Sinekli Bakkal Romanının İncelenmesi

Sinekli Bakkal romanı, II.Abdülhamid devri Türkiye'sine ayna tutan önemli bir roman olduğundan incelemeye değerdir.

Sinekli bakkal romanının incelenmesi

1.Metnin Genel Bilgileri

1.1.Metnin Özeti

Halide Edib’in “Sinekli Bakkal” romanı, 17.yy Osmanlı toplumunu, İstanbul’unu, mahalle kültürünü ve toplum yapısını panoramik şekilde gözler önüne seren önemli bir eserdir. Mahalle imamı Hacı İlhami Efendi’nin kızı Emine ve Sinekli Bakkal’ın sahibi Kız Tevfik birbirlerine aşık olurlar. Emine’nin evlilik için tek şartı, Tevfik’in oyunculuğu bırakmasıdır ancak Tevfik, evlendikten sonra gizlice oyunculuk yapmaya devam eder. Nitekim boşanırlar ve Tevfik Gelibolu’ya sürgün edilirken, Emine Rabia’yı doğurur. Rabia çok akıllı bir kızdır, öyle ki daha çok küçük yaşta dedesinin eğitimiyle çok güzel sesli bir hafız olmuştur. Peregrini, bir piyano hocası ve Hıristiyan bir din adamıdır ve dinini bırakıp İstanbul’a gelir. Dönemin padişahının yakın dostu, Zaptiye Nazırı Selim Paşa’nın konağına geldiği vakitlerde Peregrini, Rabia’yı Kuran okurken dinler. Bu sıralarda Tevfik sürgünden dönünce Rabia babasıyla yaşamaya başlar. Din hakkında kafası çok karışık olan Peregrini, Müslümanlığıyla Doğu insanını temsil eden, Rabia’nın kendisinden musiki dersleri aldığı, pek çok kişinin akıl danıştığı ve dinlediği Vehbi Dede’den Müslümanlık hakkında pek çok şey dinler. Bir gün Tevfik, Selim Paşa’nın alafranga oğlu Hilmi ve devrimci arkadaşlarının padişah karşıtı işlerine karışması sebebiyle yeniden sürgün edilir. Bu dönemde çeşitli olaylar gelişirken Peregrini Müslüman olarak Osman adını alır ve Rabia’yla evlenirler. Rabia zorlu bir hamilelik geçirir ancak 20 Aralık 1907 gecesi oğlu Recep’i dünyaya getirir. 1908’de II.Meşrutiyet’in ilanıyla sürgündekilere af çıkar ve Tevfik sürgünden döner.

Sinekli bakkal kitabı

1.2. Zaman ve Mekan

17.yy Osmanlı devrindeki istibdat dönemini –II. Abdülhamit devri- ve toplumunu anlatan bu roman, İstanbul’da Sinekli Bakkal’ın bulunduğu Sinekli Bakkal Sokağı ismi verilen mekanda gelişmiştir. Roman yaklaşık 1885 yılı civarından başlar, zira Rabia, olayların yaşandığı 1908 yılındayken yirmi yaşındadır. Yazarın ağzından okuduğumuz romanda eski bir zaman diliminden söz edilirken, eski Türkçe-Osmanlıca kelimelere çok sık rastlayabiliyoruz.

Olaylar çoğunlukla İmamın evi, Sinekli Bakkal Sokağı ve Selim Paşa Konağı’nda geçmektedir. İmamın evi, herkesin uğrak noktası olması sebebiyle romanın en önemli mekanlarından birisidir. “Eğer bir yabancı durur, su dolduran kadınlarla ahbaplık ederse ona mutlaka iki yer gösterilir. Biri Mustafa Efendi’nin İstanbul Bakkaliyesi öteki, arka pencereleri çeşmenin üstüne açılan imamın evi.” (Adıvar, 2015:14). “…Ne kadar acı ve sıkıntılı hatıralarla dolu olursa olsun, gene o ev, Sinekli Bakkal’ın biricik üç katlı evi. Bir nevi mimari abidesi” (Adıvar, 2015:429).

Sinekli Bakkal Sokağı, döneminin İstanbul sokaklarından birisidir aslında. “Evler hep ahşap ve iki katlı. Köhne çatılar; karşıdan karşıya birbiri üzerine abanır gibi uzanmış eski zaman saçakları. Ortada baştan başa uzanan bir aralık kalmış olmasa, sokak üstü kemerli karanlık bir geçit olacak…” (Adıvar, 2015:13). “…evlerin dışı 20 senedir değişmemişti. Saçaklar çarpık çurpuk, damlar mutlaka kar yağınca akar” (Adıvar, 2015:428)

Konak ise, dönemin Zaptiye Nazırı Selim Paşa’ya aittir. Selim Paşa, devlet adamı olmasından dolayı gücü temsil etmektedir. Bu evde ailesi ve hizmetçileriyle beraber yaşamaktadır. “… Rabia, Selim Paşa Konağı’nın geniş caddesine çıkınca yeni bir dünya keşfetmiş gibi sevindi. İki tarafı büyük bahçeler içinde, bahçe ortalarında konaklar, her kapının önünde büyük fenerler… Kapılardan birine uşağın ardı sıra girdi. Hanımelleri, yasemin ve akasya kokuları, fıskiyenin şırıltısı… Bunlar çocuğun yüreğine tatlı bir çarpıntı verdi” (Adıvar, 2015:38).

1.3. Karakterler

Rabia, Peregrini (Osman), Kız Tevfik, Vehbi Dede, Selim Paşa, Emine, İmam Efendi (İlhami) ana karakterlerdir. Romanda bulunan yan karakterler: Bilal, Rıfat Amca, Hilmi, Çingene Pembe, Sabiha Hanım ve Kanarya Hanım’dır.

Rabia: Emine ve Tevfik’in kızlarıdır. İnatçı, iyi niyetli ve yardımsever bir kızdır. Dedesi imam olan Rabia, sesi güzel olması sebebiyle yine dedesi tarafından hafız olarak yetiştirir. Küçük yaşta tüm İstanbul tarafından bilinen güzel sesli bir hafız olmuştur. Dedesine rağmen çok dindar bir karakter olarak karşımıza çıkmamaktadır. Doğu ve Batı kültürlerini harmanlayan, tek bir kültürün içinde yok olup gitmeyen (ne Şarklı ne de tamamen alafranga biri) bir karakterdir.

Peregrini/Osman: Papaz ve piyano hocası olan Peregrini, Hıristiyanlığı sorgulamaya başladığı dönemde İstanbul’a gelir. Selim Paşa’nın oğlu Hilmi’ye ders verirken küçük Rabia’yla tanışan Peregrini, Rabia’ya aşık olur ve zorluklarla da olsa evlendikten sonra Müslüman olmaya karar verir. Ancak kendini kabul ettirmesi çok zor olmuştur.

Kız Tevfik: Rabia’nın orta oyuncusu olan babasıdır. Vurdumduymaz, eğlence düşkünü bir karakter olan Tevfik, zenne rolünde ustalaştığı için “Kız Tevfik” ismiyle bilinmektedir. Mahalleye ismini veren Sinekli Bakkal’ın da sahibidir. Çoğunlukla sürgünde olan Tevfik’i yanlış batılılaşma örneği olarak görmekteyiz.

Vehbi Dede: Rabia’nın alaturka hocası olan Vehbi Dede, yumuşak huylu ve herkesçe sevilen, romanın bilge karakteridir.

Selim Paşa: Zaptiye Nazırı olan Selim Paşa, varlık, güç ve devleti temsil etmektedir. Padişah’ın gözüne girmek için birçok yol deneyen Paşa, Jön Türkçü oğlu Hilmi’nin aksine aydınlara karşı ve Padişah yanlısı bir karakterdir.

Emine: Rabia’nın annesidir. Babası İmam İlhami gibi ziyadesiyle dindar ve para sever biridir. Hamarat ancak asık suratlı ve kindar bir kadındır. 17 yaşındayken Tevfik’le kaçan Emine, Tevfik’in zenne rolü sebebiyle onunla bir türlü anlaşamayınca babasının yanına geri döner.

