Genç Marx’ın ideolojik geleneği terk edişi ilk dönemlerinde gözlemlenmiştir. Ancak ona göre Marx bu dönemde sanıldığı gibi Hegelci değildir. Althusser (Althusser, 2002, s. 46) Şöyle ifade eder: “İdeolojik-felsefi döneminin neredeyse nihai metni bir yana, Genç Marx, asla Hegelci değildi, önce Kantçı-Fichte’ci sonra Feuerbach’çıydı. Yaygın bir kanı olan Genç Marx’ın Hegelciliği tezi, genel olarak bir mittir”.

“Althusser’in, Marx’ı, Hegelci bir görünüm kazanan Marx’tan, dolayısıyla da bir projenin eseri olan Marx olmaktan çıkarma girişimi beraberinde pek çok yeni teorik ihtiyacı getirmiştir. Öncelikle Marx’ı Hegelci bütünlük idesinden koparma girişimi onun Marx’a yeni bir teorik temel bulmasını gerektirmiştir. Bu doğrultuda daha çok Spinoza felsefesine yaslanan bir rastlantı materyalizmi tezi geliştirmiştir” (Saygın, 2018, s. 10).

 Louis Althusser, Markx’ın bazı buluşlarını önemseyerek metinlerinde anlatmaktadır. Ona göre bunlardan en önemlisi “artı değer” kavramıdır. Karl Marx’tan önce de var olan artı değer kavramı onunla birlikte değer kazanmıştır. Çünkü Marx emeğin ne olduğunu, niçin ve nasıl yapıldığını sistematikleştiren ilk kişi olmuştur. Bu sebepten dolayı Althusser’e göre artı değer kavramının Marx’ın epistemolojik kopuşundaki etkisi büyüktür.

 Althusser’e göre Marx’ın öne sürdüğü teoriler kendinden öncekilere göre büyük bir devrimdir. Epistemolojik kopuş, aslında bilim dünyasında her şeyi değiştirmiştir. “Marx ‘la birlikte, yalnızca tarih bilimi tarihinde değil, ama felsefe tarihinde de, kesin olarak da Kuramsal’ın tarihinde, birincil önem taşıyan bir tarihsel kopuş yöresindeyiz; bu kopuş (ki bu bizlere, bilim tarihinde dönemselleştirme sorununu çözme olanağı vermektedir) kuramsal bir olayla, Marx’ın getirdiği sorunsalın tarih biliminde ve felsefede oluşturduğu devrimle bağdaşmaktadır” (Athusser, 1995, s. 211). Althusser’in bu görüşü onun Karl Marx’ı Hegel’den ayrı bir yere koyma çabasını açıklar niteliktedir.

Hümanizm

 Karl Marx, özellikle ilk dönem eserlerinde insan öznesini ön plana çıkardığından dolayı hümanist bir görüşe sahiptir denilebilir. Ona göre gerçek kurtuluş olan komünist devrim, proleteryanın kalkışması ile gerçekleşecektir. Marx sonrasında ortaya çıkan birçok  Marksist de bu görüşü destekler nitelikte insana potansiyel bir güç atfetmiştir.

 Louis Althusser, özellikle Marksizm ve Hümanizm eseri başta olmak üzere, hümanizme karşı bir tez geliştirmiştir. Ona göre klasik Marksistlerin iddia ettiği yüce insan doğası yalnızca bir abartıdır. “Hümanist Marxizm, özellikle Marx’ın erken metinlerine odaklanarak, Marx’ta hakim olan ve Marxizmin yenilgisinin temel gerekçesi olarak görülen tarihselci ve ekonomist unsurların arka planda bırakılmasını ve hümanizma vurgusunun öne çıkarılmasını amaçlayarak Kojeve’in yoğun etkileriyle Marx’ı Hegelci bir çerçeveden ele alma çabası olarak değerlendirilecek olursa, Althusser tam olarak bu anlayışın karşısına konumlanmıştır. Althusser’e göre bu girişim Hegel’in geri dönüşünün önemli bir uzantısı olarak Marx’ın gerçek amacından saptırılışı anlamına gelir” (Saygın, 2018, s. 11). Ona göre Marx’ı hümanist olarak kavramak, onu Hegel’e yaklaştırmak ve silikleştirmektir.

 Bir antihümanist olarak Althusser’e göre Marx’ın insan idesi, sınıflar arasındaki çatışmanın üstünü örtmeye çalışan bir soyutlamadır. Çünkü ona göre  insan hakları soyuttur ve eşitsizliklere neden olmaktadır. Althusser’ göre Marx’ın teorisinde hümanizm, sınıfsal çatışmayı gündeme getirmek noktasında işlevseldir. Ancak ona göre problemin kaynağını gerçekten anlamaz. Ona göre marksist kuram, çatışmanın altında yatan belirleyici yapılara yönlenmelidir.

 Louis Althusser getirdiği eleştirel bakış Açısı ile yaygın marksizm anlayışına ve hümanizmle özdeş tutulan marksizme karşı bir savaş açmaktadır. O yapısalcı olmasının da getirisiyle özne yerine yapıları önceleyen bir yaklaşıma sahiptir. Althusser’e göre bireyler toplumun oluşturucusu değil, onun ürünüdürler. Dolayısıyla insan kendi tarihinin faili değildir. Ona göre herkes tarihsel materyalizmin çıktısıdır. Yaşantımızı değiştirebileceğimize dair inancımız bile kapitalist bir yanılsamadır. Her birey, sınıfsal konumunun yüklediği roller ve sorumlulukları yerine getiren, tarihsel yazgının iplerinin ucundaki kukladır.

SONUÇ

 Louis Althusser, marksizme karşı geliştirdiği eleştirel bakış ile üretilen Karl Marx’ı yok etmeye yönelik görüşler öne sürmüştür. Onun amacı Marx ile eşleştirilen yanlış düşünceleri ayıklamak ve Marx’ın özünü kavratabilmek olmuştur. Yapısalcı marksist olan Althusser, Karl Marx’ın ideolojisini yüceltmiş ve sorunlara uyarlamaya çabalamıştır. Louis Althusser’in marksizmle olan temel problemi, Marx ile Hegel’in birlikte düşünülüyor olmasıdır. 

 Diğer tüm marksistlerden farklı olarak Louis Althusser, ekonominin belirleyici gücünü kırmaya çalışmıştır. Ona göre toplum ekonomik, siyasal ve ideolojik olarak üç temel yapıdan meydana gelmektedir. Bu yapılar birbiriyle etkileşim halindedir ve tek başlarına düşünülemez. Toplum bunların bütünlüğü halinde yorumlanmalıdır. Althusser, Marx’ı yalnızca ekonomiyi ön plana çıkardığından dolayı ekonomizm yapmakla suçlar. Çünkü o, ekonomiye nazaran devletin etkisine inanmaktadır. Ancak son kertede ekonominin belirleyiciliğini kanıksamaktadır.

 Louis Althusser’e göre devlet, Marx’ın iddia ettiği gibi zorla bir tahakküm sağlamaz. Ona göre devleti anlamak ekonomik alanla sınırlı değildir. Sosyal, siyasal, ideolojik tüm alanlarda kendisini göstermektedir. En önemlisi meşruiyetini polis ile değil, ideolojik aygıtlarla sağlamaktadır. Toplumun yaşamına nüfuz ederek tahakkümünü kabullendirmektedir. Tahakküm kurarken toplumun iradeli katılımı söz konusudur. Bunun en önemli sağlayıcısı sosyal alanlardaki ideolojik anlamda beyin yıkama stratejileridir. 

 Althusser için ideoloji kavramı, Marx’ın tanımladığı yanlış bilinç ile sınırlı değildir. İnsan yaşamını kuşatan bir olgudur. İktidarı elinde bulunduranların özellikle tasarladığı ve topluma dikte ettiği düşünce yapısıdır. Karl Marx’ta yorumlandığı gibi gerçek üstü bir kavram değildir. Maddidir. Somut sosyal yaşamdaki pratiklerde gözlemlenebilir.

Louis Althusser’in Karl Marx ile en keskin çatışması hümanizm noktasındadır. Althusser Marx ve marksizmin insan bilincine gereğinden fazla önem atfettiği düşüncesindedir. Ona göre bireyler böyle fail bir güce sahip değildir. Hümanist cazibeden yoksun olduğu için eleştirilmiştir.

 Louis Althusser, çeşitli sosyologlar tarafından yazılarının kompleks, karmaşık ve egoist olması açılarından eleştirilmiştir. Özneyi hiçe sayan yaklaşımı, sonrasında yetişen birçok yapısalcıyı etkilemiştir. Althusser, Karl Marx’ı ve kapitalizmi eleştirirken esasında bireye odaklanan sosyoloji anlayışını da eleştirmektedir denilebilir.

Kaynakça

  • Althusser, L. (1994). İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları. İstanbul : İletişim Yayınları.
  • Althusser, L. (2002). Marks İçin . İstanbul: İthaki Yayınları.
  • Athusser, L. (1995). Kapital’i Okumak . İstanbul : Belge Yayınları.
  • Dişçi, Z. (2020 ). Louis Althusser’de Makine ve Aygıt Ayrımı Bağlamında Devlet Nosyonu. FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi , (30) 135-156.
  • Eroğul, C. (1974). Marksist Devlet Kuramı Hakkında Bir Not. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi , 113.
  • Güngör, S. (2001). Althusser’de İdeoloji Kavramı. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi , 221-231.
  • Kazancı, M. (2002). Althusser, İdeoloji ve İletişimin Dayanılmaz Ağırlığı. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi , 57.
  • Marx, K. (2016). Fransa’da İç Savaş. İstanbul: Yordam Kitap.
  • Oskay, Ü. (1980). Popüler Kültür Açısından “İdeoloji” Kavramına İlişkin Yeni Yaklaşımlar. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi , 35.
  • Önay, D. (2006). Louis Althusser’de İdeoloji ve Bilinç İlişkisi Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi.
  • Saygın, T. (2018). Hegel-Marx İlişkisi Bağlamında Althusser. Felsefe ve Toplumsal Bilimlerde Diyaloglar , 115-134.

Yazar Hakkında

Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi |Yüksek Lisans

Yorum yap