Pandemi Süreci Hane İçi İlişkisellikte, Emek ve İşbölümü Ekseninde Kadının Görünürlüğü

Kısa sürede tüm dünyaya yayılan ve bundan ötürü pandemi ilan edilen Koronavirüs salgını, toplumları pek çok açıdan etkilemiştir. Bundan ötürü bu araştırmanın problemi; hane içi ilişkisellikte, emek ve işbölümü ekseninde kadının görünürlüğüdür. Araştırmanın teorik kısmında emek ve işbölümü kavramları açıklanmıştır. Araştırmanın bulgular kısmında ise, 13 kişilik görüşmeci grubundan elde edilen verilerinin analizi yapılmıştır. Araştırmanın verileri için, nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır.

haneici iliskisellik
3

GİRİŞ

İlk olarak Aralık 2019’da Çin’in Wuhan şehrinde başlayan SARS-CoV 2 virüsünün neden olduğu Covid 19 vakaları kısa sürede tüm dünyada yayılmış ve Dünya Sağlık Örgütü 11 Mart 2020’de yeni koronavirüs için küresel salgın (pandemi) ilan etmiştir. Türkiye’de de ilk vaka 10 Mart 2020’de görülmüştür. Tüm dünya konjonktüründe olduğu gibi Türkiye’de de bazı tedbir ve uygulamalar aktif hale getirilmiştir. Bunun neticesinde içinde bulunulan pandemi süreci, toplumsal alanın ilişkiselliğini yeniden biçimlendirmiştir. 

İçinde bulunduğumuz pandemi süreci dünyanın pek çok yerindeki toplumları ve her bir toplumu kendi iç unsurları ile birlikte etki alanına dâhil etmiştir. Pandemi süreci, uluslararası etkinliklerden ulus içi etkinliklere kadar pek çok alanda kesinti yaşanmasına yol açmıştır. Dünya genelinde uçuşların iptali, okulların tatili, karantina günleri vb. pek çok uygulama gündeme gelmiş ve uygulanmıştır. Bu süreçte tüm bu etkinliklerin kesintiye uğraması ve uygulamaların hayata geçmesi; süregelen süreçte toplulukları oluşturan insanların da ilişkiselliğini dönüştürmüştür.

Daha az kazanan, daha az tasarruf eden, kayıt dışı işlerde çalışan ve yoksulluk sınırında yaşayan kadınlar salgının ekonomik ve sosyal etkilerini yoğun bir şekilde hissetmektedirler (United Nations, 2020b; Linde & Gonzales Laya, 2020). Bu anlamda pandemi süreci, kadınların dezavantajlarını daha da derinleştirmiştir.

İşbölümü

İnsanevladı, varoluşundan bu yana bireysel olarak üstesinden gelemeyeceği ihtiyaçlarından ötürü, topluluklar inşa etmiştir. Belli sayıda insanlardan oluşan bu topluluklar, belirli görev ve sorumluluklar temelinde ayrışmış insanların, topluluk çıkarına farklı görev ve sorumlulukları yerine getirmesi ile ayakta kalır. Bu bağlamda işbölümü, topluluğun devamlılığını sağlayan işlerin, yine o topluluk tarafından belirli kıstaslarca tanımlanıp bölünmesine ve her bir işin kendine has uzmanlıkta bireylerce yapılmasına dayanan örgütlenmedir.

İşbölümü örgütlenmesi tarihsel süreçte farklılık gösterir. Örneğin avcılık-toplayıcılık evresinde görülen işbölümü, birincil ihtiyaçların karşılanması esasına istinaden doğuştan kazanılan yetilere de dayanarak, özellikle cinsiyet (ve yaş) ayrımı ile şekillenen basit işbölümüdür ve kendiliğinden olarak gerçekleşmiştir. Besin üretici topluluklar devresinin başlangıcında yine cinsiyet ayrımına dayalı basit (doğal) işbölümü geçerlidir. Erkekler avlanmakla ve savaşmakla, kadınlar ev işleriyle uğraşmaktadırlar (Engels, 1971: 219-246). Diğer bir ifadeyle, cinsiyetler temelinde ayrışan bu işbölümü, içine doğduğu ve varlığını sürdürdüğü toplumun, değer ve normlarınca kalıplaşmış ve “mitlerle-masallarla-efsanelerle” günümüz toplumlarına aktarılmıştır.

Smith’e göre “emeğin üretim gücündeki en büyük gelişmenin ve emek harcarken gösterilen ya da yönlendirilen ustalık, beceri ve muhakeme yeteneğinin büyük bir bölümünün işbölümü sonucu ortaya çıktığı anlaşılmaktadır” (Smith, 2001: 19).

Marx ve Engels’e göre işbölümü geliştikçe özel mülkiyet ve beraberinde yabancılaşma da gelişir ve genişler. Smith’in Ulusların Zenginliği’nin beşinci kitabında, daha önce zenginliğin ve refahın anahtarı olarak övdüğü işbölümünü yapılan işi basitleştirdiğinden ve monotonlaştırdığından bahisle yermesine benzer bir değerlendirme Marx’ta da görülür. O’na göre işbölümü emeğin verimliliğini ve toplumun zenginliğini arttırırken, insanı mekanik bir varlık durumuna düşürecektir.

