Psikolojik Sorunlarımızın Sosyolojik Temelli Olma Gerçeği

Yaşamımızı ve psikolojimizi etkileyen çoğu olayın sosyolojik temelli olma yönü.

Psikolojik Sorunlarımızın Sosyolojik Temelli Olma Gerçeği
1

Kişilik gelişimimiz üzerinde kalıtım ve çevrenin etkisi yadsınamaz boyuttadır. Bireyde, bazı psikolojik problemlerin ortaya çıkmasında, eğilimi tetikleyen çevresel faktörler de etkilidir. Ve bireyin çevresi yalnızca ailesi ile sınırlı değildir. İçerisinde bulunduğu toplum, sıkıntılı bir süreçten geçiyorsa birey bundan etkilenecek ve belli psikolojik problemleri baş gösterecektir. Tek etki budur diyemeyiz elbette ama bireylerin bulunduğu çevreleri iyileştirirsek bu eğilimin ortaya çıkma olasılığı bir derece azalacaktır.

İşsizlik toplumun genelinde var olan bir durumsal bu sorun, sosyolojik bir sorundur. Ve bu sosyolojik sorun belli psikolojik sorunları da doğuracaktır. İş alanı, bireyin sadece yaşamı idamesi için para kazandığı bir alan değil ayrıca sosyalleştiği ve kendini gerçekleştirdiği bir alandır. Ama bir toplumda bireyler bu durumdan mahrum kalıyorsa bunun elbette ki belli sonuçları olacaktır. İşsizlik topluluğun bir sorunu olduğu için birey, daha iş aramaya başlarken ümitsizliğe düşecektir. Çünkü işi bulacağına dair inancı git gide azalacaktır. Bu da onda bir kaygı bozukluğuna sebep olabilecektir. Bu durumda bireyin hayat kalitesi fark edilebilir derecede düşecektir. Başka bir şekilde akademi anlamında belli bir emek vermiş ve belli bir düzeye gelmiş bireyler de aynı işsizlik sorunuyla karşılaştıklarında emeklerinin karşılığını alamadıklarını göreceklerdir. Bu durum da onlarda özgüven eksikliğine sebep olabilecektir. Çünkü birey kendisini yetersiz hissedecektir. Bu da yine bireyin kişisel hayatını etkileyen olumsuz bir etken olacaktır. Ekonomik kaygı bireyin kendisini güvensiz hissetmesine sebep olacaktır. Hem kendisine karşı hem de bakmakla yükümlü olduğu bir ailesi varsa onlara karşı utanç duyacaktır. Daha fazla sorumluluk hissedecek ve yerine getiremediği her gün kendisini daha da yıpratacaktır. Bulunduğu konumu kaybetme ve daha kötüsüne maruz kalma düşüncesi bireyi saldırgan ve agresif bir tutuma sevk edebilecektir. Depresyon gibi durumlar da beraberinde gelecektir.

“Toplumun ışıklı yanı olduğu gibi gölge yanı da vardır ve umudunu yitirmiş insana en karanlık çekilmiş resimlerini gösterir.” (Emile Durkheim-İntihar) Toplumda yaşanan her kriz doğrudan birey üzerinde etkili olacaktır.  Durkheim yine İntihar kitabında, ekonomik krizlerin intihara eğilimli kişiler üzerinde ağırlaştırıcı etkisi olduğunu söyler. Sosyolojik bir sorun bireyin kendi yaşamına son vermesi kadar ciddi bir tetikleyici etkiye sahiptir. Belki çoğumuz sorunun asıl kaynaklarını hiçbir zaman göremiyoruz. Toplum, birey üzerinde doğrudan etkilidir. Toplum bireylerden oluşur, birey de bu toplumun içerisinde yaşar. Dolayısıyla birey, içinde yaşadığı toplumdaki her olay ve olgudan etkilenecektir. Bu yüzden kişisel olarak sorun yaşadığı, bunalıma girdiği, kötü hissettiği, kendi içinde çözemediği çoğu sorun sosyolojiktir. Kendi içinde çözemediği kısmına dikkat etmemiz gerekir. Çünkü sorunlarımızın kaynağını tam olarak doğru analiz edemememizden dolayı onları çözmeye çalışırken kendimizi daha da dibe çekebiliyoruz. Oysa sosyolojik bir sorunu yalnızca kendi içimizde çözüme kavuşturamayız.

Ekonomik ve sosyal sorunlardan kaynaklanan göçler de hem göçün nedeni bakımından hem de zorunlu yer değişimi bakımından insan psikolojisi üzerinde olumsuz etkilere sahiptir. Uyum ve adaptasyon konusunda da, var olma mücadelesi konusunda da bireyde belli kaygı ve davranış bozukluğu yaratacak bir durumdur. Özellikle bireyin göç ettiği yerde kabul görmeme, toplumsal dışlanma gibi durumlar yaşaması yine bireyin psikolojisi üzerinde etkili olacaktır. Travmatik stres bozukluğu, anksiyete, depresyon gibi durumların yaşanması çok olası olacaktır. Ve bu da yine sosyolojik temelli bir sorundur.

Bir toplumda artan ekonomik sorunlar ve gelir eşitsizliğindeki artışlar suç oranın da artmasına sebebiyet verecektir. Suçu işleyenin de suça maruz kalanın da psikolojisi bundan etkilenecek ve korku, panik, strese bağlı ataklar, güvensizlik durumları hakim olacaktır ki gördüğümüz üzere yine bireyin psikolojisini etkileyen bu durumlar sosyolojik temellidir.

Çözmemiz gereken iklim değişikliği, türlerin soylarının tükenmesi gibi sorunlar da sosyolojik bir problemdir aynı zamanda. Çünkü iklim değişikliğine de soyların tükenmesine de çoğunlukla bizim davranışlarımız, yanlış ve umursamaz kararlarımız sebep oluyor. Doğanın dengesini bozmak bizim dengemizi de bozmamıza sebep oluyor. Çünkü doğadan etkileniyoruz. Bu etki hem fizyolojimizde hem de psikolojimizde olumsuz etkiler yaratıyor. Doğayı bozduğumuz, kirlettiğimiz her an kendimizi de bozuyoruz. Çevre ve insan sağlığı bağlamında 1982 yılında Paul Shepard tarafından yazılan çevresel sorunların insan hayatında yaratmış olduğu psişik durumları inceleyen “Doğa ve Anksiyete” adlı kitabı okuyabilirsiniz.

İklim değişikliği ve zihinsel sağlık konusunda gittikçe genişleyen araştırma literatüründe değişen iklim koşullarının travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), majör depresif bozuklukları (MDB), endişe, depresyon, karmaşık keder, suçluluk, vicdani travma, yıpratıcı iyileşme süreci, madde kullanımı ve intihar düşüncesini artırdığı ortaya konulmuştur (Berry, 2009: 453; Doherty & Clayton, 2011: 268; Coyle & Susteren, 2012: 11) Bu iklim değişikliği gibi ekolojik sorunlar bile sosyolojik bir sorundur. Bu sorunları yine toplumlar olarak bilinçsizce, umursamazca yaratıyoruz.

Kadının değer görmediği toplumlarda, kadına fiziksel ve psikolojik şiddetin hat safhada uygulandığını görebiliriz. Kadına karşı uygulanan toplumsal şiddet ve baskı, kadının çevresi tarafından gördüğü şiddetin altında ezilmesine ve susmasına sebep olmaktadır. Kadının hem fizyolojisine hem de psikolojisine zarar veren bu durum yine sosyolojik bir sorundur. Ve kadının yaşamında ciddi psikolojik bozuklukların yaşanmasına sebep olur. Kadının değer görmediği toplumlarda taciz, tecavüz, fiziksel şiddet gibi durumlar artış göstermekte bu da hem şiddete maruz kalan hem de kalmayan tüm kadınları etkilemektedir. Güvensizlik ve tehdit ortamı her kadını etkileyecektir. İstismara maruz kalan kadınlarda ise geri dönülmesi zor olacak psikotik durumlar oluşacaktır. Bu durum hem bireyin kendisini, hem çevresini hem de o toplumda yaşayan birçok bireyi etkileyecektir. Gördüğümüz üzere bu da sosyolojik bağlamda değerlendirilip çözülmesi gereken bir sorundur.

Yazıyı, Veysel Bozkurt’un “Değişen Dünyada Sosyoloji” adlı kitabından aldığım bir cümle ile bitirmek istiyorum; “ Her şeyde sadece kendimizi arıyoruz. Hepimiz daha ‘iyi bir yaşam’ istiyoruz. Ancak ekonomik ve siyasal krizler bazı gerçekleri acı bir biçimde hatırlatana kadar, ‘bireysel iyi’ olmanın yolunun, aynı zamanda ‘toplumsal iyi’ den geçtiğini unutuyoruz.

KAYNAKÇA:

  • İklim Değişikliğinin İnsan Sağlığı Üzerindeki Psikolojik Etkileri, Baran Barış ARAS, Kıvanç DEMİRCİ: Dergipark 
  • Ekonomik Krizin İnsan Davranışları  Üzerine Etkilerine Yönelik Malatya’da Bir Alan Çalışması, An Empirical Study In The City of Malatya Regarding The Effects Of The Economic Crises On The Human Behaviours, İsmail BAKAN, Müslüme AKYÜZ, A. Melih EYİTMİŞ, İnci Fatma DOĞAN: Dergipark
  • Sosyal Bir Problem Olarak İşsizlik ve Sonuçları, Nurşen ADAK
Yorum Yap

Yazar Hakkında

Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyoloji bölümü öğrencisiyim.

Yorum yap

Yorumlar (1)

  1. Toplumun sorunlarına çok güzel bir dille ve anlatımla değinilmiş, yazarın kullandığı makaleler ve kaynakçalar da çok iyi, mükemmel bir yazıydı. Elinize sağlık ✔️

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir