Yaş ve Dindarlık İlişkisi

Din, ilkçağlardan beri var olan, toplumların kültürünün büyük çoğunluğunu, bireylerin de kişiliklerinin oluşumunda çok büyük katkısı olan kutsal bir inanıştır. Dindarlık, bu inanç ve tutumların davranış biçimi olarak yansımasıdır. İnsanların hayatlarının her evresinde, yaşlarının sebep gösterildiği dindarlık eylemlerinde sosyolojik benzerlikler görürüz. Bu makalede ''yaş ve dindarlık'' başlığı altında insanları hayatlarının bazı evresinde gösterdikleri dindarlık eylemleri ile inceleyeceğiz.

Yaş ve Dindarlık İlişkisi
0

Özet

Din, ilkçağlardan beri var olan, toplumların kültürünün büyük çoğunluğunu, bireylerin de kişiliklerini etkileyen kutsal bir inanıştır. Dindarlık ise bu kutsal inanışın tutum ve davranışlara yansımadır. İnsanlar hayatlarının her evrelerinde yaşlarına bağlı olarak farklı dindarlık duygusu ve eylemleri gösterirler. Bu eylemlerin birçok nedeni vardır. Bu makale ‘’Yaş ve Dindarlık’’ konu başlığı altında bireylerin çeşitli evrelerdeki dindarlık düzeylerine hangi nedenlerin sebep olduğunu açıklamak amacıyla yapılmış bir çalışmadır. Çalışmada dikkat edilen husus, kişinin gelişim evrelerindeki dindarlık ölçüsünü yaş, din, dindarlık kavramları çerçevesi içinde açıklanmaya çalışılmasıdır.

Anahtar Kavramlar: Yaş, din, dindarlık, toplum

Giriş

İnsan ilk varoluşundan itibaren kutsal bir varlığa inanma ihtiyacı duymuş ve bununla birlikte bir din olgusu ortaya çıkmıştır. Çıkan bu din olgusunda, Tanrı hep ulaşılamayan bir varlık olduğu için bilim adamlarının ilgisini çekmiş ve bununla ilgili birçok araştırma yapmışlardır ve bununla birlikte sosyal bilimler ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda da tarihin hiçbir döneminde bir dine inanmayan topluluklar olmamıştır, insanlar her zaman gözle görülmeyen bir varlığa inanmak ve sığınmak istemişlerdir.

Din çok eski yüzyıllardan beridir var olduğu için çok boyutludur ve inanılmaz geniş bir konudur. Yapılan çalışmalar sonucunda hala kesin bilgilere ulaşılamamıştır. Din kavramından doğan dindarlık kavramı ise, inandığımız duygunun insanların günlük hayatına tutum ve davranış olarak yansıması olarak tarif edebiliriz. Bu tutum ve davranışlar insanların belli zamanlarında daha baskın olarak çıksa da çeşitli sebeplerden farklı zaman ve yaş dilimlerinde, herkeste farklı şekilde ortaya çıkabilir veyahut kendini gösterebilir. Bunların sebeplerini detaylı olarak makalede anlatılacaktır.

Dini inançtan doğan dindarlık, tıpkı birçok dinin olması ve her insanın farklı dine inanması gibi, insanların dindarlığını gösterme şekilleri de farklılık gösterir. İnsanların inandığı dinle, insanın yaptığı tutum ve davranışların ‘’dindarlık’’ olarak ortaya çıkmasında inandıkları dinle ilişkisi çok büyüktür. Çünkü her dinin gereklilikleri, getirdikleri, kişiye kattıkları fiziksel ve duygusal olarak değişkenlik gösterir ve bunu yansıması da dolaylı olarak farklı olacaktır. Dinin tutum ve davranışlarını etkileyen diğer bir unsur da çevredir. İnsanın doğduğu ev, büyüdüğü aile, gittiği okul, edindiği arkadaşlar gibi pek çok unsur kişinin inandığı dine bağlı olarak dindarlık ölçüsünü de bir o kadar etkiler. Bu yüzden inanılan din aynı olsa bile, bireylerin hayatı yaşama tarzı dindarlıklarını etkiler.

