Türkiye’de Çocuk Gelinler

Çocuk gelin diye adlandırılan kişiler kimlerdir ? Türkiye'de kız çocukları hangi gerekçelerle evlendirilmektedir? Bu evliliklerin kız çocukları üzerindeki etkisi nelerdir ? bu sorulara cevaplar aranmıştır.

turkiye de cocuk gelinler

GİRİŞ

Çocuk olarak isimlendirilen kişi bebeklik çağı ve ergenlik çağı arasındaki 18 yaşını doldurmamış insan olarak tabir edilir. Doğumdan sonra çocuğun konuşmaya ve yürümeye başladığı dönem çocukluğun başlangıç dönemi, cinselliğin oluşmaya başladığı ergenlik dönemi ise çocukluğun bitiş dönemi olarak bilinir (Erdoğan, 2014: 1). Farklı kültürlerde insanlar fiziksel ve psikolojik gelişimlerini ortalama 18 yaşına kadar sürdürmektedir. 18 yaşını doldurmamış her insan çocuk olarak kabul edilir ve buna istinaden 0-18 yaş arasındaki her insana “Çocuk” bu yaşlarda yapılan her evliliğe de “Çocuk Evlilikleri” denilmektedir (Zengin, Yardımcı ve Başbakkal, 2018: 90).

Çocuk yaşta evlendirilme erkek çocuklarına oranla kız çocuklarında daha fazla görülmektedir. Evlendirilen kız çocukları çocuk gelinler olarak adlandırılmaktadır. Kız çocuklarının geçim sıkıntısı, aile içi cinsel saldırı ve evlilik dışı gebelik gibi sebeplerle evlendirilmesi insan haklarının ihmal ediliyor olmasının yanında kanunen de yasaktır (Çakmak, 2009: 1; Yüksel, 2014: 1).

Öte yandan yapılan bu evliliklerin kız çocuklarının gelişim süreçleri bakımından da çok riskli olacağı düşünülmektedir. Evlilik nedeniyle kız çocukları okullarını terk etmektedir. Kız çocuklarının evdeki sorumlulukları doğumla beraber giderek artmaktadır. Bu sorumluluklarla beraber toplumun evli kadınlara koyduğu sınırlamalar (Evli kadın gece dışarıya çıkamaz, evli kadının erkek arkadaşı olamaz) ile çocukların sosyal hayatlarında aktif olmaları mümkün değildir. Sosyal hayatlarında aktif olamayan ve ergenlik sürecinde bir takım sorumluluklar yüklenen kız çocukları toplum içerisinde kendilerini ifade edememekle birlikte özgüvenlerini yitirmektedirler (Malatyalı, 2014: 31).

Aynı zamanda çocukluk döneminde yapılan bu evlilikler, kadınların kamusal alanda çalışmalarını kısıtlarken, özel hayatlarında daha az söz hakkına sahip olmalarına sebep olmaktadır (Yüksel, Kaptanoğlu ve Ergöçmen, 2012: 133).

Bu çerçevede benim çalışmam kız çocuklarının hangi gerekçelerle evlendirildikleri ve bu evliliklerin kız çocukları üzerindeki etkisi olacaktır. Gözlemleyeceğim aktör ise aileler olacaktır. Aşağıdaki soruların cevapları yardımıyla makalemi tamamlayacağım.

1.Çocuk gelin kimdir?

Bu sorumda çocuk gelin olarak adlandırılan bireylerden bahsedeceğim. Hangi yaş aralığının çocuk gelin olarak adlandırıldığını ve çocuk gelin olmanın oluşum sürecini inceleceğim.

2.Çocuk gelin olmaya neden olan şeyler nelerdir?

Kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmelerine sebep olan sosyal, kültürel, bölgesel ve ekonomik faktörlerin yapılan evliliklerdeki etkilerini ayrıntılı bir şekilde ele alacağım.

3.Çocuk gelin olmanın kız çocukları üzerindeki etkileri nelerdir?

Çocuk gelin olmanın kız çocuklarını sosyal, psikolojik ve fiziksel bakımından nasıl etkilediğini araştıracağım.

Çalışmamın ikinci bölümünde; yukarıda belirtilen araştırma sorularının yanıtları ilgili bilimsel makalelerden türetilerek alanyazın derlemesi şeklinde sunulacaktır. Üçüncü bölümde ise; çalışmanın araştırma soruları konunun uzmanı iki kişiye yöneltilecektir, uzmanların kısa bir tanımı yapılacak ve sorulara verdikleri cevaplar döküm halinde sunulacaktır. Üçüncü bölümün sonunda uzmanların cevapları ve alanyazın bölümünde derlenen bilgilerin karşılaştırmalı analizi gerçekleştirilecektir. Çalışmam dördüncü bölüm olan sonuç bölümü ile son bulacaktır.

ALANYAZIN DERLEMESİ

Çocuk Gelinler

Çocuk gelinler; tanımlamadan önce çocuk kimdir, çocukluk diye adlandırdığımız dönem ne zaman başlayıp ne zaman sona erer, olgunluk yaşı kaçtır gibi sorular üzerinde durarak başlamak istiyorum. Öncelikle çocukluğu toplumdan ayrı düşünemeyiz. Çocukluk toplumsal bir yaratmadır. Bu sebeple çocukluğun oluşumunda çocukluğun nasıl algılandığı, her daim tarihsel ve toplumsal bir bakış açısıyla oluşmaktadır. Çocukluğun yetişkinlik döneminin içerisinde yer almadığı iki döneminde farklı dönemler olduğu batı dünyasında 17. yy’ da sunulmuştur. Çocukluğun modern olarak ortaya konuluşu mecburi olarak Rönesans ve aydınlanmayı takip eden üç yüz yıllık varsayımları ve inançları yansıtmaktadır. Çocukluğun bu yeniden inşası ile birlikte modernlik, hiçbir ayrım yapmaksızın bütün çocukların evrensel bir çocukluk doğasının olduğu görüşüne sahiptir. Fakat postmodernizmin bu görüşü yıkarak, yerine çocukların hepsinin ayrı olmadığı, çocukların benzerliklerinin olmasının yanında farklılıklarının da olduğu iddiasıyla ortaya çıkmaktadır (Erdoğan, 2014: 1).

Evrensel açıdan çocuk biyolojik, fiziksel ve psikolojik olarak gelişimini tamamlamamış olan kişidir. Bu gelişim konuşma ve yürüme yeteneğinin kazanılmasıyla başlayıp cinsel gelişiminin başladığı ergenlik dönemiyle son bulur. Birleşmiş milletler raporunda ise kişiler 18 yaşına kadar çocuk olarak adlandırılmaktadır (Duman, Nesrin, 2019: 269). Evrensel olarak böyle tanımlansa da toplumsal olarak çocuğun algılanışında kesin bir çizgi yoktur. Çocukluk toplumdan topluma, bölgeden bölgeye, milletten millete ve dinden dine farklılık gösterebilir (Erdoğan, 2014: 1). Nitekim çocuk bu farklılıklar ile beraber adlandırılmalıdır. Çocuğun bu farklılıkların ardında biyolojik, fizyolojik ve psikolojik olarak evliliğe ve evliliğin getireceği sorumlulukları yüklemeye hazır değilken yapılan evliliğe çocuk evliliğe denilmektedir (Aktepe, Altay, 2018: 1).

Çocuk yaşta evlenen kız çocukları ise “Çocuk Gelin” olarak tanımlanmaktadır. Her ne kadar gelin olacak yaşta olmasalar da Türk Medeni Kanunu’na göre kanunun belirlediği evlenme yaşından önceki yaşlarda yapılan bu evliliklerde kız çocuklarına çocuk gelin demek mümkündür. “Kanunun 124. Maddesinde “Erkek ve kadın on yedi yaşını doldurmadıkça evlenemez. Ancak, hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli sebeple on altı yaşını doldurmuş olan erkek ve kadının evlenmesine izin verebilir. ‘‘Olanak buldukça kararlardan önce ana ve baba veya varis dinlenir. ” denilmektedir. Fakat on yedi yaşını doldurmamış bir kız olağanüstü hallerde, hâkim kararı ile evlenebilmektedir. Ancak Çocuk Koruma Kanunu 17 yaşını doldurmayan çocukları “Korunma ihtiyacı olan çocuklar” olarak kategorize etmektedir. Diğer taraftan Türk Ceza Kanunu 15 yaşını doldurmuş kızın evlenmesi halinde o kızı çocuk gelin sayabilmektedir. Bu durumda, Türk hukuk sisteminde çocuk gelin kavramının tanımının kanuna göre değiştiğini ifade etmek mümkündür (Çakmak, 2018: 1-2).

Çocuk gelin kategorisinde yer alan kız çocukları Türk Medeni Kanunu’na göre 17 yaşını doldurmamış olan kız çocuklarıdır, Çocuk Koruma Kanunu’na göre 18 yaşını doldurmamış kız çocuklarıdır, Türk Ceza Kanunu’na göre de 15 yaşını doldurmamış kız çocuklarıdır, denebilir. Kanunlar arasındaki bu farklılık, kız çocuklarının aileleri tarafından evlendirilmesine karşı verilen bütün uğraşları boşa çıkarmaktadır (Çakmak, 2018: 1-2). Her şeye rağmen gerçekleşen bu evlilikler hukuki anlamda bir evlilik değil sosyolojik anlamda bir evliliktir. Her ne kadar yasalar değişkenlik gösterse de insanların yasalar karşısındaki çekincelerinden dolayı yapılan bu evlilikler resmi nikâh yoluyla değil dini nikâh yoluyla yapılmaktadır.

Kız çocuklarının daha oyuncak oynayacak yaşta iken aileleri tarafından evlendirilip toplum tarafından çocuk gelin olarak kategorize edilmesi başlı başına bir sorundur ve önemli bir çocuk istismarıdır (Erdoğan, 2018: 1).

Çocuk gelin olmaya neden olan faktörler

Birçok kötü sonuçları olmasına rağmen Türkiye’de çocuk evlilikleri neden bu kadar yaygındır? Neden aileler kızlarını daha çocukken evlendirmektedir? Bu konu ele alındığında çocuk evliliklerinin pek çok nedeninin olduğu görülmektedir. Bu nedenler bölgeden bölgeye toplumdan topluma değişiklik göstermekle birlikte genel olarak ekonomi, eğitim, geleneksel ve dini inanışlar, aile içi şiddet, toplumsal baskı, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, medya, doğal afet ve savaşlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çocuk gelinlerin ortaya çıkmasının ekonomik nedenleri:

Ev içindeki toplumsal cinsiyet hiyerarşisi aynı anda emek sürecindeki hiyerarşiyle de ilişkilidir. Hem üretimin örgütlenmesi hem de ata soyunun devam etmesi erkeklerin yeniden üretilmesiyle ilgilidir. Bu durum kadınlara erkeklerin yeniden üretilmesinin sorumlusu olmak gibi bir rol verir; erkek çocukları soyu devam ettirmek için görevlidir. Kız çocukları ise başlık parasıyla ya da maddi bir karşılık beklemeden verilebilir. Yalnız her koşulda kız çocuklarının tamamıyla ata soyuna dair bir üretim ve yeniden üretim ile sorumlu kılındıkları görülür. Kız çocuklarının ev içindeki iş gücüne katkıda bulunması, gelin olarak gittiği ailede kocasının ailesine hizmet etmesi, kadının doğurganlığına bağlı olarak kocasının soyunun sürmesine katkıda bulunması yeniden üretim sürecindeki sorumluluklarındandır (Erdoğan, 2015; 5).

Kız çocukları ataerkil düzenin dayattığı normları içselleştirdiği için kendi hanesini bırakıp kocasının hanesine gideceğini bilir bundan ötürü varlığının kocasının himayesi altında olacağını ve yeni evi olarak özümsediği kocasının ailesine hizmet etmesi gerektiğini kabullenmek zorunda bırakılır. Kız çocuklarının ailesi ise bu durumu normal karşıladığı için kız çocuklarının eğitimine yatırım yapmamaktadır. Aileler kız çocuklarını aile ekonomisine katkıda bulunmaları bakımından başlık parası, berdel ve kan bedeli gibi geleneklerle başka bir aileye verirler. Bu durum ekonomik anlamda geliri az olan ailelerde bir çeşit refah yoludur. Diğer bir taraftan çok çocuklu ailelerde nüfusun fazlalığından ötürü ekonomik sıkıntı çeken aileler kız çocuklarını fazlalık olarak görüp gözden çıkarırlar. Bu gözden çıkarışta kız çocuklarına verilecek başlık parası etkili iken erkek çocuklarının çalışarak aile ekonomisine katkıda bulunacağı düşüncesi de etkili olmaktadır. Kız çocukları aileleri tarafından ekonomik bir gelir gibi görülürler (Erdoğan, 2014; 5).

Bununla birlikte mülkiyet kavramı da çocuk evliliklerinin ekonomik nedenleri arasındadır. Mülkiyet kavramı kişinin, sahip oldukları malları hukuki kurallar çerçevesinde kendi isteğine göre kullanma, o mallardan faydalanma ve tasarruf etme yetkisine sahip olmasıdır. Bu noktada mülkiyet kavramından kasıt, aile mirasının aile fertleri dışındaki başka birine geçmemesidir. Akrabalar arasında yapılan evlilik ile mirasın ailede kalması sağlanmak istenir (Yüksel ve Yüksel, 2014; 13-14).

Çocuk gelinlerin ortaya çıkmasında eğitimin etkisi:

Kız çocuklarının çocuk yaşta evlendirilmelerine zemin hazırlayan nedenlerin birisi de ailelerin eğitim düzeylerinin düşüklüğüdür. Eğitim düzeyleri düşük, zayıf sosyokültürel yapıyı içinde bulunduran ailelerde eğitim seviyeleri yüksek, güçlü sosyokültürel yapıya sahip ailelere oranla çocuk evliliklerine daha fazla rastlanmaktadır (Aktepe ve Altay, 2017: 412). Ayrıca eğitim düzeyi ilköğretim seviyesinde kalmış ailelerde çocukların da eğitimi gerektiği kadar önemsenmemektedir. Bu durumda ebeveynin çocuklara rol model olma hali de çok önemlidir. Kentsel alanlarda çocuklara rol model olabilecek ebeveynin eğitim seviyesi, mesleği, statüsü gibi açılardan farklılık gösterebilir. Fakat kırsal alanlarda bu farklılık kentsel alanlara göre daha sınırlıdır. Çocukların kendilerine örnek alacağı ebeveyni tarlaya, bahçeye ve büyük- küçükbaş hayvanlara sahiptirler ve kırsal alanlarda kısıtlı statüsü farklılığı vardır. Bu durumda da kentsel bölgelere kıyasla kırsal bölgelerde eğitimin önemi ve anlamı arka plana atılmaktadır (Duman, 2019; 272).