İmam Efendi/İlhami: Mahalle imamı, cimri ve çıkarcı bir karakter olan İlhami, yobazlığı temsil etmektedir. Yeniliği, eğlenceyi ve Batı kültürünü sevmez, bunları cehenneme giden yol olarak görür. Hitabeti kuvvetli olması sebebiyle mahalleliyi Batılılaşmadan uzaklaştırmak için cehenneme gitmekle korkutma çabaları, yobazlığının en önemli göstergesi olarak karşımıza çıkar.

1.4. Tarihi Özellikler

“…Meşrutiyet taraftarı olan Mithat Paşa’nın yardımıyla, 31 Ağustos 1876’da tahta çıkan Sultan II. Abdülhamid; üç kıtada, Avrupa, Asya ve Afrika’da toprakları bulunan bir imparatorluk, Adriyatik Denizi’nden Basra Körfezi’ne ve Kafkasya’dan Tunus’a kadar yayılan geniş bir devlet üzerine hükümdar olur” (“Yıldız Teknik Üniversitesi”, t.y.). 1876’da çıkarılan anayasa, padişahın hiçbir yetkisini etkilemeyip kısıtlamadığı için “göstermelik bir anayasa” olarak bilinmektedir. Ancak Avrupa’nın baskıları üzerine II. Abdülhamid Kanun-i Esasi’yi bir kenara bırakarak 1878’de “istibdat” dönemini başlatmıştır. Aralık 1878’de I. Meşrutiyet’i ilan eden II. Abdülhamid, Anayasal Monarşi düzenini getirmiştir. Monarşi, tek kişinin yönetimini ifade ederken, anayasal monarşiyle birlikte, halkı temsil eden bir temsilciler meclisi de yönetime ortak olmuştur. Bu dönemde monarşi destekçileri ve parlamenter sistem destekçileri arasında anlaşmazlıklar baş göstermiştir. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilan edilmesiyle birlikte istibdat dönemi sona ermiştir.

1.4.1. II. Abdülhamid Dönemi Kültürel Gelişmeler

   “Abdülhamid’in tahta çıktığı dönemde Osmanlı Devleti çok ağır şartlardaki dış borç yükünün altında ezilirken milliyetler sorunu yüzünden de ciddi bir karmaşa ve siyasi kriz içindedir (“Yıldız Teknik Üniversitesi”, t.y.).

1880’lerin başlarından itibaren her alanda “Müslüman millet” projesi gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Osmanlı toplum yapısının dini değerlere göre şekillenmesi hedeflenmiştir. Bu dönemde basın yayın, ekonomi, ulaşım, sağlık, eğitim gibi pek çok alanda yenilikler yapılmıştır. Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye’nin öncü olduğu “Terakki Muhaderat” isimli ilk kadın dergisinin yanında, Halide Edib’in de katkıları bulunan “Demet” dergisi de yayın hayatına başlamıştır. Bununla birlikte ilk kez gazeteler yayınlanmaya (Fransızca), ilk Türkçe gazeteler basılmaya başlanmıştır. “Türkçe’nin yanı sıra Fransızca, Arapça, Ermenice, Rumca ve Bulgarca versiyonları da bulunan Takvim-i Vekai bir resmi gazete işlevi de görmekteydi” (Atılgan vd., 2015:84).

“Abdülhamid’in çeşitli politikalarının görüldüğü bir başka alan eğitimdir. Abdülhamid döneminde yeni, modern okullar açılmış; ancak bir yandan da bu okullardaki müfredatta İslami ve manevi değerlere ağırlık verilmiştir” (Atılgan vd., 2015:81). “II. Abdülhamid dönemi eğitiminin önemli göstergelerinden olan idadîler ve sultanîler, sosyal mobilitenin ve ortak bir Osmanlı kimliği oluşturmanın aracı olarak görülmüştür” (Gündüz, 2008:263). Yani dinin ön planda olduğu ve Osmanlı kültürünün benimsetilmesi amaçlanan bir eğitim sistemi kurulması hedeflenmiştir. “Modern eğitim sisteminin yaygınlaşması taşradaki orta ve alt sınıfların çocuklarına yukarıya doğru hareketlilik için bir kanal oluşturmuş ve aynı şekilde eski geleneksel düşünme biçimlerine bir meydan okumayı gündeme getirmiştir” (Gündüz, 2008:273).

2.Yazar Hakkında

Halide Edip

2.1. Hayatı

Halide Edib Adıvar 1884 (bazı kaynaklarda 1882 olarak geçiyor) yılında İstanbul’da doğmuştur. Üsküdar Amerikan Kız Koleji’ne yaşını büyüterek yazılan Adıvar, bir öğrencinin ihbarı sonrası okuldan uzaklaştırılmıştır. Bunun üzerine eğitimini evden sürdürmüştür. Birçok eser çevirisi yapmış, uzaklaştırıldığı koleje geri dönerek İngilizce ve Fransızca öğrenimine başlamıştır. Adıvar, bu kolejden lisans derecesi alarak mezun olan ilk Müslüman kadın olmuştur.

İstanbul’un çeşitli yerlerinde öğretmenlik, I. Dünya Savaşı yıllarında da Suriye’de belli okullarda müfettişlik yapmıştır. Ancak o, 1919’da yaptığı Fatih, Üsküdar, Kadıköy ve Sultanahmet mitingleriyle bilinmektedir.  Bu mitingler sırasında doğaçlama şekilde söylediği “Milletler dostumuz, hükûmetler düşmanımızdır.” cümlesi simge haline gelmiştir. Hakkında soruşturma başlatılınca, eşi Adnan Adıvar ile birlikte cepheye Mustafa Kemal’in yanına gitmiştir. Kurtuluş Savaşı’nda sivil olarak yer almasına rağmen savaş kahramanı kabul edilmiştir. Savaş döneminde gazetecilik de yapan Adıvar, Anadolu Ajansı’nın isim annesi olarak bilinmektedir. II. Meşrutiyet sonrası yazarlığa başlamış, 21 roman, 4 hikaye kitabı, 2 tiyatro ve bunların yanında pek çok farklı eser vermiştir. İstanbul Üniversitesi’nde Edebiyat Profesörlüğü ve İngiliz Filoloji Kürsüsü Başkanlığı yapan yazar, bir süre milletvekilliği de yapmıştır. Sağlık sorunlarıyla üniversiteden ayrılıp evine çekilen Adıvar, 9 Ocak 1964’te vefat etmiştir.

2.2. Edebi Kişiliği

Yazmayı yazmak için sevmiş, yazarken sözcükleri kolay bulduğunu, tümceleri tamamladığını söylemiş, konuştuğundan daha kolay yazdığını vurgulamıştır. Tamamen itinasız olan, zaman zaman basit sentaks kurallarını bile dikkate almayan ve hayal sanatlarına pek az yer veren bu üslûbun, daha ilk romanlardan başlayarak Arapça ve Farsça tamlamalardan kaçındığını ve konuşma diline bağlı kalmaya çalıştığını söylemek lazımdır.” (Tezcan, 2012:9).

Halide Edib’in edebi kişiliğinin oluşmasında büyük etkisi bulunan 2 kişiden söz etmeliyiz: babasının arkadaşı Sırrı Bey ve hocası Rıza Tevfik. Sırrı Bey ile pek fazla gezen ve sanat, edebiyat, tiyatro hakkında birçok şey öğrenen Adıvar, Rıza Tevfik’ten Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca gibi diller hakkında bilgiler edinmiştir. Bu da, sanat ve felsefe alanında kendini yetiştirmesine yardımcı olmuştur. “Hayatı boyunca; üç padişah, iki otoriteye karşı isyan olayı, ikisi Dünya Savaşı olmak üzere toplam beş savaş, iki yönetim şekli, üç cumhurbaşkanı gören Halide Edip’in şahit olduğu darbeler ve değişimler ile yazarın bizzat ferdi hayatında edindiği zengin tecrübeler, onun elbette yazılarına da aksetmiştir.” (Mutlu, 2017:132).

Romanlarını üç gruba ayırmak mümkündür: ruh çözümlemesi üzerine romanlar, Kurtuluş Savaşı üzerine romanlar ve töre romanları. “Mahir Ünlü ve Ömer Özcan’a göre, Halide Edib Adıvar’ın romanlarında yarattığı kişiler, genellikle karakterleri ve katıldıkları olaylardaki davranışlarıyla, düşündüğü amaçlara uygun çizilen kişiler olmakla birlikte, kendi yaşam ve özelliklerinden izler taşımaktadır.” (Tezcan, 2012:11)

   “Türkiye’de Şark Garp ve Amerikan Tesirleri, Edib’in 1956’da telif ettiği ve aydın çevrelerince sıklıkla vurgu yapılan bir eseridir. Halide Edib burada II. Abdülhamid’e muhaliftir ve onun dönemini zararlı bir zaman aralığı olarak görür. Ona göre II. Abdülhamid’in 33 senelik saltanat dönemi hakikî bir duraklamadır.” (Gündüz, 2008:251).

3.Eserin İncelenmesi

3.1. Doğu-Batı Çatışması

Romanda dikkat çeken noktalardan bahsedecek olursak ilki, yaşanan Doğu-Batı çatışmasıdır. En basit örnek, mutaassıp bir karakter olarak gördüğümüz Selim Paşa ve aydın kesimden, Jön Türklere olan ilgisiyle gördüğümüz oğlu Hilmi’nin görüşleri arasındaki çatışmadır. “Hilmi, bir Genç Türk olarak Batı’nın değerlerini bütün yönleriyle üstün görürken, Vehbi Dede, Selim Paşa ve Rabia, Doğu’nun bizi biz yapan değerlerini yüceltir” (Şahin, 2011:1572). İlerleyen bölümlerde, Rabia ve Peregrini’nin sohbetleri sırasında, daha ileride evlilik hazırlıkları yaparlarken, Peregrini’nin alafranga görüşleri ve Rabia’nın Doğulu görüşleri sebebiyle bu çatışmaları çok daha fazla görebiliyoruz.

“Osman’ın alışık olduğu hayat tarzını düşünerek, Kanarya yukardaki iki odayı Avrupaî bir üslûpla döşemeyi teklif etti. Sabiha Hanım itiraz etti. Rabia, tabiî olarak Sabiha Hanım’ın fikrine terviç etti. Kavgaya ramak kalan uzun münakaşalardan sonra uzlaştılar, iki tarafı da memnun edecek bir hal sureti buldular. Arka odaya Osman’ın piyanosu ile rahat bir koltuk konacak, fakat uzun minder gene yerinde kalacak.” (Adıvar, 2015:344).

Saray çevresine kısaca göz attığımızda, bu sınıfta kendi milli gelenek ve değerlerimizden yozlaşıldığını ve Batı hevesine kapılmışlık ve taklitçilik görebiliyoruz. Dahiliye Nazırı Zati Bey’in konağındaki “Beyoğlu dükkanlarından alınmış eşyalarla dolu, alafranga özentisi evi”ne karşılık, Osmanlı-İslam değerlerinin, fakir Sinekli Bakkal Mahallesi’nde yaşatıldığı aşikardır.

Doğu-Batı çatışmasının yanında, çokkültürlülüğü ve Doğu-Batı sentezini de görebiliyoruz. Bu sentezin en büyük sembolü bir evliliktir. Evlilik, romanının idealize edilen ve geleneksel Türk kültürünü yansıtıcısı konumundaki Rabia ile Batı kültürünün timsali olarak romanda yer alan piyano hocası Peregrini arasında gerçekleşir. “Cevdet Kudret’e göre, böylece Batı ile Doğu birleşmiş olur.” (Tezcan, 2012:71). Berna Moran ise bunu daha farklı şekilde, “Doğu’nun Batı’ya manevi üstünlüğü” olarak yorumlar.

3.2. Din

Türk kültürünün birleştirici unsurları olarak din, mûsiki ve seyirlik oyunlarını görmüş ve romanını bunların merkezinde şekillendirmiştir. Dinin yasakçı ve korkutucu yönünü İlhami Efendi’ye, sevgi ve hoşgörü tarafını Vehbi Dede’ye temsil ettiren Adıvar, romanda İslâmiyet’i ve dinî mûsikiyi temsil eden asli karakter olarak Rabia’yı ortaya koymuştur.

Doğu-Batı çatışmasıyla beraber dini görüşlerin karşıtlığını da görmemiz ve hatta çatışmaların dini inançlar temelinde oluştuğunu söylememiz yanlış olmayacaktır. “Peregrini’nin din ile ilgili görüşleri, romanda Hilmi ve arkadaşları tarafından benimsense de özünde Peregrini her zaman bir şeye inanmak ihtiyacını duyar ve içten içe bunun sancısını çeker.” (Şahin, 2011: 1565).  “Bir Batılı olarak, akıl ve düzenin simgesi olan Peregrini, insanın hayat karşısındaki acizliğini dile getirirken, Vehbi Dede ise insan sevgisi, değerleri ve ruhuna önem verir. Burada Doğu-Batı çatışması, Batılı değerlerle Doğulu değerler arasındaki insan ve din algısını yansıtması açısından önemlidir.” (Şahin, 2011:1572). Bunun yanında Halide Edib, dinle ilgili düşüncelerini Vehbi Dede karakteri üzerinden aktarır. Rabia, diniyle bütün bir mevlithan olmasına karşın, Vehbi Dede’den aldığı eğitimin bir tesiri olarak, sırf tembelliğinden hayatında hiç namaz kılmamış Çingene Pembe’ye dahi tek söz etmemiş, inancını eleştirmemiştir.

3.3. Kadın İmgesi

Bu meseleyle ilintili olarak değineceğim diğer nokta, yazarın okura sunduğu kadın imgesidir. “Bu imge toplumda birbirine karşıt olarak algılanan bazı değerleri uzlaştırdığı için önemliydi.” (Moran, 2019:156). Zira Batılıların gözünde, Osmanlı toplumunda ev hanımlığı yapan bir kadın basit ve cahildir. Batılılar ise aydın kesimin ve uygarlığın simgesidir. Ancak Halide Edib’in romanlarındaki kadın kahramanlar bu genellemeyi bozmaktadır. “Çünkü bunlar hem Batılılaşmış hem de ulusal değerlerine bağlı kalmış, hem okumuş ve serbest hem de namus konusunda çok titiz, ahlakı sağlam kadınlardı.” (Moran, 2019:156).

Kadın, dönemi itibariyle toplumda yeni roller üstlenir. Rabia da dönemin yeni kadın imgesi olarak evinin dışına çıkarak yeni sosyal ortamlara girer. “Böylece olumsuz yönde kronikleşen kadın (yaşam alanı) algısı, yeni bir algıyla bireysel yaşamdan toplumsal yaşama doğru kayar.” (Şahin, 2011:1574). Rabia’nın kendini gerçekleştirmesi ve toplumda elde ettiği konuma bakarak, yazarın, Türk kadınına imkan verildiği takdirde kadının toplumu geliştirdiğini ve toplumsal hayata katıldığını gösterdiğini söyleyebiliriz. “Kendini gerçekleştirerek ataerkil yapının baskıcı ve tek tip yaşam algısını kıran Rabia/lar, genç bir kadın olarak mahalle ve zamanında, yeni bir kadın imgesi olarak belirir.” (Şahin, 2011:1574). “Adıvar, geleneksel kadın kimliği ve kadının toplum içindeki rolünü evlilik, çocuk doğurma, karı-koca ilişkisi gibi değerler üzerinden irdeler.” (Şahin, 2011:1573). Rabia’nın ölüm tehlikesini göze alarak doğum yapmakta diretmesi, Moran’a (2019:175) göre yaşamı sürdüren analığın, giderek, doğanın doğurucu ilkesinin simgesidir.

Halide Edib, yetiştiği koşullar ve aldığı eğitimlerin etkisiyle, kadınların eğitimine her daim çok önem vermiştir. “O, öncelikle şahsiyetleri yetiştirecek ilk kucak olan annenin yetiştirilmesini şart koşar. Ancak iyi yetişmiş, şahsiyet sahibi annelerin elindeki çocuklara gelecek emanet edilebilir; bu nedenle de eğitimde kadının rolü büyüktür, görüşündedir.” (Tezcan, 2012:66). Bu sebeple romanda, kız çocuklarının okula gönderilmeyip evlendirilmesine de parmak basmıştır. “Selim Paşa’nın kızı gelin olunca o civarda en yaşlı kız Rabia olacaktı. Nisan gelirse on sekizini bitiriyor. Halbuki Sinekli Bakkal’da on beş yaşından yukarı evlenmemiş kız yok.” sözleriyle de bu konuya dikkat çekmektedir (Akt. Tezcan, 2012:69).

KAYNAKÇA

  • Adıvar, H. E. (2015). Sinekli Bakkal. İstanbul: Can Yayınları.
  • Atılgan, G., Aytekin, E. A., Ozan, E. D., Saraçoğlu, C., Şener, M., Uslu, A., & Yeşilbağ, M. (2015). Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Siyasal Hayat. Yordam Kitap.
  • Çetinsaya, G . (2016). II. Abdülhamid’in İç Politikası: Bir Dönemlendirme Denemesi . Osmanlı Araştırmaları , 47 (47) , 353-409
  • Gündüz, M . (2008). II. Abdülhamid Dönemi Eğitimi ve İdeolojisi Üzerine Tartışmalar . Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi , (12) , 243-286 .
  • Moran, B. (2019). “Sinekli Bakkal”, Türk Romanı’na Eleştirel Bir Bakış içinde, İstanbul: İletişim Yayınları. s. 153-177.
  • Mutlu, G. ( 2017). Halide Edip Adıvar’ın “Mor Salkımlı Ev” ve “Sinekli Bakkal” Adlı Eserlerinin Biçim ve İçerik Özellikleri İle Değerler Eğitimi Açısından İncelenmesi. Akra Kültür Sanat Ve Edebiyat Dergisi5(12), 129-162.
  • Şahin, V. (2011). Kimliksel Değerlerin Çatıştığı Mekân :’Sinekli Bakkal’ Romanında Yapı ve İzlek. Electronic Turkish Studies, 6(3).
  • Şahin, V . (2018). Romanla Kimlikleşen Bir Yüz: Halide Edib Adıvar ve Edebi Yaratımları . Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi , 1 (1) , 1-8 .
  • Tezcan, T. (2012). Halide Edib Adıvar’ın Vurun Kahpeye, Sinekli Bakkal, Tatarcık; Peyami Safa’nın Sözde Kızlar, Cumbadan Rumbaya, Yalnızız Romanlarında Doğu-Batı İkileminde Eğitim Problemlerinin Karşılaştırılması (Master’s thesis).
  • Yıldız Teknik Üniversitesi Sultan II. Abdülhamid Uygulama ve Araştırma Merkezi. (t.y.).  II. Abdülhamid.
  • Erişim Adresi: http://sultanabdulhamid.yildiz.edu.tr/ii-abdulhamid/
Önerilen Yazı
Protestan Ahlakı ve Kapitalizm Ruhu Kitap İncelemesi

 

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba, ben Aleyna. DTCF Sosyoloji mezunuyum. Yüksek lisans yolunda emin adımlarla ilerliyor, her gün kendimi geliştirerek sosyolojinin hakkını vermek için uğraşıyorum. Alanımıza katkı sağlayabilmek ve edindiğim bilgileri sizlerle paylaşabilmek adına buradayım. :) Mail: aleynaseker@gmail.com

Yorum yap

Yorumlar (1)

  1. Songul Deniz 4 ay önce

    Cok basarili buldum roman incelemeni. Bilgilendirici, aciklayici.. anlatim dili de oldukca basarili

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir