Tüketim Toplumunun Marjinalleri | Çöpü Toplamak Kitabı

copu toplamak kitabı
copu-toplamak-kitabi
Didem Gür ve Mustafa Koçancı, Çöpü Toplamak, Bursa: Dora Yayınları, 2019, 294s.

Atık ya da geri dönüştürülebilir madde olarak insanlar tarafından nitelendirilen “çöp”, ihtiyaç duyulmayan ya da işe yaramayan nesnelerdir. Günümüzün “tüketim toplumu” olmasıyla birlikte hızla artan çöpler, insanlar tarafından türlü şekillerde yok edilmeye çalışılmıştır. İlerleyen zamanla birlikte çöplerin ekolojik olarak yavaş yok olması, çöpün geri dönüşümünü ortaya çıkarmıştır. Bu sürecin ortaya çıkardığı geri dönüşüm işçilerinin, kendilerine arzu edilebilir bir kimlik, kariyer veya statü vaat etmeyen bu mesleği nasıl yapar hale gelir? Toplum tarafından belirlenen onur yazgısını, geri dönüşüm işçileri neden bu şekilde değerlendirir? Tüm bu cevabı verilmemiş sorular, günümüz bağlamında kast sisteminin en alt tabakası olan “dokunulmazları” ve göreli artık nüfus olan “yedek işgücü ordusunu” kavramını geri dönüşüm işçilerinin yaşantısını anımsatmaktadır. Bu durum enformel sektörün müdavimi olan geri dönüşüm işçileri; ekonomik, çevresel vb. katkılarıyla emniyet supabı görevini görerek sosyal düzenin dengelenmesinde tampon mekanizma rolü oynamaktadır. Aynı zamanda geri dönüşüm işçisi, tüm bu görevlerin neo-liberal üretim sürecinde daha yoğun bir şekilde ortaya çıkan yabancılaşma sorunu ile de yüz yüzedir.

Son yüzyıl boyunca sosyal marjinalizasyon ile toplumun dışına itilmiş olan insanların sayısı artmıştır. Bu sebeple yoksulluk ve yoksulluğun beraberinde getirdiği dezavantajlar da kendini bir şekilde göstermiştir. Bu sosyal dışlanmanın gerçekleştiği, yoksul mahalle sayılarının artması ile birlikte gettolaşma da artmıştır. Sosyal dışlanma, ekonomik duruma bağlı olarak toplumsal statü ilişkilerini çeşitli şekillerde etkilemiştir. Yaşanan ekonomik ve sosyal değişimler, çoğunlukla iş yaşamını da etkileyerek enformel sektörün ortaya çıkmasını sağlamıştır. Sosyal dışlanmanın yoğun olarak yaşandığı, enformel sektörün alt katmanında geri dönüşüm işçilerinin olduğu görülmektedir. Giddens, toplumsal tabakalaşmayı insanların gruplaşmaları arasındaki yapısal eşitsizlikler olarak tanımlamıştır. Bu sınıfsal tabakalaşmada; endüstri, sanayi ve ekonomi olarak geride kalmış, gruplaşmalar arasındaki yapısallaşmış eşitsizliğin olduğu bu alana geri dönüşüm işçileri de dahil edilmiştir. Geri dönüşüm işçileri marjinalleşmiş bir grup ya da yaşam biçiminin dışında konumlandırılan bu tabakalaşma da alt sınıfta yer almaktadır. Aynı zamanda geri dönüşüm işçileri, çalışma yaşamında sürekliliği ve garantisi olmayan bir meslek grubunun da müdavimleridir.

Yoksulluk günlük temel ihtiyaçların tamamını veya büyük bir kısmını karşılayacak yeterli gelire sahip olmama durumudur. Özellikle, yiyecekiçecekbarınmagiyim-kuşam gibi temel ihtiyaçlara zor erişmek veya erişememek yoksulluk olarak tanımlanabilmektedir. Ancak kimi gelişmiş ülkelerde bu tanımın standartlarında değişiklik görülmektedir. Yoksulluk tek bir boyut, tek bir grup ya da belirli nitelikler etrafında toplanacak kadar kesin ve net bir konu değildir. Yoksulluğun konumu, sonucu ve farklı sosyokültürel durumlara göre hem durumsal hem de anlamsal bakımdan farklılık göstermektedir. Bu durum neticesinde geri dönüşüm işçileri, yeni neo-liberal anlayış çerçevesinde yoksulluğun farklı bir formunda yer almaktadır. Kent mekânında ortaya çıkan sosyal, ekonomik vb. değişimlerin yoksullukla bütünleşmesi, geri dönüşüm işçilerini sosyal dışlanma bağlamında etkilemiştir. Geri dönüşüm işçileri aynı zamanda toplumla bütünleşme hususunda da maddi ve manevi olarak yapabilirlikler düzeyinde yetersiz kalan ve bütünleşmenin sağlayabilecek programlar tarafından yeterince korunamıyor olmaları, dolayısıyla ayrımcılığa ve dışlanmaya maruz kalmaktadırlar. Bu doğrultuda yoksulluğa bakış açısı da değişkenlik gösterebilmektedir. Geri dönüşüm işçilerinin sadece maddi yönden değil, sosyal yönden de ihtiyaçlara sahip olduğu görülmektedir.

Yoksulluk tarihsel bir olgu olmakla birlikte farklı toplumlarda, farklı zamanlarda farklı şekillerde görülmüş bir kavramdır. Yeni yoksulluk tipinde oluşan sorunlar ise marjinalleşme, sınıf-altı duruma düşme ve sosyal dışlanma durumlarıdır. Geri dönüşüm işçilerinin yaşadığı yoksulluk sadece ekonomik açıdan değil; yaşama katılımda oluşan sorunlar, bu iş sektörünün enformel olması ve sosyo-kültürel bağlardan kopmuş olmasının da etkili olduğu görülmektedir. Geri dönüşüm işçileri, bu sorunların tamamıyla iç içedir. Yaşanan dönüşümler etrafında çıkan ekonomik krizler gelir dağılımında adaletsizliği arttırmakta, sosyal dışlanmayı arttırmakta ve geri dönüşüm işçileri toplumsal bütünleşme bağlamında çevresine göre geri planda kalmaktadır. Geri dönüşüm işçilerinin çalışma yaşamında düşük ücretlerin olması, bu alanda çalışan nüfusun fazla olması sosyal dışlanma ve marjinalliği keskin bir forma kavuşturmuştur. Kentsel mekân üzerinde kutuplaşma, etiketleme, mahrum edilme ve dışlanma geri dönüşüm işçileri için kabul edilmiş bir olgu haline gelmiştir. Aynı zamanda kentsel mekân üzerinde eşitsizliklere paralel olarak mekânsal ayrışmalar gerçekleşmiştir. Yoksulluk ve sefaletin yoğunlaştığı getto mahalleleri diyebileceğimiz, geri dönüşüm işçilerinin yaşadığı mekânlar kent üzerinde meydana gelmiştir. Bu işçilerin yaşadığı mekânlar, parçalanmayı değer yargıları üzerinden arttırmakla beraber, kentin olanaklarından yararlanmaları da kısıtlanmıştır.

Küresel gelişmelerden sonra insanlar, tarım sektöründen desteğin çekilmesiyle birlikte sanayileşme kapsamında kentsel alanlara teşvik edilmiştir. Ancak sanayi, bu yoğun kitlenin kapasitesini kaldırabilecek boyutta olmadığı için enformel yollardan hayatını kazanma stratejileri ön plana çıkmıştır. Ekonomik değişimlere bağlı olarak kültürel ve toplumsal alanda çıkan eşitsizlikler, enformel çalışmanın yanı sıra dışlanma sorununu da ortaya çıkartmıştır. Bu enformel iş hayatı geri dönüşüm işçileriyle kentte boy göstermesi, marjinal faaliyetlerin de sunulmasına olanak sağlamıştır. Marjinal faaliyetlerde ise iş gücü fazla, verimlilik düşük ve yoksulluk fazladır. Bu çerçevede yoksulluk ve enformelleşme birbirini destekleyen bir yapıda olmuştur. Geri dönüşüm işçilerinin yaptığı işte de olduğu gibi enformel sektörde çalışmaya devam etmek, yoksullaşmaların daha da önünü açar bir nitelikte olmuştur. Geri dönüşüm işçilerinin yaptığı enformel meslek; dışlanmanın ekonomik, kurumsal ve toplumsal boyutların hepsini zincirleme bir şekilde içinde barındırmaktadır. Geri dönüşüm işçilerinin dışlanma boyutu aslında formel iş hayatında yok sayılma ve mekansal düzende izole olma anlayışını içermektedir. İktisadi ekonomik hayatın yanı sıra sosyal hayatta kenara itilme, kentsel alanın dışında farklı bir alana püskürtülmeyi de ifade etmektedir. Bu işçilerin toplumsal hayattan izole olması bir anlamda da sosyal haklarını kullanmalarına engel olmaktadır. Aynı zamanda geri dönüşüm işçilerinin, toplumun bir parçası olabilmesi üzerinden şekillenen, sosyal bütünleşmenin gerçekleşmesinin önüne bir engeldir. Bauman, dışlanma söz konusu olduğunda norma uygun yaşama sahip olmayanların sebebi, diğerlerinin ulaştığı kaynaklara ulaşamaması olarak ifade etmektedir. Bu bağlamda geri dönüşüm işçilerinin dışlanması; bireysel ihtiyaçlarını karşılamayarak çıkan fizyolojik sorunlar, toplumdan koparak öz saygıyı ve güvenin yitirilmesi gibi çok boyutlu şekillerde oluşmaktadır. Geri dönüşüm işçilerinin büyük çoğunluğunun çalışma saatleri, ya sabahın erken saatleri ya da geceleri çalışmaktadırlar. Bunun önemli bir nedeni, toplumdan kendini dışlayan insanlarla karşılaşmamak olmaktadır.

Geri dönüşüm işçilerinin yapmış olduğu bu enformel sektör; uzmanlaşma, eğitim ve hatta çoğu zaman iş yeri varlığını gerektirmeyen bir çalışma alanıdır. Topladıkları çöpten ne çıkarsa onu kazanan ve ne toplarsa sermayesiz kazanılan bir alandır. Bu enformel meslek grubunda yapılan hiçbir ekstra davranış, çalışanı üst sınıfa taşımamaktadır. Hatta üst sınıfta bulunan kesim formel bir iş alanı bulamazsa, kendine enformel bir çalışma alanını da kolayca yaratmakta ve bu enformel alan işsiz kitlenin istihdamını kolaylaştırmaktadır. Örgütsüzlük ve yoksulluk kıskacı, geri dönüşüm işçilerinin çöp toplayıcılığını bir kurtarıcı olarak görmelerini sağlamaktadır. Geri dönüşüm işçileri, gelir elde edebilmek adına her türlü koşulu kabul etme potansiyeline daha kolay sahip olabilmektedir. Yani emeğin sıvılaştırmak ve akışkanlaştırmak aktif hale gelebilir. Piyasa düzenine uygun hale gelecek şekilde emeğin sıvılaştırılması, aynı zamanda emeği güvencesizleştirmektedir. Dolayısıyla enformel sektörde çalışan işçilerin güvenlikten yoksun ve düzensiz sürelerle çalıştırılıp, ucuza işgücü sunabilmeleri enformel sektörün varlık nedenlerinden olmaktadır. Aynı zamanda sektörün bu biçim içerinde var olması, marjinalleşme ve dışlanma kavramlarının bu sektör içinde daha kolay gerçekleşmesini de sağlamaktadır. Bu işçilerin içinde olduğu grubu korunmayı sağlayacak mekanizma, Coser’in emniyet supabı kavramıdır. Emniyet supabı aracılığıyla, düşmanlık akımları yapıyı patlatmadan dışarı atılır ve böylece havanın temizlenmesini mümkün kılabilmektedir. Yanı bu emniyet supabı taraflar arası ilişkilerin ciddileşmeden sosyal dengenin kurulabileceğini destekler. Dolayısıyla işsizlik sosyal patlamalara sebep olabilecekken enformel sektörün varlığı bunları engelleyici bir mekanizma olmaktadır. Bu sektörün gerçekleştirdiği ekonomik katkı, emniyet supabı görevini görerek sosyal düzenin dengelenmesini sağlamaktadır. Aynı zamanda geri dönüşüm işçilerinin yapmış olduğu işlerin işlevleri arasında verimlilik artışı da önemli bir husustur. Gerek belediyeler açısından gerekse çöpten çıkan maddelerin geri dönüşümü açısından verimlilik mutlak olarak kanıtlanmıştır. Aynı zamanda yapılan işin avantajlarından birisi sisteme entegre etmek stratejilerden biridir. Geri dönüşüm işçilerinin en önemli dezavantajları, çalışma koşulları boyutunda gerçekleşmektedir. Düzensiz ve kuralsız çalışma koşulları, belirsiz gelir, örgütsel kimliğin bulunmaması, sosyal güvencesizlik ve sağlıksız çalışma ortamı en önemli dezavantajlarıdır.

Geri dönüşüm işçilerinin maruz kaldığı çok boyutlu sosyal dışlanma; psikolojik, siyasal ve kültürel dışlanma süreci, bireysel yaşamlarının farklı yönlerini etkilemektedir. Bireylerin siyasi ve kültürel olarak dışlanmaları, toplumsallıklarını zedeleyen önemli bir faktör olmaktadır. Siyasi düzlemde karar verme aşamalarına katılamamaları, medeni ve siyasi haklarını tam olarak kullanamıyor olmaları dışlanmayı oluşturan unsurlardır. Kent mekânında yaşam tarzı ve tüketim tarzı değişime uğramıştır. Yeni sistemin ortaya çıkardığı yapı, tamamen tüketime ve tek bir kültür üzerinden ortaya konulmaya başlanmıştır. Dolayısıyla giyim, eğlence, konuşma ve tüketim gibi birçok değerler de bu sistemde değişime uğramıştır. Geri dönüşüm işçileri de bu değişimin bir adım gerisinde kalarak, toplumsal katılım ve kültürel uyum konusunda problemler yaşayarak sosyal dışlanma etiğinin bir parçası olmuşlardır. Gecekondu mahallerinde yaşıyor olmaları da sosyal dışlanmaya karşı oldukça savunmasız hale getirmektedir. Kent üzerinde meydana gelen iki uçlu sivrilmenin bir ucunda; kentin içinde izole edilmiş bu alanlarda yaşayan geri dönüşüm işçileri, mekânsal dışlanma konusunda da nasiplerini almışlardır. Mekân üzerinde yeniden üretilen bu dışlanmanın daha çok pekiştirildiğini, geri dönüşüm işçilerinin yaşam alanlarında görülmektedir. İşçilerin mekân içerisinde hedeflerini gerçekleştirememesinin diğer sebebi de çekinmedir. İzole olmak isterler. Topluma kendini entegre etme konusunda çekimser davranırlar. Dolayısıyla geri dönüşüm işçileri hem iş esnasında hem de iş dışında olumsuz tepkiler aldığı için izolasyon sürecinden geçememektedirler. Bu dışlanmanın beraberinde getirdiği damgalama sonucunda, işçinin durumundan kurtulmaya çalışması ve kurtulamadığı taktirde de formel olmayan yollarla çözüm bulmaya itmektedir. Emir almadan çalışma şartları geri dönüşüm işçiliğine başlamada bir nitelik kazanmıştır. Böylece dışlanan ve damgalanan işçiler, kendilerine atfedilen bu yolda süreci devam ettirmektedir.

Geri dönüşüm işçilerinin yapmış olduğu tüketilmiş olanı tüketmek fiili, normal olarak kabul görmüş yaşam tarzına ulaşamamak olarak algılandığı için tüketemeyen yoksulluklar olarak sürecin dışında kalmışlardır. İşçileri bu sürecin dışına taşıyan etiketleme süreci de dış görünüşlerinin “kirli” olarak nitelendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Diğerlerinin gözünde var olmamak ya da bu niteliklerde var olmak, onları kendi gözünde de yok etmiştir. Daha iyisini tercih etme şansları yoktur. Ayrıca işçilerin hedefi, mutlu bir yaşam seviyesine ulaşmaktan ziyade temel bir yaşam seviyesine ulaşmaktır. Bu seviyeye ulaşmak ve bir bağlamda da toplumdan tecrit edilmemek için, geri dönüşüm farkındalığı ile gurur duymak önemli görülmektedir. Genel bir değerlendirmeyle geri dönüşüm işçileri öncelikle ekonomik sebeplerle, ekonomik ve toplumsal alanın dışında kalmıştır. Ancak bu süreçte ekonomik göstergelerin yanı sıra sosyal değişkenlerin etkisi de önemlidir. Farklı değer yargılarına sahip olmaları ve değer yargılarının farklı davranış kalıplarını ortaya çıkarması nedeniyle, marjinalleşme durumu belirginleşmiştir.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji Lisans Öğrencisiyim.

Yorum yap