Bu anlamda özel mülkiyet ve para mekanizmasının devreye girmesi, beraberinde yabancılaşma ve kitschleşme vb. gibi sosyal marjinalizasyon sürecini getirmiştir. Bu süreçten en kuvvetli nasibini alan kesim kadınlar olmuştur. Özellikle de sanayi ve sanayi sonrası toplumlarda, kadınların sosyal marjinalizasyon süreçlerinde ev içi işlere yapısal olarak itildiği söylenebilir.

Durkheim’a göre “bu (Toplumsal İşbölümü) çalışmanın yapılmasına yol açan sorun; birey kişiliği ile toplumsal dayanışma arasındaki bağ ve ilişkilerin saptanması konusudur (Durkheim, 2006: 61). Durkheim için işbölümü toplulukları bir arada tutan mekanizmadır. Bu mekanizmada kadın, çoğu zaman tamamlayıcı-yardımcı konumda rol almıştır.

Emek

Karl Marx için (1818-1883) mallar, kar amacıyla üretilen ve insan ihtiyacını karşılama özelliğine sahip olan nesnelerdir. Mallar insan ihtiyaçlarını iki şekilde karşılayabilir: Doğrudan tüketim malları şeklinde veya dolaylı olarak yatırım malları (üretim araçları) seklinde. Kullanım değeri (fayda), bütün servetin özünü oluşturur. Kullanım değeri olmazsa değişim değeri olamaz. Kullanım değerine ilave olarak, malların bir de değişim değeri vardır. Değişim değerine kısaca değer denir. Demek ki bir malın kullanım değeri her malın özünde mevcuttur. Ancak her malın değişim değeri olmayabilir. Örneğin kadının görünmeyen ev içi emeğinin değişim değeri yoktur. Kadınların yapmış olduğu ev içi işlerin piyasa sirkülâsyonunda maddi anlamda bir karşılığı yoktur.

Marx’a göre emek gücü, bir kimsenin çalışma ve mal üretme kudretidir. Emek gücünün kendisi piyasada alınıp satılabilen bir maldır. Emek gücünün değeri, işçi ve ailesinin bir günlük ihtiyaçlarının giderilmesi için gerekli olan malların ve hizmetlerin üretilmesi için sosyal gerekli olan emek-zamandır (Bocutoğlu, 2012: 137). Bu bağlamda emek gücünün yeniden üretiminde kadının rolü yadsınamaz. Hem aile içerisinde soyun devamlılığında aldığı rol hem de işçi olan kocasının bir sonraki iş gününe hazırlığında aldığı rol göz ardı edilmemelidir. Kapitalistin çıkarına olan ve artı ürünü yaratan bu emek, işçi tarafından sorgulanamaz. Çünkü işçi, kendisinin yerini almak için bekleyen yedek işgücü ordusunun olduğunu bilir.

Hane İçi Emek

TÜİK’in açıklamasına göre, Şubat 2020 itibariyle Türkiye’de 15 ve yukarısında yaştaki nüfus sayısı 62 milyon 119 bindir. Bu nüfusun yarısından fazlası işgücüne dâhil değildir. (Yani 31 milyon 137 bin kişi.) Bu da nüfusun yüzde 50,1’ine karşılık gelir. Dolayısıyla istihdamdaki oran ise yüzde 43,1’dir. Bu anlamda işgücüne dâhil olmayan nüfusun yüzde 36’sı ev işleriyle meşguldür. Yani bu oran içinde yer alan 11 milyon 222 bin kişinin tamamı kadındır. Kaplan (2011: 168)’ a göre ev işleri yükümlülüğünün kadınla bütünleştirilmesi, kadının toplumdaki ikincil konumunu pekiştirmektedir.

Yukardaki tabloda görüldüğü üzere, ev ileriyle meşgul olan kişilerin tamamı kadındır. Bu anlamda Türkiye toplumunda kadının çalışma algısı, ev işleri çerçevesinde kalıplaşmıştır.

Modern öncesi dönemde yapılan işlerin değeri ortak bir havuzda toplanırdı. Çünkü avlanan veya toplanan malların bir değişim değeri yoktur. Elde edilen mallar günün sonunda hep birlikte tüketilir. Örneğin günümüzün pek çok kırsal kesiminde de halen bu anlayışın izlerini sürmek mümkündür. Para biriminin yerine takas mekanizmasının kullanıldığı kırsal topluluklarda, bireyler sabah ezanı ile birlikte iş sahasına çıkar ve akşam karanlığı ile evine çekilir, eteklerindeki malları ortaklaşa tüketirlerdi. Tabii ki pek çok kadın yine ev içi işlerle uğraşmaktadır. Fakat bu işbölümü, modern topluluklar dediğimiz günümüz toplumundaki işbölümünden farklıdır. Bunun en belirgin özelliği, kadınların kırsal alanda yaptıkları işlerin emek görünürlüğü kuvvetli olmasıdır. Fakat günümüz sanayi toplumlarında kadınların emeği görünür değildir. Bunun en temel sebebi, günümüz dünyasında ilişkilerin para temelinde işlemesidir. Bir diğer ifade ile günümüz toplumlarında harcanan emek, karşılığını meta olarak bulmuyorsa yani üretilen emek-ürün piyasada değişim değeri bulamıyorsa görünürlük kazanmamaktadır.