Eğitim düzeyi düşük ailelerde erkek ve kız çocukları için ayrı evlilik tasarımları yapılmaktadır. Erkek çocuklarının evlendirilmeleri yeterli düzeyde eğitim almalarına ve vatani görevi olan askerliklerini yapmalarına bağlıyken kız çocuklarında durum böyle değildir, eğitime ihtiyaç duyulmamaktadır. Ailelerin sınırlı bütçeleri de erkek çocuklarının eğitimine ayrılmaktadır. Bu sebeple kız çocukları ergenlik dönemine girmeye başladığı anda nişanlanmakta ve nişanlanmanın ardından zaman geçmeden evlendirilmektedir. Öte yandan anne- babası vefat eden kız çocuklarına amcaları veya dayıları bakmakta olduğu bir durumda kız çocuklarının amca veya dayıları eğitime para veremem deyip kız çocuklarını eğitimlerinden alıkoyarak evlendirmektedir. Çocuk evlilikleri kırsal bölgelerin değer yargılarıyla bağdaştırılmakta ve kırdan kente göç ile çocuk yaşta gerçekleşen evlilikler kente aktarılmaktadır. Uluslararası çalışmalar çocuk evliliğinin, kırsal bölgelerde ve az gelişmiş eğitim seviyesi düşük bölgelerde kentsel, gelişmiş ve eğitim seviyesi yüksek bölgelere oranla daha fazla rastlandığını göstermektedir (Aktepe ve Altay, 2017; 412).

Ülkemizde yapılan bir araştırmada eğitim seviyesi düşük, çocukluğunu kentsel yerleşim alanları dışında geçirmiş olan kız çocuklarının çocuk yaşta evlendirilme ihtimali çocukluğunu kentsel yerleşim yerlerinde geçirmiş olan kız çocuklarına oranla daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Başka bir araştırmada ise küçük yaşta çocuklarını evlendiren ailelerin ekonomik seviyelerinin düşük olduğundan ötürü küçük yaşta evlendirilen kız çocuklarının büyük bir kısmının hiç eğitim almadığı tespit edilmiştir. Çocuk evliliklerinde aile de karar veren kişinin baba olduğu durumlarda kız çocuklarının babalarının eğitim düzeyleri de bu karara etki etmektedir. Ülkemizde yapılan bir diğer araştırmada ise babaları okuma-yazma bilmeyen kız çocuklarının küçük yaşta evlenme ihtimalinin, babalarının okuma-yazma bildiği kız çocuklarına oranla daha fazla olduğu analiz edilmiştir (Aktepe ve Altay, 2017; 412).

Çocuk gelin olmada aile içi şiddetin etkisi:

Aile içi şiddet, çocuğun ev içerisinde yaşadığı her türlü şiddeti içerisinde barındırmaktadır. Aile içi cinsel saldırıya uğrama, ev içerisindeki huzursuzluk, baskı, çocuk sevgisinin yokluğu, anne veya babanın birbirine veya çocuklarına şiddet uygulaması, küfür etmesi aile içi şiddetin birer parçasıdır. Bunların yanı sıra anne veya babanın hayatını yitirmesi ve üvey anne veya babaya sahip olunması ve beraberinde üvey anne veya baba ile yaşanan huzursuzluklarda aile içi şiddetin bir diğer parçalarıdır. Bu tür olaylar, çocuklarda evlenme sonucunda bu durumlardan kurtulabileceği düşüncesine kapılmasına neden olmaktadır. Yapılan bir görüşmede küçük yaşta evlenen kız çocuğu neden küçük yaşta evlendin sorusuna şöyle cevap vermiş; ‘‘Babam içki içiyordu. İki kişilikliydi: Tamam içki içmediğinde çok iyi bir babaydı fakat içkiliyken ondan çok korkardım. Annemi, abimi, beni, küçük kardeşimi dahi döverdi. Ben sırtımda çürüklerle gezdiğimi bilirim bu yüzden evliliği kurtuluş yolu olarak gördüm.’’ (Anık ve Berlin, 2017; 1833). Bu düşünce çocukların küçük yaşta evlenmesine yol açmaktadır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada aile içi şiddetin az olduğu yerlerde kız çocuklarının küçük yaşta evlenme riskinin, aile içi şiddetin çok olduğu yerlere oranla daha az olduğu analiz edilmiştir (Aktepe ve Altay, 2017; 412).

Çocuk gelin olmada bir diğer neden geleneksel ve dini inanışlardır:

Geleneksel yaşam tarzını devam ettiren ataerkil toplumda kız çocukların küçük yaşta evlendirilmesi bir gelenek olmuştur ve bu gelenek sürekli devam etmektedir. Bu sebepten ötürü gelenek haline gelmiş bu evlilikler problemin problem olarak algılanmasının karşısındaki zorluklardan biridir. Ergenlik dönemi gelen kızların artık çocukluklarından çıkarak bir kadın gibi görülmesi ve doğurganlıklarının kanıtlanması sonucunda kız çocuklarının artık evlilik dönemine geldiği düşünülmektedir. Aileler kız çocuklarını evlendirdiklerinde evlendirdikleri kişinin hâkimiyeti altına gireceklerine ve kız çocuklarının cinselliğinin o kişi tarafından korunacaklarına inanmaktadırlar.  Kız çocuklarının cinselliğinin gözetiminin artık ondan sorumlu kişi olan kocası tarafından gerçekleşeceğini düşünmektedirler. Bu sebepten kadın- namus kavramı ataerkil yapıya sahip olan toplumda her zaman kadının mahremiyeti üzerinden üretildiği için yaşı kaç olursa olsun evli olan bir kadın, kocasına bağımlı, kocası dışında başka hiçbir erkek ile ilişki yaşamayan ve kocasından çocukları olduğu için namuslu bir anne olarak atfedilmektedir (Erdoğan, 2014: 6).

Neredeyse Türkiye’de her bölgede kadının din ve ahlak çerçevesinde mahremiyetinin inşa şekli değişmemektedir. Kadının saf ve temiz olması gerektiği düşüncesi ile kız çocukların evlilik öncesi cinsel ilişki yaşamasın diye küçük yaşta evlendirilir. Kendi isteği ile ya da zorla cinsel ilişki yaşayan kız çocuklarının namusunun temizlenmesi için ve toplum tarafından söylenen lafların durması kimsenin o kızın namusuna laf edememesi için kız çocukları küçük yaşta evlendirilir (Malatyalı, 2014; 34).

Öte yandan erkeklerin belirli bir düzeyde eğitim aldıkların ve vatani görevi olan askerliğini yapıp iş sahibi olduktan sonra evlenmesi toplumun genel düşüncesi doğrultusunda şekillenmektedir.  Erkeğin bu süreç içerisinde zaten çocukluk dönemi bitmektedir. Erkek askere gidene kadar eğitimini alır ve çocukluk dönemi bitince de askere gider fakat askerlik gibi sorumluluğun kız çocuklarında olmaması kız çocuklarının evlenmelerinin önünü açmaktadır. Kız çocuklarının iş sahibi olması, para kazanması, çalışma hayatının getireceği sosyalliği edinmesi toplum tarafından hoş karşılanmadığı için kız çocukları bir an önce evlendirilmektedir. Bununla beraber erkeğin kadın ile arasındaki yaş farkının olmaması nedeniyle de küçük yaştaki kız çocukları kendisinden yaşça oldukça büyük erkekler ile evlendirilir (Erdoğan, 2014; 6).

Kız çocukları aileleri tarafından büyütülür fakat gerçek yuvalarının ailelerinin yanı değil kocasının yanı olduğu düşünülür. Kız çocuklarının küçük yaşta evlendiğinde eşine saygıyı, bağlılığı ve evine uyumu daha kolay sağlayabileceği düşünülür. Diğer bir taraftan erkeğin ailesinin ailelerine daha kolay uyum sağlaması, düşüncesi ile küçük yaşta bir gelin tercih etmeleri söz konusudur. Diğer bir taraftan din önemsendiği ve bu öneme göre hayat devam ettirildiği için dini nikâha resmi nikâhtan daha fazla güvenilmektedir. Dini nikâh erken yaşta yapılan bu evliliklerin gerçekleşmesinde bir yöntemdir. Çünkü resmi nikâha göre hiçbir kişi 18 yaşını doldurmadan evlenemez. Dini nikâh böyle bir şart koşmaz ve yapılan bu evlilik sonrası bir tören ile bu evlilik geçerli kılınır (Erdoğan, 2014; 6). Kız çocuklarının gelenek görenek ve dini inançlar doğrultusunda evlendirilmeleri ataerkil düzene sahip toplumlarda normal olarak karşılanmakta ve meşrulaştırılmaktadır. Yapılan bu evlilikler hiç kimsenin gözüne batmamaktadır. Bu evliliklerin sayısı arttıkça daha da normalmiş gibi algılanması söz konusudur. Bu yüzden hiç kimse bu evliliklere karşı gelmemektedir (Erdoğan, 2014; 6).

Çocuk gelin olmada toplumsal baskının etkisi:

Kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmelerine neden olan faktörlerden biride toplum tarafından gerçekleşen baskıdır. Bu baskı bazı durumlarda sert bir şekilde kendini belli etmese de bazı durumlarda kendini sert bir şekilde belli etmektedir. Kız çocuklarının samimiyet kurduğu akrabaları, arkadaşları ve yakın çevresi tarafından kendisine sarf edilen ‘‘Evde kalırsın.’’, ‘‘Kısmetini bul.’’, ‘‘Bahtın kapanır.’’ gibi cümlelerden dolayı üzerinde baskı hissetmesi kız çocuklarını bunalıma sokmakta ve evliliğe sevk etmektedir (Yüksel ve Yüksel, 2014: 14).

Yapılan bir görüşmede küçük yaşta evlendirilen bir kız çocuğu kendisine yapılan baskıyı şu şekilde ifade etmiştir: ‘‘Eskiden 15- 16 yaşından sonra bile evde kalmış diyorlardı. Komşu kızları evlenince sana da evde kalmış diyorlardı. İnsanlar her şeyi diyor. Yapacak bir şey yok.’’ Bu yanıttan kız çocuklarının yapacak bir şey yok deyip bu durumu kabullendiklerini görüyoruz (Burcu, Yıldırım, Sırma ve Sanıyaman, 2015; 83).

‘‘Ayrıca Türkçede çocuk yaşta evlilikleri meşrulaştıran atasözleri bulunmaktadır.

‘Kız beşikte çeyiz sandıkta.’

‘On beşindeki kız ya erdedir ya da yerde.’

‘Demir tavında dilber çağında.’

‘Erken evlenen yanılmamış.’

Bu tarz atasözleriyle karşılaşan kız çocukları küçük yaşta evliliğin normal olduğu düşüncesine kapılmaktadır.’’(Yüksel ve Yüksel, 2014: 14).

Çocuk gelin olmada bir başka neden olan toplumsal cinsiyet eşitsizliği:

Kadınlara karşı temel hak ve özgürlüklerin ihmal edilmesine ve kadınlar ile erkekler arasındaki eşit olmayan güç ilişkisine neden olan toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, çocuk evliliklerinin gerçekleşmesinde etkili olmaktadır. Ataerkil toplumlarda kadınlara doğuştan ev içi sorumlulukları yüklenmekte ve yaşı kaç olursa olsun ev hanımlığını, anneliğini ve eşine görevini yerine getirebileceği düşünülmektedir. Her ne kadar zaman geçip nesiller arasındaki cinsiyet rolleri birbirinden ayrılsa da geleneksel toplumlarda bu rollerin birbirinden ayrılması hep kadınların aleyhinedir (Erdoğan, 2014; 7).

Baba ve erkek çocuğu kamusal alana çıkarken anne ve kız çocuğunun yeri evidir. Ev içerisindeki bütün işlerden anne ve kız çocuğu sorumludur. Eşitsiz bu düzen içerisinde erkek ne derse o olur. Kadın söz dinleyen taraftır erkek ise söz söyleyen taraftır. Kız çocukları ve anne babanın sözünden çıkama haldedir. Bu nedenle kız çocukları babalarının sözlerine karşı gelemediği ve annelerinin de sözünün geçmediği bir durumda zorla evlendirilmektedir. Namusun yalnızca kızlara aitmiş gibi düşünüldüğü ataerkil toplumda kız çocukları namuslarının korunması adına evlendirilirken, erkeklerde bu durum söz konusu değildir (Erdoğan, 2014; 7).

Çocuk gelin olmada medyanın etkisi:

Kız çocuklarının küçük yaşta evlenmelerinde toplum üzerinde büyük etkiye sahip olan medyanın da rolü vardır. Haberlerde ‘‘çocuk gelinler’’ ile ilgili olayların ele alınışı ve topluma yansıtılma şekli ‘‘çocuk gelinler’’ olgusu üzerine toplumun algısını şekillendirmektedir. Sunulan haberlerde tekil ifadelerin kullanılması, çocuk evliliklerinin aile, gelenek görenek gibi etmenlerine değinilmeden kişiye indirgenen bir şekilde topluma yansıtılması çocuk evliliklerine karşı oluşan algıya büyük etki etmektedir. Haberlerde evliliğin çocuğun sorumluluğu, isteği altında gerçekleştiği izlenimi verilmektedir. Haber başlığında ‘‘17 Yaşında Evlendi Ve Ardından Ortadan Kayboldu’’ gibi bir yazı yazılmakta ve bu insanların karşısına çıkmaktadır. Bu yazı insanların karşısına çıktığında insanlar o çocuğun kendi isteği ile evlendiğini düşünmektedir (Duman ve Coşkun, 2019; 272).

Türkiye’de yapılan yayınlarda, haber konularında çocukların yeterli şekilde simgelenmediği ve sadece başlarına kötü bir şey geldiğinde kabahatli ya da kurban olarak yayınlarda, haberlerde yer aldığını görmekteyiz. Çocuk yaşta evlendirilen kız çocukları şiddet uygulandığında ve öldürüldüklerinde haberlerin konusu olmaktadır. Zorla evlendirildikleri kısımda haberlerde çok az yer alan kız çocukları yapılan bu evlilik sonucu kötü olaylar yaşadığında haberlerde sıkça yer almaktadırlar. ‘‘Kocasının Evine Dönmek Zorunda Kaldı Ne De Olsa Kadının Yeri Kocasının Yanıdır’’ söylemiyle hane içerisindeki yaşanan fiziksel, psikolojik, sözlü şiddetin haberlerde meşrulaştırıldığı görülmektedir. Bu tarz yayınlar ve haber konuları insanların kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmelerini normal karşılamalarında etkilidir (Duman ve Coşkun, 2019; 272).

Çocuk gelinlerin ortaya çıkmasında doğal afet ve savaşların etkisi:

Meydana gelen doğal afetler ve savaşlar kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmelerinin diğer bir nedenidir. Doğal afet ve savaşlardan sonra yaşanan maddi ve manevi kayıplar kız çocuklarının evlendirilmelerine neden olmaktadır. Doğal afet ve savaşlardan sonra ekonomik bir destek sağlanması için kız çocukları kendisinden yaşça büyük erkeklerle evlendirilmektedirler. Anne- babası doğal afetler ve savaşlar sonucunda ölen kız çocukları yaşamını ekonomik yönden devam ettirebilmesi için küçük yaşta evlendirilmektedirler. Öte yandan kimsesiz kalan kız çocuklarını korumaya yönelik evlilikler de yapılmaktadır. Küçük yaşta kimsesiz kalan kız çocuğu tek başına gelecek kötülüklerden kendini koruyamaz diye evlendirilirken doğal afet ve savaşlar sonrasında ortaya çıkan tecavüz olayları nedeniyle namuslarının korunması için de evlendirilmektedirler (Aktepe ve Altay, 2017; 414).

Çocuk Gelin Olmanın Kız Çocukları Üzerindeki Etkileri

Çocuk evlilikleri, kızlarda iç güveysi olarak girdikleri ailelerde bir çeşit köle olarak kullanılmalarına sebep olmaktadır (Aktepe, Altay, 2017: 415). Evin içerisindeki bütün işler kız çocuklarına bırakılmakta ve onunla birlikte kayınvalidesine, kayınpederine ve kocasına hizmet etmektedir. Onlar uyumadan uyuyamamakta onların her istediği şeyi yapmak zorunda bırakılmaktadır. Evlilik bireyin seçim yapabileceği bir durumken, erken evlilikler bireyin seçim hakkını elinden almaktadır. Evleneceği yaşı, düğünlerinin nasıl olacağını ve hatta evlenecekleri kişileri bile seçmemektedirler. Hayal ettikleri gelinlikleri giyememekte hayal ettikleri düğünü yapamamaktadırlar ve hatta bazıları düğün bile yapamamakta berdel gibi geleneksel uygulamalarla tabiri caizse apar topar evlendirilmektedirler. Evlenmeyi istemedikleri halde kendilerini gelinliğin içerisinde bulmaktadırlar (Burcu, Yıldırım, Sırma ve Sanıyaman, 2015; 83-84).Çocuk yaşta yapılan bu evlilikler insan hakları ihlalinin bir çeşididir ve özellikle kız çocuklarında görülen cinsel istismarın çok rastlanılan biçimidir (Aktepe, Altay, 2017: 415). Kız çocukları istemedikleri halde kocalarının baskısı ve hakareti ile zorla cinsel birliktelik yaşamak zorunda kalıyor. Küçük yaşlardaki kız çocukları cinsel birlikteliğe ait bir şey bilmediği için de birliktelik sonrası eşlerinden hakaret içerikli birçok kelime duyuyor (Burcu, Yıldırım, Sırma ve Sanıyaman, 2015; 85).

Kız çocuklarının psikososyal ve fiziksel gelişimini tamamlamadan evlendirilmesi birçok soruna sebep olmaktadır. Çocuk evlilikleri, çocukların çocukluklarını ellerinden almakta ve küçük yaşta evlenen çocuklarda yoğun fiziksel ve psikolojik hasarlara yol açmaktadır. Bu çocuklara küçük yaşta aile, ev, çocuk bakımı gibi sorumluluklar verilip,  çocukların akranlarından kopmalarına ve eğitim yaşamından mahrum kalmalarına neden olunmaktadır. Ülkemizde yapılan bir araştırmada çocuk yaşta evlendirilen kız çocuklarının evlenmenin ne anlama geldiğini, bir kadına hangi sorumluluklar yüklediğini, hangi zorluklarla karşı karşıya kaldıkları, hayatlarından hangi fırsatların ellerinden alındığı araştırılmıştır. Böylece bu çocukların çocuk yaşta evlenmenin risklerini yetişkin yaşlarında fark edip evliliğe dair bugün kurtuluş yolları aradıkları analiz edilmiştir (Aktepe ve Altay, 2017: 415- 416).

Evlenen kız çocukların neredeyse tamamının okulu terk ettiği görülmektedir ve eğitim almadıkları içinde kız çocuklarının çalışmaları imkânsız hale gelmektedir. Çocuk evliliklerinin mağdurlarının daha fazla kız çocukları olduğu göz önünde bulundursak, bu durum kız çocuklarının eşlerine daha bağımlı hale geldiğini düşündürtmektedir. Ayrıca bu durum toplumda zaten var olan kadın- erkek eşitsizliğini de arttırmaktadır. Evlendirilen kız çocukları evde her türlü cinsel istismara, şiddete ve yoksulluğa maruz kalmaktadırlar. ‘‘Ülkemizde yapılan bir çalışmada erken yaşta evlendirilen kızların %14.6’sının evlendirildiği kişi tarafından fiziksel şiddete/istismara, %27.1’inin ise duygusal şiddete/istismara maruz kaldığı saptanmıştır. Uluslararası Kadın Araştırma Merkezinin yaptığı araştırmaya göre çocuk yaşta evlenen kız çocukları diğer yaş gruplarındaki kadınlara göre fiziksel şiddete 2 kat, cinsel şiddete ise 3 kat daha fazla maruz kalmaktadırlar. ’’ Ayrıca çocuklarının maruz kaldığı cinsel istismar ve şiddet kız çocuklarının hayatlarının sonraki dönemlerinde olumsuz etkiler meydana getirmektedir (Aktepe ve Altay, 2017: 415- 416).

Çocuk yaşta yapılan evliliklerin diğer evliliklere oranla daha fazla evlilik sorunlarına ve boşanmalara neden olmaktadır. Yapılan bir çalışmada çocukluk döneminde evlilik yapanların çift uyumunun olmadığı, evlilik yaşı arttıkça çift uyumunun da arttığı görülmüştür. Çocuk yaşta evlilik yapanların kadın ile erkek arasındaki yaş farkının daha fazla olduğu evliliklerde daha fazla sorun ortaya çıkmaktadır. Yaşça kocasından küçük olan kız kocasının beklentilerini karşılayamamakta ve yaşça karısından büyük olan erkek de genç bir kızın duygularını ve düşüncelerini anlayamamaktadır. Bu durum ise sürekli anlaşmazlığa sebebiyet vermektedir (Aktepe ve Altay, 2017: 415- 416).

Çocuk yaşta yapılan bu evlilikler kız çocuğunun ruhsal ve bedensel gelişmelerini de olumsuz etkilemektedir. Küçük yaşta evlenen kız çocukları henüz gelişimlerini tamamlayamamışlardır. Gelişme döneminde yapılan bu evlilik kız çocuğuna ağır yükler yüklemektedir. Bu ağır yükleri kız çocukları kaldıramayabilir ve yapılan bu evlilikler kız çocuklarında psikolojik sorunların yanı sıra depresyon ve intiharlara sebep olabilir (Özcebe ve Biçer, 2013; 88). Öte yandan küçük yaşta yapılan bu evliliklerin üreme sağlığı açısından da olumsuz etkileri vardır. Kadınların gebelik doğum gibi üretkenliklerinin olması nedeniyle, erkeklere karşılaştırıldığında sağlıklarının bozulma ihtimali daha yüksektir. Kız çocuklarının daha çocuk yaşta annelik yapacak duruma gelmesi yapılan bu evlilikler kız çocuklarının sağlıklarındaki olumsuz etkileri arttırmaktadır (Özpulat, 2016; 17).

Henüz 18 yaşını doldurmamış bir kız çocuğunun üreme sistemi olgunlaşmadığı için bu dönemdeki gebelikler kız çocuklarında hipertansiyon, kansızlık, kanamalar ve bel çukurunda düzleşme gibi birçok sağlık sorunlarına neden olmanın yanı sıra kız çocuklarının ölmelerine bile neden olmaktadır. Ayrıca çocuk yaşta yapılan bu gebeliklerde diğer gebeliklere oranla erken doğum ihtimali daha yüksektir. Doğum esnasında veya sonrasında anne veya bebeğin ölme riski diğer doğumlara oranla daha fazladır. Kız çocuklarının birçoğu düşük yapmaktadır. Öte yandan yeterli sağlık hizmetlerinin kız çocuklarının yaşadıkları çevre de olmaması, yoksulluk ve yapılacak olan doğumun önemsenmemesi kız çocuklarının evde doğum yapmalarına neden olmaktadır evde kontrolsüz yapılan bu doğum ise kız çocuklarının daha fazla acı çekmesine ya da bebeklerini veya kendi hayatlarını kaybetmelerine sebep olmaktadır (Malatyalı, 2014; 32).

Küçük yaşta gebelikten korunma teknikleri hakkında gerekli bilgiye sahip olmayan kız çocuklarının istenmeyen gebelik yaşama riski yüksektir. ‘‘Trabzon’da yaşayan 15-18 yaşındaki evli kız çocuklarının %65’inin evliliklerinin ilk iki yılında gebelik istemediği ancak %73’ünün gebelikten korunmak için herhangi bir yöntem kullanmadıkları saptanmıştır.’’ (Malatyalı, 2014; 32). İstenmeyen gebelikler daha kendisi çocuk olan kişinin annelik sorumluluğunun üstlenmesine neden olmaktadır. Bebek nedir, bebek ile nasıl ilgilenilir, iyi bir annelik nasıl yapılır bunlar hakkında yeterli bir bilgiye sahip olmadan ona yüklenen anne rolü kız çocuklarını psikolojik olarak olumsuz etkilemektedir. Bütün bunların yanında yoksulluk bilgisizlik gibi faktörlerin etkisiyle kız çocukları çocuklarına yeterli bakımı sağlayamamakta ve bu da doğan çocuğun bakımsızlık sonucu ölme ihtimalini arttırmaktadır. Öte yandan kız çocukları boşanmak isteseler bile artık çocukları oldukları onların psikolojisini ve gelişimini önemsedikleri için ben anneyim benim çocuklarım var onlara bakamam onlar için katlanmak zorundayım diyerek boşanamamaktadır (Malatyalı, 2014; 32).

Bunların beraberinde çocuk döneminde yapılan bu evlilik kız çocuklarını eğitimsizlik ve ekonomik bağımlılığa hapsederek topluma verecekleri katkıları engellemekte ve bununla beraber toplumdan yeterli seviyede yararlanmalarına da engel olmaktadır. Bu durum ise kadının toplumdaki zaten var olan eşitsiz konumunu daha da eşitsiz hale getirmektedir. Her bir kız çocuğu topluma faydalı birey olabilecekken o çocuklar topluma kazandırılmamaktadır (Zengin, Yardımcı ve Başbakkal, 2018; 94).

UZMAN GÖRÜŞMELERİ

 

Birinci Uzman Görüşmesi

Doç. Dr. İlknur Yüksel- Kaptanoğlu, demograf, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsünde öğretim üyesi. Görüşme 12 Mart 2020 tarihinde telefon ile gerçekleştirildi.

  1. Soru: Çocuk gelin kimdir?

Türkiye de 2000’li yılların ortalarından itibaren ‘‘ Çocuk Gelin ’’ kavramı kullanılmaya başladı. Ama son dönemde çocuk gelin kavramına yönelik bazı eleştiriler var. Bende daha önce çocuk gelin kavramını kullanmış biri olarak bunda haklılık payı olduğunu düşünüyorum. Bunun altını çizmekte yarar var ve bu yüzden bu kavramdan imtina etmek gerekir diye sözlerime başlamak istiyorum. Genel olarak dünyanın kabul ettiği 18 yaşından küçük her birey çocuk olarak adlandırılmaktadır. 18 yaşını tamamlamadan önce hem biyolojik olarak hem fizyolojik olarak çocuk doğurması ve evlilik hayatı içerisine girmesinde sorun olan kız çocukları da çocuk yaşta evlilik yapmış kız çocukları olarak adlandırmaktayız.

Çocuk gelin kavramını başlarda kullanırken ilk gündeme geldiği zaman buna daha çok dikkat çekelim, tersine çevirelim yeni kelimeler kullanmakta fayda var diye kullanılmıştı ki bunda başarılı olunduğunu düşünüyorum. Çocuk Gelin kavramı çok akılda kalıcı oldu. Ama bir taraftan da özellikle hukukçuların dile getirdiği çocuk kelimesiyle gelin kelimesini aynı tanım içerisinde kullanmak bunun sanki olabilirliğini kabul etmek anlamına geliyor diye bir eleştirel yaklaşım var. Bende bu eleştiriye hak vererek bu kavramı kullanmaktan vazgeçtim. Uçan süpürgenin başlattığı bir kavramdı bu tam emin olmamakla beraber tarihi 2008 yılı olarak hatırlıyorum. Uçan Süpürge ve Çocuk Gelinler olarak başlatmıştı o dönem çok popüler olmuştu. Biz de Prof. Dr. Ayşe Banu Ergöçmen ile yazdığımız makalemiz de çocuk gelin kavramını kullanarak yazmıştık makalemizi ama şimdi asıl gündemde olan çocuk erken yaşta ve zorla evlilikler gibi bir kavram daha çok tercih ediliyor. Hukuk açısından da ben de bu kavramın daha uygun olduğunu düşünüyorum şuan. Çocukların gelin olarak adlandırılan kimliğinin de toplumsal cinsiyet eşitsizliğini tekrar tekrar üretecek kadınlar tarafından da üretilecek şekilde oluşturulduğunu düşünüyorum. Öte yandan pedofili muhabbetine gelecek olursak pedofili dediğimiz şey çok ayrıdır çocuk yaşta evlendirilmek çok ayrıdır diye düşünüyorum.

Bu evliliklerin gerçekleşme süreci bile aslında bakarsak sorunlu. Yapılan bu evliliklerin kendisi zaten bir insan hakları ihlali, çocuk hakları ihlali fakat insanlar bu evlilikleri bunlara rağmen gerçekleştiriyorlar. Tabi ki yapılan bu evliliklerin çoğu resmi nikâh yolu ile gerçekleşmiyor. Dini nikâh yoluyla gerçekleşiyor. Aileler zaten yasal evlilik yapmaya da gerek duymuyor. Gerek duyulup resmi nikâh ile gerçekleştirilen evlilikler kısmında da 16 yaşında olursak ancak bir evlendirilme söz konusu oluyor tabi bunun içinde gerekli şartların tanımlanmış olması gerekiyor. 16 yaşında yapılan evlilikler olağan üstü durumlarda hâkim kararı ile gerçekleşiyor.

Zaten bu evlilikler çoğunlukla aile kararı ile gerçekleşiyor. Aileler zaten yasal evlilik yapmaya da gerek duymuyor. Aile kararıyla olduğu içinde tamam belki o kız çocuğuna rızanız alındımı diye sorulduğunda evet cevabı genellikle hayır cevabına oranla daha fazla geliyor ama sonuçta 18 yaşından önce o kişiyi yasal olarak çoğu alanda tanımıyorsanız burada da alınan rızanın çokta geçerli olmadığını düşünmek lazım. Öte yandan yapılan bu evlilikler ailenin kızına zorla bu evlilikleri yaptırırken çocuğuma zarar vereyim diye düşünüp yaptırdığı evlilikler değil belki de. Aileler tabi bu evlilikleri tam bir bilinçlilik ile yapmıyor ama bilinçli olarak yapmadığımız şey daha tehlikeli bir şey aslında. Bilinçli olarak yapsa ben şöyle yapıyorum ve sonuçlarını göze alıyorum demesinden çok farklı. Bilinçli yapmıyor belki de üzülüyor aile ama toplumsal normlar daha belirleyici oluyor.

Zaten böyle olması gerekiyor, zaten evlenecek erkenden evlensin daha iyi olur ‘‘ Ağaç yaşken eğilir.’’ diye düşünüldüğü için bu üzüntünün ya da ailenin bilinçlilik durumunun düzeyi azalıyor. Burada tabi ki, bilinçlilik düzeyi de toplumun bilinçlilik düzeyi ne kadar yüksekse ve eşitlik ve demokrasi ne kadar yaygınsa ona paralel doğrultuda ilerliyor aslında. Zaten bu evlilikleri yaptıran anne- babaların eğitim seviyesi yüksek olan anne- babalara oranla daha fazla olduğunu görüyoruz yani bu kısımda ailenin eğitim seviyesinin de etkisi var. Ama bu sadece eğitimle öğrenimle alakalı bir şey de değil katkısı var bunun ama bilinçlendirmeyi siz istediğiniz kadar yapsanız da bu normları değiştirmedikçe bu evliliklerin oranını düşürmek çokta mümkün değil. Yani en azından uzun vadeli bir süreç gerektiriyor.

  1. Soru: Çocuk gelin olmaya neden olan şeyler nelerdir?

Bu nedenler çok geniş bir şekilde karşımıza çıkmakta öncelikle onu belirtmek isterim. Aslında her bir neden birbiriyle bağlantılı olarak gün yüzüne çıkıyor. İç içe geçmiş bir halde her bir nedenin katkı payı var tabi ki bu durumun oluşum sürecinde. Ekonomik nedenlerden bahsedilir biliyorsunuz ki yoksulluk çok önemli bir neden. ‘‘ Evden bir tabak eksilsin.’’ diye zaman zaman evlilik yoluna gidildiği söylenir. Ailenin ekonomik olarak yoksul olması sonucunda aileden bir kişinin azalması ailenin giderinin azalması anlamına geliyor aslında. Kız çocuklarının o ailede ki hiyerarşik sınıflama da en alt düzeyde durmaları da bu durumun oluşmasında iç içe geçmiş bir başka neden aslında.

Yoksulluk nedeniyle sonuçta aileler bazı stratejiler geliştiriyor. Bu stratejiler arasında başlık parası gibi bir geleneksel uygulama da karşımıza çıkıyor. Başlık parası ekonomik olarak aileyi rahatlatacak olduğundan aile kız çocuklarını bir an önce evlendirmek istiyor bu durum da kız çocuklarının bir mal gibi alınıp satılması durumuna dönebiliyor. Ailelerin geliştirdikleri bu stratejilerden bir diğeri de ailenin çocuklarını çalışmaya göndermesidir. Çocuk işçiliği de yoksulluk sonucu ortaya çıkan sorunlardan bir tanesi ama neden kız çocukları çocuk işçiliğine değil de daha erken yaşta zorla evlendirilmeye sürükleniyor? İşte bu kısımda da toplumsal cinsiyet normları, geleneksel normlar kızları bir an önce başka bir aileye devretmeyi uygulattırıyor.

Öte yandan namusuna zarar gelmeden evlensin, dışarı da bir sevgilisi olmasın hem ailenin ekonomik olarak yükünü hafifletsin hem de söz getirmesin diye de kız çocukları evlendiriliyor. Bu süreçte kız çocuklarının cinselliğini kontrol etme yükümlülüğü aileden evlendiği kişiye geçsin diye de bu evlilikler gerçekleşiyor. Burada toplumun cinselliğe bakış açısında vurgu yapmak gerekiyor aslında. Kız çocuklarının böyle nedenlerle evlendirilmelerinin ardında toplumun cinselliğe bakış açısı da yatar. Bu da ayrı bir etkendir aslında. Bir diğer neden olarak eğitimsizlik çıkar karşımıza. Ailenin eğitimsizliği bu duruma etki eder. Eğitim seviyesi düşük olan aileler eğitimi ön planda tutmadığı gereksiz gördüğü içinde kız çocuklarını okula göndermiyorlar ve o kız çocukları içinde bir çalışma hayatı mevcut olmadığından ya da erkek evladın o çalışma hayatına gireceği düşüncesi ile kız çocuğunu ne yapalım bari evlendirelim gibi bir söylemle evliliğe itiyorlar. Eğitimine devam etmeyen kız çocuğu için başka alternatif kalmıyor, evlendiriliyor.

Ayrıca kültürel normlarda evliliğe teşvik ediyor, ataerkil sistem de de kadınlardan beklenen şey anne olup eşine bakması, evin içerisindeki düzeni sağlaması, temizlik yapması, yemek yapması, evin iç işleyişinden sorumlu olması olunca bu evlilikler sanki olması gerekenmiş gibi algılanıp gerçekleştiriliyor. Burada ataerkil düzen ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği her an karşımıza çıkıyor aslında. Bir diğer kısım savaşlar ve doğal afetler. Savaş ve doğal afetlerinde kız çocuklarının çocuk yaşta evlendirilmesinde etkisi var. Birbiriyle ilişkili olarak siz o aile sınıflamasında en alt sıralamadaysanız savaş ve doğal afet sonrasında acil bir durum olduğunda en çabuk vazgeçilen siz oluyorsunuz yani kız çocukları oluyor. Mesela şimdi Suriye’den gelen göçmen gruplar arasında bakarsanız Türkiye’ye kıyasla erken evliliklerin oranı daha yüksek. Çünkü aileler savaş sonucunda belli stratejiler geliştirmek zorunda kalıyorlar. Bu stratejilerde de gözden çıkarılan kız çocukları oluyor. Kız çocukları ücret karşılığında başka bir aileye veriliyor bu sayede bir süre daha ailenin geçimi sağlanıyor savaş sonrası ailenin o zor durumu biraz olsun hafifliyor. Savaşlardan sonra kız çocuklarının anne veya babasını kaybetmesi sonucunda bir akrabası tarafından başı bağlansın hem de bize maddi olarak yük olmasın diye evlendirilmeleri de söz konusudur.

Burada savaş sonrası kız çocuğundan sorumlu kim ise bu annesi de olabilir babası da olabilir anne veya babanın ölmesi sonucundan bahsediyorum. O çocuğu güvenli bir yere devretme kaygısıyla ve sorumluluğu atma kaygısıyla kız çocuklarını küçük yaşta evlendirdiklerini düşünüyorum. O çocuğun eğer cinselliğiyle ilgili bir sorun yaşanırsa, bir sevgilisi olursa tırnak içerisinde söylüyorum namusuna bir zarar gelirse ebeveyni olarak ya da o çocuktan sorumlu kişi olarak sizin bunun hesabını vermeniz gerekiyor. Kime bu hesabı veriyorsunuz? Topluma. Aslında bakarsanız kimse sizi cezalandırmıyor fakat toplum sizi cezalandırıyor. Herkeste kendini cezalandırmamak için direk bu yükü, bu sorumluluğu başka birine evlilik ile devrediyor. Tabi bütün bunların altında da söylediğim gibi o toplumun cinselliğe bakış açısı yatıyor.

Bu evlilikler de aile içi cinsel saldırının da etkisi var. Yani doğrudan söyleyebileceğim bir araştırma yok şuan için hafızam da fakat bu konuya ilişkin olarak kadına yönelik şiddetinde içerisinde barındırdığı bir neden olarak karşımıza çıkıyor bu neden. Aile içinde cinsel saldırı durumu var ise zaten yine burada ataerkil sisteme dönmek referans vermek gerekiyor. Aileler aile içi cinsel saldırıyı ört pas etmek içinde kız çocuklarını küçük yaşta evlendirmeyi tercih ediyorlar. Namusunun korunması ve aslında evlenmeden önce bakire olmak algısı söz konusu olduğundan aile içinde böyle bir cinsel saldırı var ise bunu gizleyebilmek için de kız çocukları küçük yaşta evlendiriliyor. Kız çocuğunun bekâreti ile ilgili sorunun başka bir sorunla aslında üstünü kapatmak istiyorlar. Buradaki başka bir sorun da o kız çocuğunun başka biriyle evlendirilmesi. Bakire olmayan bir kız çocuğunun başka ilişkilere girme riskinin bakire olan bir kız çocuğuna oranla yüksek olması da aileleri korkutuyor. Genel olarak aile içi cinsel saldırının etkisi diğer nedenlere oranla daha az olsa da göz ardı edilemez. Özellikle de daha kapalı gruplar içerisinde şöyle durumların olduğunu biliyorum. Aile içerisinde kız çocuğuna bir taciz söz konusu oluyor. Taciz sonrasında o kız çocuğunun daha çok akrabalardan amcaoğluyla, dayıoğluyla, teyze oğluyla ya da halaoğluyla evlendiriliyor daha geniş aile içerisinde bu durumun ortaya çıkma riskini gizlemek için kız çocukları çocuk yaşta evlendirilmeye zorlanabiliyor.

  1. Soru: Çocuk gelin olmanın kız çocukları üzerindeki etkileri nelerdir?

18 yaşından küçük yaşta yapılan bu evliliklerde kız çocukları aileleri tarafından zorla evlendirildikleri için öncelikle bu çocukların özgürlük hakkı ellerinden alınmış oluyor. Hayatına aileleri olarak siz yön vermiş siz şekillendirmiş oluyorsunuz aslında. Kiminle evleneceğine ne şekilde evleneceğine siz karar veriyorsunuz ve bu da o çocukların en güzel günü olacak günü engellemiş, kötüleştirmiş oluyor. Böylece o çocukların seçme hakkını da ihmal etmiş oluyorsunuz. Zorla yaptırılan bu evliliklerin kendisi zaten bir şiddet biçimi üzerine o çocuk o tramvayı atlatamayabilir. Evliliğin ilk başında psikolojik olarak etkilenen çocukların evliliğin ileri aşamasında üzerine anne olma sorumluluğu ekleniyor. Anne olma sorumluluğu hem kız çocuğunun kendi fizyolojik ve ruh sağlığı açısından hem de bebeğin sağlığı açısından birçok risk barındırıyor. Çocuk yaşta anne olanların gereken yaşta anne olanlara oranla ölümleri daha fazla oluyor ki aynı şekilde Genital hastalıklarda çocuk yaşta anne olan annelerde daha fazla görülüyor. Sütün gelmemesi gibi sorunlarla daha çok karşılaşılıyor oda tabi çocuğun beslenmesiyle bakımıyla ilgili sorunların yaşanmasına sebep oluyor. Yani kısacası; daha çocuksunuz ve çocuğa bakma sorumluluğu kız çocuklarını hem sağlık yönünden hem de psikolojik olarak oldukça olumsuz etkiliyor.

Öte yandan duruma toplumsal cinsiyet eşitsizliğine odaklanarak baktığımız da ise karşımıza yine olumsuz bir manzara çıkıyor. Anne oluyorsunuz ama söz sahibi olamıyorsunuz kendi çocuğunuz üzerinde bile bazen söz hakkınız olmuyor. Erkek ya da erkeğin ailesinin kararlarının daha baskın olduğu bir evlilik sürdürüyorsunuz. Bunun yarattığı duygusal şiddette tabi ki göz ardı edilmemeli. Ayrıca bu konuya o kız çocuğunun üzerindeki etkiden ziyade toplumsal açıdan baktığımızda da olumsuz etkilerini görüyoruz. Evlendirilen o kız çocuğunun çalışma hayatına girmesine, üretim yapmasına engel oluyorsunuz bu hem topluğum dinamiği açısından hem de o kız çocuğunun ileri ki hayatında sosyalizasyon sürecine olumsuz etki etmesi açısından kusurlu bir eylem oluyor. Kadınların toplum içerisindeki konumunun ilerlemesine engel olmuş oluyorsunuz bu evlilikleri yaptıran aileler olarak, kadını yine dar bir alana kapatıyorsunuz bu dar alandan kastım ev. O kız çocuklarını ev içene mahkûm ediyorsunuz aslında.

Kız çocukları çocuk yaşta evlendirilmeye devam ettikçe yapılan bu evlilikler meşrulaştırılıyor, Aslında bakarsak bir toplumun dönüşmesine izin vermemek diye de tanımlamakta mümkün bunu. Bu evlilikleri devamlı görmenin yarattığı ve buna karşı çıkan bir grup yoksa ki yok sadece feministler karşı çıkıyor ve görüyorsunuz ki onlarda son dönem de olumsuz şekilde suçlanıyorlar. Böylece herkes bunu kabul ediyor kabul etmese bile tepki göstermiyor. Bu döngü devam ettikçe bu dönüşümün sağlanması mümkün değil. Bu evlilikler birbirini tekrar tekrar meydana getirecek. Ve meydana gelen bu evlilikler her bir kız çocuğuna aynı zararı verecek. Yapılan bu evlilikler o kız çocuklarının da çocuklarının böyle bir evlilik yaşamasını mümkün kıldıracak. Tabi evlendirilen bu kız çocukları eğitimlerinden de mahrum bırakılıyor ona da parmak basmadan geçmek istemiyorum. Böylelikle de eğitimsiz bir toplum da karşımıza çıkarıyor. Eğitim sürecinden geçmeyen çocukların da kendilerini ifade edebilecek ortam bulamaması da söz konusu olabilir tabi ama bunu araştırmadım. Genel olarak yapılan bu evlilikler kız çocukları üzerinde olumsuz etkiler bırakmakla beraber toplumun yapısında da olumsuz etkiler bırakıyor aslında.

Kız çocuklarına yönelik yapılan bu evlilikleri cinsel şiddet olarak ta görmek lazım. Bir taraftan kız çocuklarını çocuk yaşta sevgilisinin olmasını engellemek için genellikle de yaşça büyük birisiyle evlendirip sonra aileler olarak o yaşça büyük kişiyle cinsel ilişkiye girmesini bekliyorsunuz. Bunun sonucunda da araştırmalarında söylediği şey, bu evliliklerin büyük bir kısmının bir ilk gecenin kâbusu ya da tecavüz durumlarının sık yaşandığı evlilikler oluyor bu evlilikler. Zaten 18 yaşının altında yapılan bu evliliklerin kendi isteğiyle olmamasını geçtim ki oda bir şiddet türü ama şiddet içerisinde şiddeti doğuruyor aslında. Şiddetten koruyum derken başka bir şiddete atma durumu aslında bu evlilikler. Yani bu evlilikler kız çocuklarında psikolojik, fizyolojik ve sosyal açıdan olumsuz etkiler bırakıyor.

İkinci Uzman Görüşmesi

Deniz ERDOĞAN, sosyolog, planet tr adlı şirkette kıdemli danışman. ‘‘Türkiye’de Çocuk Gelinler Sorunu’’ makalesinin yazarı. Görüşme 20 Mart 2020 tarihinde telefon ile gerçekleştirildi.

  1. Soru: Çocuk gelin kimdir?

Çocuk hakları sözleşmesine göre çocuk dediğimiz kişi doğumundan 18 yaşına kadarki süreçte olan kişidir. Bugün birleşmiş milletler sözleşmesine taraf olan bütün devletler kendi medeni kanunlarında çocuğu 18 yaşından küçük olan birey olarak tanımlıyor. Bu tabi modern batıda bizim gibi demokrasilerde çok daha katı bir olgu. Yani sen 18 yaşından büyüksen bir yetişkinsin ama 18 yaşından küçüksen çocuksun hala. Benim Türkiyede şu şekilde bir gözlemim oldu 12 yaşından itibaren de evlendirilen kızlar var. 16 yaşında da evlendirilen kızlar var ama çocuk gelin kavramı üzerine şöyle bir kaba tabir yapılabilir. Dolayısıyla çocuk gelin dediğimiz kişiler 18 yaşından önce evlendirilen kişilerdir.  Bu çok yasal bir tanım ama bunun tabi ki farklı kültürel fragmanları da var nasıl diye soracak olursanız şöyle aktarmak isterim.

16 yaşında da çocuklarını evlendirmek için bugün gidip mahkemeye başvurabiliyor aileler, bazen 18 yaşından küçük kızlarda evlenmek istiyor burada da bir çocuk gelin kavramından bahsediyoruz. Bu konuda güncel örneklere rastlamamız çok mümkün özellikle gündüz kuşağında realite programlarına katılan aileler ve 16 – 15 yaşlarında evlenen evden kaçan kızlar. Bu kız çocukları bazen ailelerinin zorlamasıyla bazen de kendi istekleriyle 18 yaşından önce evliliği gerçekleştiriyorlar bence bu iki durumda da çocuk gelinlik söz konusu. Her ne kadar resmi nikâh ile olağanüstü bir durum olmadıkça 16 yaşından önce evlendirilme gerçekleşmese de gerçekleştiği olağan üstü durumlar var ve o çocuk daha 16 yaşında, 18 yaşından küçük kız çocukları evlendirilmesi zaten çocuk istismarıdır. Bu açıdan aslında çok sorunlu bir kavramdan bahsediyoruz.

Çocuk gelin artık toplumsal gerçeklik haline gelmeye başladı. Dolayısıyla çok karmaşık bir kavram bu kavram. Kültürel olarak tanımlaması nedense yapılamıyor çünkü belli topluluklar da 18 yaş altı evlilikler çok normal ve doğal görülüyor. Fakat biz evrensel bir tanım yapacak olursak çocuk gelin dediğimiz kişi 18 yaşının altında evlenen kız çocuğudur.  Bir yerde zorla evlendirilen bir yer de de gerçekten isteyerek evlenen kız çocukları da var bunların her ikisini de ele almak gerekir aslında. En yakın örneğini kendi hayatım çerçevesinde verebilirim. Evime temizliğe gelen ablamızın kızı 15 yaşında ailesini mahkemeye verip kendisinden 20 yaş büyük biriyle evlendi aile zorla evlendirmedi onu ama o da bir çocuk gelin baktığımızda. Farkındaysak hukuki anlamdaki tanımı çok açık çok net ama kültürel ya da sosyal tanımı çok girift. Zaten sosyal çalışmalara, durumlara dair tam bilimsel bir tanımlamadan bahsetmekte mümkün olmuyor çünkü toplum dediğimiz şey her şeyden öte karmaşık bir yapı.

Son dönemlerde çocuk gelin kavramının kullanımına getirilen eleştirilere de değinmek isterim. Biz 2020’li yıllardayız 2020’li yıllar ile dönüp 1920’li yıllara cumhuriyet modernleşmesi yıllarına bakalım. Biz İsviçre’ den medeni kanunu getirdiğimizde o dönem de çok küçük yaştaki kişiler evleniyorlardı hatta şarkılarımıza bakalım 15 yaşında Nazife Hanım diye şarkılarımız var bizim değil mi? O dönemde çocuk hakları sözleşmesi var mı hayır yok. 1940’lar dan sonra evrensel bir çocuk hakları sözleşmesi oldu. Beraberinde bütün devletleri bağlayan bir çocuk tanımı bir yaş aralığı belirten tanım ortaya çıktı. Aslında baktığımız da 1920’ler de dünya üzerinde çocuk gelin olgusu yok. Bir kadın var ve bir erkek var ve bu iki kişi evlilik yapıyor. O dönemki toplumsal seviyeye ve tarihi açıya baktığımızda da bir savaş ortamı var bir buhran dönemi. O dönem teknolojik anlamda ve sosyal anlamda çok büyük bir dönüşüm çağının başlangıcı. Ama 1940’lar dan sonra yani asıl modernleşme çağında hele ki 1980’ler den ve 1990’lar dan sonra 2000’li yıllara doğru geldiğimizde çocuk gelin tanımıyla karşılaşırız. Şu an bir çocuk gelin tanımı var çünkü şuan bir çocuk tanımı var. Yani birçok uluslararası sözleşmede göçmen hukukunda, kadın hakları sözleşmesinde, çocuk hakları sözleşmesinde özellikle birleşmiş milletler sözleşmesinde bir çocuk tanımı var. Bu tanımın beraberinde çocuk koruma yasalarımız var ve çocuk koruma servisi olan bir sosyal devlet statüsünden bahsediyorsak çocuk gelin kavramının kullanılmasında bir yanlışlık olduğunu düşünmüyorum.

Ama bir nokta da fazlasıyla karşı olduğum söylem var. Çocuk gelin yok pedofili var gibi bir bakış açısı var şu an. Buna kesinlikle katılmıyorum çünkü anneannemleri babaannemleri ve ondan önceki kuşak kadınlarını düşünelim. 1920 yıllarında doğumlu olup 1930- 1940’lı yıllarda çok küçük yaşta evlenen kadınlarımız var. Dolayısıyla bu tamamen kültürel ve geleneksel bir şey yani pedofili ile bağlantısı olan bir şey olduğunu düşünmüyorum. Kendi makalemde de açıklamıştım zaten çocuk gelin evet var ama pedofili bunun neresinde? Pedofili kim? Pedofili ne yapıyor? Bunlarında araştırılması gerek. Bir bakıma bu konular tamamen bir cinsellik politikası içerisinde yer alıyor ama bunlar ayrışmalı. Çünkü pedofili bir hastalıktır bilimsel anlamda belirlenici bir tanımdır. Ben bipolarım ben şizofrenim yargısına varılmalıdır bu bir teşhistir aslında. Her pedofili aynı mıdır? Her pedofili bir kız çocuğu ile mi evlenir?  Bir pedofili bir kız çocuğunu taciz edebilir ama onunla evlenmez değil mi? Bu tanımlamalar o yüzden bana göre çok belirlenmiş net. O yüzden çocuk gelin olmak ayrıdır pedofili olmak ayrıdır.

  1. Soru: Çocuk gelin olmaya neden olan şeyler nelerdir?

Daha iyi aktarmak adına bir feodal yapı düşünelim ve bu feodal yapıyı 1950’ler deki feodal yapı olarak düşünelim. Şuan da bu feodal yapılar yok mu tabi ki var ama bizim bence almamız gereken dönem özellikle 1950’lerde ki dönem. Düşündüğümüz bu feodal yapı özellikle Türkiye’nin gelişmemiş bölgelerindeki bir feodal yapı. Yani batıda değil ama daha çok doğu Anadolu orta Anadolu güneydoğu Anadolu taraflarında bir köy düzeni var yani bir feodal yapı var. Bu feodal yapının içerisinde çiftçilik ile geçimini sağlayan bir hane halkı düşünelim ve bu hane halkının içerisinde en az 10 tane çocuk var ve bu çocukların 8’i kız çocuğu ise kız çocuğunun başka bir aileyle evlendirilmesi o hanenin kalkınması demektir. Çok genel geçer bir söylem vardır ya o ‘‘ haneden bir tabak eksilmesi ’’ demektir, o ailenin ekonomik anlamda rahatlaması demektir. Aslında kız çocuğu da bir iş gücü. Buna benzer olarak Anadolu’da berdel diye bir gelenek vardır. Türk sinemamızda Tarık Akan ve Türkan Şoray’ın oynadığı Berdel adlı film buna çok iyi bir örnektir, konuya çok iyi bir açıklık getirir. Film de şöyle geçer. Türkan Şoray ve Tarık Akan’ın 3 tane kız çocukları vardır ve erkek çocukları olmamaktadır. Kadının erkek çocuk yapamadığı için erkek çocukları olmadığını düşünürler. Adam erkek çocuğum olsun diye karşı köyden bir kız alır ve karşılığında kendi kız çocuğunu aldığı kızın 80 yaşındaki babasına verir. Burada bir berdel gerçekleşmiş olur. Burada erkek çocuğun istenmesi ve önemi de şu şekildedir. Erkek çocuğu kız çocuğundan çok daha önemli birey demektir. Çünkü erkek çocuğu kız çocuğundan daha büyük bir iş gücüdür. Aynı zamanda hane halkını ataerkil olarak da zenginleştiren bir kavramdır erkek çocuğu. Burada da görüldüğü gibi kız çocuklarının çocuk yaşta evlendirilmesindeki en büyük nedenleri ekonomik nedenler bir diğeri ise geleneksel nedenlerdir.

Bir diğer neden ise kültürel nedendir. Kültürel nedeni ise şöyle açayım; çocuk gelin özellikle Kürt hanelerinde çok fazla orada çok yaygın. Orada baktığımız da artık 15-16 yaşına gelmiş bir kız çocuğu artık yetişkin bir kadın olarak görülüyor. 15-16 yaşındaki kız çocuğu ergenliğe giriyor adet görüyor ve artık onun kadın olduğu bir şekilde kanıtlanmış oluyor. Artık ondan evlenerek başlık parası karşılığında ailesine ekonomik anlamda destek olması, çocuk doğurması bekleniyor. Kız çocukları evlendirilirken kendi ailesinin yanında evlendiği kişinin ailesinden de bir takım beklentilerle karşılaşıyor. Evlendiği eşinin ailesinde o kız çocuğu bir nevi hizmetçidir, gelin gittiği ailede anne konumundaki kişi yaşlanmıştır ve oradaki annede tecrübe sahibiyim diyerek o kız çocuğunu alıp bir nevi yetiştirir bir nevi ona eşlik, kadınlık öğretir ve aynı zamanda da kendi evini çekip çevirtir.

Ben makalemi yazarken de birçok çocuk gelinle görüştüm ve çok etkilendiğim bir hikâye vardır. Kadın şöyle aktarıyor: Ben 1972 yılında doğan biriyim hanede 4 kız 2 erkek kardeştik benden büyük ablalarım evlendirilmişti ben küçükken gecekondumuzda erik ağaçları vardı ve ben ona tırmanırdım bir gün annem bana çabuk in ağaçtan sana görücü geldi diyerek seslendi. Ben de ne görücüsü dedim daha adet olmamıştım ve ağaçtan inip oturma odasına gittiğimde kendimden 15 yaş büyük biriyle karşılaştım ve onunla 10 koyun karşılığında zorla evlendirildim. Adet olmam içinde evlendikten sonra 2 sene bekledim. Ben kaynanamın yanında bebek oyunları oynardım bunun için dayak yediğim bile olmuştu. Bu örnekte de görüldüğü üzere hem ekonomik hem kültürel hem geleneksel nedenler ile kız çocukları zorla evlendiriliyor.

Öte yandan Türkiye’de eğitim seviyesi ve sosyoekonomik düşük ailelerde de kız çocuklarının evden kaçarak evlenmesi de çok yaygın olarak görülmekte.  Medya toplumsal gerçekliği kuran yaratan ve yansıtan en iyi bir organdır. Bu izolasyon dönemimden dolayı bir haftadır evdeyim ve televizyonu her açtığımda Müge Anlı veya Esra Erol gibi programlarla karşılaşıyorum. Bu programlar da hemen hemen her gün ya da iki güne bir 15-16 yaşında evden kaçarak evlenen ya da ailenin zoruyla kendisinden oldukça büyük yaşta biriyle evlenen kız çocuklarını görüyorum. Genellikle eğitim seviyesi düşük ailelerin kızları oluyor bu kızlar. Ve bu her gün topluma yansıtıldıkça bir bakıma toplumda bu durumlar normalleştiriliyor. Bizim gibi küçük bir aydın kesim çocuk gelinlerin farkında bunun olumsuz etkilerinin ve nedenlerinin farkında ama diğer kesim farkında değil ve o programlar o kesime daha çok hitap ederek o kesimin zaten farkında olmadığı durumu iyice normal kılmasına neden oluyor. Bu durumlar birer toplumsal gerçekliktir. Zaten her gün ve yeniden üretilen şeydir toplumsal gerçeklik. Zaten bu toplumsal gerçeklik biz de hep vardı üzerine elementler eklendi. Eğitim seviyesi düşük insanlarda bunların çoğunlukla farkında değil ve bu eylemleri normal görüp kız çocuklarını çocuk yaşta evlendiriyorlar.

Bu toplumsal gerçeklik çocuk gelin olgusu Cumhuriyetin ilanından beri vardı ama 1920’li yıllar ile 2000’li yılları karşılaştırmadan bu ayrımı yapmak gerekir. Çünkü her jenerasyon kendi toplumsal süreçlerini yeniden üretir ve biz Türkiye’de her 10 yılda bambaşka bir jenerasyonla karşılaşıyoruz. Hem tarihi hem politik hem kültürel olarak değerlendirirsek çocuk gelini kırılma noktasının daha önce de belirttiğim gibi 1970’ler olduğunu düşüyorum. Fakat o dönemde de nedenler yine bahsettiğimiz dönemlerdeki nedenlerle aynı. Yine bir realite programında karşıma çıkan bir başka neden olarak namusun korunması düşüncesi var. O realite programında da şu şekilde aktarılmıştı bu durumun örneği; Kızın babasına neden evlendirdiniz diye sorulduğunda kızın babasından şöyle bir cevap alınmıştı: Evden kaçıp kaçıp gidiyordu napayım bizdeki de namus evlendirdim korkumdan. Yani burada da anlaşıldığı üzere aileler kız çocuğunun bekâretini, namusunu önemli gördüklerinden bu nedenle kız çocuklarını evlendiriyorlar.

  1. Soru: Çocuk gelin olmanın kız çocukları üzerindeki etkileri nelerdir?

Çocuk gelin olgusu öncelikle çok travmatik. Yani küçük yaşta evlendirilmek kız çocukları üzerinde birçok travmayı beraberinde getiriyor. Yüksek lisans dönemimde çok etkilendiğim bir olay olmuştu. Kanım çekişmişti bu olayı duyduğumda. Bir kız çocuğu 13 yaşında Adıyaman’da zorla evlendiriliyor. Çocuk cinsel ilişki sonrasında sonrasın da konuşmamış, yemek yememiş ve sonrasın da çocuğu evlendiği kişinin ailesi banyoya bağlamış, şiddet uygulamış bir süre sonra çocuk ölmüş. Baktığımızda işin psikolojik anlamda ne kadar büyük bir travmatik boyutunun olduğunu sosyal psikolojik anlamda ise aslında çok büyük bir toplum travması olduğunun farkında mıyız bilmiyorum. Ama farkına varmamız gerekiyor.

Kız çocuğu oyun oynaması gerekirken evlendiriliyor duygunun ne demek olduğunu bilmezken, kendi bedenini tanıyamazken, bir başkasını tanımaya ve bir başkasına bağımlı olmaya zorlanıyor bu zaten bir istismar. Bunun beraberinde hem fiziksel hem cinsel hem ruhsal şiddetle karşılaşıyor bu istismarların her biri çocuk üzerinde olumsuz etkiler bırakıyor. Bunların yanı sıra sosyal psikolojik durumu şu, bu olayları okuyanlar biziz, medyadan bu olayları gördükçe bizde travmatize oluyoruz, kendi çocuğumuzu onun yerine koyuyoruz hem bireysel hem toplumsal olarak travmatik bir şey çocuk gelin olgusu. Ne toplum ne de çocuk gelinler bunu psikolojik olarak atlatamayabilir. Bence en büyük etkisi de bu.

14 yaşındaki çocuğu alıp onunla cinsel bir ilişkiye girdiğinde o çocuk üzerinde ruhunda açabileceğin en büyük yarayı açmışsındır. Yani bu modern dünya böyledir biz bunu şuan söyleyebiliriz ama yine 1940’lı yıllara baktığımızda 1940’lı yıllarda bunun farkında değiller çünkü zaten çocuklarını öyle eğitiyorlar. 14 yaşındaki bir çocuk o dönem her şeyi biliyor çünkü annesi ona ö şekilde bir eğitim veriyor. Bak kızım sen kocana böyle davranacaksın cinsellik budur bu kayınvalidene şekilde davranacaksın diye çocuk eğitiliyordu o dönem fakat bu eğitimi şuan veremezsin bu dönemde öyle çocuk eğitemezsin mümkün değil. Çünkü biz dijital bir çağdayız. O süreçte öyle bir eğitimle evlendirilen kız çocukları karşısındaki kişi canavar değil ise daha normal bir şekilde bu durumu atlatabiliyor. 2000’li yıllarda bu durumu yaşan kız çocuklarına oranla daha az hasarla hayatına devam edebiliyor. Ama 2000’li yıllarda bu çocuğun ruhunda çok büyük yaralar açıyor.

Bir psikoloji araştırmasında görmüştüm. Bu evliliklerden sonra kız çocukları kendisinden daha güçlü biri var karşısında diye düşündüğü için ve ona zarar veremediği için kendi bedenlerine zarar vermeye başlıyorlar. Ona yapılmış bu saldırının hıncını kendi bedenlerinden çıkarıyorlar. Kendi bedenine yabancılaşıyor bu çocuklar. Kendi bedenini sevmemeye başlıyor bu çocuklar. Evlilik dediğimiz şey onaylı bir cinsel birleşme değil midir? Bu cinsel birleşmeye hazır değilseniz kendi bedeninize zarar vermeye başlarsınız çökersiniz. O çocukların kendisine saygısı kalmaz, kendi bedenlerini sevemezler kendi bedenlerine bakmazlar. Evlilik bitirilse bile Her erkeği bir tehdit unsuru olarak da görmeye başlarlar.

Ankara pavyonlarında erkeklik konulu yüksek lisans tezimi yazarken araştırma sürecimde birçok kadınla görüştüm ve bu kadınların birçoğunun çocuk gelin oldukları da ortaya çıktı. Mesela bir tanesi Diyarbakır’da çok küçük yaşta zorla evlendirildikten sonra evlendirildiği evden kaçıp kendini pavyonda bulduğunu söyledi. Burada gördüğümüz üzere o kız çocuklarının belki de güzel devam edecek hayatlarını ellerinden alıyorsunuz. Bu etkiler bazen bütün hayatları boyunca devam edebiliyor. Çocuk yaşta evlendirilen bu kız çocukları sağlık açısından da olumsuz etkileniyorlar. Jinekolojik olarak gelişmemiş bir vajina ile cinsel ilişkiye giriyorlar ve sonrasında sağlıkları açısından olumsuz etkilerle karşılaşıyorlar. Doğum esnasında ile yine o gelişmemişliğin yaşattığı zorluklar ile ölebiliyorlar ya da bebeklerini kaybedebiliyorlar. Doğum esnasında olmasa da sonrasında da eğitimsiz olduğundan o bebeğe nasıl bakacağını bilmediğinden istemeden o bebeği ölmesine sebep olabiliyorlar.

Öte yandan evlenen bu kız çocukları eğitimlerine devam edemiyorlar. Zaten bu bir insan hakları ihlalidir. Çünkü dünya üzerinde her bireyin yaş, cinsiyet aranmaksızın eğitim hakkı vardır. Eğitimden mahrum bırakılıyorlar bu onların yaşam standardı yüksek bir hayat kurmalarını da engelliyor. Ve beraberinde bu eğitimsizlik durumu karşılaştığı olumsuz durumlardan nasıl kurtulacağını da bilmemelerini getiriyor. Toplumsal açıdan ise eğitim seviyesi düşük bir toplum yapısının oluşmasına neden oluyor. Ya da dengesiz bir toplumun oluşmasına neden oluyor. Yani bir tarafın bilgiye anında ulaşabildiği bir tarafın ise o bilgiye ulaşamadığı ulaştığı zaman da o bilgiyi yanlış kullandığı bir toplum oluşmuş oluyor aslında. Yanlış kullanım olarak örneğin internetin kullanımı. O interneti evden kaçmak uğruna kullanıyor ve fuhuş ağlarına düşebiliyor.  Bilgiyi bilmeden cahilce kullanan ve sonucunda da yozlaşan bir toplum modeline de gitmiş oluyoruz. Bu durumların her biri küçük yaşta evlenen veya evlendirilen kız çocukları için kaçınılmaz bir gerçek. Hem toplum sağlığı hem evlenen kız çocukları için bu olumsuz etkiler mevcut.

Görüşmelerin Ve Alan Yazın Derlemesinin Karşılaştırmalı Çözümlemesi                                                

  1. Soru: Çocuk gelin kimdir?

Gerçekleştirdiğim görüşmeler ve alan yazında bu soruya elde ettiğim cevaplar itibariyle şu benzerlikleri tespit etmekteyim.

Çocuk kavramını iki görüşmeci ve alan yazında 18 yaşından küçük henüz psikolojik ve fizyolojik gelişimini tamamlamamış olan bireyler olarak tanımlanmıştır. Alan yazında ve Deniz Erdoğan görüşmesinde ise; Çocuğun tanımını yaparken evrensel açıdan ziyade tarihsel sürece de dikkat edilmiştir. Alan yazında bu tanım çocukluğun yetişkinlik döneminin içerisinde yer almadığı iki döneminde farklı dönemler olduğu ve bunun batı dünyasında 17. yy’ da sunulduğu, çocukluğun modern olarak ortaya konuluşu mecburi olarak Rönesans ve aydınlanmayı takip eden üç yüz yıllık varsayımları ve inançları yansıtmakta olduğu şeklinde yansımıştır. Deniz Erdoğan ise; 1940’lar dan sonra evrensel bir çocuk hakları sözleşmesi olduğunu ve beraberinde bütün devletleri bağlayan bir çocuk tanımı bir yaş aralığı belirten tanım ortaya çıktığını belirtmiştir.

Çocuk gelin tanımı ise her iki görüşmeci ve alan yazın tarafından sorunlu görünüyor. İlknur Yüksel Kaptanoğlu bu burumu şöyle aktarıyor; Bu evliliklerin gerçekleşme süreci bile aslında bakarsak sorunlu. Yapılan bu evliliklerin kendisi zaten bir insan hakları ihlali, çocuk hakları ihlali fakat insanlar bu evlilikleri bunlara rağmen gerçekleştiriyorlar. Tabi ki yapılan bu evliliklerin çoğu resmi nikâh yolu ile gerçekleşmiyor. Dini nikâh yoluyla gerçekleşiyor. Aileler zaten yasal evlilik yapmaya da gerek duymuyor. Deniz Erdoğan ise bu durumu şöyle dile getirir; Her ne kadar resmi nikâh ile olağanüstü bir durum olmadıkça 16 yaşından önce evlendirilme gerçekleşmese de gerçekleştiği olağan üstü durumlar var ve o çocuk daha 16 yaşında, 18 yaşından küçük kız çocukları evlendirilmesi zaten çocuk istismarıdır. Bu açıdan aslında çok sorunlu bir kavramdan bahsediyoruz. Alan yazında ise; Her şeye rağmen gerçekleşen bu evlilikler hukuki anlamda bir evlilik değil sosyolojik anlamda bir evliliktir. Her ne kadar yasalar değişkenlik gösterse de insanların yasalar karşısındaki çekincelerinden dolayı yapılan bu evlilikler resmi nikâh yoluyla değil dini nikâh yoluyla yapılmaktadır. Kız çocuklarının daha oyuncak oynayacak yaşta iken aileleri tarafından evlendirilmesi başlı başına bir sorundur ve önemli bir çocuk istismarıdır. Şekillerinde tanımlanarak benzerlik göstermektedirler.

Gerçekleştirdiğim iki görüşme ve ondan önce gerçekleştirdiğim alan yazında bu soruya verilen cevaplarda şu farklılıkları tespit ettim.

Genel olarak çocuk gelin kavramına getirilen eleştiriler de görüşmeciler ayrışmıştır. İlknur Yüksel Hatipoğlu,  çocuk gelin kavramını başlarda kullanırken ilk gündeme geldiği zaman buna daha çok dikkat çekelim, yeni kelimeler kullanmakta fayda var diye kullanıldığını ki bunda başarılı olunduğunu, çocuk gelin kavramının da çok akılda kalıcı olduğunu dile getirmiştir. Ama bir taraftan da özellikle hukukçuların dile getirdiği bir eleştirinin çocuk kelimesiyle gelin kelimesini aynı tanım içerisinde kullanmanın bunun sanki olabilirliğini kabul etmek anlamına geldiğini ve kendisinin de bu eleştiriye hak vererek bu kavramı kullanmaktan vazgeçtiğini belirtmektedir. Şimdilerde çocuk erken yaşta ve zorla evlilikler gibi bir kavramın daha çok tercih edildiğini, hukuk açısından da bu kavramın daha uygun olduğunu düşündüğünü ifade etmiştir ve çocuk gelin kavramı üzerine getirilen eleştiriyi haklı bulmuştur.

Fakat Deniz Erdoğan ise,  2020’li yıllardayız 2020’li yıllar ile dönüp 1920’li yıllara cumhuriyet modernleşmesi yıllarına bakalım. Aslında baktığımız da 1920’ler de dünya üzerinde çocuk olgusunun olmadığından, o dönemki toplumsal seviyeye ve tarihi açıya baktığımızda da bir savaş ortamının olduğundan, 1980’ler den ve 1990’lar dan sonra 2000’li yıllara doğru geldiğimizde çocuk tanımıyla karşılaştığımızdan bahsetmiştir. Şuan bir çocuk gelin tanımının olmasının normalliğini çocuk tanımının olmasına bağlamıştır. Uluslararası sözleşmelerde bir çocuk tanımı var ise ve çocuk hakları sözleşmesi olan sosyal devlet statüsündeysek çocuk gelin kavramının kullanımında bir yanlışlık görmediğini ifade etmiştir.

Görüşmecilerin çocuk gelin kimdir sorusuna verdikleri cevapların farklılıkları ve benzerliklerine rağmen çocuk gelin kavramını daha iyi anlamama yardımcı olmuştur. Verdikleri cevaplar birbirine eklendiğinde konu hakkında derin bilgiler edinmemi sağlamışlardır.

  1. Soru: Çocuk gelin olmaya neden olan şeyler nelerdir?

Gerçekleştirdiğim görüşmeler ve alan yazında bu soruya elde ettiğim cevaplar itibariyle şu benzerlikleri tespit etmekteyim.

Öncelikle ekonomik neden görüşmeciler ve alan yazında kız çocuklarının çocuk yaşta evlendirilmesinde çok büyük bir neden olarak karşımıza çıkmaktadır. Ekonomik seviyesi düşük olan aileler kız çocuklarını para karşılığında geleneksel uygulamalar adı altında evlendirmektedir. Bunu Deniz Erdoğan şu şekilde örneklendirmektedir; feodal yapının içerisinde çiftçilik ile geçimini sağlayan bir hane halkı düşünelim ve bu hane halkının içerisinde en az 10 tane çocuk var ve bu çocukların 8’i kız çocuğu ise kız çocuğunun başka bir aileyle evlendirilmesi o hanenin kalkınması demektir. Çok genel geçer bir söylem vardır ya ‘‘ haneden bir tabak eksilmesi ’’ demektir, o ailenin ekonomik anlamda rahatlaması demektir. Aslında kız çocuğu da bir iş gücü. Buna benzer olarak Anadolu’da berdel diye bir gelenek vardır ve bunun da bir ekonomik gelir olduğunu dile getirir. Kız çocuğunun erkek çocuktan daha önemsiz gibi görünmesinin nedenini ise erkek çocuğu kız çocuğundan daha büyük bir iş gücüdür diyerek sözlerine devam etmiştir.

Aynı şekilde ekonomik durumların yetersiz olduğu ailelerde kız çocuklarının evlendirilmesini İlknur yüksel Kaptanoğlu da şu şekilde ele almıştır; Yoksulluk nedeniyle sonuçta aileler bazı stratejiler geliştiriyor. Bu stratejiler arasında başlık parası gibi bir geleneksel uygulama da karşımıza çıkıyor. Başlık parası ekonomik olarak aileyi rahatlatacak olduğundan aile kız çocuklarını bir an önce evlendirmek istiyor bu durum da kız çocuklarının bir mal gibi alınıp satılması durumuna dönebiliyor. Alan yazında ise; Ailelerin kız çocuklarını aile ekonomisine katkıda bulunmaları bakımından başlık parası, berdel ve kan bedeli gibi geleneklerle başka bir aileye verdiğinden, bu durumun ekonomik anlamda geliri az olan ailelerde bir çeşit refah yolu olduğundan bahsetmiştir. Diğer bir taraftan çok çocuklu ailelerde nüfusun fazlalığından ötürü ekonomik sıkıntı çeken ailelerin kız çocuklarını fazlalık olarak görüp gözden çıkardıklarını, bu gözden çıkarışta kız çocuklarına verilecek başlık parasının etkili olduğunu vurgulamıştır.

Öte yandan görüşmeciler ve alan yazında kültürel değerlerin kız çocuklarının evlendirilmesinde önemli bir etkisi vardır. Bu durumu İlknur Yüksel Kaptanoğlu kültürel normlarda evliliğe teşvik ediyor, ataerkil sistem de de kadınlardan beklenen şey anne olup eşine bakması, evin içerisindeki düzeni sağlaması, temizlik yapması, yemek yapması, evin iç işleyişinden sorumlu olması olunca bu evlilikler sanki olması gerekenmiş gibi algılanıp gerçekleştiriliyor şeklinde ifade ediyor. Deniz Erdoğan ise ailelerin, ergenlik çağına girdiklerinde ve adet görmeye başladıklarında kız çocuklarının evlenilecek yaşa geldiğini, artık bir kocasının olması gerektiğini kendi evini çekip çevirmesi gerektiğini düşündüğünü bununda kültürel olarak etkisinin olduğundan bahsetmiştir. Alan yazın da kültürel normların göz ardı edilmemesini ve ailelerin bu kültürel normların etkisiyle kız çocuklarını evlendirdiklerini aktarmıştır.

Görüşmeciler ve alan yazın bir başka neden olarak namusunun korunmasını nedenini karşımıza çıkartmaktadır. Kız çocuğunun aileleri tarafından namusunun korunmasına ve bekâretine verilen önemi Deniz Erdoğan bir realite programında gördüğü bir durumla şu şekilde örneklendirmiştir. Realite programında kızın babasına neden evlendirdiniz diye sorulduğunda kızın babasından şöyle bir cevap alınmıştı; ‘‘Evden kaçıp kaçıp gidiyordu napayım bizdeki de namus evlendirdim korkumdan.’’ Yani burada da anlaşıldığı üzere aileler kız çocuğunun bekâretini, namusunu önemli gördüklerinden bu nedenle kız çocuklarını evlendiriyorlar. İlknur Yüksel Hatipoğlu’da kız çocuklarının ailelerinin namusuna zarar gelmeden evlensin, dışarı da bir sevgilisi olmasın hem ailenin ekonomik olarak yükünü hafifletsin hem de söz getirmesin diye de kız çocukları evlendirildiğinden bahsetmiştir. Alan yazında yine görüşmecilere benzerlik göstererek aileler kız çocuklarını evlendirdiklerinde evlendirdikleri kişinin hâkimiyeti altına gireceklerine ve kız çocuklarının cinselliğinin o kişi tarafından korunacaklarına inanmaktadırlar şeklinde durumu ele alınmıştır.

Deniz Erdoğan görüşmesi ve alan yazın da medyanın toplumsal gerçekliği yaratan ve toplumsal gerçekliği bizlere yansıtan en iyi organ olduğu vurgulanmıştır. Deniz Erdoğan bu yüzden medyanın, realite programlarının bunda büyük etkisi olduğundan bahsetmiştir bu etkiyi de medyanın bu evlilikleri topluma yansıttıkça toplumun bunu normal görmeye başladığı şeklinde aktarmıştır. Alan yazında medyada kız çocuklarının çocuk yaşta evlendirildiği programlar, reklamlar, haberler topluma sunuldukça toplum bunun olumsuzluğunun toplum tarafından farkına varılmadığı, bu haberleri gördükçe toplum bu durumları normalleştirdiğini vurgulamıştır. İlknur Yüksel Hatipoğlu, Deniz Erdoğan ve alan yazın aile içi cinsel saldırının da bu konudaki etkisine değiniyor. Aile içinde yaşanan bir cinsel saldırı durumu olduğunda bunun gizlenmesi gerektiğini düşündükleri için ailelerin kız çocuklarını çocuk yaşta evlendirdiklerini bizlere aktarıyorlar.

Savaşlar ve doğal afetlerin kız çocuklarının evlendirilmesinde bir neden olduğu İlknur Yüksel Kaptanoğlu görüşmesinde ve alan yazında karşımıza çıkmaktadır. İlknur Yüksel Kaptanoğlu savaşlar sonrası oluşan maddi ve manevi kayıpların bir takım geleneksel nedenleri de içerisinde barındırarak kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesine neden olduğunu aktarılmıştır. Alan yazında ise savaş sonrası annesi veya babasını kaybeden kız çocuğunun namusunun korunması sorumluluğunun ve maddi açıdan o kız çocuğunun sorumluluğunun canını kaybetmemiş olan anne veya babaya veya her ikisinin de ölmesi durumunda akrabaya geçmesinden ötürü o sorumluluğu atmak için kız çocuklarının çocuk yaşta evlendirildi vurgulanmıştır.

Gerçekleştirdiğim iki görüşme ve ondan önce gerçekleştirdiğim alan yazında bu soruya verilen cevaplarda şu farklılıkları tespit ettim.

İlknur Yüksel Hatipoğlu kültürel nedenlere değinirken eski dönem ve günümüzdeki dönem olarak ayrıştırmamış kız çocuklarının evlendirilmesinin toplumun her döneminde normal algılandığını dile getirmiştir. Türk Kürt ayırt etmeksizin kültürel normları önemseyen hem de ekonomik geliri düşük olan ailelerin kız çocuklarını çocuk yaşta evlendirdiğini, tarih ayırt etmeden bunun bir gelenek olarak sürdürüldüğünü ifade etmiştir. Fakat bu durumu Deniz Erdoğan daha tarihsel açıdan bakarak ele almıştır. Her jenerasyonun kendi toplumsal gerçekliğini yarattığını ve bu süreçlerin tabi ki içerisinde kültürel normlarında farklılık gösterdiğini ifade eder. Kız çocuklarının çocuk yaşta evlendirilmelerinin kültürel nedenlerine bakarken, bu evliliklerin yoğunlukla Kürt ailelerinde gerçekleştiğini ifade eder. Yine bu durum alan yazın da geleneksel yaşam tarzını devam ettiren ataerkil toplumda kız çocukların küçük yaşta evlendirilmesi bir gelenek olmuştur ve bu gelenek sürekli devam etmektedir şeklinde karşımıza çıkarak tarih ayırt edilmemiştir.

Öte yandan medyanın kız çocuklarının evlendirilmesinde ki etkisini Deniz Erdoğan ve alan yazın ortaya koyarken, Deniz Erdoğan daha çok realite programlarında kız çocuklarının küçük yaşta evlendirildiğini topluma sunarken toplumun bunu normalleştirdiğini dile getiriyor. Fakat alan yazın reklamların ve haberlerinde yansıtılma şeklinin bu durumu normalleştirdiği ve söylem analizi yapılmasını gerektiğini karşımıza çıkartıyor. Alan yazın haberlerde ‘‘çocuk gelinler’’ ile ilgili olayların ele alınışı ve topluma yansıtılma şekli ‘‘çocuk gelinler’’ olgusu üzerine toplumun algısını şekillendirdiğini, sunulan haberlerde tekil ifadelerin kullanılmasının, çocuk evliliklerinin aile, gelenek görenek gibi etmenlerine değinilmeden kişiye indirgenen bir şekilde topluma yansıtılmasının, çocuk evliliklerine karşı oluşan algıya büyük etki ettiğini, bizlere sunmaktadır. Ayrıca alan yazın Türkiye’ de yapılan yayınlarda, haber konularında çocukların yeterli şekilde simgelenmediği ve sadece başlarına kötü bir şey geldiğinde kabahatli ya da kurban olarak yayınlarda, haberlerde yer aldığına değinmektedir.

Görüşmecilerin bu soruya verdikleri cevaplar farklılık ve benzerlik gösterse de çocuk gelin olmaya neden olan şeyleri daha iyi anlamama yardımcı olmuştur. Ayrıca verilen cevaplar birbirine eklendiğinde her iki görüşmecinin farklı nedenlere de değişmiş olması bu konuya dair düşüncelerimi geliştirmiştir.

  1. Soru: Çocuk gelin olmanın kız çocukları üzerindeki etkileri nelerdir?

Gerçekleştirdiğim görüşmeler ve alan yazında bu soruya elde ettiğim cevaplar itibariyle şu benzerlikleri tespit etmekteyim.

İlknur Yüksel Hatipoğlu, Deniz Erdoğan ve alan yazın kız çocuklarının çocuk yaşta evlenmelerinin kız çocuklarının sağlıkları açısından olumsuz etkilerinden bahsediyor. İlknur Yüksel Hatipoğlu kız çocuklarının çocuk yaşta evlenmesinin genital açıdan onların sağlıklarına zarar vereceklerini, evliliğin beraberinde çocuk doğurmak için hazır olmayan kız çocuklarının anne olduklarını ve çocuk yaşta anne olanların gereken yaşta anne olanlara oranla ölümleri daha fazla olduğunu vurguluyor. Aynı şekilde yine genital hastalıklarında çocuk yaşta anne olan annelerde daha fazla görüldüğünü açıklıyor. Çocuk yaşta anne olanlarda sütün gelmemesi gibi sorunlarla daha çok karşılaşıldığını onunda tabi çocuğun bakımıyla ilgili sorunların yaşanmasına sebep olduğunu ifade ediyor.

Deniz Erdoğan da kız çocuklarının çocuk yaşta evlendiklerinde jinekolojik olarak gelişmemiş bir vajina ile cinsel ilişkiye girdikleri için cinsel ilişki esnasında ve sonrasında sağlıkları açısından olumsuz etkilerle karşılaştığını, doğum esnasında ile yine o gelişmemişliğin yaşattığı zorluklar ile kız çocuklarının ölebileceğini ya da bebeklerini kaybedebileceğini dile getiriyor. Doğum esnasında olmasa da sonrasında da kız çocuklarının bu konuda eğitimsiz olduğundan o bebeğe nasıl bakacağını bilmediğinden istemeden o bebeğin ölmesine sebep olabileceklerini söylüyor. Alan yazında ise bu durum henüz 18 yaşını doldurmamış bir kız çocuğunun üreme sistemi olgunlaşmadığı için bu dönemdeki gebeliklerin kız çocuklarında hipertansiyon, kansızlık, kanamalar ve bel çukurunda düzleşme gibi birçok sağlık sorunlarına neden olmanın yanı sıra kız çocuklarının ölmelerine bile neden olmaktadır. Ayrıca doğum esnasında veya sonrasında anne veya bebeğin ölme riski diğer doğumlara oranla daha fazladır. Kız çocuklarının birçoğu düşük yapmaktadır. Şeklinde karşımıza çıkmaktadır bu durum.

İlknur Yüksel Kaptanoğlu Deniz Erdoğan ve alan yazın yapılan bu evliliklerin kız çocuklarını fiziksel psikolojik ve cinsel şiddete maruz bıraktığını vurguluyor. Öncelikle İlknur Yüksel Kaptanoğlu, evliliğin ilk aşamasında kız çocuklarının ailelerinin kız çocuklarını bu evliliğe teşvik ettiğini ve zorla evlendirdikleri için bu evliliklerin kendisinin zaten bir şiddet biçimi olduğunu üzerine o çocuğun o tramvayı atlatamayacağını dile getiriyor. Evliliğin ilk başında psikolojik olarak etkilenen çocukların evliliğin ileri aşamasında üzerine anne olma sorumluluğu eklenmesiyle, kız çocuklarının ruhsal açıdan bu durumdan etkilenebileceğini dile getiriyor. Ayrıca kız çocuklarına yönelik yapılan bu evlilikleri cinsel şiddet olarak ta görüyor. Ailelerin kız çocuklarını çocuk yaşta sevgilisinin olmasını engellemek için genellikle yaşça büyük birisiyle evlendirip sonra aileler olarak o yaşça büyük kişiyle cinsel ilişkiye girmesinin beklendiğini ifade ediyor bizlere. Bu evliliklerin aslında şiddet içerisinde şiddeti doğduğunu dile getiriyor.

Buna benzer olarak Deniz Erdoğan ise; küçük yaşta evlendirilmenin kız çocukları üzerinde birçok travmayı beraberinde getirdiğini, kız çocuğunun oyun oynaması gerekirken evlendirildiğini duygunun ne demek olduğunu bilmezken, kendi bedenini tanıyamazken, bir başkasını tanımaya ve bir başkasına bağımlı olmaya zorlandığını bunun bir şiddet türü olduğunu vurguluyor. Cinsel ilişki sonrasında fiziksel şiddete maruz bırakıldıklarını ifade ediyor. Öte yandan 14 yaşındaki çocuğu alıp onunla cinsel bir ilişkiye girdiğinizde o çocuk üzerinde ruhunda açabileceğin en büyük yarayı açmışsınızdır bu hem cinsel hem de psikolojik şiddettir çocuk o travmayı atlatamayabilir diye ekliyor. Alan yazın da çocuk yaşta yapılan bu evlilikler insan hakları ihlalinin bir çeşididir ve kız çocuklarında görülen cinsel istismarın çokça rastlanılan biçimidir. Kız çocukları istemedikleri halde kocalarının baskısı ve hakareti ile zorla cinsel birliktelik yaşamak zorunda kalıyor. Bunun da bir cinsel şiddet olduğunu ve evlenen kız çocuklarının fiziksel şiddete de maruz kaldığını belirtmiştir.

Evlendirilen kız çocuklarının eğitimden mahrum bırakıldığını ifade eden İlknur Yüksel Kaptanoğlu’na benzer olarak Deniz Erdoğan evlenen bu kız çocukları eğitimlerine devam edemediğini, bunun da bir insan hakları ihlali olduğunu çünkü dünya üzerinde her bireyin yaş, cinsiyet aranmaksızın eğitim hakkının olduğunu ifade etmiştir. Kız çocuklarının eğitimden mahrum bırakıldığında bu durumun onların yaşam standardı yüksek bir hayat kurmalarını da engellediğini dile getirmektedir. Alan yazın da evlenen kız çocukların neredeyse tamamının okulu terk ettiği görülmektedir. Ayrıca evlendirilen kız çocuklarının eğitim hakkı ellerinden alınmaktadır şeklinde vurgulamaktadır bu durumu.

Öte yandan toplumsal açıdan bakıldığında görüşmeciler ve alan yazın kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesinin olumsuz etkilerinin topluma yansıdığını ifade etmişlerdir. İlknur Yüksel Kaptanoğlu kız çocukları çocuk yaşta evlendirildikçe eğitimsiz bir toplum da karşımıza çıkıyor demiştir. Deniz Erdoğan ise; bu evliliklerin beraberinde eğitim seviyesi düşük bir toplum yapısının oluşmasına ve dengesiz bir toplumun oluşmasına neden olduğunu ifade etmiştir. Alan yazın da kız çocukları eğitimden mahrum bırakıldıkça toplumun eğitim seviyesinin düşmesine neden olmaktadır şeklinde ele almıştır. İlknur Yüksel Hatipoğlu toplumsal cinsiyeti ele alarak duruma baktığında kız çocuklarının erkek ya da erkeğin ailesinin kararlarının daha baskın olduğu bir evlilik sürdürdüğünü, yapılan bu evliliklerin kız çocuğunun çalışma hayatına girmesine, üretim yapmasına engel olduğunu bunun da toplumun dinamiğini etkilediğini ifade etmiştir.

Gerçekleştirdiğim iki görüşme ve ondan önce gerçekleştirdiğim alan yazında bu soruya verilen cevaplarda şu farklılıkları tespit ettim.

İlknur Yüksel Kaptanoğlu ve alan yazın kız çocuklarının bu evliliklerden psikolojik olarak etkileneceğini belirtirken, Deniz Erdoğan bu psikolojik etkilenmenin tarihsel açıdan baktığımızda kız çocukları üzerindeki etkisinin değiştiğini ifade etmektedir. İlknur Yüksel Kaptanoğlu evlenen bu çocuklarının yaşları sebebiyle evliliğe hazır olmamanın ve üzerine gelen annelik sorumluluğuyla psikolojik sorunlarla karşılaşacağını belirtmiştir. Alan yazında kız çocuğunun gördüğü cinsel şiddet ve fiziksel şiddet sonrası evliliğinde getirdiği sorumlulukla psikolojik sorunlar yaşayacağını vurgulamıştır. Fakat Deniz Erdoğan tabi ki her dönem için psikolojik olarak kız çocuğunun küçük yaşta evlenmesinin etkisinde olacağını söylemiştir. Ama 1940’lı yıllara baktığımızda 1940’lı yıllarda bunun farkında değiller çünkü zaten çocuklarını öyle eğitiyorlar. 14 yaşındaki bir çocuk o dönem her şeyi biliyor çünkü annesi ona o şekilde bir eğitim veriyor. Bak kızım sen kocana böyle davranacaksın cinsellik budur bu kayınvalidene şekilde davranacaksın diye çocuk eğitiliyordu o dönem fakat bu eğitimi şuan veremezsin bu dönemde öyle çocuk eğitemezsin mümkün değil. O süreçte öyle bir eğitimle evlendirilen kız çocukları 2000’li yıllarda bu durumu yaşan kız çocuklarına oranla daha az hasarla hayatına devam edebilir. Ama 2000’li yıllarda bu çocuğun ruhunda çok büyük yaralar açar şeklinde ifade etmiştir.

Öte yandan toplumsal açıdan duruma bakıldığında İlknur Yüksel Kaptanoğlu bu evlilikler devam ettikçe toplumun bu durumu normalleştirdiğini bu evliliklerin azalmadığını dile getirmiştir. Ayrıca bu evliliklerin toplumsal cinsiyet açısından kadını yine dar bir alan olan eve kapattığını, kadının topluma olacak katkısının engellendiğini ifade etmiştir. Alan yazın da zaten kadının eşitsiz olan konumunun toplumsal cinsiyet açısından yine eşitsiz konuma getirdiğini vurgulamıştır. Fakat Deniz Erdoğan toplumsal açıdan baktığımızda bu durumlardan ziyade bu evlilikleri programlarda ve normal yaşantımızda gördükçe toplumunda travmatize olduğunu toplumunda bu travma sürecinden olumsuz etkilendiğini dile getirmiştir.

Görüşmecilerin bu soruya verdikleri cevaplar farklılık ve benzerlik gösterse de çocuk gelin olmanın kız çocukları üzerindeki etkilerle beraber toplumsal etkilerinin de neler olduğunu görmeme yardımcı olmuştur. Ayrıca verilen cevaplar birbirine eklendiğinde her iki görüşmecinin farklı açılardan bakması ile bu konuya daha kapsamlı bakmamı sağlamıştır. Görüşmecilerin çalışma alanlarının farklı olmasından dolayı cevaplarının birbirinden ayrıldığını düşünmekteyim. Deniz Erdoğan gazeteci olması itibariyle daha çok örnekler ile karşılaşmış ve bu örnekleri aktararak sorularıma cevap vermiştir. İlknur Yüksel Kaptanoğlu ise; sorularıma daha tanımsal ve akademik bir dil ile cevaplar vermiştir.

SONUÇ

Çalışmam kız çocuklarının hangi gerekçelerle evlendirildikleri ve bu evliliklerin kız çocukları üzerindeki etkisi üzerine gerçekleştirilmiştir. Evlendirilen kızların çocuk yaşta evlendirilmesinden ötürü ailelerin bu evliliklerde etkili olduğunu düşündüğümden çalışmam da gözlemlediğim aktör ise aileler olmuştur. Çalışmamda öncelikle çocuk gelin olarak adlandırılan bireylerin kimler olduğu, hangi yaş aralığındaki bireylerin böyle adlandırıldığını detaylı bir şekilde incelemek istedim. Çocuk gelin olmaya neden olan sosyal, kültürel, bölgesel ve ekonomik faktörlerin neler olduğunu araştırmayı ve bu nedenler sonucunda çocuk gelin olmanın kız çocuklarını sosyal, psikolojik ve fiziksel bakımdan nasıl etkilediğini öğrenmeyi amaçladım.

Çalışmam da ele alınacak konuyu belirledikten sonra araştırmama yardımcı olacak 15 farklı kaynak buldum. Çalışma konumu daha detaylı inceleyebilmek için ilk olarak kendime 3 farklı soru belirledim. Sorularıma cevap verecek şekilde topladığım bilgileri genelden özele doğru künye belirterek sıraladım. Güz döneminde sorularımı bulduğum kaynaklardaki bilgilerle cevapladıktan sonra bahar dönemi kısmında ise çalışmama yardımcı olacak konuma uzman olan iki görüşmeci buldum. Görüşmecilerim İlknur Yüksel- Kaptanoğlu ve Deniz Erdoğan’dı. Her iki görüşmeci ile de şartlar el vermediğinden ötürü telefon ile görüşmelerimi gerçekleştirdim. Her iki uzman görüşmesinde sorularıma yeterli cevap bulabildiğim kanısındayım. Bu aşamalardan sonra her iki görüşmeci ve bulduğum kaynaklardaki bilgiler arasındaki benzerlik ve farklılıkları analiz ederek ortaya koydum. En sonunda ise bu farklılıkların nedenlerine değindim.

Çalışmamda vardığım sonuçlara değinecek olursam; ekonomik sorunlar, eğitim eksikliği, aile içi şiddet, geleneksel ve dini inanışlar, toplumsal baskı, medyanın etkisi, doğal afetler ve savaşlar: Bunların her biri bazı kız çocuklarını çocuk gelin olmaya iten nedenler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tür evliliklere dışardan bakıldığında aslında hepimizin kafasında birkaç neden canlanıyor. Fakat olayın içerisine girdiğinizde o kafanızda canlanan nedenlerin yanında farkında olmadığınız birçok neden olduğunu da anlıyorsunuz. Medyanın, haberlerin içeriğinin veya sunumunun bile bu evliliğe neden olabileceğini düşünmüyoruz ama yukarıda sıralanan her faktörün evliliklerde önemli bir etkisi var. Bu etkiler sonucunda gerçekleşen evlilikler kız çocuklarının psikolojisini bozmakla beraber kız çocuklarını fiziki açıdan da olumsuz etkilemektedir.

Çocuk yaşta yapılan bu evlilikler kız çocuklarının hipertansiyon, kansızlık ve bel çukurunda düzleşme gibi birçok sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalmalarına neden olmanın yanı sıra kız çocuklarının ölmelerine bile neden olmaktadır. Yapılan bu evliliklerde kız çocuklarının bebeklerini kaybetme ihtimali, gelişimlerini tamamladıktan sonra evlenen kadınlara oranla daha fazladır. Öte yandan evlenen kız çocukları eğitimlerinden de mahrum kalmaktadır. Çalışmamdan çıkardığım bir diğer önemli sonuç ise; bu evliliklerin toplum sağlığını da etkilemesi durumudur. Yapılan bu evliliklerin devam etmesi durumu toplumun bu evliliklere alışması durumuna etki etmektedir. Bu evlilikleri gerçekleştiren kız çocuklarının çocukları da genel olarak küçük yaşta evlendirilmekte ve bu da toplumun aile yapısının oluşmasını olumsuz etkilemektedir.

Çalışmamı kısıtlı bir zamanda ve oldukça cüzi bir entelektüel birikimle gerçekleştirdim. Çalışmamı gerçekleştirirken kendim de bir kadın olarak, gerçekleşen bu evliliklerin benimde başıma gelmesi durumunu empati yapmaktan kendimi alamadım. Böyle bir durumun gerçekleşmesi beni ne kadar ne şekilde etkilerdi gibi düşünceler içerisinde kaldım. Bu çalışmayı güz döneminin başından beri yaparken en çok uzman seçme konusunda zorluk çektim. Belirleyeceğim uzmanların konuya dair bilgi birikiminin oldukça fazla olmasını istedim bu yüzden uzman seçerken çok kararsız kaldım. Fakat biraz araştırma yaptıktan sonra hangi uzmanın bana daha fazla katkı sağlayacağını belirleyip çalışmamı o yönde ilerlettim.

Çocuk gelinlerin azalması için; sağlık kurumları bu evlilikleri tespit ettiği an erken bu evlilikleri kayıt altına alıp gerekli yerlere bildirimde bulunmalıdır. Bu kurumlar bununla beraber ergenlik döneminde olan kız çocuklarını çocuk yaşta hamile olma sürecinin ve anneliğin meydana getireceği riskler hakkında bilgilendirmelidir. Çocuk gelinlerle ilgili ülke genelinde ulusal gündem oluşturulmalıdır. Ayrıca Diyanet İşleri Bakanlığı da çocuk yaşta yapılan bu evliliklerde önemli bir role sahiptir; kız çocuklarının zorla evlendirilmesi konusunda bir taktik oluşturmalıdır. Ekonomik yönden bölgesel anlamda bir araştırma yapılmalıdır ve bu araştırma sonucunda çocuk gelinlerin en fazla görüldüğü bölgelerde ekonomik kalkınma sağlanmalıdır. Eğitim kurumlarında eğitim üyeleri tarafından farkındalığın artırılması gerekmektedir. Eğitimler cinsiyet eşitliğini, insan haklarını ve kız çocuklarının eğitim alma hakkı ile ilgili olmalıdır. Eğitim müfredatlarının da toplumsal cinsiyet eşitliği, üreme sağlığı, aile planlaması gibi konulara yer verilmelidir (Erdoğan, 2014: 8-9).

KAYNAKÇA

  • Aktepe, E. ve. Atay, İ. M. (2017). Çocuk Evlilikleri ve Psikososyal Sonuçları. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 9(4), 410-420.
  • Anık, M. ve Barlin, R. (2017). Türkiye’ de Çocuk Gelinler Sorunu: Balıkesir Örneği. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 6 (3), 1827- 1841.
  • Boran, P., Gökçay, G., Devecioğlu, E. ve Eren, T. (2013). Çocuk Gelinler. Marmara Medical Journal, 26(2), 58-62.
  • Burcu, E. (2015). Çiçeklerin Kaderi: Türkiye’de Kadınların Erken Evliliği Üzerine Nitel Bir Araştırma. Bilig, 73, 63-98.
  • Çakmak, D. (2009). Türkiye’de Çocuk Gelinler. Birinci Hukukun Gençleri Sempozyumu Hukuk Devletinde Kişisel Güvenlik, Bildiri Tam Metinler e-kitabı. Ankara: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 1-20.
  • Duman, N. ve Çoşkun, B. N. ‘Çocuk Yaşta Evlilik’ ya da ‘Çocuk Gelin’ Olgusuna Psikososyal Bir Bakış. Uluslararası Bilimsel Araştırmalar Dergisi, 4(2), 267-276.
  • Durdu, Z. ve Yıldız, Y. (2016). Türkiye’de Çocuk Gelinler Üzerine Bir Araştırma: Mersin Örneği. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 9(44), 800-807.
  • Erdoğan, D. ‘‘Türkiye’de Çocuk Gelinler Sorunu’’, Akademia, (2014), 1-9, (Erişim tarihi 20 Ekim 2019).
  • Kaptanoğlu, İ. Y. ve Ergöçmen, B. (2012). Çocuk gelin olmaya giden yol. Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, 15(02), 128-161.
  • Malatyalı, M. K. (2014). Türkiye’de Çocuk Gelin Sorunu. Nesne Dergisi, 2(03), 27-38.
  • Özcebe, H. ve Biçer, K. B. (2013). Önemli Bir Kız Çocuk ve Kadın Sorunu: Çocuk Evlilikler. Türk Pediatri Arşivi, 48(2), 86-93.
  • Özpulat, F. (2017). Toplumun İhmal Edilen Yüzü: Çocuk Evlilikler ve Kadın Sağlığına Yansımaları. Online Türk Sağlık Bilimleri Dergisi, 2(1), 11-22.
  • Uysal, M. T., Eren, G. T. ve Şimşek, E. (2019). Sosyo- Kültürel Özellikler Bağlamında Erken Evlilikler: Ağrı Örneği. Mediterranean Journal Of Humanities, 9(01), 349-375.
  • Yüksel, H. ve Yüksel, M. (2014). Çocuk İhmali ve İstismarı Bağlamında Türkiye’de Çocuk Gelinler Gerçeği. Çankırı Karatekin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 5(2), 124.
  • Zengin, D. Yardımcı, F. ve Başbakkal, Z. (2018). Çocuk Yaşta Yapılan Evliliklerin Toplum Sağlığına Etkisi. Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, 34(2), 89-97.
Yorum Yap

Yazar Hakkında

Aksaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu, tahlil tutkunu. Mail: aysegulkaradmr@gmail.com

Yorum yap