Birey doğduğu andan itibaren, ailesi onu inandığı dine göre büyütmeye çalışır. Bu dinin gerekliliklerine göre büyüyen birey daha sonra kendi isteğine bağlı olarak belki dinini değiştirse bile bunun birçok sebebi vardır. Fakat genel olarak insanların her yaşlarında inandıkları bir ilahi güç vardır. Bu ilahi güce bağlılıkları, duyulan yoğun duygular, hareket ve tutumlar değişkenlik gösteren nedenlerdir. Bunun da birçok nedeni vardır. Her yaşın kendine has sorumlulukları vardır ve insan bu sorumluluklara odaklanmış iken dini inanış ikinci planda kalabilir. Yaş ilerledikçe dindarlığın artmasının birçok sebebi vardır. İnsan hayatını düzene oturttukça manevi duygularına daha çok eğilmek istiyor ve bunun en başlıca olanı da inandığımız dindir. Bu makalede çocukluktan başlayarak, insanların yaşlanana kadarki dindarlık düzeyleri hakkında genel bir araştırma yapacağım. Araştırmamın dört tane ana konusu vardır ve bireylerin yaşadıkları evredeki dindarlık düzeylerine neler sebep olduğu detaylı bir şekilde açıklanmıştır.

 Din ve Dindarlık İlişkisi

Din inançları, ritüelleri, eylemleri bireylerle veya toplum içinde gerçekleştirilebilen zaman içindeki geleneklerden türeyen çok kapsamlı bir boyuttur. Din, her zaman var olmuştur ve var olmaya devam edecek çok güçlü bir maneviyattır. Her toplumun kendine ait bir dini inanışı olsa bile, din bireysel bir inanıştır. (Kımter,  2015:2)

Din sosyal bir üst yapıdır, ilkçağdan beri farklı farklı olsa da insanların inandığı bir din olgusu vardır. Bu din olgusu her toplumda farklı bir şekilde ortaya çıkar veyahut bir toplumun belli bir dini olmasa da başka toplumların dinlerinin yansıması veya din olgusundan etkilenmeleri bulunur. Tarih boyunca da her zaman dinin yansımaları görülür. (Acar, 1996:45)

Dindarlık kelimesine gelirsek, toplumlara ve bireylerin yaşantısına yön veren ve bu yaşantıları düzenleyen ve bu düzenlemelerin belli bir yaptırımının olması, sonucu olarak da bu yoğunluğun ortaya çıkarmış olduğu duyguya dindarlık diyebiliriz. Ve bu dindarlık düzeyleri bireylerin gelişimine, hayatlarındaki bakış açısına bile yön verecek kadar kuvvetli bir duygudur. Bireylerin değerlerini oluşturan dindarlık duygusu, onların hayatlarına yön verir ve dindarlık düzeyinin seçimi yine kişinin kendisine kalmış bir seçimdir. Bireyin her evresinde farklı bir düzeyde ortaya çıkmaktadır. (Acar, 1996:46)

Çocukluk Dönemi

Çalışmanın başlangıcında ele alacağımız ilk konu çocuk ve dindarlık ilişkisi başlığı altında olup, kişinin büyüme evrelerine göre başlıklar halinde konu açıklanmaya çalışacaktır. Bir bebek doğduğu andan itibaren ailesine bağlı olarak belli bir din inancıyla dünyaya gelir ve büyürken bu dinin gerektirdiği sorumluluklarla birlikte büyür. Çocuk, küçükken henüz farkına varamadığı dindarlık olgusu konusunda bir seçim yapamaz ve sadece dayatmalarla büyür. Ailesinin dindarlık düzeyi özellikle küçük çocuklardaki dindarlık düzeyi için büyük etkendir. Çünkü ebeveynler çocuklarını kendi inandıkları din etrafında büyütmek isterler. Baskıcı olan ailelerde çocuklar da bu baskıdan etkilenerek dinine daha bağlı olarak büyürler. Özellikle çocuk psikoloji ile daha kavrayamadıkları, araştırmadıkları bir dine inanmak, doğaüstü bir varlığın yüceliği ile büyümek her çocukta farklı kişilik özellikleri yaratabilir. Serbest ailelerde ise dayatılan din daha serbesttir ama yine aynı şekilde istedikleri dine inanmasını isterler, sadece yaptırdıkları tutum ve davranışlar bu noktada farklılık gösterir.

