snowpiercer film analizi

Snowpiercer filmi, atmosfere yapay soğutucu salınmasıyla sonucunda Dünya’yı buzul çağına döndürmesiyle başlıyor. “Wilford ise bu maddenin yapacağı etkiyi tahmin ederek bütün servetini Snowpiercer adını verdiği, yapay bir ekosisteme sahip olan dev bir tren inşa etmek için kullanmıştır. Aynı zamanda farklı ülkelerin demiryolu ağlarını birleştirerek Dünya’nın etrafını 1 yılda dolaşan bir ray hattı inşa etmiştir. Wilford, çocukluğundan beri trende yaşamayı hayal etmiş biridir ve inşa ettirdiği trene, elit bir tabakayı almıştır. Ancak trenin kuyruk bölümüne bir grup kaçak insan da binmiştir.”

Snowpiercer filminde, kuyruk bölümünde alt sınıf, baş bölümünde ise üst sınıf insanların var olduğu ve 17 yıldır durmamış ve halen devam eden bir tren yolculuğu vardır. İlk olarak kuyruk bölümünün yaşam tarzı gösterilmektedir. Bu bölümdeki sistemin işleyişini belirli figürlerden ve oyuncuların giyim-kuşam ve yeme tarzından anlamaktayız. Oynayacak bir topun olmaması, kirli kıyafet ve vücutlarından türlü bakım ihtiyaçlarının sağlanmadığını görülmektedir. Ayrıca bifteğin tadını bilmeyen Edgar ve tavuk isteyen kuyruk kısmına, ne olduğu bilinmeyen protein çubukları verilmektedir.

Trenin baş kısmında yaşamın nasıl olduğunu görmeden bile, alt kesimin yaşamına göre daha iyi olduğunu vurgulanmaktadır. Yaşamın her anında olduğu gibi, bu trende de sistemin işleyişine karşıtlık vardır. Treni eşit olmasa da iki kutba ayıran işleyiş sisteminde, olan kuyruk kısmının kendi içine ve daracık vagonlar arasında gömülmesini görebilmekteyiz. Bu trende iyiliğin Curtis ve kuyruk kısmına, kötülüğün ise Wilford ve trenin baş kısmında yaşayan kişilere atfedilmesi, insansal bir örgütlenme sürecine gönderme yapmaktadır. “Lokomotifi kontrol edersek tüm dünyayı kontrol ederiz. Geçmişteki tüm devrimler lokomotifi ele geçiremedikleri için başarısız oldu.” sözleriyle Curtis, bu örgütlenmenin liderliğini ele alarak kuyruk kısmı için iyiliğin simgesi olmuştur. Eşitsizliğin olduğu bu trende darbe planı kuyruk bölümü için kaçınılmazdır. Çünkü emniyet supabı görevini görecek herhangi bir yaptırım söz konusu değildir. Eşitlik yoktur. Bu yüzden kuyruk bölümünde havası alınmayan bir çatışma ortamı yaratıldığı için isyan yaratılması öngörülebilmektedir. Kuyruk bölümünün film boyunca yapmış olduğu davranışları vandallık olarak görülse de, aslında sistemin kendi yaptırımının sonucudur. Trendeki toplumda, gerçeklik ortadan kalkmış ve onun yerini simülasyon(Baudrillard) almıştır. Buna göre, artık “gerçek ya da hakikatle bir ilişkimizin kalmadığı ve tüm gönderen sistemlerinin tasfiye edildiği bir simülasyon çağına girilmiştir.” Herkes olması gerektiği yerde tasviri vurgulanarak simülasyon yapılmakta, gerçekle sahte olan arasındaki fark ortadan kaldırılmaktadır.

Filmde tren aslında bir gösteri toplumunu ifade etmektedir. Gösteri kendini hem bizzat toplum olarak, hem toplumun bir parçası olarak ve hem de bir birleştirme aracı olarak sunar. Gösteri olan tren, kendi kendisinin ürünüdür ve kurallarını kendisi koymaktadır. Görünen şey iyidir, iyi olan şey görünür olarak Wilford tarafından benimsenmiştir. Dolayısıyla, gösteri bütün diğerleri adına konuşan uzmanlaşmış bir etkinlik olan trenin baş kısmının yüceliğini sembolize etmektedir. Weber’in ideal tip bürokrasinin hiyerarşik yapılanmada, uzmanlaşmada ve kişisel olmayan ilişkilerle trende yaratılan bir gösteri toplumu olduğunu anlamaktayız.

