Sanat Sosyolojisi Bağlamında Sanat, Aile ve Toplumsal Cinsiyet İncelemesi

Çalışma kapsamında bireylerin psikososyal durumuna ve kararlarına yadsınamaz etkisi bulunan aile kurumunun sanat sosyolojisi kapsamında toplumsal cinsiyet rolleriyle olan etkileşimi ele alınmıştır.

sanat sosyolojisi

ÖZ

Aile bireyin psikososyal olarak etkilenmesinde büyük önem taşımaktadır. Bireyin sanat dallarına olan ilgisini belirlemesi de sosyalizasyon sürecinde ebeveynlerinin etkileriyle yönelimlenmektedir. Bu çalışmada bireylerin sanat dallarına yönelip sanatı meslek olarak seçmelerinde ailelerinin tutumları, toplumsal normlar, toplumsal cinsiyet rolleri ve maddi, manevi imkanların sunulması bakımından değerlendirilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Aile, Sosyalizasyon, Sanat, Sanatçı, Meslek.


SANAT VE AİLE KURUMUNUN İLİŞKİLERİ

Toplumsal hayatta aile kurumunun önemi büyüktür. Aile bizlere temel eğitimimizin ve kişiliğimizin başlangıcını hatta Türk toplumunda olduğu gibi bazı toplumlarda kişiliğimizin, büyüme evremizin uzun bir kısmını şekillendiren çok kapsamlı bir ortam sunmaktadır. Bu kapsamlı ortam sosyalizasyon sürecimize de pek çok katkı sağlamakta, hatta ve hatta sosyalizasyon sürecimizin başlangıç temellerini atmaktadır (Kayan, 2019). Sanat ise aile kurumu kadar sosyalizasyon sürecimize dahil olan, ailesel tutumlara, yönelimlere, içinde var olduğu toplumun kültürel örüntüleriyle ve eğilimleriyle sarmalanıp şekillenen bir yapıya sahiptir. Toplumun ve bireyin şekillenmesiyle bu denli ilgisi bulunan sanatın, aile kurumu ile de karşılıklı etkileşimi kaçınılmazdır.
Aile kurumunu oluşturan bireylerin yani ebeveynlerin, geleceğin sanat aktörlerinin yetişmesinde, sanat dallarının akademik bağlamda tercih edilmesinde yadsınamaz etki alanları bulunmaktadır. Sanat olgusuna katılan, oluşmasını sağlayan sanatçı, toplumsal bir varlık olduğuna göre, onun ürettiği sanat yapıtı da kuşkusuz toplumsal bir ürün olacaktır (Uludağ, 1996: 170). Toplumun içinde yetişen ve gelişen bireyin ilgileri doğrultusunda sanatsal yönelimi olursa; oluşturduğu ürün, yöneldiği sanatın ve sanatçı kimliğinin gelişimi, içinde doğup büyüdüğü ailesel normların etkisini yansıtması kaçınılmazdır.
Her birey birbirinden farklı özelliklere sahip olarak doğar. Bu farklılıklar fiziksel görünüş, zihinsel durumları da ilgi duyulan konuların çeşitliliğini de hatta ve hatta içine doğulan kültürün, sosyoekonomik düzeyin çeşitliliğini de kapsamaktadır. Yani doğuştan kalıtsal olarak getirilen birçok özellik varken bu özelliklerin kullanılıp geliştirilmesi ya da geldiği gibi kalması, körelmesi çevresel etkenlere bağlıdır. Ulusoy (2006)’ da örneklendiği gibi bireyin uygun bir fiziki yapıya sahip olması onun bir balerin olmasını, baleden hoşlanmasını veya bireyin güçlü bir ritim duygusuna sahip olması onun bir müzisyen olmasını, müzikle ilgilenmesini gerektirmez (Ulusoy, 2006: 126).
Bireyler doğuştan barındırdıkları yetenekler, doğdukları aile kurumunun nitelikleri, eğilimleri ve normatif değerleriyle değişerek gelişimini -yani olumlu olarak- ya da yeteneklerin olumsuz yönde etkilenmesini sağlayabilirler. Sanatçı ve sanat dallarının aileyle bu etki ilişkisinin bağlamı açısından illa doğuştan bir yetenek taşımaya ihtiyaç yoktur. Özellikle doğuştan bir yetenek barındırmayan ya da yeteneği fark edilmemiş bireyler de ailelerinin davranış örüntülerine bağlı olarak yeni sanatsal eğilimler edinebilirler.