Kapitalist toplumlarda herkesin bildiği ama en büyük sırrı olan kadın emeği, pek çok alanda tartışılmıştır. Bu anlamda Savran’a göre, 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında ikinci dalga feministlerin tartışmaya başladığı teorik sorunlardan birisi de kadınların karşılıksız ev emeğidir. Bununla beraber konu feministlerin bugüne kadar somut çözüm ve politika üretmekte zorlandıkları bir alan olarak tanımlanmaktadır (Savran, 2004: 15).

Kadın doğası ile sıklıkla bağdaştırılan ev işleri ve bakım hizmetleri her ne kadar basit işler gibi algılansa da esasen geniş bir yelpazede çeşitlenmektedir (Omay, 2012). Hane içindeki kadın emeği; temizlik ve yemek yapmak, çamaşır ve bulaşık yıkamak, alışveriş yapmak, kendine bakamayacak durumdaki çocuk, yaşlı veya hasta bireylerin bakımını yapmak şeklinde bir tasnife tabi tutulmaktadır. Söz konusu işler hane içinde ücretsiz olarak sunulduğunda iktisadi faaliyet sayılmamakta, emek piyasalarında bir ücret karşılığında sunulduğunda ise iktisadi faaliyet sayılmaktadır (Işık ve Serdaroğlu, 2015; Omay, 2012).

Savran ve Demiryontan (2012: 10-11) yaptıkları çalışmada, emeğin görünmezliğinin nedenini doğallaştırılmış olmasına bağlamaktadırlar. Pierre Bourdieu’a göre, tarihte neyin ebedi nitelikte ortaya çıktığını anlamak için “kilise, aile, devlet ve okul” gibi kurumların birbiriyle olan bağlantılarına bakmak yerinde olacaktır. Bourdieu’a göre bu ebedileştirme sürecinde reklam, dergi ve gazetelerin de rolü kuvvetlidir. Althusser’in de Devletin İdeolojik Aygıtı dediği bu kurumlar, kadınların ev içi işlerden sorumlu olduğu algısını inşa etmiştir.

Kalaycıoğlu ve Tılıç (2001) yaptıkları çalışmada, kadına en uygun iş olarak ev işleri ve çocuk bakımının tanımlanmasının Türkiye toplumunda kültürel bir değer olarak kabul edildiğini ifade etmektedirler. Dolayısıyla kadınların ikincil konumda olması ve ev içi emekte işbölümü konumu, o toplumun kültürel cinsiyet yargısına dayanır. Bu anlamda kadının ev içi emekte rolü, toplumun değer ve normları ile işlenir.

Kadınların ev eksenli özel alanlarından çıkarak istihdam sürecine dâhil olmalarıyla, üzerlerindeki özel alana ilişkin sorumlulukların ortadan kalkmadığı da görülmektedir (Başak, Kıngır ve Yaşar 2013: 19-20). Yine kadınların çoğu iş çıkışı eve gittiklerinde yemek yapmakta, çocuklarıyla ilgilenmekte ve temizlik için gereken koşulları sağlamaktadır. Bu durum kayıt dışı çalışan kadınlar için daha görünürdür. Örneğin gündelik ev temizlemeye giden kadınlar haftanın belli günlerini evde geçirmektedir. Bu süreçte de yokluğundan kalan işleri kısa sürede toparlamaya çalışmaktadır.

Günlük hayatında kamusal alanda çalışan veya çalışmayan pek çok kadının işi, ya artmış ya da çeşitlenmiştir:

  1. Hanede yaşayan çocukların uzaktan eğitim süreçlerinin takibi, teşviki, kontrolü ve geri bildirimi,
  2. Hane içinde yaşasın ya da yaşamasın haklarında sokağa çıkma yasağı getirilen (20 yaş altı, 65 yaş üstü ya da kronik hastalığı olan) veya tedbir kapsamında sokağa çıkmayan aile efradının ve yakınların bakımı, alışveriş işleri, hijyen koşullarının yönetim ve organizasyonu,
  3. Tedbir olarak yemeklerin evde hazırlanması ve gıdaların son kullanma tarihi ve stok takibinin yapılması,
  4. Hijyen ve sterilizasyon hususunda artan sorumluluk,
  5. Hâlihazırda çalışan kadınların evde çalışma sistemine geçmiş olması durumunda evden gerçekleştirmesi gereken iş organizasyonu şeklinde sıralanabilir (Alpar, 2020: 176).

Kadınların ücretli bir işte çalışıyorken, evde yapmaya devam ettikleri ev işleri ve çocuk, yaşlı bakımı gibi hizmetleri kadınların ikinci vardiyası olarak kavramsallaştırılmaktadır. İkinci vardiya kavramı, formel sektördeki ücretlendirilmiş emeğe ek olarak ev içerisinde gerçekleştirilen ücretlendirilmemiş emeği tanımlamak için kullanılmaktadır (Akbaş ve Dursun, 2020: 87).

Bu süreçte her ne kadar aile içi ilişkisellik eşitsiz bir dağılım gösterse de pandemi sürecinin etkileri tek ebeveynli aileler üzerinde çok daha derinleştirici bir etkiye sahiptir. Bazı ülkelerin tek ebeveynli hanelerin istatistiksel dağılımı şu şekildedir: Genel olarak Amerika Kıtası’na bakıldığında, Amerika’da %32, Kanada ve Meksika’da %20 civarındadır. Avrupa genelinde ise, Almanya’da %17, Fransa’da %19, İsveç’te %25 ve İngiltere’de %33 seviyelerine kadar ulaşmıştır. Verilerden bazı ülkelerde ailelerin neredeyse üçte birinin tek ebeveynli aile olduğu görülmektedir (Coşan, 2018). Türkiye’de ise 2018 yılında toplam hane halklarının %8,9’unu tek ebeveynli aileler oluşturmuştur. Bunlardan %1,9’u baba ve çocuklardan, %7’si ise anne ve çocuklardan oluşmaktadır (TÜİK, 2019).

