1. Ana Sayfa
  2. Kitap-Film Analizi
  3. Şahsiyet: Suç ve Vicdan

Şahsiyet: Suç ve Vicdan

Şahsiyet dizisini suç ve vicdan olguları etrafında incelediğim bu yazıda suç, suç olgusu,toplumsal hafıza ve vicdan, ataerkillik ve toplumsal cinsiyet kavramlarına değindim. Aynı zamanda repliklerden birebir alıntı yaptığım analizde sizlere iyi okumalar dilerim.

sahsiyet film analizi

Öz

Suç ve suçun meşruluğu toplumsal hayatta yer edinmiş olgusal bir gerçekliktir. Toplumsal hafızaya her gün bir yenisi hatta her dakika milyonlarcası eklenmektedir. Geçmişten günümüze suç olgusu çeşitli dönüşümler geçirmiş olsa da suçun meşruluğu çoğu zaman ortada iken; yaşananlara karşı gözlerin kör, kulakların sağır olması toplumsal sorunların meşruluğunu gözler önüne sermiş ama bu gerçekliği kimse görmemiştir. Görmezden gelinen bu gerçeklikler sanatsal yolla bireylere gösterilmektedir. Sosyolojik olarak bakıldığında; sanatsal faaliyetler toplumsal analizin yapılacağı bir alan yaratmaktadır. Dizi ve sinema açısından bakıldığında ise sinema sosyolojisi alanında incelemelerin yapılması ve bu incelemelerle toplumsal bir gerçekliğin farkına varılması muhtemel bir gerçekliktir. Yaşadığı toplumdan ve yaşanan kültürden beslenen yönetmenler, senaristler tam olarak bu durumu gözler önüne sererek; sanatsal bir biçimde unutulmaması gerekenleri ifade etmektedir. Türk dizi sektörüne bu açıdan bakıldığında; gündem yaratmayı başarmış olan, Onur Saylak yönetmenliğinde, senaristliğini Hakan Günday’ın ve görüntü yönetmenliğini Feza Çaldıran’ın yaptığı 2018 yapımı 12 bölümden oluşan gerilim ve suç dizisi ”Şahsiyet” tam olarak anlatılan bu duruma örnek teşkil etmektedir. Hukuk, adalet ve toplumsal vicdan gibi konuların işlenmiş olduğu hatta sosyal yaşantıya da göndermelerin bulunduğu, bireylerin kendilerini sorgulamalarına ve yeri geldiğinde toplumsal hayatı sorgulamalarına da neden olmuştur. Yaşanılanları ve unutulmuş olanları gözler önüne seren dizi; cesur ve politik sahneleriyle sert bir hikayeyi sert bir biçimde yüzümüze vurmuştur. Şahsiyet’te ; suç, toplumsal hafıza ve adalet, toplumsal vicdan gibi temalar incelenmektedir.

Anahtar Kelimeler: Suç olgusu, adalet, Şahsiyet, Suçun meşruluğu, Vicdan

Abstract

Crime and legitimacy of crime is a factual reality that has a place in social life. Social memory is added every day to a new one, even millions of minutes. Although the phenomenon of crime has undergone various transformations from past to present, the legitimacy of the crime is often obvious; The blindness of the eyes against the experiences and the deafness of the ears reveal the legitimacy of social problems, but nobody has seen this reality. These ignored realities are shown to individuals artistically. From a sociological perspective; artistic activities create a space for social analysis. For series and cinema, it is possible to make investigations in the field of cinema sociology and to realize a social reality with these studies. The directors, screenwriters and the nurtured from the society and the culture they live in reveal exactly this situation; it expresses what should not be forgotten artistically. Looking at the Turkish array sector from this perspective; The tension and crime series Şahsiyet (Personality) 2018, which consists of 12 chapters made by Onur Saylak, screenwriter Hakan Günday and cinematographer Feza Çaldıran, is an example of this situation. Law, justice and social conscience issues, and even references to social life, have led individuals to question themselves and, when appropriate, to question social life. The series revealing the experiences and forgotten ones; with its bold and political scenes, it has hit a hard story. In Personality; crime, social memory and justice, social conscience.

Keywords: Crime, Justice, Personality, Legitimacy of Crime, Conscience

1.Giriş

Globalleşen ve gittikçe karmaşıklaşan modern dünyada teknolojinin de yaygınlaşmasıyla birlikte suç olgusu toplumda yeni dinamikler ve görünümler kazanmıştır. Kazanılan bu görünümler nerdeyse toplumun her kesiminde görülmektedir. Fiziksel şiddet, psikolojik şiddet ve daha nice şiddetler de bu suç unsurlarından bazılarıdır. Yazılı hukuk kurallarının ihlal edilmesi olan suç olgusuna sosyolojik açıdan bakıldığında suçun toplumsal yaşam içerisindeki görünümleri inceleyen suç sosyolojisi disiplini doğmaktadır. Bu disiplin alanı toplumda doğmuş olan sapmalar ve norm yokluğunun incelenmesini ve toplumdaki sorunların temelindeki normsal hareketleri içerisinde barındırmaktadır.
Hem insanlığın var oluşundan bu yana karşılaştığı sosyolojik bir olgu hem de birçok bilim dalına konu edinmiş olan suç günümüzde önemli bir sosyal problem haline gelmiştir. Suç bütün toplumlarda var olan bir olgudur (Yıldırım,2014).
Suç bireylerin doğalarında var olduğundan toplumsal açıdan da bakıldığında her toplumda görülebilmektedir. Suç eğilimlerinin olmadığı hiçbir toplum yoktur. Bireylerin sosyal yaşantıda nasıl davranması gerektiğini belirten ve o kurallara dayalı yaşam sürmesini sağlayan sosyal normlar bulunmaktadır. Yazılı ve yazısız olmak üzere ayrılmış olan bu sosyal normlar bireyler üzerinde yaptırımı olan büyük bir etkiye sahiptir.
Suç insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Bilinen ilk adam öldürme suçu Adem ile Havva’nın ilk çocukları olan Habil’in kıskançlık nedeniyle kardeşi Kabil tarafından öldürülmesi suçudur. Kıskançlık nedeniyle meydana gelen bu suç ile birlikte başlayan suç zinciri halen devam etmektedir ( Yıldırım, 2014).

Önerilen Yazı
“Soni” Filminin Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Analizi

Toplumsal yapıdaki çözülmelerle ortaya çıkan suç olgusu; kendini sapma davranışlar yoluyla da göstermektedir. Her sapma durumu suçu yansıtmasa da her suç bir sapma durumunu yansıtmaktadır. Toplumsal sapmalar bireylerin yaşadığı toplumdaki gelenek göreneklere aykırı olmasıyla ortaya çıkmaktadır. ”Sapma tolerans sınırını aşan, ihlali veya tamamen reddetmeyi içeren davranışlardır”(Bal,2016).
Modernleşmeyle beraber geleneksel toplumdan kopmuş olunan, artık ikincil ilişkilerin ortaya çıktığı ve çıkar dünyasının hakim olduğu günümüzde; suç oranlarının artması, toplumsal sapmaların büyük artışlar göstermesi, toplumdaki değerlerin çözülmesi ve bu değerlerin artık yok denilecek kadar azalması bireylerin eylemsel hareketlerinde büyük farklılıklarının olduğunu göstermektedir. Adaletin yerini bulmadığı durumlarda ortaya çıkan toplumsal vicdan ve toplumsal adalet duygusu ağır basarken; diğer yandan duyulan korku, vicdanın ve adaletli olanın yerine getirilmesinin önüne geçmektedir. Bireyler artık her şeye duyarsızlaşarak tabiri caizse ”dilsiz şeytanlar” olmuşlardır. Toplumsal baskı bireylerde kimi zaman suç işleme potansiyelini yaratırken kimi zaman korku içerisinde her şeyi bilmelerine rağmen susmalarını sağlamıştır.

Medyada sunulan haberler, yaratılan algılar da toplum üzerinde büyük bir etki bırakmaktadır. Geçmişten günümüze çok fazla artış göstermiş olan üçüncü sayfa haberleri kimi zaman medyaya hiç yansımayan fakat toplum içerisinde var olan şiddet içerikli toplumsal durumlar, bireylerin korku ve panik yaşamasına neden olan uyarıcılarla birleşerek suçun ya da suç korkusunun doğmasına neden olmaktadır. Medya yaşanılan dünyanın algılanmasında önemli bir yere sahiptir. Diziler, filmler kimi zaman toplumsal gerçeklerin yansıtıldığı kimi zaman ise hayal dünyalarının yansıtıldığı bir alan olmaktadır. Filmler ve diziler yaşanılan toplumdan beslenmektedir. Özellikle sinema ve diziler açısından bakıldığında toplumsal gerçekliğin ve bilincin bir anlatım şekli olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Toplumsal yapının ürünü olan sinema ve diziler aynı zamanda toplumsal yapıya bağlı olarak değişim ve gelişim göstermektedir. Günümüzde suç ve gerilim dizi ve filmleri yaygın bir şekilde bulunmaktadır. 2018 yapımı olan Şahsiyet dizisi suç ve gerilimin tavan yaptığı, adeta görsel bir şölenle; renkler, tonlamalar, eşyalar, özellikle Agâh Bey’in çorapları, kıyafet seçimleri, gölgede kalmışlarıyla ve naklen yansıtılmış olanlarla muazzam bir şekilde toplumdaki gerçekliğin yansıtılmış olduğu dizinin görüntü yönetmenliğini Feza Çaldıran’ın, sert bir dille yüzümüze çarpıtılmış olan gerçekliğin senaristliğini Hakan Günday’ın üstlendiği ve izleyenleri kendisiyle bir vicdan muhasebesi yaptıran Şahsiyet dizisinin yönetmenliğini ise Onur Saylak üstlenmiştir. Alzheimer hastası bir seri katili canlandıran Haluk Bilginer, canlandırdığı Agâh Beyoğlu rolüyle Uluslararası Emmy Ödülleri’nde 2019 En İyi Erkek Oyuncu ödülünü almıştır. Şahsiyet dizisi toplumsal olaylara karşı duyarsızlaşmanın, vicdanın ve cinsiyetçi yaklaşımların anlatıldığı bir gerilim suç dizisidir.
Dizinin konusuna kısaca değinmek gerekirse; emekli bir adliye memuru olan Agâh Beyoğlu, Beyoğlu’nda yalnız ve münzevi bir yaşam sürdürmektedir. Mebrure Apartmanı 10. dairede yaşayan Agâh Beyoğlu kendisine konulan Alzheimer teşhisiyle beraber; daire 8’i bir vicdan arşivi olarak kullanmaktadır. Bütün anılarını unutacağını bilerek, unutmayı ertelediği düşüncelerini yapmak için bir fırsat olarak görmüştür. Unutacağını düşünerek vicdan azabı çekmeyeceğinin bilinci içerisindendir.

”Sen zannediyor musun ki sadece sen Alzheimersın? Hepsi hasta. Yarın bir gün bir milli maç olur. Herkes her şeyi unutur. Bu millet neleri unuttu seni mi unutmayacak?”

Kambura: Vicdan Meselesi

”Nasıl bir adam olduğumu unutacağım. Yaşıyorsun ama yoksun.”
”Eğer hatırlamazsan her şeyi yapabilirsin.”
”Unutmak insana verilmiş en büyük hediyedir!”
Vicdan artık bireylerin unutmuş olduğu bir olgu olarak yer almaktadır. Kambura insanların üzerinde bir kambur olan fakat bu kamburluğu bir türlü atamadıkları, gerek korkularıyla gerek birbirlerine yapmış oldukları baskılarla vicdanlarını susturanların hatta vicdansızlığını konuşturanların yaşamış olduğu bir ilçe olarak karşımıza çıkmaktadır. İlçenin her detayında buram buram kaybolan insanlık, kadının değersizleştirilmesi ve erkek egemen toplumun kadın üzerindeki iktidarının belirginliği görülmektedir. Kötülüğün ana merkez haline geldiği Kambura bir yanda geleneksel bir dayanışma örneği gösterirken diğer yandan tecavüzün, ırkçılığın kendilerinden olmayanların ötekileştirildiği bir yer olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal hafızasını yavaş yavaş kaybetmekte olan Agâh Bey burada devlet memurluğu yaptığı süre zarfında vicdanına yediremediği ve 27 yıldır içinde tutmuş olduğu zamanında yardım edemediği 2 yıl boyunca tecavüze uğrayan kızın intikamını almaya başlamıştır. Kambura onun için bir vicdan meselesi haline gelmiştir.