Önerilen Yazı
Aile Kurumunun Toplumsal İşlevleri

Aile kurumunu oluşturan ebeveynlerin, sanat dallarına olan ilgisi çocuğun sanat birikimine doğrudan yansımaktadır. Sanatla daha önceden ilgili olan hatta sanatı icra eden konumda bulunan ebeveynlerin çocuklarının sanata yönelmesi, aksi konumdaki bireylerden çok daha olasıdır. Ailenin çocuğu sanat dallarına yönlendirip çocuğa hobi katma durumundaki tutumlarında sosyoekonomik konumun da önemli bir etkisi vardır. Ebeveynlerin sanata olan ilgisi ne kadar yoğun olursa olsun temel ihtiyaçları karşılama bakımından maddi zorluk çekiyorlarsa sanat dalları için gerekli eğitimi ve materyalleri karşılayamayacaklardır. Bu koşullar altında bulunan aile yaşantısında, çocuğa sanat eğitimi verilmesinin lüks bir tüketim gibi görülmesi muhtemeldir.
Bireyin aile ortamı yeterli sosyoekonomik düzeyi sağlıyorsa ailelerin eğilimleri doğrultusunda birey ilgisi olan sanat eğitimini almaya başlayabilir. Ailenin çocuğu hangi sanat dalına yönlendireceği ve çocuğu hangi konuda destekleyeceği bakımından içerisinde bulunulan kültüründe etkisi görülmektedir. Örneğin, Türk toplumunda erkeklerin, Latin dansları denilen paso doble, jive, chachacha gibi erkeğin dar ve normatif algılara göre daha kadınsı giyindiği ve davrandığı, kalça hareketlerinin yoğun olduğu dans türlerini yapması toplum bakımından hoş karşılanan bir durum değildir. Son zamanlarda toplumun normatif önyargılarının biraz daha kırılmasıyla beraber erkek çocuklarının bale vb. gibi sanat dallarına yöneldiği görülse de Türk toplumu için bu durum çok daha geç normal karşılanmaya başlanmıştır. Bu bağlamda aile erkek çocuğunu sırf içinde bulunduğu toplumun baskısından çocuğunu sakınmak adına, çocuk Latin danslarına ya da baleye ilgi duysa dahi çocuğu bu yönde maddi manevi desteklemeyebilir.
Aileler tarafından gerekli sosyal ortam, maddi koşullar sağlandığında sanatın herhangi bir dalına yönelen çocuğun potansiyeli açığa çıkarılarak gelişimi sağlanabilir. Sosyal ve maddi imkanları bulabilen ve ailesi tarafından da manevi olarak desteklenen çocuk, ilgili olduğu dalda devamlılığını sağladığı sürece ilerleyen yaşlarda gelecek kurma kaygısı ile karşısına iki adet tercih seçeneği çıkmaktadır. Bunlardan biri ilgilenilen sanat dalını akademik bağlamda meslek olarak seçmek. Diğeri ise sadece hobi olarak bir maddi getiri beklemeden devam etmektir. Tercih sürecinde de ailenin etkisi çok büyük önem taşımaktadır. Birey doğup büyüyüp gelişimi sürecinde kişiliğinin ve seçimlerinin temellerini attığı sosyalizasyon evresinin çoğunluğu aile bireylerinin etkisi altında sürdürür. Aile, sosyalizasyonu birkaç yönden etkiler. Çoğu insana göre aile belki de sosyalizasyonun en önemli bölümüdür ( Macionis, 2017: 121).
Bireylerin aile kurumu içerisinde hayatını şekillendirmesi ve bu şekillendirme bağlamında sanat dallarını akademik, mesleki boyuta taşıyıp taşıyamaması durumu çocukluk evresiyle başlamaktadır. Çocukluk evresinde birey kendisi bilinçli tercihler yapamayacağı için ebeveynlerinin isteği ve kendi ilgisi yönünde sanata yönlendirilebilir. Aksine çocuk yönlendirilmediğinde sanat dallarıyla hiçbir etkileşim içerisine girmeyebilir. Sanatsal potansiyeli yüksek olan bir çocuk dahi olsa bu potansiyel üstünde durulmadığında açığa çıkarılamayacaktır. Çocuk bu dönemde aile bireyleri doğrultusunda şekillenmeye meyilli olduğundan ebeveynlerinin tutumlarını örnek alacak hatta taklit etmeye çalışacaktır. Örneğin, ressam olan ve evde resim yapmak ile ilgili pratiklerde bulunan annenin çocuğu, annesini gözlemleyerek ressam olmak istediğini söylemesi çok muhtemeldir. Albert Bandura çocukların sosyalizasyonlarının en yoğun yaşandığı evrede, yani çocuklukta, çocukların taklit etmeye daha açık olduklarını araştırmalarıyla saptamıştır. Bandura, gözlemsel öğrenmenin ve taklit etmenin, yeni davranışların edinilmesinde büyük öneme sahip olduğuna inanır (McMartin, 2017:127). Çocukluk döneminin getirilerine bağlı olarak çoğu sanatçının ebeveynlerinden mutlaka birinin sanatçı olmasıyla bir bağlantı sağlanabilmektedir. Örneğin, Avusturyalı ünlü besteci Mozart, besteci ve müzisyen olan babası Leopold Mozart’tan dört yaşındayken piyano dersleri almaya başlamıştır. Diğer bir örnek ise 20.yüzyılın en büyük bestecileri arasında yer alan Dmitri Shostakovich’ in annesi Sofya Vasilyeva iyi bir piyanisttir ve o da tıpkı Mozart’ın ilk piyano dersini ebeveyninden alması gibi, ilk dersini annesinden dokuz yaşlarındayken almaya başlamıştır.
Bireyi çocukluk döneminden sonra zihnin ve kişiliğin karmaşıklaştığı ergenlik dönemi beklemektedir. Birey bu dönemde kendini tanıma ve kimliğini inşa etme karmaşasıyla zaman zaman aile üyeleriyle çatışma yaşayabilmektedir.