Kadınların emek sürecindeki rolünü anlayabilmek açısından bazı araştırmaların bulgularına bakmak yerinde olacaktır. Bunlardan bazıları şöyledir:

  1. Dünya üzerinde çalışma saatlerinin 2/3’ünü kadının yaptığı işler oluşturmasına rağmen kadınlar dünya gelirinin sadece %10’nu elde edebilmektedirler (Esen, 2013:113).
  2. Raporda yer alan ILO-2018 verilerine göre, “Dünya çapında çalışma yaşında olan kadınların %42’si ücretlendirilmeyen bakım sorumluluklarına sahip olduğu için iş gücüne dâhil olamıyor. Bu oran erkeklerde ise sadece %6’dır” (Coffey vd., 2020: 13).
  3. TÜİK’in (2015) “Zaman Kullanım Araştırması”nda ortaya koyduğu istatistik verisine göre, Türkiye’de “çalışan kadınlar aile bakımına erkeklerden 5 kat fazla zaman ayırmaktadır. Hane halkı ve aile bakımına kadınlar günde ortalama 3 saat 31 dakika, çalışan erkekler 46 dakika zaman ayırmaktadır”.
  4. Erkekler için 1 saat 23 dakikaya karşılık gelen günlük ortalama ücretsiz bakım hizmeti, kadınlar için 4 saat 25 dakikaya karşılık gelmektedir. Salgın ile birlikte, okulların, çocuk bakım kurumlarının ve diğer bakım tesislerinin kapatılması ücretsiz bakım işlerine harcanan günlük zamanı önemli ölçüde artırmıştır (ILO, 2020).
  5. ILO’ya göre, kadınlar COVID-19 salgın sürecinde ön cephede yer almaktadırlar. Küresel düzeyde, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının %70’inden fazlası (yaklaşık 100 milyon kişi) kadınlardan oluşmaktadır (ILO, 2020).
  6. Yoksulluk sınırının altında 10 milyon 449 bin 725 kişi yer almakta ve bu nüfusun yüzde 51,33’ü kadınlardan oluşmaktadır (Politika Raporu, 2020).
  7. KOVİD-19 pandemisi kadınların üzerine aile ve iş yaşamları kanalıyla iki türlü yük bindirmektedir. Dünya genelinde kadınlar, bakım kurumlarında çalışanlar da dâhil olmak üzere, sağlık çalışanlarının yüzde 70’inden fazlasını oluşturmaktadır (Cattaneo & Pozzan, 2020).
  8. Nature Dergisi, ön bulgular dâhilinde yaptığı açıklamada, kadınların erkek akranlarına kıyasla pandemi döneminde daha az yayın yaptığını ve araştırma projelerine daha az katıldığını açıkladı (Nature Dergisi, 2020).

Deniz Kandiyoti’ye göre kadının yaptığı işler, pandemi sürecinde daha görünür hale gelmiştir. Bu durumu Ezgi Başaran ile yaptığı söyleşide şu şekilde dile getirir (Gazete Duvar, 2020):

Benim okuduğum kaynaklarda biyolojik olarak erkeklerin daha fazla etkilendiğini görüyoruz. Erkek ölümleri daha fazla. Dolayısıyla kadınların etkilenme meselesi daha tehlikeye açık vaziyette… Örneğin hemşireler, sağlık çalışanları, temizlik işçileri, kasiyerler, yemek dağıtımında görevli olanlar, eczacılar… Dolayısıyla çok az ücretli ama bu temel hizmetleri sağlayan bir kadın ordusu var… Günlük hayatın içinde aile hayatını destekleyen görünür veya görünmez bir sürü kurum ve hizmet var. Bu kurumlar (okul, kreş vb.) salgın nedeniyle kapanınca bu hizmetlerin tamamı aileye yüklenmiş oldu. “      

Hane İçi Şiddet

Ev içi ilişkisellikte bir diğer mesele, kadına yönelik şiddet olgusudur. Genel olarak sözel, psikolojik ve fiziksel olarak sınıflandırılabilen şiddetin; kadına yönelik şiddet, aile bireylerinin birbirine uyguladığı şiddet, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, cinsel şiddet, bazı ırklardan olan bireylere (örneğin Çinliler) yönelik şiddet, sokakta şiddet gibi çeşitli türleri bulunmaktadır (Sennett, 2008). Ekonomideki değişim, gelir kaygısı, yoksulluk, işsizlik, sürekli aynı mekânda ve bir arada bulunmak, hane yüzölçümünün geniş olmaması, bireylerin kendine ait bir odaya sahip olmamaları; hane içindeki şiddet eğiliminin artmasına sebep olabilecek unsurlardan bazılarıdır (Alpar, 2020: 181).

2020 yılının Nisan ayında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres şiddetin savaşla sınırlı olmadığını belirterek, “ev içinde barış” konulu küresel bir ateşkes çağrısı başlatmıştır. Bu çağrıda, bazı ülkelerde destek hizmetlerine başvuran kadınların sayısının salgın öncesine kıyasla iki katına çıktığı belirtilmiş, tüm hükümetler toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadeleyi COVID-19 ulusal müdahale planlarının bir parçası haline getirmeye davet edilmiştir (UN, 2020).

Pandemi sürecinde hane içinden yansıyan bazı şiddet istatistikleri aşağıda verilmiştir:

  • Salgının ilk ortaya çıktığı yer olan Çin’in Wuhan şehrinde, Şubat 2020 de ev içi şiddet vakalarının bir önceki yıla göre üç kat arttığı, bu vakaların %90’ının COVID-19 epidemisi ile ilişkili olduğu bildirilmiştir (John, 2020).
  • Bu süreçte, ev içi şiddet vakalarının artışı nedeniyle İtalya ve Fransa’da bazı oteller sığınak olarak hizmete açılmıştır (Usher K, Bhullar N, vd, 2020). Evde kalma çağrılarının ilk günlerinden itibaren ev içi şiddet için acil yardım hattı aramalarında İngiltere’de %25, İspanya’da %20, Kıbrıs’ta %30 artış bildirilmiştir (Bradbury-Jones, 2020).
  • Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun raporuna göre, 2020 Mart ayında bir önceki yıla kıyasla psikolojik şiddet %93, fiziksel şiddet %80, sığınma evi talebi %78 oranında artış göstermiştir.
  • Polis Akademisi Başkanlığı’nın COVID-19 salgını ve sonrasına ilişkin hazırladığı raporda Türkiye’de salgınla beraber aile içi şiddet vakalarında artış olduğu bildirilmiştir (Polis Akademisi Başkanlığı, 2020). Ancak İçişleri Bakanlığı COVID-19 salgını döneminde kadına yönelik aile içi şiddet olaylarının azaldığını bildirmiştir (İçişleri Bakanlığı, 2020).

Evlerde şiddet uygulayan eş/eşle kısıtlı kalmanın yanında; toplumda salgın hastalık ile ilgili genel bir korku ve belirsizlik, artan işsizlik ve ekonomik sıkıntıların yol açtığı psikolojik sorunlar, sağlık sistemine erişim zorlukları, evde izole olmanın getirdiği alkol tüketiminde artış gibi birçok faktörün kadına yönelik şiddeti arttırdığı bildirilmektedir (Peterman, 2020).

Araştırmanın Bulguları ve Analizi

Hane içinde risk grubunda üye bulunan katılımcılar, pandemi sürecinde yeni önlemler almıştır. Maske, mesafe ve hijyen kurallarına uygun davranan katılımcılar, aynı zamanda beslenme pratiklerine de dikkat etmiştir.

“Evet, risk grubunda 65 yaş üstü babam ve 63 yaş kronik tansiyon rahatsızlığı olan annem var. Çok zorunlu değilse dışarı çıkmadılar mutlaka maske taktılar. Temizlik hijyen mesafe kurallarına riayet ettiler. Ve takviye gıdalar sebze meyve D vitamini, zencefil zerdeçal gibi baharatlar kullanıyorlar.” (K3, Kadın)

Pandemi süreci, görüşmeciler üzerinde pek çok değişiklik yaratmıştır. Çoğunlukla yeni alışkanlıklar kazandırdığı saptanmıştır. Bu alışkanlıklar daha çok maske ve hijyen konusunda olsa da çeşitli konularda bireyler kendilerinde becerilerini keşfetmiştir.

“… Ailemin yanına geldim bu süreçte tüm düzenim bozuldu. Evde ev kızı oldum temizlik yemek temizlik yemek sürekli böyle bir döngüde oldum… Annemin üstündeki tüm yükleri almış oldum yani istemsiz bir şekilde. Bana yemek yapma gibi bir alışkanlık kazandırdı bu pandemi becerikli bir insanmışım. Ama bunu boyle öğrenmek istemezdim.” (Ö1, Kadın)

Görüşmecilerin hane içindeki işlerinde, çeşitlilik çok sık saptanmasa da yoğunluğun arttığı tespit edilmiştir. Özellikle hane içinin sürekli kalabalık olması, sürekli yemek yapmayı ve temizlik yapmayı zorunlu kılmıştır.

“Evet, daha çok arttı. Maskemizi kendimiz dikmeyi öğrendik. Ekmeğimizi kendimiz yaptık.” (K3, Kadın)

Pandemi sürecinde hane içi işlerin kısmen paylaşıldığı saptanmıştır. Pandemi öncesinde de işlerin paylaşıldığını söyleyen katılımcılar çoğunluktadır. Ancak bazı katılımcıların işleri, bazı istisna durumlarda zorunluluktandır.

“Kız etti yardım. 20 gün kadar çalışmadı. Çalışmasa bize iş tutturmaz.” (K2, Kadın)

“Eşim rahatsızlık yaşadığım durumda yardımcı oldu.” (G1, Kadın)

Görüşmecilere sorulduğunda, eşleri ile yaptıkları işlerin kıyaslanmadığı tespit edilmiştir. Kadın katılımcıların çoğunluğu yaptıkları işleri “görevleri” olarak görmektedir.

“Hep kendim yaptığım için kıyaslamadım.” (K2, Kadın)

“Yok. Herkes görevini bilir. Ev içi işler benim görevim.” (G1, Kadın)

Görüşmeciler hane içinde fiziksel şiddet yaşanmadığını beyan etmişlerdir. Zaman zaman çocuklar arasında, uzaktan eğitim süreci ile ilgili gerginlikler olmuştur. Ancak katılımcılar, pandemi sürecinde bazı sorunlar yaşadıklarını dile getirmiştir.

“Ödeme konusunda sorunlar yaşadık. Kredi çektik.” (O1, Erkek)

Hastayım yemek hazırlamıyorum diye kavga ettik. Kabak yemeğini beğenmiyor. Arada oldu. Ama idare edeceğiz. Yoksa olmaz.” (K1, Kadın)

Görüşmecilerin kendini pek çok işte sorumlu hissettiği saptanmıştır. Bu noktada toplumun kadınlardan ve erkeklerden beklediği roller net bir şekilde görülmüştür. Kadınların daha çok yemek yapma, temizlik ve çocuk bakımı gibi işlerden kendini sorumlu hissettiği; erkeklerin ise daha çok ekonomik gelir ve hane içi ihtiyaçlardan sorumlu hissettiği saptanmıştır.

“Eşimin iş çıkışı saatine yemeğimin hazır olması.” (G1, kadın)

“İhtiyaçların temini.” (O1, Erkek)

“Yemek. Hasta olsam bile. Ölüyorum da olsam yine de yaparım.” (K1, Kadın)

Hane içinde mekânsal ayrışmalar da söz konusudur. Kadının ve erkeğin hane içinde kendisi ile özdeşleştiği alanlar farklılık gösterir. Literatürde de olduğu gibi kadınlar çoğunlukla kendilerini mutfak ile özdeşleştirir. Pek çok toplulukta kadın, mutfağının düzeni ile tanımlanır ve algılanır.

“Mutfakta rahat hissediyorum çünkü oranın benim alanım olduğunu biliyorum ne kadar da özdeşleştirdim kendimi mutfakla.” (E1, Kadın)

“Evin içinde genel olarak sözüm geçer ama en çok odamda ve mutfakta rahat hissederim. Kontrollerini daha kolay sağlıyorum…” (Ö1, Kadın)

Görüşmeciler içinde bulundukları toplumun, kalıplaşmış toplumsal cinsiyet rollerini içselleştirmiştir. Görüşmecilerin hemen hepsi, “kadınların çocuk bakımı, yemek yapma ve temizlik gibi işlerden sorumlu olduğunu ve bu işleri yapmakla yükümlü olduğunu” iddia etmektedir.

“Eşim çalışıyor olsa ortak olurdu.” (O1, Erkek)

“Evet daha başarılılar.” (B1, Kadın)

“En güvenilir temizliği kadın yaptığı için ve çocuğa en güzel anne bakar.” (F1, Kadın)

Pandemi sürecinde ortaya atılan ve bazı insanlar tarafından kimi zaman tartışılan “Hayat Eve Sığar” sloganı, görüşmeciler tarafından da tartışılır bulunmuştur. Bazı katılımcılar için hayat eve güvenilir olduğu için sığarken; bazıları için mecburiyetten öte bir şey ifade etmemiştir. Özellikle de karantina dönemlerinde ekstra “boş zamanları” olan görüşmeciler, günlük ev işlerini yapmış; erkekler ise daha çok çocukları ile vakit geçirmiştir.

“…Yani demek istediğim insanlara evde kal evde kal diyolar ama bu insanlar nasıl kalsın iş yok güç yok para yok evde ne yiyecek ne içecek.” (Ö1, Kadın)

“Hayat eve sığdı mı bilmiyorum ama gelir düzeyi yüksek ailelerin sığdığını düşünüyorum. Çünkü bizim evde yapabileceğimiz şeyler çok kısıtlıydı.” (E1, Kadın)

“Ev işleriyle.” (K2, Kadın)

“Çocuklarımla ders yaptık. Ev işi yaptık. (F1, Kadın)

Görüşmecilere son olarak, “kadınların hane içindeki işleri ücretlendirilmeli mi?” diye sorulmuş ve aşağıdaki cevaplardan bazıları aktarılmıştır:

“İstemezdim, ev içinde yaptığım hiçbir şeyin parasal bir karşılığı olamaz. Çünkü ben ANNEYİM…” (K3, Kadın)

“Biraz mantıksız. Bu şartlarda olmayacağı için mantıksız. Zaten bir şey varsa devlet bulur. Engellilik gibi.” (O1, Erkek)

“Yok. Çünkü anne olduğumuz için görevimiz.” (G1, Kadın)

“Evet. Hem evimizin işini yaparım hem de para kazanmış olurum. Devlet vermeli.”

(F1, Kadın)

“Hayır. Hayat, zaten ortak. Ama devlet verecek ise…” (H2, Erkek)

Değerlendirme ve Sonuç

Ali Ergur’a göre pandemi, katalizör etkisi yaratmıştır. Toplumun çeşitli alanlarındaki eşitsizliği ve yoksulluğu derinleştirmiş, hızlandırmış ve keskinleştirmiştir. Toplumsalın her alanında yer alan kadın, pandeminin katalizör etkisine en çok maruz kalan aktördür. Aynı zamanda pandeminin bir “süreç” olduğu da gözardı edilmemelidir. Bu anlamda kadının yoksulluğu, yoksunluğu ve ikincil konumu; sürecin şu anından bakıldığında hızla derinleşmektedir.

Kadının sosyal marjinalizasyon süreci, toplumun; toplumsal cinsiyet kalıpyargıları ve önyargıları doğrultusunda işlemektedir. Bu duruma pandemi “aktörünün” de dâhil olması, sosyal marjinalizasyon sürecini dönüştürmektedir. Bu anlamda kadının hane içindeki ilişkisellikteki konumu, tersine bir değişim değil; keskinleşen bir dönüşüm geçirmektedir. Örneğin kadınların yaptıkları işler azalmamış veya değişmemiş ise de yapılan işler daha da artmış ve kristalize olmuştur.

Toplumdan beklenen kadının rolleri, kadınlar tarafından da içselleştirilmiştir. Bunun ardında yatan motivasyon kaynağı, Bourdieu ve Althusser’in kavramsallaştırmalarında aranmalıdır. Kadından beklenen roller, kadının bedeninde ve hane içindeki mekânsal ayrışmada “habitus” olarak kendini göstermektedir. Mit, efsane, sanat, aile, eğitim, din, devlet, medya vb. gibi kurumlarca ebedileştirilen ve doğallaştırılan kadından ve erkekten beklenen rol ve davranışlar, habitus olarak bireylerin bedensel ve alansal kullanım pratiklerine yansımaktadır.

İkinci vardiya olarak da kavramsallaştırılan kadının hane içi ücretsiz işleri, Marksist Feministler tarafından tartışmaya açılmıştır. Hane içi işlerin ücretlendirilmesini talep eden feminist düşünürler, her şeyden önce “ataerkil hegemonya” ile mücadele etmelidir. Ancak bu ataerkil kodlar, kadının benliğine ve bilincine de işlenmiş veya yazılmıştır. Dolayısıyla bu saptama gözardı edilmemelidir.

Son olarak, hane içinde şiddet fiziksel olarak tezahür etmese de ekonomik ve eğitim kaynaklı nedenlerden ötürü gerilim yaratmıştır.

Kaynakça
  • AKBAŞ, Z., Ö. ve DURSUN, C . (2020). Koronavirüs (COVID-19) Pandemisi Sürecinde Özel Alanına Kamusal Alanı Sığdıran Çalışan Anneler. Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, 7 (5) , 78-94.
  • ALTHUSSER, L. (2000), İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları. (çev: Yusuf Alp, Mahmut Özışık). İstanbul: İletişim Yayınları.
  • Ankara Büyükşehir Belediyesi. Kadın ve Çocuk Bülteni.
  • https://www.ankara.bel.tr/files/9015/8807/5215/Kadn_ve_Cocuk _Bulteni_-_1.pdf. Erişim tarihi: Mayıs 10, 2020.
  • BAŞAK, S. KINGIR, S. YAŞAR, Ş. (2013), Kadının Görünmeyen Emeği: İkinci Vardiya, Kadın Araştırmaları Merkezi Raporu. Ankara.
  • BradburyJones C, Isham L. The pandemic paradox: The consequences of COVID-19 on domestic violence. J Clin Nurs. Temmuz 2020;29:2047-9.
  • BAYAR, A., A. vd. (2020). Covid-19 Salgınının Kadınların Çalışma ve Hane Yaşamı Üzerine Etkileri. Politika Raporu. İstanbul: İnsani ve Toplumsal Kalkınma Programı.
  • BOCUTOĞLU, E. (2012). İktisat Teorisinde Emeğin Öyküsü: Değerin Kaynağı Olan Emekten Marjinal Faydanın Türevi Olan Emeğe Yolculuk. HAK-İŞ Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Cilt: 1, Yıl: 1, Sayı: 1
  • BOCUTOĞLU, E. (2012). İktisadi Düşünceler Tarihi, Murathan Yayınevi, Trabzon.
  • BOURDİEU, P. (2015). Eril Tahakküm. (çev: Bedir Yılmaz). İstanbul: Bağlam Yayıncılık.
  • CATTENEO, U., & POZZAN, E. (2020, April 7). Women health workers: Working relentlessly in hospitals and at home. Retrieved 12 May 2020, from
  • https://www.ilo.org/global/about-theilo/newsroom/news/WCMS_741060/lang–en/index.htm
  • Coffey, C. ve Espinoza Revollo, P. ve Harvey, R. ve Lawson, M. ve Parvez Butt, A. ve Piaget, K. ve Sarosi, D. ve Thekkudan, J. (2020) Time to care unpaid and underpaid care work and the global ınequality crisis. Oxfam Internetional. [online] Erişim adresi:  https://www.kedv.org.tr/public/uploads/files/raporlar/Oxfam%202020%20Inequality%20Report%20 Time%20to%20care-EN.pdf (Erişim tarihi: 04 Mayıs 2020)
  • COŞAN, B. (2018). Dünya’da ve Türkiye’de sosyoekonomik bir problem olarak tek ebeveynli aile olgusunun çok boyutlu değerlendirilmesi. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 18, (41), 259–294.
  • DEMİRBAŞ, D. vd. (2020). Covid-19 Pandemisinin Ekonomik, Toplumsal ve Siyasal Etkileri. İstanbul Üniversitesi.
  • https://iupress.istanbul.edu.tr/tr/kitap/covid-19-pandemisinin-ekonomik-toplumsal-ve-siyasal-etkileri   
  • DURKHEİM, E. (2006). Toplumsal İşbölümü (Ö. Ozankaya, Çev.). İstanbul: Cem Yayınevi.
  • ENGELS, F. (1971). Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni (K. Somer, Çev. 2. baskı). Ankara: Sol Yayınları.
  • Gülseren L. ve Ünal B. (2020). COVID-19 pandemisinin görünmeyen yüzü: Aile içi kadına yönelik şiddet. Klinik Psikiyatri Dergisi 2020;23(Ek 1): 89-94
  • ILO. (2020). Women health workers: working relentlessly in hospitals and at home. Retrieved from
  • https://www.ilo.org/global/about-the-ilo/newsroom/news/WCMS_741060/lang–en/index.htm
  • IŞIK, E., SERDAROĞLU, U. (2015). Kadın emeği: feminist iktisadın yol haritası üzerinden bir okuma. Türk Tabipleri Birliği Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi, (56), 6–14..
  • JOHN N, CASEY S,E, Carino G, McGovern T. Lessons Never Learned: Crisis and gender-based violence. Dev World Bioeth. 12 Nisan 2020;dewb.12261.
  • KANDİYOTİ, D. (2020) Salgın, modern kadının yaşadığı illüzyonu yıktı geçti. [online] Erişim adresi: https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2020/04/30/deniz-kandiyoti-salgin-modern-kadinin-yasadigi-illuzyonu-yikti-gecti/ (Erişim tarihi: 03 Mayıs 2020).
  • KAPLAN, M. (2011), “Kaplumbağa’nın Özgürlüğü” Kadınlar ve Ev İçi Emek, Cyprus İnternational Universty Folklor Edebiyat Dergisi, 65(17):163- 172.
  • KALAYCIOĞLU, S. TILIÇ, H.R. (2001), Gündelikçi Kadınlar. İstanbul: Su Yayınları.
  • MARX, K. (2011a). 1844 El Yazmaları (K. Somer, Çev.). İstanbul: Sol Yayınları.
  • OMAY, U. (2012). Toplum ve çalışma yaşamında cinsiyet. Sungur-Taşdemir, Z. (Ed.), Çalışma sosyolojisi, içinde (s. 154–182). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi.
  • Peterman A, Potts A, O’Donnell M, Thompson K, Shah N, OerteltPrigione S, vd. Pandemics and Violence Against Women and Children. Center for Global Development.2020:Working Paper 528 .
  • Polis Akademisi Başkanlığı. Kovid-19 Salgını ve Sonrası Devlet, Demokrasi ve Güvenlik.
  • https://www.pa.edu.tr/Upload/editor/files/Kovid – 19%20Devlet,%20Demokrasi%20ve%20Güvenlik.pdf. Erişim tarihi: Mayıs 24, 2020.
  • SANKIR, H. (2010), Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Anlamlandırılış Biçiminin Kadın Sanatçı Kimliğinin Oluşum Sürecine Etkileri, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler e-Dergisi,1-17.
  • SAVRAN, G. A (2004), Beden Emek Tarih-Diyalektik Bir Feminizm İçin. İstanbul: Kanat.
  • SAVRAN, G. A. ve DEMİRYONTAN, N. T. (2012). Kadının Görünmeyen Emeği. İstanbul: Yordam.
  • SMİTH, A. (2001). Ulusların Zenginliği (Cilt 1) (A. Yunus ve M. Bakırcı, Çev. 3. baskı). İstanbul: Alan Yayınları.
  • TC İçişleri Bakanlığı. Aile İçi ve Kadına Yönelik Şiddet Olaylarına İlişkin Alınan Tedbirler Sonuç Verdi.
  • https://www.icisleri.gov.tr/aile-ici-ve-kadina-yonelik-siddet-olaylarina-iliskinalinan-tedbirler-sonuc-verdi. Erişim tarihi: Haziran 2, 2020.
  • TÜİK. (2019). İstatistiklerle aile, 2018. [Veri dosyası] Sayı: 30726. Erişim adresi: http://www.tuik.gov.tr/
  • UN. (2020). Put women and girls at the centre of efforts to recover from COVID-19. Retrieved from https://www.un.org/en/un-coronavirus-communications-team/put-women-and-girls-centre-effortsrecover-covid-19
  • Usher K, Bhullar N, Durkin J, Gyamfi N, Jackson D. Family violence and COVID-19: Increased vulnerability and reduced options for support. Int J Ment Health Nurs. 07 Mayıs 2020;inm.12735.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba ben Mustafa, Mersin Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans öğrencisiyim. Dolayısıyla bu süreçte yazdığım yazıları sizinle de paylaşmak için buradayım. Mail Adresi: mstfdnmzz5@gmail.com

Yorum yap

Yorumlar (4)

  1. DERYA UZUN
    DERYA UZUN 10 ay önce

    Çok faydalı bir yazı olmuş, ödevim için de yararlanacağım bir kaynak niteliğinde. Tebrikler :))

  2. Büşra Kocaoğlu
    Büşra Kocaoğlu 7 ay önce

    Bitirme tezimi yazarken konu itibariyle daha geniş açıdan bakabilme imkanı sundu yazınız bana. Gerçekten çok kaliteli bir yazı olmuş .. Emeğinize sağlık 👏

    • Mustafa Dönmez 3 ay önce

      Bu şekilde memnun kalmanıza çok mutlu oldum. Bundan sonraki hayatınızda da başarılar diliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir