Tanrı Kent Filmine Sosyolojik Bir Bakış

Tanrı Kent Filmine Sosyolojik Bir Bakış
tanri-kent-filmine-sosyolojik-bakis
0

Filmde öncelikle karnaveleks bir hava karşılıyor bizleri, bir yandan müziğin sesi bir yandan tavuğun kaçışı derken filmin içinde buluyoruz kendimizi. Fakat daha sonra tavuğun kaçışının simgesel olarak oradaki insanları temsil ettiğini söyleyebiliriz. Çünkü filmin başında da dendiği üzere, “Kaçarsanız ölürsünüz, kaçmazsanız zaten ölürsünüz.” Tanrı Kent adeta kendi başına bir ülke gibi sunar kendini bizlere. Diken’in de dediği gibi, çökmekte olan sivil toplum ve çelimsiz medenileşme süreciyle kendini belli eden vahşi bir bölgedir burası. İçerisindeki küçük çocukların dahi varlığını anlamlandırabilmesi ve toplumda var olabilmesi için silahlanması gerekmektedir. Üstelik birini öldürürken veya suç işlerken çocuklarda da büyüklerde de ahlak ve vicdan olgusuna rastlanmamaktadır. Favela adeta doğal bir durumda sunulmuştur ve bu fantezi mekanına yansımıştır. İçerisindeki oyuncuların gerçek gettolardan olması da filmde dikkat çekici bir diğer husus. Gerçeklerden esinlenerek yazılan bu filmde kartpostallardaki Rio’dan farklı bir ortama rastlarız. Bu bizlere gerçekleri nasıl gördüğümüzü de sorgulatır, günümüzde bu durum şu şekildedir; Sosyal medyada kişisel gelişim kitabı ve kahve paylaşırız fakat bunu paylaştıktan sonra kimse arkada kalan bulaşığı ya da mış gibi yaptığımız fakat okumadığımız kitabı görmez. İşte filmdeki bu getto bölgesi de okunmamış rafa kaldırılmış kitaplar gibi bu filmde. Herkes hatta polis bile olabildiğince uzak duruyor oradaki insanlardan. Açılmamış sayfalarının tozları kaplıyor filmi gittikçe ve 3 boyut karşılıyor bizleri. İlk bölümde daha aydınlık bir ortam görüyoruz. İkinci bölümde ise suça ve sapkınlığa doğrudan şahit oluyoruz. Tanrının ve adaletin terk ettiği, polisin neredeyse hiç uğramadığı bu yerde insanların kalbi de şiddetle kararmaktadır. Üçüncü bölümde ise artık herkes homo-sacer. Şiddet herkesi ele geçirmiş durumdadır, herkes gangster olmuştur ve bu onlar için gurur kaynağıdır. Filmde küçük çocuğun erkek olmak kavramına birini öldürmek ve soygun yapmak olarak baktığını görmekteyiz, sonradan anlaşılmakla birlikte Li’l Ze karakterinin genel ev baskınında bağlı olan herkesi öldürdüğünü görmekteyiz, üstelik bundan zevk alıyor. Yetiştiğimiz coğrafya sadece kültürümüzü belirlemiyor aynı zamanda kişiliğimizi de oluşturuyor. Bu noktada İbni Haldun’un “Coğrafya Kaderdir.” Sözünü hatırlamak da yarar olacaktır. Çünkü oradaki herkes için bulundukları mekan hayatlarını etkiliyor, öyle ki bu bölgede 20 yaşına kadar bile yaşamak uzun yaşamak oluyor, insanlar yoldan geçerken öldürülebiliyor ya da küçücük bir çocuk diğer arkadaşlarının da bir suçu olmamasına rağmen onların günahını canıyla ödeyebiliyor. Li’l Ze için oranın yöneticisi olmak öyle önemli ki büyücüye gidip kendisine daha fazla itaat edilmesi için büyü yaptırıyor. Kanunsuzluğun, kuralsızlığın baş gezdiği bu yer de polislerin de rüşvet aldığını görmekteyiz, vicdanlarını ve sözde görevlerini bir kağıt parçasına satan bu insanlar için de insan canının hiçbir değeri olmadığını görmekteyiz. Filmin ikinci bölümü yani kavgaların başladığı bölümde istisnalar bulunsa da asıl kopuş istisnaların kaidelere dönüşmesiyle yaşanır. Bu da bir sokak savaşı yaratır ve polislerinde buna dur demeye niyeti yoktur.

Filmdeki bir diğer husus toplumsal cinsiyet rollerindeki ayrımdır, kadın figürü şiddete bazı noktalarda teşvik etmektedir. Ayrıca kadınlar filmde ağlayan ve sevgililerini ya da eşlerini düzeltmeye çalışan tiplerdir. İhanet şiddetin tetikleyicisidir filmde. Ayrıca iki kadın arasında geçen cinsel hayatlarıyla ilgili bir konuşma hakkındaki Bülent Diken’in şu sözlerini paylaşmak çok yerinde olacaktır. “Anlatının odağı altyapıdan cinsel keyifle ilgili düşüncelere kayar, ahlak havasını ironiyle birleştirir, Faveladaki şiddeti eleştirirken Brezilya’ daki kurumların da (demokrasi, polis teşkilatı) bir eleştirisini sunar. Dini unsurlar (tılsımlar), cinsel semboller (muz) ve siyasi nitelemeler (sapık/zorba olarak Ze) favelayı bir ihlal mekânı olarak resmeder.” Semboller, bir toplumun içinde bulunduğu ruh halini en net yansıtan işaretlerdir ve bu toplumda var olmak için farklı olmak ya da acımasız olmak baş kriterlerdendir. Filmde cinselliği aynı zamanda bir güç göstergesi olarak görmekteyiz ve kadınları da cinsel birer obje. Şimdi diğer boyuta geçelim ve Tanrı Kent’ e Bauman açısından bakalım. Bauman küreselleşmeyi göçebelerin intikamı olarak tanımlar. Göçebelerin hakim olduğu bir toplumda asıl tehdit toprağa bağlı kalmaktır. Filmde de bunu görürüz orada yaşamaya çalışmak demek bir nevi ölmeyi beklemek demek. Bölgede kaybedecekleri bir şey yok, iktidar ilişkileri onları kendi yaşamına terk etmiş gibidir. Akışkan modernitede vur-kaç mantığı vardır, filmde de yapılan baskınlarla polis basit vur-kaç yöntemiyle müdahalelerde bulunmaktadır. İktidar, ortadan kaybolabilme gücüdür. Aynı zamanda bu hareketlilik, “Toplumsal katmanlaşmanın ve tahakküm hiyerarşisinin başlıca faktörlerinden biri, hatta en önemlisidir”. Sınıflar arası makasın giderek açıldığı dünyada onların mücadelesi hem yerleşik halkla hem de elit kesimledir. Ancak Li’l Ze’ nin başka bir yöntemi daha vardır, gücü elinde bulundurmak adına dışarıya kendisini tamamen kapamıştır ve ona göre sadece o labirent vardır. Hakimiyeti altına aldığını düşündüğü insanlar ve egemenlik. Ancak ilerleyen bölümlerinde görüyoruz ki şiddeti insanları susturmamış sadece kendisine daha fazla kin tutulmasına neden olmuştur. Buna en büyük örnek de kendi silahlandırdığı çocuklar tarafından öldürülmesidir. Bu getto şarkiyatçı bir dönüş aracılığıyla favela sınırsız bir keyif, ihlal ve sapkınlık mekanına dönüşür. Öyle ki filmin sonunda küçük çocukların mekanın onlara kalmasından aldıkları haz buna en büyük örneklerdendir. Filmde Rocket adlı oyucuya değinmekte de yarar olacaktır, yetiştirildiği ortamdan farklı olarak o dışarıya kapalı değildir, abisi çete üyesi olsa da Rocket, içinde bulunduğu mekanın üstüne yapıştırdığı bu tozlu havadan kurtulmak ister ancak bu damga onu bulur ve bir türlü başaramaz ta ki çektiği fotoğraf gazete de yayınlanana dek. O artık oraya ait olmasına karşın dış dünyayla tanışmış biridir ve tutkusu uğruna ölümü göze almıştır, bunun sonunda ise toplumsal konumunu değiştirmiştir. Onun sanata yönelmesi aynı zamanda kadınlara yaklaşması demektir. Yine de tüm bunlara rağmen cinayetleri duygusuzca resmetmesi aslında onunda onlardan biri olduğunun göstergelerindendir. Rocket’in dış dünyayla bu kadar geç tanışmasının ardında ihmal ve dışlanma vardır. Önyargı insanların gözüne bir perde olarak inmiştir ve bu noktada Luhman’ın sözlerini hatırlarız. Ona göre bu toplumun asıl sorunu kayıtsızlık ve ihmaldir. Castells ise çağdaş toplumda birbiriyle çelişen iki ayrı topoloji görür: “akışlar uzamı” ve “mekânlar uzamı”. Bunlar “birbiriyle yaşar ancak birbiriyle ilişkili değildir”

Filmde baba figürünün olmadığını ancak iki tane otorite figürü olduğunu görüyoruz. Bunlar yasa olarak otorite ya da şey olarak otoritedir. Tanrı kentteki şiddet, ihlalin bir sonucu olarak ortaya çıkar. İnsanları içine çekerek bir karadelik gibi yutan bu olgu dış dünyayla tamamen bir kopuşa neden olur. Yazının başında da değinildiği üzere fotoğraflardakinden farklı bir yerdir burası, ancak simülarkları içinde yaşamaları da onların her zaman dış dünyayla aralarında bir engel olacaktır. Bu filmde dalga filmine benzer esintiler görmekteyiz. Bir çeteye, ideale ya da arkadaş grubuna dahil olmak yaptıkları şeyler ne kadar kötü olursa olsun onları toplumda var ediyor. Filmin karnaveleks havayla başlaması ancak içerisinin sisli oluşu da yansıtmaların hayatta ne kadar önemli olduğunu bizlere gösteriyor. Şiddet, kime yapılırsa yapılsın kötüdür ancak bu şiddet çocukların canına mal oluyorsa her zaman daha kötüdür.

Kaynak
Diken, (2007).Filmlerle Sosyoloji

Yazar Hakkında

Ordu Üniversitesi Sosyoloji Mezunu, Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Öğrencisi

Yorum yap