Önerilen Yazı
Hukuk Sosyolojisinin Önemi ve Hukukun Sosyal Mühendislik İşlevi

Bilindiği gibi bireyin sosyalleşmesi ilk olarak ailede başlar. Bu bağlamda ergenin sosyalleşme süreci aslında çocukluk döneminde başlamış ve ergenlik döneminde ise bu süreç ailesinin dışına taşarak okul çevresi ve dolayısıyla arkadaş grupları ekseninde hızla devam etmektedir. Bu sosyalleşme sürecinde ergen için önemli gördüğü konularda ailesi hala bir başvuru kaynağı olmaya devam etmektedir (Koç,2004: 238). Birey ergenlik döneminde psikososyal olarak bir benlik keşfine girer. Benlik keşfi sırasında kendini hangi alana, nasıl yönelteceği konusunda çocukluk dönemine oranla fikir sahibi olduğu bir konudadır. Kafası ve kararları dönemsel olarak karışık olsa dahi neleri sevip neleri yapmak istemediğini bilmektedir. Sanatı akademik alanda veya meslek olarak seçip seçmeyeceğine bağlı fikir örüntülerini ortaya koyabilir. Mesleki seçimler genellikle ergenlik dönemi yaşlarında yapılmaktadır. Yapılan seçimler üzerine ileriye dönük planlamalar ve çalışmalar gerçekleştirilir. Fakat sanat, yaratıcılık ve potansiyelin doğru bağlamda ortaya çıkarılmasını gerektirir. Bu durumda sanatın bazı dallarının gelişiminin sağlanması çocukluktan gelen fiziki gelişimden yararlanılması ya da zihinsel yaratıcılığı doğru yönde ilerletmek gibi daha erken dönemde eğitimi verilmesi mutlak olan olaylardır. Erken dönemde yani çocuklukta bireyler yönelim alma konusunda ailelerine bağlı olduklarından erken yaşta eğitim gerektiren dalların akademik seçilmesi ya da mesleğe altyapı sağlaması diğer sanat dallarına oranla aile kurumuna daha çok bağımlılık sergilemektedir.
Kişi ebeveyn desteği, etkisi ve kendi istekleri doğrultusunda ya da ebeveynleriyle uzlaşamayarak da olsa kendi isteklerine yönelmek çerçevesinde sanatı mesleksel olarak icra edip etmeyeceğinin kararına ortalama 18 yaşı ve artık üniversiteye başlama durumu itibariyle varmaktadır. Kişinin verdiği karar neticesinde geleceği şekilleneceğinden süreçte birçok endişe güderek çok kapsamlı düşünmesi gerektiğinin farkına varmaktadır. Bireyler karar aşamasına geldiklerinde ebeveynlerin ve kendi perspektiflerinden sanatçı olmanın ne gibi bir maddi getirisi olabileceği konusunda endişe duyarlar. Endişe kişileri sanattan vazgeçmelerini sağlayacak boyuta gelmeye genellikle ulaşmamaktadır. Çünkü çoğunlukla sanatçı olmak isteyen birey ve bireyin ailesi sanattan gelir kaynağı elde etmenin zorlu bir süreç olduğunun farkındadırlar. Bu sebeple seçimi yapan aile ve birey büyük bir beklenti içerisinde girmemektedirler. Türkiye’de bulunan bir Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileriyle yapılan bir araştırmaya göre öğrencilerin sanata yönelik kariyer inşası sürecinde şöyle bir sonuç saptanmıştır; Öğrencilerin tamamına yakını kısa sürede sanatı para kaynağı olarak görmemektedir. Öğrenciler sanat okulunu tercih etmelerindeki ana sebep sanata duydukları yüksek ilgi, sanatı bir yaşam biçimi olarak benimsemeleri ve kendi alanlarında yetenekli olduklarını düşünmeleri yer almaktadır. Kısa dönemde büyük gelirlere sahip olma beklentileri oldukça düşük olan öğrenciler sanatı sadece para kazanacaklarını bir alan olarak görmemektedir (Sankır, 2018: 74).
Genellikle sanat dallarını akademik yeterlilik alma boyutuna taşıyan ve meslek olarak icra etmek isteyen bireylerin maddi güdülenmesi yoğun değildir. Kişi sanatı, kendini doyuma ve hazza ulaştırma gerekçesi, ailesi içerisindeki bireylerden herhangi birinin onu yönlendirmesi durumuyla ve birçok sebeple mesleki boyutta seçebilir. Fakat bu seçenekler arasında sanat ve sanatçıya ödenen ücretlere bakıldığında, sanatçı statüsü toplum ya da bireyin kendisi tarafından atfedilen kişinin iyi bir mali geliri olması biraz da şansına bağlı olduğundan kişiler maddi güdülenmeler ile mesleki olarak sanatı seçme yönelimi çok göstermemektedirler. Bu bağlamda şansa bağlılık aslında doğru zamanda doğru mekânda doğru şekilde bulunma durumuna işaret etmektedir. Birey sanatını, tüketicisi olan ya da sanat kamusunun referanslarını kendine çekebilecek bir konumda icra ediyorsa doğru zaman ve mekân ilintisi boyutunda ilerleme ihtimali biraz daha artmaktadır. Örnek vermek gerekirse, şimdilerde doğru zaman da ve mekânda bulunarak daha elit sanat seçkinlerinin ellerinden tutması vasıtasıyla sanat camiasında çok ilerleyen kişiler vardır.

SANAT VE AİLE KURUMU İLİŞKİLERİ ÇERÇEVESİNDE TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ VE TOPLUMSAL NORMLARIN SANATA YANSIMASI

Toplumsal cinsiyet (gender), bir toplumun üyelerinin kadın veya erkek olmaya bağladığı sosyal konumlara ve kişisel özelliklere işaret etmektedir (Macionis, 2017: 328). Kadın ve erkeğin biyolojik cinsiyetinin (sex) yanısıra toplumun kadın ve erkeğe atfettiği ve neredeyse insanlığın varoluşundan bu yana süre gelen özellikler sanata yönelen bireylerin eğilimleri içinde inkâr edilemez bir etkiye sahiptir. Cinsiyetlere atfedilen bu roller çağların tarihsel evrimine göre anaerkil ve ataerkilliğin izlerini yansıtarak ne kadar değişime uğrayıp gelse bile toplumsal cinsiyet rolleri toplumun her kesiminde öneme sahiptir. Toplumsal cinsiyet rolleri, toplumsal kabul görülen normlarla beraber toplumdaki her kişiyi etkilediği gibi aile oluşturan bireyleri de etkilemiş, bu etkileri çocuklarının seçimleri üzerinde yansıtışlarını ortaya çıkartmıştır.
Toplumsal normlar ve toplumsal cinsiyet rolleri bireylere bebeklikleri itibariyle yansıtılmaya başlamaktadır. Örneğin kız çocuklarına ev temizleme eşyaları; vileda, ev süpürgesi gibi oyuncaklar alınır ve içsel olarak o yöne ilgili olmaları o tür işleri yapmanın kızlar için sorumluluk olduğu baskılanırken, erkek çocuklarına; çekiç, vida, inşaat arabaları gibi araçların oyuncakları alınmakta ve erkek çocuklara da kızlarda olduğu gibi daha güç gerektiren işlere kızlardan daha çok yönelmelerinin onlar için sorumluluk ve zorunluluk olduğu diretilmektedir. Bu durum ailelerin, çocuklarının sanata yönelmesi bağlamında da görülmektedir.
Modern çağa bakıldığında aileler çocuklarını belirli alanlarda kurslara gönderip onların da hobi edinmelerine maddi kaynakları el verdiğince sıcak bakmaktadırlar. Çocuklarını hobi kurslarına, eğitim akademilerine gönderme fikrine karşı sıcak olan aile, toplumsal normların getirilerine bağlı olarak ansızın bu fikirden bir anda uzaklaşabilmektedirler. Örneğin, ebeveynleri arasında dans dallarının herhangi biriyle ilgilenmeyen bu sanatı icra etmeyen bir erkek çocuğu ailesine eğitim almak istediği sanat dalının eşli danslar, bale, Latin dansları olduğunu belirttiğinde ebeveynlerinin tepkisi muhtemelen normlara dayalı baskılar çerçevesinde izin verici bir tutum olmayacaktır. Çünkü özellikle Türkiye’de toplumsal normlara dayalı önyargılar bireylerin kişisel zevklerinden ve mutluluklarından daha ön planda olduğu için aile muhtemelen kendi içinde erkek çocuğunu istediği dala yönlendirme de biraz olsun istekli olsa bile akrabaların, dışarıdakilerin çocuklarına ve kendilerine yaşatacağı baskıdan dolayı erkek çocuklarını dans eğitimi alması konusunda ikna olmayacaklardır.

Önerilen Yazı
Clark Hull’un Yeni Davranışçılık Yaklaşımı ve Burrhus Frederic Skinner’in Radikal Davranışçı Yaklaşmının Karşılaştırılması

2017’ de toplumsal cinsiyet rollerinin erkek dansçıların, dans sanatını icra etmek bağlamındaki kararlarını etkileme yönündeki eğilimlerini araştırmak için yapılan bir çalışma da erkek dansçıların çoğu, kendileri bile erkeklerin dans etmelerine dans eğitimine başlamadan önce sıcak bakmadıkları hakkında görüşler belirtmişlerdir. Ailelerinin onları desteklemediklerini ancak ve ancak yarışmalarda başarı elde ettiklerini, çeşitli projelerde yer aldıklarını gördüklerinde biraz olsun önyargılarının kırıldığını anlatmışlardır. Dansın toplumun belirlediği erkeklik sınırlarını ihlal edici özelliği katılımcıların; aile, komşu, yakın erkek arkadaş ve sosyal çevrelerinden önyargılı ve aşağılayıcı tepkilerle karşılaşmasına neden olmuştur (Kavasoğlu, Rençbereli, Yenel, 2017: 1772). Toplumun bu önyargılı ve aşağılayıcı tavrı görüldüğü gibi bireylerin sanat dallarının mesleki icrasında seçimleri değişime sürüklemektedir.
Literatürde yapılan birçok araştırmaya göre toplumun erkekler için belirlediği normlar göz önüne alındığında topluma göre erkek davranış normlarının dışına çıkan bireyler hayatın her alanında baskı uygulandığı gibi sanat dallarında da baskılandığı görülmüştür. Kıvrak olabilmenin kadınlıkla bizzat ilintili olduğu düşünülerek, dans sanatını seçen erkeklere ‘’ kadın gibi kıvırtma’’ denmiştir. Bu söylemle sanki kadın gibi davranmanın kötü, aşağılayıcı bir şey olduğu alt metin olarak dillere dolanmıştır. Tabi ki bu durum bir tek dans sanatı ve erkeklerin bu sanatı icra etmesi için ‘’kadın gibi davranmak’’ yargısıyla baskılanmalarını içermemektedir. Tarih boyunca sanatın birçok dalında kadınların sanatçı kimliği oluşturması, isimlerini duyurması da örselenmiştir.
Özellikle plâstik sanatlar alanında ünlü erkek sanatçılarla ilişkilerinde, eş, kardeş ya da sevgili olarak sanatsal çalışmalarda bulunan kadın sanatçılar çoğunlukla erkeklerle aynı düzeyde, hatta bazen onlardan üstün olarak değerlendirilen çalışmalar ortaya koyarak sanat tarihinde biz de varız diyebilmişlerdir. Kadının ve erkeğin yeteneklerinin eşit ölçüde verimli ve paralel geliştiği durumların yanı sıra, genellikle “kadın yeteneğinin” ilgili erkek partner (eş, sevgili, baba, kardeş) tarafından sömürüldüğü ve yok edilmeye çalışıldığı hatta yaratıcı payının dışlandığı ve geriye itildiği sanat tarihinde çeşitli örneklerle gözlemlenmiştir (Sankır, bt: 16).
Kız çocuklarının sanat eğitimine katılmak ve sonucunda da sanatı meslek olarak seçmek bağlamında yaşadıkları birçok problemden biri de ataerkilliğin çerçevesinde getirilen baskıcı baba, ağabey figürünün toplumsal normlarla birleşmiş hali olabilir. Freud’a göre ideal güzelliğin takdir edilmesi veya yaratılması, kültürel olarak yüceltilen ilkel cinsel dürtülere dayanır (Freud, 2019: 27). Bu ilkel cinsel dürtüler, cinsel kimliklerin baskılamak istedikleri yönlerinin üstünü daha da örterek aşırı baskıcı erkek rollerine bürünmeyi oluşturabilir. Kız çocuğu ortaokul çağlarında, ergenliğiyle birlikte kendine sanatçı bir kimlik seçmeye bu yönde eğitim almaya karar verdiğinde örneğin seçeceği dal dans ise babasının ya da ağabeyinin dans kıyafetlerinin dansı daha iyi yansıtması açısından var olan dizaynına karşı ‘’ Bizim kızımız böyle giyinemez.’’ Tepkisi alması olası bir problemdir. Dans için başka bir örnek daha vermek gerekir ise eşli dans kategorilerinde ‘’Bizim kızımız bir erkekle el ele dans edemez.’’ Tepkisi verilerek kız çocuğunun dans sanatında ilerlemesinin önünü kesilmiş olmaktadır. Hatta bu toplumsal yargılar nedeniyle çocuk meslek olarak icra etme yoluna baş koyduğu sanatın eğitimine bile adım atamamış olur.
Bireylerin aileleri tarafından, karşılarına toplumsal cinsiyet ve toplumsal normlara dayalı engeller çıktığında bu engellerin oluşmadığı en iyi aile modelinin, yani çocuğu sanata yönlendiren ve sanatı meslek olarak seçmesinde engel teşkil etmeyen ebeveynlerin, genelde hep sanata aşina olan veya çoğunlukla sanatı icra eden aktörlerden oluştukları görülmektedir.
Tarihsel süreçlerin ilerlemesi değişmesiyle beraber insanların sosyalizasyon süreçleri de bu değişimden nemalanmıştır. Modern öncesi ve kapitalizm öncesi toplumlarda sanatı meslek olarak seçmek el yeteneği gerektiren zanaatsal işlerle beraber nesilden nesile geçen bir konumda olsa da kapitalist toplumda sanatsal biricik olması gereken ürünler bile meta döngüsü içerisine girmiş arz talep ilişkileriyle elde edilen bir vaziyete bürünmüştür. Popüler kültürün ve modern dünyanın zevkleri istekleri bağlamında çeşitlenen sanat dallar ve sanat ürünleri artık değişen sürece ayak uydurmak zorundadır. Ebeveynlerin bu konudaki tutumu, norm olarak dans, müzik, resim ve plastik sanatların özellikleri uyumluluk gösterip göstermeyeceğinden çok ‘’Bu işten kazanç sağlanabilir mi? ‘’ sorununa evrilmiştir.
Sonuç olarak bireyin yetenekleri doğrultusunda işlemesi gereken sanatın mesleki seçimi ya da sanatçı olma süreci aslında daha çok toplumsal normlar ve etkilerle şekillenip ilerlemeyi sürdürmektedir. Bireyin bir sanat dalı konusunda çok yetenekli olmasının yanında onun sanatı icra edebilmesi için doğru zaman doğru mekâna sahip olması konusunda yeterliliği büyük önem taşımaktadır. Ailesinin ona aktardığı öğretiler, ebeveynlerin normatif değerlere verdiği önem bireyin seçimini tamamen olumsuz da etkileyebilmekte ya da bireye sanatı içinden geldiği gibi sürdürmesinde öncülük edebilmektedir.