Koşul-bağımlılık kavramlarını, tren mekânı üzerinde oluşturulduğunu ve bu düzenin 17 yıl bu kavramların çerçevesinde devam etmiştir. Bu kavramlar üzerine yapılmış olan teknoloji çalışmalarında, trenin işleyiş düzenini görebilmekteyiz. Bu trenin işleyişini etkileyen herhangi bir dış etken yoktur. Kaynak bağımlılık etkileri planlanarak, en azından tren için sıfıra indirilmiştir. Ancak ortak kültüre, ortak örgütlenmeye ve ortak çıkara sahip olan kuyruk bölümün de kurumların büyümesi ve karmaşıklaşması ile birlikte, mekanik-bürokratik denetim, iş görme ve teşvik mekanizmalarının yetersiz hale gelmesiyle, ortak örgüt kültürüne sahip olan taraf bir adım ilerleyen taraf olmaktadır.

İlk fotoğrafta filmde gösterilen bu sahnede, “sağlık taraması” adı altında görevliler küçük çocukları toplamıştır. Bu sahne izleyiciye, görevliler tarafından çocuklara aşı, ilaç ve her türlü sağlık desteği verileceğini bekletmiştir. Ancak görevli kadının bu beklentilerden ziyade çocukların sadece fiziksel boyutunu ölçmüş olması kafalarda soru işareti bırakmıştır. Kimin sağlığı için aslında sağlık taraması yapılmakta? Teknolojinin gücüne güvenilen bir trende sağlık taramasının daha kapsamlı olması beklenmektedir. Sonucunda ise çocuklara herhangi bir sağlık taraması yapılmadan belirli ebatlarda olan çocuklar trenin ön kısmına götürülmüştür. Devamında çocuğunun götürülmesine karşı çıkan babanın, nasıl cezalandırıldığını ve aynı zamanda bu trendeki cezaların yaptırımının nasıl olduğunu görebilmekteyiz. İşleyen düzende bir nevi hapis cezası da çekildiği için, kuyruk kısmına olan ceza vücudun herhangi bir kısmının dışarıda dondurucu soğukta tutularak, uzuvların donarak kaybedilmesidir. Burada oluşturulan örgütlü yapıda üst kesimin, alt kesime yaptırım sağlayabilmesi, otorite kurabilmesi için gerçek hayatta da var olan cezai işlemler uygulanmaktadır.

Curtis ve kuyruk bölümünün isyanı ile savaşın başlaması, vagonlar arasında ilerlemeyi sağlamıştır. Bu isyanın başlamasında “bireyler arasındaki güvene dayalı ilişkilerin, bireyleri bir araya getiren amaç veya amaçlara ulaşılmasına sağladığı katkı” var olduğu için kuyruk bölümünde ortak sosyal sermayenin olduğunu söyleyebiliriz. Ağlar, güven ve normların ortak olmasından dolayı, kuyruk bölümünün ortak çıkara dayalı sosyal sermayeleri olduğu görülmektedir.

Wilford’un kuyruk bölümünde sözcüsü olan Mason’u, kuyruk bölümünde konuşma yaparken görmekteyiz. Verilen cezai işlem süresince konuşma yapan Mason, kuyruk ve baş bölümünü fırlatılan ayakkabı imgesi üzerinden ifade etmektedir. “..ayakkabı değil, düzensizliktir. Bu 42 numara kargaşadır. Bu ölümdür.” Sözlerinden de anlaşılacağı üzere kuyruk kısmının baş kısma geçmesi dâhilinde düzenin bozulacağını belirtmektedir. Ayakkabı kafaya çıkarsa kutsal sınırın geçileceğini belirtir. Kuyruk bölümünün hiçbir zaman baş kısma geçmemesi ve geçtiği takdirde düzenin bozulacağını belirtmiştir. Hiyerarşik yapının bozulması, eşitlenmesi halinde sistemin çökeceği ve otoriteye uyum sağlanmasının önemini vurgulamıştır. Mason’un ayakkabı kafaya giyilmemeli sözünden hareketle misilleme yapılmasında üst kesime özenme ya da bir taklit kuramının olduğunu söyleyebiliriz. Kuyruk bölümünde yaşayanın, şapkayı Mason’un kafasına koyması da bir yansıtma-taklit(Tarde) etme örneğidir.

Kuyruk bölümüne protein çubuğu ile gönderilen mesajlarda, kendilerine yardımcı olacak kişiyi hapisten kurtarırlar. Filmde tasvir edilen hapis, günümüzdeki “morg”dur. Gerçek dünyada morga girildiği zaman geri hayata dönüşün olmaması, filmde ise hayata geri dönüşün bahşedilmesi aslında snowpiercere atfedilen tanrısal gücün göstergesidir. Devamında kapılar birer birer açılmaya devam ederken yedikleri protein çubuğunun yapıldığı alan gösterilmektedir. Hamamböceğinden elde edilen bu jöleyi yapan kişi de aslında kuyruk bölümündendir. Neden yapıldığını bildiği halde kendisi de yemektedir. Bununla birlikte sushi yiyen Mason’a protein çubuğu verip aynı durumu yaşatmaları da Adorno’nun bahsettiği, “mücadele ettiği şeye sömürülenin benzeyecek olmasının” bir göstergesidir. Filmin ilk sahnelerinde ön tarafa götürülüp keman çalmayı reddeden kemancının, ileriki sahnelerde hiçbir şey olmamış gibi keman çalıyor olması da mücadele edilen şeye benzemenin ta kendisidir.

Vagonlar ilerledikçe ellerinde baltalar ile onları bekleyen yüzleri maskeli cellâtlar vardır. Filmin bu sahnesinde hayatın her alanında olduğu gibi tren hayatında da kulluk kuvvetlerinin olduğu hatta bu hukuki yapının katmanlar arasında geçmeyi zorlaştıran ya da kişinin özgür düşüncesini dile getirtmeyen bir yapının olduğu tasvir edilmiştir. Tüm vagonların ayrımını yapan kapılar, tabakalaşmayı ve sınıfsal ayrımın sembolüdür. Aynı zamanda her kapının basit teknolojik kısa bir devreyle kolayca geçilebilir olup, sadece bu vagonun zor şartlarda geçilebilecek olması sınıflar arası geçişlerdeki basitliği tasvir etmektedir. Üçgen piramidin taban kısmına geçişkenliğin, akışkanlığın kolay; ucuna çıkılmasının da bir o kadar meşakkatli olduğunu göstermektedir. Burada esir alınan Mason ile birlikte vagonlar arası geçiş daha kolay olmuştur. Mason’u ekonomik varlık veya eğitim olarak görürsek, normal hayatta da olduğu gibi üst sınıflara çıkabilmenin ne kadar kolay olduğunu görebiliriz. “Masonunuz yoksa, kapıları açan anahtarınız da yok demektir.”

Bir sonraki vagonda öğretmen tarafından öğrencilere trenin yüceliği anlatılmaktadır. Trenin dışına çıkanların nasıl öldüğünü küçük çocuklara öğreterek temelden trene bağlılık oluşturulmaya çalışılmaktadır. Günümüzdeki eğitim sistemine vurgu yapılarak, çocukların yaşadıkları coğrafyaya ve ülkeye göre çoğunun nasıl beyninin yıkandığı da temsil edilmektedir. Eğitim adı altında sistemin devamı için ezberletilmesi istenen şeylerin çocuklara nasıl yön verdiği aslında tarihe nasıl yön verdiğini göstermeye çalışılmıştır. Çocuklar, trenin devamlılığının göstergesiyken aslında anlatılmak istenen toplumun, düzenin ve sistemin  devamlılığı için çocukların aldığı eğitimin ne denli önemli olduğudur. Eğitimin varlığını ancak doğru eğitimin varlığını savunan bu filme “öğrenmek akıntıya karşı yüzmek gibidir, ilerleyemediğiniz takdirde gerilersiniz” atasözünü hatırlatmaktadır. Aynı eğitim sürecinin bir dizi muhakeme yöntemine tabi tutulmasının, vagonlar arası kademeli ilerleme tarzının ve camın önünde duran iç içe geçmeli matruşkalardan bloom taksonomi yönteminin gerekli olduğunu anlayabilmekteyiz.

Vagonlarda ilerlemeye devam ederken kuaför, sera, akvaryum, sauna vb. modern yaşam tarzının olduğu betimlenmiştir. “Bu dizaynda örgütlü toplum, modern toplumu karakterize eden temel göstergelerdendir. Aynı zamanda hayatın bu yapılar içine geçtiğini ve daha fazla çekip çevrildiğimizin göstergesidir”(Aytaç, 2004, 190s). Günümüz dünyasında olduğu gibi trende ve modern örgütlerde olduğu gibi kural ve ilkeler benimsenmiştir. Açık şekilde görünen hiyerarşik yapı vardır(Aytaç, 2004, 193s). Aynı zamanda örgütlerde olduğu gibi tren toplumunda da önceden düzenlenmiş toplu davranışlar görülmektedir(Bozkurt,1975).

Son olarak Curtis, bir dizi serüven atlattıktan sonra baş kısım olan Wilford’un kapısının önüne gelmiştir. Edgar’ın ölümünü anımsar ve insan etinin tadını bildiğini bebeklerin de etlerinin tadının lezzetli olduğunu anlatır. Yakın arkadaşı Edgar’ın da bu bebeklerden biri olduğunu ve onu tam yiyecekken Gilliam’ın gelip kurtardığını anlatır. Lider Curtis’in rolü izleyiciye “Kimse masum değildir.” sözünü anımsatır.  Bir başka gözle bakacak olursak, tepeye ulaşabilmek için, kendimizden nefret edecek şeyler yapmamız muhtemeldir anlamını çağrıştırmaktadır.

Filmin final bölümünde trenin kalbi olan, baş kısmına Curtis sonunda girebilmiştir. Ancak Wilford ile sohbet ettikten sonra bildikleri anlatılandan farklıdır. Kuyruk bölümünün lideri olan Gilliam ile Wilford yakın dosttur.  Ancak Wilford ile ters düştükleri için kuyruk bölümünün lideri olmuştur. Her gece yaptıkları telefon görüşmeleri ve verilen mesajları Wilford’un göndermesi, çark gibi işleyen bu sistemde aslında hep üst katmanda olanın yönettiğini göstermektedir. Dolayısıyla “zayıfın yapacağı devrimin, yine güçlünün kazancı olacağı yönündeki mesaj, esasında insanlığın varlığının devamını sağlamak için tek yol olarak gösterilmektedir.”

Wilford, Snowpiercer’i insanın yaşam yolculuğuna benzetmektedir. Kuyruk bölümünün yoksulluğu ve baş kısmın zenginliği ile geçen 18 yılda, ve geçen sürenin 18 yıl olmasıyla çocukların sistemin devamı için gerekli olduğu mesajını gizliden gizliye verilmektedir. Bu gizli mesajlarla filmin devamında kuyruk bölümünden zorla alınan çocukların sistemde çarkların dönmesi için kullanıldığına şahit olmaktır Curtis. “Verilmek istenen en açık mesaj çocuklar, düzenin düzgün işleyebilmesini sağlayan bir çarktır.”

 Teknolojinin zirvesi olan trende, çocuk çalışan ve Wilford’un gözetlemesinin diğer gizli mesajı, bilgi üzerindeki tekelin emek sürecinin her bir adımını ve uygulama tarzını denetlemek üzere kullanılması ve emek sürecinin işçinin vasıflarından kopartılması hatta vasıflarını bilmeden uygulamak zorunda kalması “Taylorizm” çalışma kavramını akıllara getirmektedir. Wilford ve çalışanları beyaz yaka, kuyruk bölümünü de mavi yaka olarak nitelendirecek olursak; düzenin işleyişinde sadece teknoloji ve bilgi değil, kol gücünün gerekli olduğu anlatılmıştır. Çocuklar filmde bir tampon mekanizma görevi de görmektedir. Tren dünyasının ihtiyaç duyduğu bu dönemde, eksik kalan kurumların tamamlanması işlevini görmektedirler. Sosyal güvenlik ve ihtiyaçlar sağlandığı zaman, tampon mekanizma ortadan kalkacağı fikriyatını benimseten sahneler de bulunmaktadır.

Genelde güçlünün kazandığı, zayıfın kaybettiği filmlerin son sahnesinden farklı olarak, Curtis ve Minsu 2 çocuğu koruma altına alarak,   bir baba ve bir lider karakterini birleştirerek ebeveyn durumunun ve bilincinin önemini vurgulamaktadır. Ayrıca siyahi ve Koreli bir çocuğun sonunda kurtulmuş olması, ırkçılık kavramının yıkılıp kökten inşa edilmesi gereken bir toplumsal yapının olması gerektiğini vurgulamaktadır.

Trenin son derece yüksek teknolojide rasyonel bilgiye dayalı olarak ilerlemesi, “Weberyen bürokrasinin bir kez tam olarak kurulduktan sonra bir daha yıkılması mümkün olmayan bir yapısının olduğunu yıllarca devam eden tren üzerinden betimlenmiştir.” Ancak filmin sonunda trenin patlayıp, çocukların kutup ayısı ile karşılaşması, bunun insanlık için bir son değil bir başlangıç olduğunu anlatmaktadır. Aynı zamanda “sonsuz bir bürokratik yönetimin olmayacağını aklın demir kafesinden çıkılması gerektiğini” göstermektedir. Sürekli hareket halinde bulunan trende yaşayan bu toplum üyeleri, bürokratik organizasyonun doğru ve istikrarlı işleyişine bağlı hale gelir. İtaat duygusu, vagonlarda çalışanlar yoluyla tüm trene aşılanmaya çalışır. Disiplin hareketinin oluşturulması, trendeki tüm düzenlemelerin de temeli haline gelmiştir.

Filmin tamamında da göründüğü gibi kuyruk bölümünden baş kısma doğru uzan bu vagonlar; baş kısma doğru giderek genişlemekte, kişi başına düşen m2 artmakta ve insanların kullandığı eşyalar, ihtiyaçları da giderek artmakta olduğu görülmektedir. Gündelik yaşamda olduğu gibi tren içi yaşamda da “insan yoksullaştıkça daha az yer kaplamakta ve insanın sıkışabilme yeteneği artmakta” diyebiliriz. Müşterek bir yaşamın elde edilmesi için mekânın ve zamanın değil, toplumun değiştirilmesi gereklidir.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji Lisans Öğrencisiyim.

Yorum yap