1. Ana Sayfa
  2. Deneme
  3. Osmanlı Kimlik Krizlerinin Analizi ve Günümüz Toplum Sorunlarına Cevapları

Osmanlı Kimlik Krizlerinin Analizi ve Günümüz Toplum Sorunlarına Cevapları

Bu çalışmada modernlikle birlikte var olan Osmanlı kimlik arayışına, temel dinamiklerinden olan 'din' perspektifinden analizleri yapılmış ve halihazırda bulunan sorunlara çözüm önerisi sunulmaya çalışılmıştır.

kimlik krizleri

Osmanlı Devleti’nin kimlik arayışı ile geçirmiş olduğu aşamaları dikkatle izlediğimizde karşımıza bir varoluş problemi çıkar. Belki de bu sebepten Osmanlının modernizmle tabiri caizse imtihanı sancılı ve uzun bir süreç olmuştur. Yüzyıllardır yeryüzü gerçekliğinin baş aktör konumunda iken tarih sahnesinde figüran konumuna düşmek Osmanlı için kabullenilmesi hiç de kolay bir durum olmamıştır. Osmanlı için bu durumun nasıl geliştiği ve değiştiği sorusunun cevabı zor olmuştur zira uzun zaman dikkate bile değer görülmeyen toplumların bir kuvvet ve blok halinde sert bir yumruğa dönüşmesi Osmanlının dönüp bakmaya tenezzül bile etmediği bir ortamda vuku bulmuştur. Güçle birlikte gelen bu narsistlik eğilimi Osmanlının varlığının yapıtaşına dinamit koymakla eşdeğer bir vazife üstlenmiştir. Ne olduğunu anlamaya çalıştığında Osmanlı, karşısında büyük bir meydan okuyuşla karşılaşmış ve bu meydan okumanın etkileri karşısında sendelemiş ve artık karşısında darbeleriye geri adım atmak zorunda kaldığı bir unsur bulmuştur.

Önerilen Yazı
Osmanlı’dan Cumhuriyete Geçişte Kimlik Krizi: İslamcılık

İnkarla başlayan süreç hayrete hayret de zamanla hayranlığa dönüşmüş Avrupa toplumu bir dönem nefret edilenken artık istenilen arzulanan ve hayranlık duyulan medeniyet konumuna gelmiştir. Yeni dünya düzleminde Osmanlı var olmak için eskisi gibi kalamayacağını öncelikle savaş alanlarında sonrasında ekonomik, siyasal, toplumsal bilumum alanlarda fark etmiş ve kendini yeniden anlamlandırma yolunda bir varoluş çabası sürdürmüştür. Bu dönemde var olan en büyük problem Osmanlı Devletinin nasıl ayakta kalacağı ve varlığını devam ettireceğidir. Yönetici ve aydınlar en çok bu sorun üzerine düşünmüş ve cevaplar aramışlardır. Coğrafi ve tarihi özellikleri bakımından her ne kadar yenilgiler ve geri çekilmeler yaşasa da Osmanlı ilk refleks olarak’ Osmanlıcılık’ düşüncesi etrafında şekillenmiştir. Ancak savaşlarda kaybedilen topraklar ve o topraklardaki halkların beklentilerinin Osmanlı tarafından karşılanamaması ve Fransız ihtilali ile yayılan milliyetçilik düşüncesinin getirdiği isyanlar nihayetinde I. Balkan Harbi bu düşünceyi geçersiz kılmıştır. Yine de Osmanlı varlık sahasını ve tebasını kaybetmek istemediğinden zorunlu olarak Osmanlıcılık düşüncesinden vazgeçmiş olsa da kendisi için en yararlı yolu ve farklı etnik unsurları en geniş çerçevede kapsayacak düşünceye geçiş yapacaktır:’ İslamcılık’. Bu dönem düşünürleri değişim ve yaşanan gelişimleri iyi bir Müslüman olunamadığı için Allah’ın bir gazabı olarak yorumlayacak ve ‘uyanınız, uyanınız!’ tenkitleri ile öze dönüşü vurgulayacaktır.

Önerilen Yazı
Osmanlı’dan Cumhuriyete Geçişte Kimlik Krizi: Türkçülük

Ancak milliyetçilik tüm dünyayı kasıp kavururken Osmanlının buradan başarılı çıkması düşünülemezdi. Özellikle Hristiyan Arapların Osmanlıya olumsuz tepkileri bu girişimi de neticesiz bırakacaktı. Artık Osmanlı ve Müslüman kalarak dünya düzleminde varlıklarını sürdüremeyeceklerini düşünen bir grup aydın dünyayı yeniden biçimlendiren ve dünyayı yöneten odak noktanın Avrupa olduğunu ve varlık sahasında kalmanın temel şartının ‘onlar gibi olmak’ gerektiğini savunacaklardı. Ancak uzunca bir süre modernleşme hareketlerine ve çabasına rağmen Osmanlı ‘Avrupalı’ olamayacaktı. Nihayetinde Osmanlı yeni bir dünya geçişinde ve belki de dünya ve toplumsal gerçeklikle en çok uyuşan akım olan Türkçülüğü deneyecekti. Burada kısaca bahsedilen durumlar incelendiğinde Osmanlı değişen şartlara geçmişin kodlarıyla cevaplar ortaya koymaya çalışmış ancak bunlar gerçekle pek örtüşmediği için toplum sorunlarına pratik ve yararlı cevaplar üretemediği görülmüştür. Tabi ki biz bu süreçleri tarih olarak okurken onlar bunu bir gerçeklik olarak yaşıyor ve tabiri caizse bu yangın yerinde hayatta kalmaya çalışıyorlardı.

Önerilen Yazı
Laiklik Ve Din Çatışması/Uzlaşması

İmparatorluktan Cumhuriyete, ülemadan aydına, tebadan vatandaşa, monarşiden demokrasiye… geçiş kolaylıkla geçilebilecek üzerinden atlanabilecek bir hendek değildi. Osmanlının tarihi seyir ve tecrübeleri ile Avrupa’nın tarihi seyir ve tecrübelerinin de farklılığı düşünüldüğünde yaşanmayan bir geçmişten yaşanılması arzulanan bir düzleme geçiş olanaksızdı. Bu akımlar dikkatle incelendiğinde göze çarpan husus hepsinin modernist olmasının yanında muhakkak farklı görüşlere sahip olsa da etkilendikleri düşünce adamlarının var olmasıdır.(Batıcılar Holbach,Spencer gibi Türkçüler E.Durkeim,Afgani,Bergson gibi İslamcılar ise Bergson, M. Abduh, E Boutraux gibi) Buradaki temel sorun Osmanlı aydınlarının bu fikir adamlarının görüşlerini bilmemesi değil klasik tarzda yaklaşmaları –yani bilim ve bilgi kitaplarda yazılıdır,değişmez, baştan sona ezberlenir ve harfiyen uygulanır- ve Cemil Meriç’in tarifiyle’ kendi kafalarıyla düşünememe’sidir. Haliyle kendi düşünce sistemlerini oluşturamamış ve toplum sorunlarını tam olarak çözümleyemediği için ideolojik bir hüviyete bürünmüş olanı değil olması gerekeni ifade ederek toplum gerçeğinden uzak kalmıştır. Olması gerekenin uygulanması da halka değil haliyle aydının kendisine kalmış, çoğunluğun değil küçük bir azınlığın jakoben tarzda ortaya koydukları bir uygulama sahası oluşturmuş ve bu akımlar sivil bir karakter kazanamamıştır. Bu da sağlıksız ve çatışmalı bir yapı oluşturmuştur. Günümüzde hala miras olarak ilerici-gerici vasıflamalarla din, laiklik ve milliyetçilik durumları çatışmalı bir zeminde problem olarak durmakta bu da toplum birliği ve bütünlüğünün sağlıklı bir bünye oluşturmasını engellemektedir. Bu sorunların aşılabilmesi ve çözümlenebilmesi için ideolojik içe kıvrılmalar yerine Türk Toplum zihniyeti sivil gerçeklerle tabandan tavana doğru ilerlemeli ve aydın perspektifinden ve düşüncesinden ‘olması gerekenden’ olana geçiş yapılmalıdır, toplum çatışmaları ve sıkıntılarının aşılması böylelikle mümkün olacaktır.

Kaynakça:

Akgül,MEHMET’Türk Modernleşmesi ve Din’

Yorum Yap

Yorum yap