Kaynakça

  • Freud, S. (2019). Kitle Psikolojisi. İstanbul: Olimpos Yayıncılık.
  • İrem Kavasoğlu, M. R. (2017). Dans Eden ”Erkek Adamlar”: Erkek Dansçıların Deneyimlerine Toplumsal Cinsiyet Analizi. Journal of Human Sciences, 1768-1777.
  • Kayan, S. E. (2020, 11 25). Aile Kurumunun Toplumsal İşlevleri. Sosyologer: https://www.sosyologer.com/aile-kurumunun-toplumsal-islevleri/ adresinden alındı
  • Koç, M. (2004). Gelişim Psikolojisi Açısından Ergenlik Dönemi. Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 231-256.
  • Macionis, J. J. (2017). Sosyoloji. Ankara: Nobel Yayıncılık.
  • McMartin, J. (2017). Kişilik Psikolojisi. Ankara: Nobel Yayıncılık.
  • Sankır, H. (2018). Güzel Sanatlar Lisesi Öğrencilerinin Sanatçı Kimliğinin İnşası ve Sanatsal Kariyer Planlaması Sürecinde Geliştirdikleri Yaklaşımlar ve Stratejiler.
  • Derleme içinde, Sosyal, Beşeri ve İdari Bilimlerde Akademik Çalışmalar (s. 60-81).
  • Sankır, H. (tarih yok). Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Anlamlandırılış Biçiminin “Kadın Sanatçı Kimliği”nin Oluşum Sürecine Etkileri. Hacettepe Üniversitesi Sosyolojik Araştımalar E-Dergisi.
  • Uludağ, K. (1996). Sanat Sosyolojisi. (s. 170). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi.
  • Ulusoy, M. (2006). Sanatın Sosyal Sınırları. Ankara: Ütopya Sanat Dizisi.
Önerilen Yazı
İbn-i Haldun’un Mukaddime Adlı Eserinin Çerçevesinde Ümran İlminin İncelenmesi
Yorum Yap

Yazar Hakkında

Ben Ecem Kayan. Hacettepe Üniversitesi sosyoloji bölümü lisans öğrencisiyim. Küçüklüğümden bu yana sosyal bilimler ve çeşitli sanat dalları üzerine ilgi duymaktayım. İlgimi çeken sosyolojik konularda araştırma yapmaktan hoşlanıyorum.

Yorum yap