Toplumun çekirdeği, ailenin en küçük üyesi olan çocuklar ailenin neslinin devamını sağlama görevini de üstlenmiş olurlar. Bu anlamda da çocuğun ilk öğretmeni anne-babadır. Anne-babalar, çocuklarını sadece kendi bildikleri ile büyütmek isterler, bu da inandıkları din olgusunu çocuklarına dayatma konusunda kanıtlanabilir. Bu tutumu sergilerken birden çok anne-baba tutumu karşımıza çıkabilir. Çocuğun kişiliğinin en önemli parçalarından olan din, baskıcı ve gevşek ailelere bağlı olarak çok farklı yönlerden dindarlığa etkisi olabilir.  (Kımter, 2015: 14)

Çocuğa yansıyan dindarlık, öncelikle anne-babaların din olgusuna nasıl baktığı ile gözlemlenebilir. Dinine bağlı, dindar aileler çocuklarını yetiştirirken kendileri öğrendikleri, bildikleri ve inandıkları şekilde yansıtırlar. Fakat yapılan bir araştırma sonucunda annenin çocuğa karşı sergilediği tutumun birey üzerindeki etkisini daha yoğundur. Bazı aileler bu dindarlık duygusunu çocuğuna empoze etmese de, çocuklar dünyayı tanırken çok meraklıdırlar. Özellikle de doğaüstü, görünmeyen yüce bir varlığın varlığı onların daha çok merak etmesine ve sorular sormasına sebep olur. Bu duygu, çocuklar doğduğu andan itibaren özünde olan duygudur ve bu duyguyu uyandırmak, anne-baba tutumlarıyla ilgilidir. Yani aslında çocuğun dindar olup olmaması, yaşından çok yetiştikleri çevrenin etkisi olduğunu söylemek mümkündür. Manevi değerlerine önem veren ailede büyüyen çocuk da bu duygudan beslenir ve bu duyguyu çocukluğundan itibaren yansıtmaya başlar. Sevgi ve ilgi gösteren ailelerde, dindarlık duygusu çok daha çabuk gelişir çünkü çocuğun ailesine olan güveninden kaynaklanır ve o yaşlarda en azından inandığı dini sorgulama ihtiyacı duymaz. Çocuklara rol-model olana anne-babalar dayatmalarda bulunmasalar bile taklit etmeye meyilli çocuklar zaten anne-babaların tutumlarını sergilemeye çok geçmeden başlayacaklardır. (Kımter, 2015:33)

Diğer önemli çarpıcı bir nokta ise biraz önce anlatılanın tam tersi olarak bir aile ne kadar dindar olursa olsun, çocuklarına sevgi, ilgi, önem göstermediği sürece çocuklar o dini asla benimsemez ve bu dini kötüleyecek, onlardan uzaklaştıracak sebeplerin başında her zaman anne-babaların onlara karşı sergiledikleri tutum yüzündendir. Yapılan araştırmalar sonucunda bireylerin bir din benimsememe nedenlerinden en önemlisi sevgi bağlarının küçükken asla oturmaması, buna bağlı olarak da kendilerinde asla oluşmayan bir varlığa inanmama duygusudur. Bu negatif etkileşim yaşlılıkta bile ortaya çıkabiliyor. (Kımter, 2015: 33)

Başarılı bir dini eğitim verildiği zaman çocuk hangi yaşta olursa olsun dine karşı bakış açısı olumlu yönde değişiyor, dinine karşı daha meraklı oluyor ve zihni bu konuyu daha iyi kavrıyor. Yani dinin öğretildiği metot, çocuğun dini sevme düzeyiyle doğru orantılıdır. Dini olumlu yönleriyle çocuğa öğretmek küçük yaşlarda daha önemlidir, ceza veya yasak dini olan gösterilen ve küçük yaşlarda bu tutumla korkutulan çocukların dindarlık düzeyi çok daha az olmaktadır. Çocuğun istekleri ve ihtiyaçları göz önünde bulundurularak eğitim verilmeli ve dindar yetiştirilmelidir. (Yıldız, 2017:43)

Ergenlik ve Gençlik Dönemi

Çocukluk döneminden çıkıp ergen olan bireyin dine bakış açısı çocukluğuna kıyasla daha belirgin hale bürünebilir ya da olan dini olgusu azalabilir. Küçük yaşlarda ilgili ve sevgiyle büyütülen çocuk özellikle ergenlik döneminde ailesinin inandığı dine daha sıkı bir şekilde bağlanabilir ve dindarlık düzeyi aynı derecede artabilir fakat dini baskı ile büyütülen çocuklar ergenlik dönemlerinde kendilerini daha özgür ve bilinçli hissettikleri için inandıkları dinden vazgeçme eşikleri çok daha yüksektir.

Ergenlik bir nevi kendini bulma, kendini tanıma ve çocuk yaşlarda öğretilenlerin sorgulanma evresidir. Kendine has problemleri olan bu dönem çok sancılı geçebilir. Bu evre dindarlık açısından kişinin yaşadığı toplumla da etkili olabilir. Çünkü kendi doğrularını doğru bilen birey, küçükken öğretilen dini tutumları bir kenara atarak aklına yatmayan dayatmaları kesinlikle reddedebiliyor. (Şahin, 2007:222)

Çok hassas olan bu dönemde ergen bireyler ailesinin tutumlarına ekstra dikkat ediyorlar, bununla birlikte anne-babaların daha ilgili, sabırlı, destekleyici davranışları ergen bireyin kendisini bulmada yardımcı oluyor. Birey olmaya hazırlanan ergen, anne-babası rol model olarak görüyor ve onların doğrularını doğru olarak görüyor, onların dinini yaşama biçimlerini kendi de uygulama ihtiyacı doğuyor.

Küçük yaşlarda başlayan ‘’Tanrı’’ kimdir, nedir, nasıldır merakı bu dönemde artık etrafa sormaktan çok bireyin kendisinin araştırdığı, öğrenmeye çalıştığı, cevaplar aradığı bir döneme geçiş yapar. Bireyin bu dönemde bilgisine en çok güvendiği ailesinin de çocuğunun bu merakının doğal ve normal olduğunu bilerek buna göre hareket etmesi lazımdır. Çünkü aileler, çocuklarının kendi inandıkları din dışında farklı bir dine inanmalarını veyahut araştırmalarını bile reddedecek kadar kesinkes tutumlar sergileyebiliyor. Bu da ergen bireylerde bir inatlaşma doğuruyor ve dindarlık düzeylerini oldukça olumsuz şekilde etkiliyor. Ergen birey de belki geri dönülmeyecek şekilde dinlerden soğuyor ve hayatı boyunca dindarlık tutumunu sergileyemiyor.

Bu dönemde ergen bireyin dinin gerektirdiği tutum ve davranışlara karşı bakış açısının büyük bölümünü aile oluşturur. Çoğunlukla inandığı dini kendi seçmeyen ergenlere, ailelerin özellikle de dinin teşvik edilmek yerine zorbalık ve zorunlulukla dayatıldığında kişi dinden tamamen uzaklaşıyor ve dindarlık eylemlerini gerçekleştirmek istemiyor. Bu yüzden özellikle bu yaşlardaki ergen bireylere yaklaşımda baskıcı olmak yerine teşvik edici şekilde davranılmalıdır. (Şahin, 2007:243)

Yeteri kadar dindar bir düzeye ulaşmış birey, inandığı din çerçevesinde onun getirdiği sorumluluklar itibari ile kişiliğinin olumlu yönde geliştiğini söylemek mümkündür. Çünkü ruhsal olarak yaşanan bu durum, davranış olarak etkisini gösterir, çevresine karşı, ailesine karşı ve en önemlisi kendine karşı çok daha olumlu yönde yaklaşır. (Şahin 2007:244)

Bu dönemden sonra gençlik dediğimiz dönem bireyin artık hayatın içine karıştığı, kendi sorumluluklarını aldığı, kendini tam olarak bir birey olarak hissettiği dönemdir. Bu dönemi din ve dindarlık ilişkisi açısından incelerken dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. İlk önce bireyin çocukluk ve ergenlik dönemi nasıl geçirdiğidir. Eğer iyi yetiştirilmiş bir ailede büyümüş ise, kişinin bu döneminde dini eğilimlere daha fazla eğildiğini söyleyebiliriz çünkü kendi sosyal hayatının içine inandığı kutsal varlığı koymak isteyecektir. Bu dindarlık eğilimi yaptığı işlere, hareketlerine de çokça yansır. Bu dönemde dini çatışmalardan çok artık inandığı dinin kendi hayatına daha çok oturduğundan bahsedebiliriz çünkü diniyle ilgili içsel hesaplaşmalarını bireylerin daha çok ergenlik döneminde yaptığını söylemek mümkündür. (Bilge, 2020:217)

 Genç Yetişkinlik Dönemi

Yetişkinlik dönemi, insan yaşamının büyük bir bölümünü kapsamaktadır ve bu bölüm dinsel değerlerden ayrılmamaktadır, bir bütündür. Sorgulama dönemi olan ergenlik döneminden sonra bireyin ruhunda oturmuş bir din bulunmaktadır ve artık daha çok bireyin gençlik döneminin bitmiş olup, fiziksel değişimlerden etkilenerek bu yaşlarda dindarlık olarak daha çok yol kat edildiğini söyleyebiliriz. (Baynal, 2015:207)

Çocukluk ve gençlik dönemlerinde dini inançların belirlenmesinde çok büyük önemi vardır. Anne-babalar o dönemlerde bu konunun üstüne çok düşmüşlerse temelden başlayan bir dindarlık duygusu bireyde gelişecektir. Eğer temelden gelen bir inanış yoksa da bireyler bu dönemde bile dini inanışlarını değiştirebilir veya hayatları gereği değiştirebilmektedir. Çevre faktörü, yaşın getirmiş olduğu tecrübeler, akla yatmayan sorular gibi bir sürü nedeni vardır, fakat genel olarak bu dönem belli bir misyonu benimseme dönemidir. (Kılavuz 2005:100)

Kişi gelişim evrelerini tamamlarken yetişkinlik döneminde bu oturmuş dindarlık temelinde daha çok eyleme döktüğü bir dönem olarak göz önünde bulundurabiliriz. Yetişkinlik döneminde, küçük yaşlarda alınan dini eğitim sayesinde, dindar bir eşle evlenme oranı da çok yüksektir. (Kılavuz, 2005:99)

Genç yetişkinlik döneminde daha çok dünyayı keşfetme, anlama ve anlam verme evresidir. Bu evrede en çok kişinin aklını kurcalayan ve kaygılandıran konuların başında da ölüm gelir. Yavaş yavaş hayatın anlam ve gayesi de aranır. Bu yüzden dini arayışlar hayatının merkezine konulduğu araştırma sonuçlarında görülmüştür.

Fakat bunlardan önce bu dönem daha çok evlilik, arkadaşlar, çevre, meslek gibi hayatı içine alan konuların en yoğun olduğu dönemdir. Bu yüzden dini konular kimisine göre daha geri planda kalmış olabilir. Yaş itibari ile insanların sorumlulukları vardır, dindarlığını da bu ölçüde etkiler. Bu yüzden dini inanış ve dindarlıkların hayatın temeli atıldığı zaman daha yoğun olur. (Kılavuz 2005:101)

Bu dönemi yaş çerçevesi açısından incelerken aslında daha çok bireyin çocukluk döneminden başlamalıyızdır. Çünkü genç yetişkinlik dönemi, hayatlarının en yoğun oldukları dönemi olduğu için yaşanılan yaşam bu tür sorulara cevap vermek için daha uygundur. Bu dönemde sonucu birden çok hipotez veya araştırma bulabiliriz. Bunun nedenleri incelenen kişi, birey ve zamanın tamamen farklı olmasıdır. Bu yüzden bu dönemde geçmişteki dini yaşantılardan başlanarak, kişi çerçevesinde inceleyip yorum yapmak daha sağlıklı olacaktır. Yaş ve manevi hayat arasındaki bağlantıda din, en önemli husus olarak yerini korur. Bunun nedeni din, kişinin yaşamında her zaman yerini korur sadece farklı dönemlerde az veya çok olarak kişi dinin gerektirdiği eylemleri gerçekleştirir.

Yaşlılık Dönemi

Yaşlı dindarlığı konusuna gelirsek bu dönemin kendine has mahiyetinin olma nedenlerinden en önemlisi ölüm duygusuna en yakın çağ olması, bunun sonucunda da dindarlık duygusunda artık görülmesidir. Bu dönemde ibadet etmek daha da yoğunlaşır, dinsel eylemler daha fazla olur. Yaşlılık dönemi, dini duygunun ‘’telafi’’ etme düşüncesine girdiği dönemdir. Gençlik, orta yaşlılık gibi dönemlerde hayat kaygısından, telaşından, çalışmaktan, ailesine bakmaktan veyahut bir sürü sebepten  dolayı dindarlık eylemlerini gerçekleştiremediği için bunları telafi etmek amacıyla bu alana daha çok yönelir. (Arslan, 2009:113)

Yaş ilerledikçe bireyin bedeninde değişiklik gösteren durumlar, ölüm kaygısı gibi nedenler pişmanlık duygusu ile birleştiği zaman dini eylemlerde bir artış görülür. Neticede din doğuştan öğrenilen bir eylem değildir. Bu dönemlerde kişinin hayatı tamamen eve odaklı olduğu için dini eylemlerin artış gösterme sebeplerinden biri olabilir. Çünkü artık gidilen bir iş yok, çocuk yok, sosyal hayat ise belirli alanlarda geçiyor. Sosyal hayatın dindarlık konusunda da etkisini görmezden gelmek yanlış olur, birey çevresinde özellikle gittiği dini ibadet yerlerinde, sohbetlerde bu konuya sıkça rastladığı ve duyduğu için kendini bu eylemleri gerçekleştirmek zorunda gibi görüyor. Bu yüzden sosyal hayatın etkisi bu dönemlerde de çokça önemlidir. Kişinin gençliğinde sosyal hayat daha çok dinini benimseme dönemi, orta yaşlılık döneminde dini eylemlere vakit ayrılamazken bu dönemler dini eylemlerini daha rahat ve sıkça yapılan bir dönemdir. (Arslan, 2009: 119)

Yaşlıların bu dönemdeki eylemlerinin artmasının bir diğer nedeni ise yaşlı birey eğer bulunduğu ortamda yalnız veyahut sevdiğini birini kaybetmiş ise, yalnız kalma duygusu çok ağır basıyor ve bu durumda da dini pratiklerden olan dua eylemini çok fazla gerçekleştirdiğini görüyoruz. Kişi bir hastalığa sahipse veya başka sorunları varsa da bunu içinde bulunduğu durumu yine inandığı dinin sebep olduğunu, bir uyarı olduğunu düşünerek, korku duygusuyla birlikte eylemlerini çok daha sık gerçekleştiriyor. Yaşlılar, bu dönemde kendilerini toplum tarafından dışlanmış veya işlevsiz olarak görüyorlar bununla birlikte de hiçbir şey yapmamaktansa dini eylem gerçekleştirmek onları bu duygudan söküp atabiliyor. (Yörük, 2019: 135)

Yaş ve dindarlık ilişkisinde, sosyolojik bir açıdan bakarsak aslında dindarlığın bu kadar artmasında toplumun yaşlıya yüklediği statünün büyük bir geri dönüşü vardır. Özellikle bizim toplumumuzda yaşlılık sanki dini eylemlerin artması gereken bir zaman dilimiymiş gibi görülüyor ve bu da yaşlılarda bir sorumluluk duygusu oluşturuyor. Çevre faktöründen de etkilenen yaşlı birey bunu bir görev edinerek daha dindar bir kişilikte olmak için çaba sarf ediyor. Bu durum da aslında yaşlılık ve din konusunun bir ‘’norm’’ haline geldiğini söylemek pek yanlış olmaz. Ölümü ve yaşlılığı son durak olarak gördükleri için de dini eylemlerin onları ölümün endişesinden kurtaracağını düşünmektedirler. Bu dönem aslında kapıldıkları panik duygusunun dini eylemler olarak kendisini gösterme dönemidir. (Yörük, 2019: 137)

Değerlendirme ve Sonuç             

Dindarlık, kişinin inandığı dinin eylemlerini davranış olarak yansıtmasıdır. Bu yansıtma her dönemde farklı bir şekilde, farklı bir düzeyde ortaya çıkar. Bu makalede yaş ve dindarlık konusunu incelerken makaleyi beş konu başlığına böldüm ve bu şekilde inceledim.

İlk önce çocukluk döneminden başlayacak olursa, çocukluk bireyin en saf ve temiz olduğu dönemdir diyebiliriz. Çocukluk dönemi, kişinin bir şeylerin farkında olduğu değil, farkına vardırıldığı dönemdir. Bu dönemde aileler yavaş yavaş inandıkları dini çocuklarına öğretmeye çalışırlar. Bu öğretilme durumu çok önemlidir. Eğer anne-babalar çocuğu sıkmadan, yaşın getirdiği şekilde inandıkları dini çocuklarına öğretirlerse bu dini inanış çocuklarda kalıcı bir yer edinir ve ileriki dönemlerde yeni bir dini arayışa girmek zorunda kalmazlar fakat eğer zorbacı bir anne-baba modeli var ise çocuklarda bir dindarlık belirtisi  görmek mümkün olmaz hatta çocuk bu duygudan uzaklaşır.  Çocuklar zaten yapıları ve doğaları gereği çok meraklı varlıklardır ve görmedikleri, bilmedikleri bir yüce varlık fikri onları içine çeker.

İkinci olarak, çocukluktan sonra ergenliğe giren birey çocukluğunda öğretilen dini benimsemişse eğer o konu ile ilgili daha çok araştırma yapar, merak duygusu daha da yoğunlaşır. Küçük yaşlarda eğer doğru bir biçimde din öğretilmediyse çocuk ailesine tepki olarak ya dinden soğur veyahut başka bir dine inanmayı seçer. Dini eylemler bu dönemde kendini keşfeden ergen bireyler için daha uzaktadır.

Orta yaş ve yaşlılık dindarlık eylemlerinin yükselişe geçtiği dönemdir. Orta yaş dönemindeki bireylerin inandıkları dini inanış genellikle kişiliklerine oturmuş bir biçimdedir. Bu dönemde kişilerin önceliği genellikle hayatlarını kurma dönemidir bu yüzden dini eylemler ön planda değildir. Kişiler genellikle zor durumda kaldıklarında dinlerine sığınırlar ve ondan yardım beklerler yani din bir amaç değil araçtır.

Yaşlılık döneminde artık birey hayatının dörtte üçünü tamamlamıştır. Ailesini kurmuş, çocukları büyümüş, emekli olmuş yani hayat telaşını tamamen arkasında bırakmış bir dönemden bu evreye geçmiştir. Yavaş yavaş kişiyi ölüm korkusu sarmıştır.  Yaşlılık döneminde kişilerin dindar olmasının en büyük sebebi budur. Hayat telaşından çok artık öldükten sonraki yaşayacakları hayata eğer inanıyorlarsa bunun için gerekli olan şartları yerine getirmek için çaba sarf ederler. Bu dönemde çevrenin de etkisi çoktur. İnsanların, yaşlılardan bekledikleri tam olarak budur. Çünkü özellikle bizim toplumuzda yaşlı denildiği zaman akla dini işlere daha çok yönelen, yardıma muhtaç kişiler olarak akla gelmektedir.

Sonuç olarak yaş ve din ilişkisi, her bireyde farklı bir şekilde ortaya çıkar. Bu makalede genel olarak her dönemdeki ortak paydaları açıklamaya ve anlatmaya çalıştım. Çok geniş bir konu olmakla birlikte, kişilerin hayat tarzları, doğdukları ev, yetiştirildikleri çevre bireyi dindar yapıyor veyahut yapmıyor. Bazı kişilerde dindarlık çok daha fazla iken, bazılarında çok daha azdır. Din, bireylerin her dönemde birbirlerinden bu kadar farklı bireyler olmasının bile nedenidir. Kişinin manevi bir boyutudur, vicdanına kalmış bir durumdur. Bu yüzden bu konu hakkında kesin çıkarımlar yapamamakla birlikte, kişi bazında incelenmesi çok daha sağlıklıdır.

Kaynakça

  • Acar, N, V., &  Yıldırım, İ., &  Ergene, T. (1996) Bireylerin Dindarlık Düzeylerinin Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Dergisi
  • Arslan, M. (2009) Geleneksellik ve Yaşlı Dindarlığı: Taşrada Sosyal Hizmet Alamayan Yaşlıların Dindarlık Durumları Üzerine Uygulamalı Bir İnceleme, İnönü Üniversitesi, Yaşlı Sorunları Araştırma Dergisi, s.112-125
  • Baynal, F. (2015) Yetişkinlerde Dindarlık ve Ruh Sağlığı İlişkisinin Çeşitli Değişkenlere Göre İncelenmesi, Sakarya Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi s. 206-231, Sakarya
  • Bilge, E, Z., &  Kula, M. N. (2020) Liseli Gençlerin Dindarlık Eğilimi ve İyilik Algısı Arasındaki İlişki, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, s. 215-240 Eskişehir
  • Çınar, M. (2017) Yaş Psikolojisi: Yaş ve Dindarlık Üzerine Ampirik Bir Araştırma, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü, Ankara
  • Kımter, N. (2015) İlgili –Seven Anne-Baba Tutumları ile Din ve Dindarlık Arasındaki İlişki Üzerine, ÇOMÜ İlahiyat Fakültesi, İDKAB Bölümü, Dini Araştırmalar, Çanakkale
  • Kılavuz, M, A. (2005) Yaşlanma Sürecinin Dini Gelişime Etkileri, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi s. 97-112, Bursa
  • Kurt, A. (2009) Dindarlığı Etkileyen Faktörler, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi s. 1-26, Bursa
  • Sevindik, D. (2015) Orta Yaş Dönemi Bireylerde Dindarlık-Mutluluk İlişkisi: Denizli Örneği, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Isparta
  • Şahin, A. (2007) Ergenlerde Dindarlık, Algılanan Anne-Baba Dindarlığı ve Çocuk Yetiştirme Tutumları Arasındaki İlişki, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi s. 221-247
  • Yıldız, K. (2017) Ailelerde Çocuk Disiplini ve Dindarlık İlişkisi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir
  • Yörük, A. (2019) Yaşlıların Dini ve Sosyal Yaşantıları Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme: Karaman Örneği, Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyoloji Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Karaman

Yazar Hakkında

Yorum yap