Kadının Rolleri ve Toplumsal Baskı

Geleneksel toplumlarda kadın; ataerkil zihniyetin içerisinde ezilerek toplumdaki yerini sadece ev olarak görmüştür. Kadın sadece ev işlerini yapan, söz hakkı olmayan, erkeğin iktidarında sürekli ezilen bir toplumsal rol içerisindedir. Kadın eğer başında kocası yoksa kendini koruyamayacağını düşünerek hatta eğer ortada bir kız çocuğu varsa dizide geçmiş olan tabir ile ”kötü yola düşmemesi” için yeniden evlenmektedir.
” -Nesrin annen yok baban yok güçlü durmalısın. Kendi ayaklarının üzerinde duracaksın düşme! Nasıl düşmeyeceksin ki? Gençsin, çalışıyorsun.. Eve ekmek götürüyorsun ama erkek değilsin ki kadınsın… Ben bu dünyadan çok korktum Nevra illa bir adama tutunacaksın. O adam bu adam kendim adam gibi oldum, erkekleştim.
-Yalnız değilsin ki niye korktun?
– Ah be kızım senin bu Reyhan niye canına kıydı zannediyorsun?”
Ataerkil baskı ve korku kadınların kendilerini sığınacak bir dal aramaya itmiştir. Bu algı geleneksel toplumlarda yıkılmamış olsa da modern toplumlarda bir yıkım göstererek kadının güçlü olması gerektiğini ve toplumun her alanında var olması gerektiği düşüncesini yerleştirmiştir.

Ataerkil düzendeki toplumsal baskı her alanda kendini göstermiş olmakla beraber, küçük kıza tecavüz edilirken erkeğin suçunun olduğunun düşünülmemesi ve direk kadının suçlu bulunması ve nefsi müdafaada bulunamayışının bile rızası olduğunun göstergesi olarak kabul edilmesi ahlaki çözülmelerin yaşanmasının da göstergesidir. Diziye bu açıdan da bakıldığında birçok toplumsal olaya değinildiği görülmektedir.
”Utanması gereken sizler değilsiniz. Sizleri alınıp satılacak bir meta olarak görenler. Asıl onların utanması gerekiyor. Ne öğrettiler bize tam tersini. Eğer tecavüze uğradıysan sallamışsındır kuyruğunu.. Eğer sokakta laf atıldıysa oran buran görünmüştür. Sırf göğüsleri görünmesin diye kaç kız çocuğu Kambura’da kambur yürüyor farkında mısınız? O kambur var ya o çocukların kamburu aslında hepimizin sırtında.”
Kambura tam anlamıyla bir suç yuvası. Her suç bir sonraki suçun temeli, her suçun başlangıcı bir öncekinin acımasızlığı, vurdumduymazlığı, kör-sağır oluşu görmeyişi..

Önerilen Yazı
Snowpiercer Film Analizi

Suçun Meşruluğu

Sanayileşme ve kentleşme gibi hızlı toplumsal değişme dönemlerinde sosyal kontrollerin zayıflamasıyla ortaya çıkan anomi yani normların yokluğu modern toplumun hastalığı olarak Durkheim tarafından adlandırılmaktadır. Durkheim’a göre; bireysel özgürlük ve haklar için olan ayaklanmaların bu yöndeki taleplerin etkisiyle yeni meslek birlikleri ve loncaların etiklerine dayalı yeni bir toplumsal düzen olduğunu düşünmektedir. Merton ahlak çöktüğünde toplumun çöktüğünü ve kaos ortamı oluştuğunu belirtmektedir.
Suç modern toplumun kölesi, toplum ise suçun meşruluğunun ortaya çıktığı fakat suç olarak görülmediği kalabalıklar bütününü oluşturmaktadır. Toplumda bir suç işleniyor ve suçun suç olarak görülmesi istenmiyorsa; kalabalığı etrafına toplamak için çabalamak ve kendini bunun suç olmadığına inandırmak yeterli olarak görülmektedir. Şahsiyet dizisi bu noktada da büyük bir vurgu yaparak izleyenleri etkisi altına almaktadır.
Gladyatör tablosunun kendince açılımını yapan Agah Beyoğlu’nun torunu Deva;
”Başparmaklar Aşağıya. Başparmak aşağı ise o kişi arenada ölür. Başparmak yukarı olursa bir kişinin hayatını kurtarırsın. Bir kişinin yapması yetmez tabii.Birçok kişi yapacak ki bir işe yarasın. Yani kimin ölüp kimin yaşayacağına kalabalık karar vermeli. Kalabalık karar verecek ki meşru olsun ve bu insanlar da vicdan azabı çekmesin.Ne de olsa cinayete azmettirmek dimi bu? Ama böyle olunca hepsi suçu birbirine atabiliyor ve ortada suç kalmıyor. Aslında bu tablo bize diyor ki; eğer bir suçu işlemek istiyorsan ama suçlanmak istemiyorsan tek yapman gereken etrafına bir kalabalık toplamak. Çünkü bir suçu yeterince bir kalabalıkla işlersen o artık suç değildir. Peki bu işaretler bize neyi anlatıyor? Bir video koydun diyelim. Hiç tanımadığın insanlar karar veriyor dimi beğendim, beğenmedim.. yaşasın, ölsün Gördüğün gibi iki bin yıldır hiçbir şey değişmemiş be Süveyda. He artık tek bir fark var artık bunları yapamıyorsun, bunların üzerine tıklıyorsun.”

Adalet: Güven Yoksunluğu

Adalet, “dürüstçe yaşamak, kimseyi incitmemek ve herkese sahip olduğu şeyi vermek demektir.” Yunanlı filozof Ulpian.
Adalet toplumda her şeyden önce gelen bir güven duygusu oluşturmak durumundadır. Çünkü adaletin yokluğu toplumda güvensizliği beraberinde getirmektedir. Bu durum beraberinde toplumsal normların bozulmasını getirmektedir. Yaşanılan toplumda suçun artması ve bu durum karşısında hiçbir şey yapılmaması bireylerin adalete olan güven duygusunu sarsmaktadır. Şahsiyet dizisinde yer alan biçimiyle ifade etmek gerekirse, güç kimdeyse adalet onun elinde yer almaktadır.
Ateş Arbay üniversiteden çıktığında idealist genç bir gazeteci iken daha sonrasında inandığı gazetecilik profilinin olmadığını görerek gazeteciliğe olan güven duygusunu yitirmektedir. Bu durum adaletin olduğuna inancın kaybedilmesiyle paralel bir durumu yansıtmaktadır. Şöyle ki Reyhan 12 yaşında ve 2 yıl boyunca Kambura halkı tarafından tecavüze uğramaktadır. Agâh Bey durumu şu şekilde açıklamaktadır:
”1995 yılında Kambura Adliyesi’ne tayinim çıktı. İlk başlarda insanları çok iyi, güler yüzlüydü.. 1996 yılında 14 yaşında bir kız intihar etmiş. Reyhan. Anne babası ölmüş; anneannesi ile yaşıyor. Dosyasına ruhi bunalım yazılmış ve dosya kapanmış. Anneannesi bir günlük getirdi. Bu kızın başına bir şey geldi belki burada yazıyordur diyerek uzattı defteri. Kız her şeyi yazmış. Hakim, öğretmen, hırsız, polis, yoksul, zengin, okumuşu, cahili.. Kız daha 12 yaşında. Herkes tecavüz etmiş 2 sene boyunca. 53 kişi dayanamamış kıymış kendine. Günlükte savcının adı da var. Sonra hiçbir şey yapamadım. Korktum ben kimim ki basit bir devlet memuru. Beni ezerler.”
Adalet adaletsizliğin olduğu yerde başlarken; adaletsizlik adaletin olduğu yerde boyuna sürmektedir. Adaleti savunulduğu düşünenler , adaletin en temel düşmanı da olabilmektedir. Agâh Bey yıllarca adaletin içerisinde yer almış ; gördüğü adaletsizlikler vicdanını sızlatmış ve sonunda toplumsal hafızasını kaybetmeden vicdanının da sızlamasını istemeyerek kendi adaletini sağlamaya çalışmıştır.
” Hayatını adalete adamak Şahsi bir mesele değil; Şahsiyet meselesidir.”
”Aaa.. Yok ama bak şimdi sen karıştırıyorsun. Sen adaletle hukuku birbirine karıştırıyorsun. Adalet başka bir şey hukuk başka bir şey. Senin söylediğin hukuken olması gereken şey. O da hukuk varsa ama adalet başka bir şey. Adalet bu. Zaten adalet dediğin ne ki nefsi müdafaa, intikam geç kalmış bir nefsi müdafaa. Bu adam senin hayatını mahvetti.”

Sonuç ve Değerlendirme

Geçmişten günümüze suç toplumsal bir olgu olarak karşımıza çıkmıştır. Modern toplumun dönüşümüyle beraber suç ve suç algısı değişmiştir. Toplumsal gerçeklikten beslenen dizi ve filmler bu dönüşümün aktarılmasında önemli bir etken olmuştur.
Şahsiyet dizisi de toplumdaki çoğu sorunları gerek kurgusal olarak gerek görsel olarak muazzam bir şekilde işleyerek seyircinin ilgisini çekmeyi başarmıştır. Toplumun büyük yarası olan tecavüzler, cinayetler, herkesin bilip hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranarak suça ortak olması ve daha niceleri büyük bir titizlikle işlenmiştir. Her ayrıntısı ayrı ayrı dikkat çeken dizide olayın kurgusuna yönelik jenerikler, izlerken görülen ayrıntılar; faili meçhul cinayetlerden bahsedildiğinde gazeteci Uğur Mumcu’nun gösterilmesi gibi toplumsal hafızada yer edinerek izlerinin bulunduğu her şey ince ince dokunulmuş; hatta zaman zaman izleyicinin sorgulamasını sağlamıştır. Kambura masumların üzerindeki bir kambur olarak koyu bir distopyanın tam ortasında bulunan kadınları ve çocukları yutarak kaybetmiştir. Sinema ya da dizi yaratıcısı yaşadığı toplumun bir bireyi olmakla beraber karşılıklı bir etkileşimde bulunarak tam olarak günümüzü yansıtmaktadır belki de. Kimi zaman politikadan kimi zaman sosyal çevreden kimi zaman da içimizdeki şeytandan dem vurarak görmezden gelineni gözler önüne sermektedir.

”Türkiye’de seri cinayet olmaz, olsa olsa cinnet olur.”
ŞAHSİYET,2018

KAYNAKÇA

Ashford, Nigel Özgür Toplumun İlkeleri Hakkında Bir Çalışma Kılavuzu Principles for a Free Society: Study Guide ISBN 13: 978-975-6201-42-8 Liberte Yayınları: 2. Baskı: Nisan 2011, 1. Baskı: Şubat 2009
Yıldırım, Arzu Sosyo-Kültürel Yapı ve Suç Olgusu Arasındaki İlişki: Malatya İli Örneği, Şırnak Üniversitesi, Şırnak Meslek Yüksekokulu, ŞIRNAK; KMÜ Sosyal ve Ekonomı̇k Araştırmalar Dergı̇si 16 (Özel Sayı I): 1-7, 2014 ISSN: 2147 – 7833, www.kmu.edu.tr
Bal,Hüseyin Suç Sosyolojisi, Sentez Yayıcılık,2016

Önerilen Yazı
Maden Filminin Sosyolojik Analizi
Yorum Yap

Yorum yap