Atatürk Dönemi Dış Politika | Amaçları, İlkeleri ve Genel Bakış

Atatürk Dönemi Dış Politika | Amaçları, İlkeleri ve Genel Bakış
2

Atatürk dönemi Türk dış politikası, Cumhuriyetin ilanıyla birlikte genç Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda kimliğini oluşturma sürecinde belirleyici bir rol oynamıştır. Atatürk, tarih sahnesine askeri dehasıyla ortaya çıksa da onu devlet adamı yapan ve Türkiye’nin kalbinde taht kurduran; dünyanın önemli liderleri arasına adını yazdıran siyasî zekâsı, dış politikadaki stratejik hamleleri ve diplomasi yeteneğidir. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Türkiye hem içerde hem dışarda kimlik oluşturma sürecine girmiştir. Bu nedenle çağdaş bir devlet yapısını güçlendirmeye yönelik çalışmalar yapılmıştır. Sadece askeri anlamda değil, ekonomik, kültürel ve siyasi olarak tam bağımsızlık ilkesi, dönemin dış politikasının temeli oluşturmuştur. Atatürk, Türkiye’nin dış ilişkilerinde çatışmadan kaçınmayı, barışçıl ve kararlı bir diplomasi yürütmeyi önemsemiştir. Bu dönemde uygulanan dış politika faaliyetlerinin başlıca amaçları; tam bağımsızlık ve egemenliğin korunması, barışın sürdürülmesi, sınırların güvence altına alınması, uluslararası alanda yeniden saygınlık kazanmak ve çağdaş bir Türkiye’nin inşasıydı. Diğer bir ifadeyle Atatürk dönemi dış politika vizyonu, Türkiye’yi tam bağımsız, demokratik, barışçıl, saygın ve modern bir ülke haline getirmek üzerine olmuştur. Bu doğrultuda, Atatürk dönemi Türk dış politikasını daha iyi kavrayabilmek için bu dönemde belirlenen amaçlar ve ilkeleri yakından incelemek gerekmektedir.

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasının Amaçları Nelerdir?

Atatürk’ün dış politikada ortaya koyduğu vizyonu, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sözleriyle ifade ettiği hedef doğrultusunda uyguladığı kararlı politikalardan oluşmaktadır. Bu kapsamda uluslararası ilişkilerde denge politikası izlenmiş, ulusal çıkarlar korunurken bölgesel barışın sürdürülmesi önemsenmiştir. Dönemin dış politika anlayışı, Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası alandaki konumunu ve saygınlığını güçlendirmiştir. Bu vizyon doğrultusunda Atatürk dönemi Türk dış politikasının amaçları şu şekilde incelenebilir:

  1. Milli bir devlet kurma
  2. Sınırların güvenliğini sağlamak
  3. Bağımsızlığın korunması
  4. Barışın korunması
  5. Çağdaşlaşma Hareketleri
  6. Bölgesel barışı ve iş birliğini desteklemek

1.Milli Bir Devlet Kurmak

Misak-ı Millî anlayışıyla birlikte, milli bir devlet kurmak Atatürk’ün dış politika anlayışının temel hedefini oluşturmaktadır. Çok uluslu bir yapıdan ulus devlet modeline geçiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık mücadelesinin en önemli sonucudur. Bu doğrultuda, ulusal egemenliği esas alan bir devlet yapısı inşa edilmiştir.

2.Sınırların Güvenliğini Sağlamak

Atatürk Misak-ı Millî ile ifade edilmiş sınırların güvence altına alınmasının, devletin varlığını sürdürebilmesinin temel koşulu olduğunu düşünmüş ve bu yönde kararlı bir tutum sergilemiştir. Musul, Hatay ve Boğazlar meselesi, bu anlayışın birer yansımasıdır. Türkiye bu konuları diplomasi yoluyla çözmeye çalışmış, barışçıl bir tutumla ilerlemiştir.

3.Bağımsızlığın Korunması

Atatürk, Misak-ı Millî anlayışıyla, Türklerin bağımsızlığına düşkün bir millet olduğu bilinciyle hareket etmiştir. Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve askerî açıdan hiçbir devletin etkisi altında kalmadan kendi kararlarını verebilen ve kendi çıkarlarını koruyabilen bir devlet olmasını hedeflemiştir. Bu bağlamda, Kurtuluş Savaşı döneminde manda fikrine karşı çıkmış, Kurtuluş Savaşından sonra da Türkiye’nin bağımsızlığını korumaya yönelik politika anlayışı izlemiştir.

4.Barışın Korunması

Daha önce de ifade edildiği üzere Atatürk dış politika hedeflerine barışçıl ve diplomatik yollarla çözmeyi önemsemiştir. Savaşın getirilerini bilen birisi olarak Atatürk, bu barışçıl tavrı olabildiğince korumada kararlı bir tutum sergilemiştir. Barışıl tavrını, hepimizin bildiği “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sözleriyle ifade ederek, hem Türkiye’nin iç politikasında hem de uluslararası ilişkilerde kalıcı barışın temelini atmıştır.

5.Çağdaşlaşma Hareketleri

Atatürk modernleşmenin yolu olarak Batı’ya (Avrupa’ya) yönelmek gerektiğini savunmuştur. Bu anlayışla hareket eden Atatürk Türkiye’ye reformlar getirerek bu yönde önemli çalışmalar yapmıştır. Modernleşmenin dönemin dış politika hedeflerinden birini oluşturmasının nedeni; çağın gelişmişlik düzeyinin Batı’da bulunması ve Türkiye’nin bu uygarlık seviyesine ulaşarak uluslararası alanda saygın bir konum elde etme isteğidir. Atatürk’e göre modernleşme, Türkiye’nin bilimsel, hukuki ve toplumsal alanda ilerlemesiyle mümkündü. Böylece Türkiye uluslararası alanda kendi gücünü modernleşme yoluyla da ispatlayabilecekti.

6.Bölgesel Barışı ve İş Birliğini Desteklemek

Bu dönemde Atatürk sadece Türkiye’nin güvenliğini değil, komşu ülkelerle iyi ilişkiler geliştirmek, anlaşmazlıkları diplomasiyle çözmek ve bölgesel barışı güçlendirmek dönemin dış politikasının hedeflerindendi.

Bu hedefler, Atatürk’ün dönemin dış politikasındaki karar mekanizmalarını oluşturan temel unsurlardır. Demokratik, tam bağımsız, bölgesel barışın istikrarını korunmasını sağlayan, güçlü, modern bir Türkiye inşası hedeflenmiştir.

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasının Temel İlkeleri Nelerdir?

Atatürk dönemi dış politikasında Türkiye’nin; çağdaş, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olması yolunda adımlar atılmıştı. Bununla birlikte aynı ilkeleri paylaşan devletlerle dostluk ilişkileri güçlendirilmişti. Bu yönde Atatürk dış politikada “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” anlayışıyla ilerleyerek barışçıl ve Türkiye’nin çıkarlarını koruyan bir yol izlemiş ve aşağıdaki temel ilkeler doğrultusunda Türk dış politikasına yön vermiştir:

  1. Gerçekçilik
  2. Bağımsızlık
  3. Barışçılık
  4. Güvenlik politikası
  5. Batıcılık
  6. Akılcılık

1.Gerçekçilik:

Atatürk dış politikada, Türkiye’nin o dönemdeki gücünün farkında olarak hareket etmesi gerektiğini bu nedenle gerçekçi hedefler doğrultusunda ilerleyerek, boş hayallere kapılan bir yaklaşımdan uzak durulması gerektiğini benimsemiştir. Atatürk uluslararası ilişkilerdeki gerçekçi yaklaşımı ve dış politikada milli bağımsızlıktan taviz vermeyen kararlı bir tutumla hareket etmiştir.

2.Bağımsızlık:

Dönemin dış politikadaki en temel ilkesi, Türkiye’nin çıkarlarını ön planda tutarak bağımsızlığını korumaktır. Atatürk bu bilinçle, Misak-ı Millî’de ifade edildiği üzere her alanda tam bağımsızlığın tesisi ve onun korunması temel ilkesi olmuştur.

3.Barışçılık:

Daha önce de ifade edildiği üzere “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışı ile uzun yıllar süren savaşlardan çıkan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin barışa verdiği değer anlaşılmaktadır. Bununla birlikte Türk dış politikasında barışçıl ve kararlı bir tutum önemsenerek, müzakereler ve diplomasi yolu izlenmiştir.

4.Güvenlik Politikası:

Türkiye’nin güvenlik politikalarını geliştirmek için savunmaya önem verilmesi gerektiği, aşikardı. Bu nedenle Türkiye’nin kendi savunma, askeri ve ekonomik yapılanmasını sağlayabilmesi gerekiyordu. Yani Türkiye’nin kendini savunacak güce ve iradeye sahip olunması gerekiyordu. Bununla birlikte, Türkiye’nin gücünün yetersiz kalacağı durumlarda denge politikalarının uygulanması, yani bölgesel barışın korunması için ittifaklar yapılarak ülkenin güvenliğini sağlamak, temel ilke olarak benimsenmiştir.

5.Batıcılık:

‘Türk dış politikasının hedefleri’ bölümünde bahsedildiği üzere; Türkiye’nin gelişmiş ve çağdaş ülkeler seviyesine ulaşabilmesi için Batı ülkeleri ile iyi ilişkiler kurularak çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda Batıcılık ilkesi benimsenmiştir. Ancak Atatürk’ün Batılılaşma kavramını kültürel bir taklit olarak değil, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak anlamında kullandığını vurgulamak, konunun doğru anlaşılabilmesi açısında önem arz etmektedir.

6.Akılcılık:

Yeni Türkiye, akılcılık ilkesi doğrultusunda, aklı ve bilimi esas alan bir anlayışla politikalar geliştirmiş, uluslararası ilişkilerde değişen şartlar ve karşılıklı yarar ilişkisine dayalı bir diplomasi yolu tercih edilmiştir.

Atatürk Dönemi Dış Politika Gelişmeleri

Atatürk dönemi dış politikasının temelleri Millî Mücadele döneminde atılmıştır. Erzurum ve Sivas kongreleriyle belirlenen esaslar doğrultusunda ulusal bağımsızlık güvence altına alınmak istenmiştir. Bu konuda uluslararası destek sağlamak amacıyla diplomatik girişimlerde bulunulmuştur. Ankara Hükûmeti bu dönemde Sovyetler Birliği ile iş birliği ve denge politikası uygulamıştır. Bu politika ile birlikte Sovyetler Birliği Ankara Hükûmetine silah ve askeri yardımda bulunmuştur. 1920’de Gümrü Barışı ile anlaşma sağlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Londra Konferansı’na davet edilmiştir.

Mondros Mütarekesi ve Sevr Anlaşması gibi dayatmalar, işgallere karşı Millî Mücadele’nin hızlanmasına yol açmıştır. 1922’de Mudanya Mütarekesi imzalanarak, Türkiye-Yunanistan arasındaki çatışma sona ermiş, Doğu Trakya Türkiye’ye bırakılmıştır ve bu durum barışçıl yollarla gerçekleştirilmiştir. Millî Mücadele Dönemi sonrasında Osmanlı Devleti tasfiye edilmiş, Misak-ı Millî sınırları içinde Cumhuriyet kurulmuş ve yeni Türkiye Cumhuriyeti uluslararası alanda tanınmıştır. Bu olaylar Atatürk dönemi dış politika hedeflerinin ve ilkelerinin ortaya çıkmasının temelini oluşturmuştur. Cumhuriyet ile birlikte 1923-1938 yılları arasında Türk dış politikasında önemli diplomatik adımlar atılmıştır.

1923-1938 Yılları Arasında Uygulanan Türk Dış Politikasına Genel Bakış

1923-1938 yılları arasında dış politikadaki gelişmeler Lozan’dan Hatay meselesine kadar uzanan diplomatik başarılar ile şekillenmiştir. Atatürk dönemi (1923-1938) Türk dış politikası gelişmeleri, aşağıdaki olaylar üzerinden incelenebilir:

  1. Lozan Konferansı ve Lozan Barış Antlaşması
  2. Musul sorunu
  3. Türk-Yunan ilişkileri ve “etabli” anlaşmazlığı
  4. Türk-Sovyet, Türk-İtalyan ve Türk-Fransız İlişkileri
  5. Milletler Cemiyeti’ne katılım
  6. Balkan Antantı
  7. Sadabat Paktı
  8. Boğazlar sorunu ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi
  9. Hatay meselesi

1.Lozan Konferansı ve Lozan Barış Antlaşması:

Lozan sonrası Atatürk’ün uyguladığı dış politika, tamamıyla millet menfaatine dayalı bir “Millî siyaset” ilkesini temel almaktadır. Millî siyaset uygulamasının esasını, milli bağımsızlık, milli misak, milletler arası hukuka saygı oluşturmuştur. Bu esas ise “Yurtta sulh, cihanda sulh” ifadesine dayanmaktadır. 20 Kasım 1922’de İsviçre’nin Lozan kentinde toplanan Barış Konferansı’nda Türkiye uzun süren diplomatik savaş vermiş, özellikle de sınırlar ve kapitülasyonlar konularında zorlu bir mücadele verilmiştir. Konferans 4 Şubat 1923’te kesilmiş, 23 Nisan 1923’te yeniden toplanmış ancak 24 Temmuz 1923’te barış antlaşmasının imzalanmasıyla son bulmuştur. Lozan Barış Antlaşması, Misak-ı Millî’nin çerçevesini büyük ölçüde gerçekleştirebilmişti. Verilen diplomatik mücadele nedeniyle Lozan Barış Antlaşması’nın Türkiye için önemi büyüktür. Lozan sonrasında savaş dönemi kapatılmıştı. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet kurularak genç Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası alanda yerini almıştır. Fakat Türkiye Lozan’dan kalan bazı sorunların çözümü için yoğun bir diplomasi yürütmüştür.

2.Musul Sorunu:

Musul Osmanlı İmparatorluğu döneminde Irak vilayetinin bir parçasıydı. Ancak I. Dünya Savaşı’nın ardından İngiltere Musul’u Mondros Mütarekesi’nden sonra işgal etti. Mondros Antlaşması imzalandığında Musul’un hala Osmanlı kontrolünde olmasından ötürü, Türkiye için bu durum ateşkes hükümlerine aykırıydı. Lozan Konferansı’nda Türkiye, Musul’un Türkiye’ye ait olduğunu savundu. Fakat İngiltere’nin, bölgenin Irak mandası kapsamında olduğunu ileri sürmesi nedeniyle uzlaşmaya varılamadı. Türkiye Musul sorununu askeri ve diplomatik yollarla çözmek istese de Cumhuriyet’in yeni kurulmasıyla, dönemin koşulları nedeniyle askeri seçenek yerine diplomatik yollar tercih edilmiştir. Bu durum da Türkiye’nin savaş yerine diplomasi yolunu tercih ettiğinin, barışçıl yolları gözettiğinin bir göstergesidir. Durumun çözülememesiyle birlikte, 1925’te Milletler Cemiyeti bir komisyon göndererek 1926 yılında Musul’un Irak sınırları içerisinde kalmasına karar veri. Bu durum İngiltere lehineydi. Türkiye her ne kadar bu karara itiraz etse de uluslararası konjonktür ve iç sorunlar nedeniyle kabul etmek zorunda kaldı. Buna rağmen Türk-İngiliz ilişkileri olumsuz etkilense de ilki ülke de barışçıl yolu tercih etmiştir.Sonuç olarak 1926 yılında Türkiye, İngiltere ve Irak arasında Ankara Antlaşması imzalandı. Musul resmen Irak’a bırakıldı, Türkiye-Irak sınırı bugünkü şeklini aldı. Musul sorunu Türkiye’nin uluslararası alanda tanınmasını ve sınırlarının belirlenmesinin önemli bir parçasıdır.

3.Türk-Yunan İlişkileri ve “Etabli” Anlaşmazlığı:

Lozan Konferansı’nda 10 Ocak 1923’te Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan “Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi” ile Türkiye’deki Rum Ortodokslar ve Yunanistan’daki Müslüman-Türk azınlıkları mübadelesi (değişimi) öngörülmüştü. Ancak İstanbul Rumları ile Batı Trakya’daki Müslüman Türkler bu mübadeleden muaf tutulmuş, bu gruplar “etabli” yani yerleşik olarak tanımlanmıştır. Bu durum iki ülke arasında diplomatik sorunlara neden olmuştur. Sorun, 1930 yılında Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan Ankara Antlaşmaları ile büyük ölçüde çözüme kavuşmuştur. 1930 tarihli Türk-Yunan dostluk anlaşması ile ilişkiler iyileştirilmiştir.

4.Türk-Sovyet, Türk-İtalyan ve Türk-Fransız İlişkileri:

Atatürk dönemi dış politikasında Türkiye, uluslararası alanda barışçı, dengeyi gözeten ve bağımsızlığı önceleyen bir diplomasi yürütmüştür. Bu dönemde Türk–Sovyet ilişkileri, özellikle Batılı devletlerin Türkiye’ye karşı tehdit oluşturduğu yıllarda karşılıklı çıkar temelli dostluk üzerine kurulmuş; 1921 Moskova Antlaşması ile Sovyetler, Türkiye’nin Misak-ı Millî sınırlarını tanımış, Türkiye de Sovyetlerin Kafkasya politikalarına müdahale etmeme sözü vermiştir. Türk–Fransız ilişkileri ise başlangıçta Suriye ve Kilikya üzerindeki çıkar çatışmaları nedeniyle gergin olsa da, 1921 Ankara Antlaşması ile Fransa işgal ettiği Güney Anadolu’dan çekilmiş ve Lozan sonrası iki ülke arasında siyasal gerginlikler normale dönmüştür. Buna karşılık Türk–İtalyan ilişkileri daha ihtiyatlı yürümüştür; İtalya, I. Dünya Savaşı sonrası Anadolu’da pay alamadığı için Türkiye’ye karşı mesafeli bir politika izlemiş, 1930’larda Mussolini’nin Akdeniz’de yayılmacı söylemleri Türkiye’yi tedirgin etmiş, bu nedenle Türkiye İtalya’ya karşı Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi bölgesel ittifaklara yönelmiştir. Tüm bu ilişkiler, Türkiye’nin hem Sovyetler ile iyi ilişkileri sürdürüp hem de Batı dünyasıyla dengeli bir diplomasi yürütmeye çalıştığı çok yönlü dış politikanın göstergesidir.

5.Milletler Cemiyetine Katılım:

Türkiye, kuruluş yıllarında bağımsızlığını pekiştirmek ve dış politikada tam bağımsızlık sağlamak amacıyla Milletler Cemiyeti’ne hemen katılmamış, önce Lozan Antlaşması’nın uygulamalarını takip etmiş ve uluslararası alanda saygınlığını güçlendirmeye öncelik vermiştir. 1930’lu yıllara gelindiğinde Türkiye’nin barışçı politikası, “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışı ve uluslararası sorunları diplomasiyle çözme çabası dikkat çekmiş; bu nedenle İspanya’nın teklifi ve birçok devletin desteğiyle, Türkiye 29 Eylül 1932’de davet üzerine Milletler Cemiyeti’ne katılmıştır. Bu durum, Türkiye’nin isteğiyle değil, barışçı yaklaşımının bir sonucu olarak davet edilmesiyle gerçekleştiği için uluslararası alanda saygınlık ve meşruiyet göstergesi sayılmıştır. Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne katılması, aynı zamanda dış politikasında barış, iş birliği ve uluslararası hukuk temelli yaklaşımının kabul gördüğünü göstermiş, sonraki yıllarda Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi bölgesel barış girişimlerine öncülük etmesini kolaylaştırmıştır.

6.Balkan Antantı:

9 Şubat 1934’te Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya arasında Atina’da imzalanan bu antlaşmanın temel amacı, özellikle İtalya’nın Balkanlar ve Akdeniz’deki yayılmacı politikaları ile Bulgaristan’ın revizyonist emellerine karşı ortak bir güvenlik sistemi kurmaktı. Antlaşmaya göre taraf devletler, birbirlerinin sınırlarına saygı gösterecek, mevcut statükoyu koruyacak ve herhangi bir saldırı durumunda birbirleriyle dayanışma içinde olacaklardı. Türkiye açısından Balkan Antantı, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin somut bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Bu girişim, Türkiye’nin yalnızca kendi güvenliğini sağlamakla kalmayıp, bölgesel barışın korunmasına da aktif katkı sağladığını göstermiştir. Ancak Bulgaristan ve Arnavutluk’un ittifaka katılmaması, ayrıca II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Avrupa’da dengelerin değişmesi sonucu antlaşma etkinliğini zamanla kaybetmiştir

7.Sadabat Paktı:

Sadabat Paktı, Türkiye’nin Atatürk dönemi dış politikasında Ortadoğu’da barış ve güvenliği sağlamak amacıyla attığı önemli adımlardan biridir. 8 Temmuz 1937’de Tahran’da imzalanan bu pakt; Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında yapılmıştır. Paktın amacı, özellikle İtalya’nın Ortadoğu’daki yayılmacı politikalarına, ayrıca bölgede mezhep ve sınır kaynaklı çatışmalara karşı ortak bir güvenlik anlayışı ve dayanışma oluşturmaktı. Taraf devletler, birbirlerinin sınırlarına saygı göstereceklerini, iç işlerine karışmayacaklarını ve bölgedeki statükoyu koruyacaklarını taahhüt etmiştir. Her ne kadar II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Sadabat Paktı aktif işleyişini büyük ölçüde kaybetmiş olsa da, Türkiye’nin uluslararası alanda güven veren bir aktör olarak kabul edilmesine katkı sağlamıştır.

8.Boğazlar Sorunu ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi

Lozan Antlaşmasıyla Boğazlar uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakılmış, Türkiye’nin asker bulundurması yasaklanmıştı. 1930’ların ortasında Avrupa’da savaş ihtimali yükselince Türkiye, Boğazlar’ın savunmasının kendi güvenliği açısından önemini vurgulayarak durumun değiştirilmesini talep etti. Bu talep olumlu karşılandı ve 20 Temmuz 1936’da İsviçre’nin Montrö kentinde imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye’ye Boğazlar üzerinde tam egemenlik hakkı tanındı. Türkiye, Boğazlarda asker bulunduramama zorunluluğundan kurtulmuş, Boğazlar’dan geçişi barış ve savaş zamanlarında kontrol etme yetkisi kazanmıştır. Ayrıca savaş gemilerinin geçişi tonaj, süre ve ön bildirim şartlarına bağlanmıştır. Montrö, Türkiye’nin diplomasiyle Boğazlar’daki hakimiyetini sağlayarak ulusal egemenliğini güçlendirmesine olanak sağlamıştır.

9.Hatay Meselesi

Hatay, Osmanlı’dan sonra Fransız mandası altındaki Suriye sınırlarında kalmıştı. Türkiye, bölgedeki Türk nüfusun varlığını ileri sürerek Hatay’ın statüsünü gündeme getirdi. Bu mesele 1936’da Suriye’nin bağımsızlığa hazırlanması sürecinde yeniden ortaya çıktı. Mustafa Kemal Atatürk, “Hatay benim şahsi meselemdir” diyerek konuyu diplomatik öncelik haline getirdi. Türkiye’nin girişimiyle konu Milletler Cemiyeti’nde ele alındı ve 1938’de Hatay Devleti kuruldu, resmi dili Türkçe oldu, yönetim Türk çoğunluklu meclise bırakıldı. Bir yıl sonra yapılan referandum ve iki devlet arasındaki anlaşmayla Hatay, 29 Haziran 1939’da Türkiye’ye katıldı. Bu gelişme, hiçbir savaş yapılmadan diplomasi yoluyla kazanılmış bir toprak olarak Atatürk döneminin en önemli başarılarından biri kabul edilir. Başlangıçta Atatürk, Hatay’ın bağımsızlığından söz etmiş, Türkiye’ye bağlanması gereğini ileri sürmekten özellikle kaçınmıştır. Fransa’nın ve Milletler Cemiyeti’nin tepkisini çekmemek için böyle bir tavır sergileyen Atatürk, Hatay’ın bağımsız olunca Türkiye ile sürekli münasebet içinde olacağını, Anavatan’a bağlanmak isteyeceğini bilmekteydi. Atatürk, Türkiye’nin barışçı ve hukuka saygılı görünümünü bozmadan bu meseleyi kademeli bir şekilde halletmiştir.

1923-1938 Yılları Arasında Uygulanan Türk Dış Politikasının Temel Özelliği Nedir?

1923-1938 yılları arasında uygulanan Türk dış politikasının temel özelliği, başarılı diplomatik girişimlerle Cumhuriyet’in bağımsızlığını ve çıkarlarını korumak olmuştur. Bu dönemde Türkiye, çatışmadan kaçınarak uluslararası barışın korunmasına önem vermiş ve “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi doğrultusunda barışçıl bir dış politika izlemiştir. Atatürk dönemi dış politikası hem ulusal egemenliği pekiştiren hem de Türkiye’nin saygın bir aktör olarak uluslararası alanda yer almasını sağlayan dengeli bir diplomasi anlayışına dayanmıştır.

S.S.S

Atatürk Dönemi Dış Politikası Hangi İki Ana Bölüme Ayrılır?

Atatürk dönemi dış politika, Millî Mücadele Dönemi (1919-1923) ve Cumhuriyet Dönemi (1923-1938) olmak üzere iki ana bölüme ayrılır. Millî Mücadele Dönemi, bağımsızlığın kazanılması ve Misak-ı Milli hedeflerinin gerçekleştirilmesi sürecidir. Cumhuriyet dönemi ise Lozan Barış Antlaşmasıyla birlikte barışın korunması ve sınırların güvenliğiyle, diplomatik ilişkilerin güçlendirilmesi sürecini oluşturur.

Türk Dış Politikasında İlk Olarak Hangi Antlaşma Belirleyici Olmuştur?

Lozan Barış Antlaşması, Türk dış politikasında belirleyici ilk antlaşmadır. Lozan anlaşması, Türkiye’nin uluslararası alanda tam bağımsız bir devlet olarak tanınmasını sağlamıştır. Bununla birlikte modern Türk dış politikasının temelini atan anlaşmadır. Sevr Antlaşmasını geçersiz kılarak yeni Türk devletinin siyasi ve hukuki sınırlarını belirlemiştir.

Atatürk Dönemi Dışışleri Bakanı Kimdir?

Atatürk döneminde Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasını şekillendiren ve uluslararası arenada aktif rol oynayan en öne çıkan Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras‘tır. Tevfik Rüştü Aras, 1925 yılından 1938 yılına kadar, yani Atatürk’ün vefatına kadar geçen kritik dönem boyunca kesintisiz olarak bu görevi sürdürmüştür. O, genç cumhuriyetin Lozan Antlaşması sonrası dönemde uluslararası ilişkileri normalleştirme, bölgesel paktlara katılma (Balkan Antantı, Sadabat Paktı) ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi gibi hayati önem taşıyan diplomatik başarıları hayata geçirmesinde kilit rol oynamıştır. Bu uzun ve istikrarlı görev süresi, Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesine dayanan barışçıl ve realist dış politika vizyonunun kararlılıkla uygulanmasını sağlamıştır.

KAYNAKÇA

  • Aksoy, İ. (2010). Türk İnkılap Tarihi ve Atatürk İlkeleri. In E. S. Yalçın (Ed.), Türk İnkılap Tarihi ve Atatürk İlkeleri (ss. 347–392). Ankara: Berikan Yayınevi.
  • Aygün, U. (2023, 28 Ekim). Atatürk dönemi dış politikası hakkında genel bir değerlendirme. Türk Dış Politikası Araştırma Merkezi (TUDPAM). Çukurova Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü. Erişim adresi: https://tudpam.org/ataturk-donemi-dis-politikasi-hakkinda-genel-bir-degerlendirme/
  • Gönlübol, M., & Kürkçüoğlu, Ö. (1985). Atatürk dönemi Türk dış politikasına genel bir bakış. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 1(2), 451–474.*
  • Hacettepe Üniversitesi. (t.y.). VII. Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası I (1923-1930) [PDF]. https://ait.hacettepe.edu.tr/egitim/ait203204/II7.pdf
  • Irmak, S. (1987). Atatürk’ün dış politika ilkeleri. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 3(9), 487–496.*
  • T.C. Dışişleri Bakanlığı. (t.y.). Atatürk döneminde Türk dış politikası. Erişim adresi: https://www.mfa.gov.tr/ataturk-doneminde-turk-dis-politikasi.tr.mfa

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (2)

  1. çok temiz anlatımlı ve irdeleyici olmuş Duygu hanımı tebrik ediyorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir