Wilhelm Dilthey’in Yorumlayıcı Yönteme Katkıları

Sosyal bilimler metodolojisinde önemli bir yeri olan yorumlayıcı yöntemin oluşması ve gelişiminde Dilthey'in katkıları ilk sıralardadır. Bu yazıda, yorumlayıcı yaklaşımın tarihsel süreci ve Dilthey'in katkısı ele alınmıştır.

Wilhelm Dilthey’in Yorumlayıcı Yönteme Katkıları
0

Wilhelm Dilthey (1833-1911), hermeneutik yöntemin oluşumunda önemli mihenk taşlarından biridir. Özellikle beşeri ilimlerin ayrı bir epistemolojik felsefesini biçimlendiren ilk düşünür olması, beşeri ilimleri müspet ilimler olarak göstermeye çalışması, doğa bilimleri ve beşeri bilimlerin yönteminin, niteliğinin farklı olduğunu vurgulaması ve tin bilimlerinin konusunun iç gerçeklik olduğu ve anlamaya dayalı çalışılması gerektiği yönündeki fikirleri, felsefi dünyada yenilik oluşturan bir dönüm noktasına işaret etmektedir.

Hermeneutik, kavramsal olarak birçok disiplinin çalışma konusudur. Bu yüzden kullanılan genel geçer tek bir anlamına ya da tam olarak ne olduğuna dair bir çıkarımda bulunmak zordur. Yine de bir genelleme yapmak gerekirse “yorumlama sanatı” olarak ifade etmek yanlış olmaz (Turner, 2020, s. 414). Kavramın değişen ve gelişen anlamını ve Dilthey’in yorumlayıcı yönteme katkısını daha iyi anlayabilmek için hermeneutik düşüncenin felsefik arka planını ve tarihsel dönüşümünü bilmek, bütüncül bir bakış açısı yakalayabilmek için yarar sağlayabilir. Çünkü kümülatif ilerleyen hermeneutik kavramı 19. yüzyılda tarih ve toplumu konu edinen etkinliklerin bilim olarak bir statü edinmesinin bilgi felsefesi tartışmalarında iyice gün yüzüne çıkmasıyla hermeneutik (anlamacı, yorumlayıcı) yaklaşım olarak iki ana akımdan birine dönüşmüştür.

Hermeneutiğin Tarihsel, Felsefik Gelişimi

Hermeneutiğin kullanımını Antik Yunan’a kadar götürmek mümkündür. Bu kullanıma başlangıç olarak, Yunan tanrılarından olan Hermes’in tanrılardan aldığı bilgiyi insanlara aktarırken anlaşılır hale getirip, düzenleyerek, yorumlama temelli aktarması düşüncesi gösterilebilir. Genel olarak kavram, görünen ve bilinenin ardındaki gerçek anlamı ortaya çıkarma olarak anlaşılır. Orta çağda ise kavram, İncil metinlerinin yorumlanmasında kendini gösterir. Antik Yunan’daki alegorik anlamdan uzaklaşarak tefsir etme usulüyle Tanrı’nın buyruğunun metinlerdeki düz ifadesi yerine, derinde yatan anlamını yakalama eylemine dönüşür. Friedrich Ast açısından hermeneutiğin amacı, bir eserdeki içsel gayeyi birbiri ve kendi döneminin ruhuyla ilişkisi bağlamında açıklamaktır. Tarihi, gramer ve geistik olarak üç anlama formundan ve anlamaya paralel, sezgi, harf ve ruh olarak üç açıklamadan bahseder. Christian Wolf ise; hermeneutik felsefenin oluşması ve evrensel bir boyut kazanması için çaba gösterir. Gramer, tarih ve felsefe yorumu olarak üç seviyeden söz etmiştir. Schleiermacher, kavrama bugün kullanılan manasına yakın olarak “anlama sanatı” tanımlaması yapmıştır. Anlamayı felsefi alana alarak, konuşmanın, düşünme eyleminin dışa vurulan tarafından bahseder. Retoriği konuşmayla ilgili bir sanata, anlamayı (düşünme) ise hermeneutik sanata koyar. Bu nedenle, dilin kullanım becerisi ile sürekli var olan, evrensel boyutta bir anlama ortaya çıkar. Ayrıca gramer ve psikolojik olarak iki yorumlama yönteminin varlığına değinerek, bir eser okuyanının karşı tarafı yanlış anlamaması için bazı kurallara değinir. Bu krallarda ilk olarak, dil ile ilgili sözcük yapılarının ve semantiğinin tarihsel kısmını görünür kılmak vardır. Sonra, kelimeler hem tümceler hem de metin bağlamı dahilinde yazarının dönemsel koşulları da dikkate alınarak değerlendirilir. İlgeçler, ekler, kelimelerin metin içindeki yerleri de incelenerek; nitel, nicel, anlatım biçimi ve içerik olarak anlaşılması gerçekleştirilmeye çalışılır. Son olarak; eserin yazanının yöneldiği amacı açığa çıkarmak için, tarihi ve toplumsal çevresine dair malumat oluşturma ile eserin ilk ve son bölüm uyumuna bakılır. Yazar ile birbirine benzeme söz konusudur. Ona göre, hermeneutik, şeyleri doğal bir şey kılmak için hizmetkarlık yapar (Öztürk, 2009, s. 147-1579.

Dilthey ve Hermeneutik

19. yüzyılın son çeyreğinde bilim felsefesi tartışmalarına baktığımızda iki tip felsefeden bahsedebiliriz. İlki, Bacon ile başlayan Locke, Hume, Comte, Machiavelli ve mantıkçı empiristlerle gelişen pozitif bilim felsefesidir. İkincisi ise; İbn Haldun, Vico, Herder, Alman Tarih Okulu, bazı yönleriyle Schleiermacher, Dilthey, Rickert ve Gadamer’in olduğu tarihselci bilim felsefesidir. Ayrıca yine bu zamanlara denk gelen bilim felsefesi tartışmalarında, tarih ve toplumun doğa bilimleri örneğinden yola çıkılarak bir sosyal bilim oluşturulması ve karşısında doğa bilimlerinden yöntem ve konu olarak ayrı olması gerektiği söylenen tin bilimi oluşturulması düşüncesi yer alır. Dilthey bu tartışmaların tin bilimleri tarafındadır. Hermeneutiğin gelişiminde ve tin bilimlerinin konusu ve metodunun ne olduğu konusunda Dilthey’den önce yaşamış ya da var olmuş, onu etkileyen filozoflar ve düşünce akımları da vardır. Bunlardan ilki olan Vico, oluşumunda insanın etkisinin olmadığı, içine doğulan ve gerçek sebeplerinin bilinemeyeceği doğa dünyasına filozofların aşırı biçimde eğilmelerini eleştirmiş ve aslında insanların ürettiği ve tesirinin olduğu ve bu yüzden de gerçek sebeplerini bilebileceği tinsel dünyayı (mondo civile) ihmal ettiklerini söylemiştir. Herder, tinsel dünyayı insanın kendi yapıp etmeleriyle kurduğunu, tarihsel-tinsel dünyanın zorunlu doğa bilimsel kanun tasarılarıyla ele alınmasının uygun olmadığını belirtmiştir. Tarihe biçim verenin bireysellik olduğunu, her dönemin kendine ait ve o çağ için geçerli gerçekliğinin, her ulus, her insan topluluğunun kendi içinde bireysel bütünlük halinde görülmesi gerektiğini, bu yüzden de bireysel bütünlüğün ilerleyen çizgide olmayıp, düşüşler ve batışları da barındıran yönünün bulunduğunu vurgulamıştır. Yöntem olarak, geçmişin bugünden bakışla ele alınması yerine “yeniden kurup yorumlama” ve betimleyen/yorumlayan bir anlayışın seçilmesinin uygunluğunu dile getirmiştir. Alman Tarih Okulu, Herder’i takip ederek tarih araştırmaları yapmıştır. Tarih biliminin metodolojisi ekseninde çabalar olmuştur. Bu okulun önemli isimlerinden olan Niebuhr, tarihsel-toplumsal olayların ortaya çıkarılmasında yorumlama yönteminin önemine değinmiş ve bu yöntemi karanlıkta el yordamıyla olayları yorumlamaya çalışırken karanlığın loş ışığa dönüşme çabasına benzetmiştir. Ranke, öznenin katılımının hem doğa hem de tarih bilgisine temel oluşturduğundan ve bunu yaparken kendinde var olan önsel gerçekliğini işin içine kattığından bahsetmiştir. Droysen, bir tarihi dönemi anlamak için insan ürünü olan yazılı yapıtlara yönelmeyi ve onların dilbilimsel eleştirisinin yapılmasını önermiştir. Tarihin, amaç-eylem ilişkisi eksenli tarihsel nedensellik olarak ele alınmasını belirtmiş ve bu nedensellikleri gösteren motiflerin insan eylemlerini yönlendirici etkisinin de dikkate alınarak çalışılmasına vurgu yapmıştır. Bu yüzden dilsel örnekler üzerinden çalışılan yorumlama etkinliğini metot olarak görmüştür (Özlem, 2020, s.11-32).

Yukarıda sıralamaya çalıştığımız hermeneutiğin tarihsel ve felsefik gelişimine baktığımızda günümüze gelene kadar kavramın birçok düşünür ve akıma konu olduğunu görürüz. Hermeneutiğe katkısı açısından yerini ve önemini ortaya koymaya çabaladığımız Wilhelm Dilthey, hem kendinden önceki düşünür ve akımlardan etkilenmiş hem de sonradan gelecek düşünür ve akımları etkilemiştir.

Dilthey’in 1883’te yayınladığı “Introduction to the Humanistic Disciplines” adlı çalışmasında, doğa bilimleri ile insan bilimlerinin metot ve kavram karşıtlıkları açısından sistemleştirme amacı vardı. Ona göre; yorumlayıcı disiplinler, yasalar, düzenlilikler ve doğaya egemen olmaya yarar sağlayacak bilgilerle değil, iradeli olarak oluşan, benzersiz eylemler ile uğraşmalıdır. Beşeri sebeplerin etkileri tarihi sonuçlara sebep olsa da doğada oluşan diğer sebeplerden köken olarak farklıdır. Çünkü, beşeri fiiller inanç, yönelim ve amaçlarla sınırlı olarak “içeriye yönelik bakışla” anlaşılabilmektedir. Dolayısıyla insani eylemler, yasalar ve açıklayıcı yönelimler şeklinde değil, analitik ve betimleyici bir psikoloji temelinde olmalıdır. 1907 yılında yayımladığı başka bir çalışmasında ise “yorumlayıcı anlama, dışavurum, dolaysız yaşantı” üçlüsünden oluşan şemalarla açıklanan fikirleriyle öne çıkmaktadır. Değerlendirici konum, algı ve amacın birleşiminin; beklenti, anı ve duyuların analiz edilmemiş canlı tecrübeler bütününde olduğuna vurgu yaparak,” dolaysız farkındalık” önceliğinin üzerinde durmaktadır. Bunlar, düzenli yaşantıya evirilebilecek, farklı disiplinlerin anlayışlarıyla da tamamlanabilecek her türlü gözleme etki edecek hammaddelerdir.  Dilthey’in bu fikirleri hem daha sonra geliştireceği kendi düşüncelerine etki yapmış, hem de sonradan “hayat felsefesi” olarak adı konulan bir felsefik düşünceye kaynaklık etmiştir. Yorumlayıcı anlamanın da oluşumunda etkisi olan dolaysız yaşantının empatik taklidi (çeşitli yalın fiiller, mimik ve jestler gibi) ilkel bir anlama biçimidir. Sonrasında bu öznel düşüncelerini koruyarak anlama üzerine daha karmaşık bir hale gelen açıklamalara girişmiştir. İnsan üretimi anlamların ortaya çıkardıklarına bakıp, yeniden inşa etme kabiliyetini anlama adına Hegel’in “nesneleşme” kavramını sıkı olmayan bir şekilde uyarlamaya çabalamıştır. Metinler, eserler ve kurumlar dışsallaşan zihnin izleridir. Yorumcular hazır elde olan bu izlerden yola çıkarak tarihsel dünyayı yeniden kurmalıdır. Son çalışmalarında fenomenlerin yorumlanmasını netliğe ulaştırma gayreti görülmektedir. Yapı ya da düşünce örüntüleri olarak isimlendirdiği fenomenlerin anlaşılması için, zihnin ürünlerini (hukuk kuralları, matematiğe dair oluşumlar), zihnin kendi akıl yürütme tekniğiyle yeniden işletip anlayabilmek gerektiğini söyledi. Metnin parçalarının tutarlı bütünlükle birleştirilme tarzı, akılcı yoldan güvenilirlik basamaklarıyla yeniden oluşturulabilir. Bir metin düşünsel veya geleneksel bir metinler kümesiyle bir aradadır. Metinlerin birbirleriyle ilişkisi, zamanla bulunduğumuz bu ana değin büyüyen karşılıklı etkileşim ve çevreye uyum sağlama etkinliği ilişkisidir. Çünkü insanlar, birinden diğerine geçen anlamlar bütününün oluşturduğu tarihsel bir dünyadadır. İnsan değerleri ve amaçları düşünsel etkiler ağı içerisinde ortaya çıkar. Anlama bu dünyanın iç bağlantılarına ulaşmayı sağlar. Bu yüzden yorumlamanın ögesi olan empati ile farklı kültürler, uluslar ve çağların bireyselliklerinin önemi ön plandadır (Ringer, 2014, s. 38-41).

Dithey’in “tarihi aklın tenkidi” olarak adlandırdığı tin bilimlerin doğa bilimlerinden yola çıkılarak açıklanmasına yönelik eleştirisi; bu bilimlerin hem konu açısından farklılığı hem de metotlarının ayrı olması gerektiğinin önemine yaptığı vurgu ile iyice baskın hale gelmiştir. Ondan önce de birçok düşünür ve düşünce akımının bu konuları ele almış olmasına rağmen kendisinin bu düşünceleri bağımsız olarak tasarlama gayreti tin bilimler için gerçek bir dönüm noktası olmuştur. Tin bilimlerinin konusunun iç gerçeklik olduğuna dair söylemi onu tarihe ve insana bakışında “oluş halinde bir psikoloji” olarak adlandırdığı bir düşünceye yöneltmiştir. Psikolojiye olan ilgisi ve öncelik tanıması “hareket halinde bir psikoloji” dediği ve gözleme dayalı usulleri bilgi kuramı içerisine yerleştirmesini sağlamıştır. Tarih ve insan üzerine değerlendirmelerinde; tek başına yeterli gelmeyen ama birbirleriyle karşılıklı değerlendirildiklerinde, farklılıkların belirlenmesini, güdülenimlerin analizini esas alan ve benzerliklerini ortaya çıkaran bireyleşme işlemiyle genel tipolojiler oluşturmaktan bahsetmiştir. Bu usûl; genellik ve bireyselliği kaynaştırmaya ve bütünlük içerisinde kendini gösteren değişimleri zorlanmadan bulmaya ve anlamlı karşılaştırmalara giden yolu açmaya yarayan bir özelliktedir. Tüm bu usulleri hermeneutik adıyla genelleyen Dilthey; her eylem ve eseri içinde oldukları bütünlük içerisinde tekilliklerini koruyarak, yani onları hem betimleyip hem analiz etmek için gerekli kavramlarla tecrübenin orijinalliğini de koruyarak yorumlamak şeklinde bir tanımlama yapmıştır (Freund, 1997, s. 49-58).

Sonuç olarak Dilthey; tin bilimleri ve doğa bilimlerinin birbirinden bağımsız hale gelmesine, tin bilimlerinin konusunun iç gerçeklik ve yönteminin de anlamaya dayalı olduğuna, tarihte oluş halinde bir psikolojinin yattığına ve bilgi kuramı usullerinden olan tipik bireyleşme (tipleştirme) işlemine titizlikle, ısrarla değinmiş ve hermeneutiğin gelişimine önemli katkılar sunmuştur (Freund, 1997, s. 49-58).

Yararlanılan Kaynaklar

  • Freund, J. (1997). Beşeri Bilim Teorileri. (Bahaeeddin Yediyıldız, Çev.). Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.
  • Özlem, D. (2020). Dilthey Üzerine Yazılar. İstanbul: Notos Kitap Yayıncılık.
  • Öztürk, E. (2009). Hermeneutiğin Tarihsel Dönüşümü. Zeitschrift für die Welt der Türken, 1(2), 145-175.
  • Ringer, F. (2014). Weber’in Metodolojisi. (Mehmet Küçük, Çev.). Ankara. Doğu Batı Yayınları.
  • Turner, S. B. (2020). Sosyoloji Sözlüğü. İstanbul: Pinhan Yayıncılık.

Selçuk Üniversitesi Sosyoloji bölümünde başladığı lisans eğitimini Erciyes Üniversitesi'nde tamamlamıştır. Çankırı Karatekin Üniversitesi Sosyoloji bölümünde yüksek lisans yapmıştır. Sosyoloji ya da Siyaset Bilimi alanında doktora eğitimine hazırlanmaktadır. Modernleşme, Muhafazakarlık, Sekülerleşme, Sivil Toplum ve Öteki konularında; Aile, Din, Değerler, Kuşaklar ve Siyaset Sosyolojisi alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.

Yazarın Profili

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir