İletişim nedir: Örnek olay

iletisim nedir ornegi

Bu çalışmada iletişim nedir, iletişim süreçlerinin özellikleri nelerdir, iletişim gereksinimleri nelerdir ve iletişim engelleri nelerdir, vb. gibi temel konular, “örnek olay” üzerinden ele alınmıştır.


SORU: Örnek olay.

Ali ve Ayşe, aralarındaki yaş farkına ve farklı kişilik özelliklerinde olmalarına rağmen uzun zamandır yakın arkadaştır. Ali çabuk sinirlenen ve sinirlendiğinde kendini kapatan bir yapıya sahiptir. Ayşe ise sinirlendiği durumlarda kendini daha çok ifade etmek ve hemen anlaşılmak ister. Ali ve Ayşe otobüsle okula gitmekte oldukları bir gün aralarında şu diyalog yaşanır:

  1. Ayşe: Geçen gün matematik dersinde hocanın benim söylediklerime gülmesi beni çok sinirlendirdi.

  1. Ali: Ama hoca haklıydı bence, sorduğun sorunun dersle hiç ilgisi yoktu.

  2. Ayşe: Ne demek ilgisi yoktu, bana göre gayet ilgiliydi. Hem ilgisizse bile insanların içinde o şekilde alay eder gibi konuşmaması gerekirdi.

  1. Ali: Orası öyle. Ama sen genelde bunu yapıyorsun derste. Belki daha düşünerek soru sorman lazım.

  2. Ayşe: Kalbimi kırıyorsun, otobüste olmasak yanında bir dakika bile durmazdım şu an.

  1. Ali: Sen de çok alıngansın. Ben senin iyiliğin için söylüyorum.

(İletişimin öğeleri ve özellikleri, iletişimde bağlamın önemi ve iletişim gereksinimleri konularını da dikkate alarak bu konu başlıkları çerçevesinde bu iletişimin özelliklerini değerlendirin; “Ali ve Ayşe daha iyi bir iletişimi ne şekilde gerçekleştirebilirdi” sorusunu cevaplandırmaya çalışın.)

CEVAP:

Ayşe ve Ali’nin arasında geçen iletişimi, iletişim gereksinimleri ve iletişim sürecinin çatışmaya sürüklenmesi üzerinden ele alacağım. Ayrıca bu değerlendirmeyi yaparken iletişimin özelliklerinden ve öğelerinden de yararlanacağım. Son olarak, ele almış olduğumuz bu iletişimin daha iyi-sağlıklı nasıl sonuçlanabileceğini tartışacağım.

Soru kâğıdımdan da anlaşılabileceği gibi, Ayşe ve Ali arasında geçen diyalogu analitik bir düzlemde değerlendirmeye çalışacağım. Ancak bunu yaparken, konu bütünlüğünü korumayı amaçlıyorum.

Her ne kadar soru benden Ayşe ve Ali arasındaki diyaloga odaklanmamı istiyorsa da aslında bu iletişim süreci, iki ve hatta daha fazla iletişim süreçlerinin bir sonucudur, diye düşünüyorum. O yüzden ben Ayşe ve Ali arasındaki diyaloga geçmeden önce, değerlendirmemi Ayşe ve matematik hocası arasındaki diyalogdan başlatmak istiyorum. Çünkü Ayşe ve Ali’nin arasında otobüste böyle bir diyalog geçmiş olması, Ayşe’nin matematik dersinde hocası ile arasında geçen bir diyaloga dayanır. Aslında o diyalog da sadece Ayşe ve hocası arasında geçmedi; sınıfın diğer üyelerinin de o bağlamda bulunması “mesajın kodlanmasına” ve “kodun” yorumlanmasına etki etmiştir. Şimdi bu noktada bir virgül koyup, asıl diyaloga geçmek istiyorum. İlerde tekrar bu diyaloga geçeceğim ve Ayşe ve hocası arasındaki mesajın kendisine yöneleceğim. (Umarım planladığım biçimde yazmayı sürdürebilirim.) Bu arada Ayşe ve Ali’nin kişilik özelliklerini de göz ardı etmiyorum.

Ayşe ve Ali’nin arasında geçen bu diyalog otobüste geçmektedir. Ayrıca diyalog şekli sözlü iletişime dayanmaktadır. Aynı zamanda diyalog karşılıklı konuşmaya dayandığı için arada geçen iletişim karşılıklıdır. Diyalogu başlatanın Ayşe olması ve Ali’nin de bu mesajı almasıyla aslında Ayşe için bir geri bildirim imkânı da vermektedir. Karşılıklı bir iletişim olduğu için gönderen ve alıcı sabit değildir.

Ayşe ve Ali’nin arasında geçen karşılıklı iletişim süreci, Ayşe’nin daha önce hocasıyla sınıfta yaşadığı bir iletişim sürecine dayanmaktadır. Yani diyalogun konusu Ayşe ve hocasının sınıftaki iletişimi üzerinedir.

İletişim her şeyden önce bir gereksinimdir. Çünkü insanlar içinde doğduğu dünyayı anlamak, o dünyada yaşayabilmek ve dünyalarını anlamlandırabilmek açısından iletişime ihtiyaç duyarlar. Basit anlamıyla düşünürsek iletişim, fiziksel bir ihtiyaçtan doğar. Kimi zaman bir şey istemek, kimi zaman da bir şey ifade etmek açısından iletişime ihtiyaç duyarız. Ayrıca iletişim, benliğimizi yaratma ve anlatma sürecidir. Dolayısıyla da iletişim bir varoluş gereksinimidir. Çünkü insanevladı, doğduğu andan itibaren çevresini anlama ve bilinci ile kendini ifade etme ihtiyacı duyan bir varlıktır.

Tekrardan Ayşe ve hocasının arasında geçen iletişim sürecine dönecek olursak şunu söyleyebiliriz; Ayşe hocasına soru sorarak sınıfta varoluş gereksinimi ihtiyacını gidermek istemiştir. Yani Ayşe o soruyu sorarak aslında “Ben kimim?” sorusunun cevabını vermiştir. “Ben soru sordum; çünkü sınıfta ben bir öğrenciyim.” Ayşe’nin Ali’ye anlatmak istediği asıl şey ise, Ayşe’nin hocasından aldığı cevap ya da anlaşılma-onaylanma beklentisi olmamıştır; hocasının bu benlik inşası ve varoluş gereksinimi karşısında Ayşe’ye olan tavrıdır. Ki bu noktada bağlam göz ardı edilmemelidir. Şunu da kısaca söyleyebiliriz; Ayşe ve hocasının arasında geçen diyalog da bazı engellere takılmış olabilir. Hoca tarafından mesajı iletecek kanal doğru seçilmemiş olabilir. Ya da aynı mesaja bir başkası farklı anlam verebilir. Yani hem mesajın iletilmesinde hem de mesajın algılanmasında engeller söz konusu olabilir. Ancak konumuz Ayşe ve Ali arasında geçen diyalogu kapsadığı için çok detaya inmiyorum.

Tekrardan Ayşe ve Ali arasında gerçekleşen iletişime dönecek olursak, bu iletişimin daha önce bir iletişime dayandığını söylemiştik. Böylelikle ilk iletişim sürecinde geçen diyalogun, temel gereksiniminin “benlik iletimi” ihtiyacındaki engellemeye-sekteye dayandığını söylemiştik. Ayşe ve Ali arasında geçen diyalogun temeli, bence, “düşünce ve duygu” iletimi gereksinimine dayanmaktadır. İletişimin birinci aşamasında Ayşe, geçen dersinde hocasının -kendi sorusuna olan “alaycı” yaklaşımı- tavrı üzerine “düşüncesini” ifade etmek için Ali’yle iletişimi başlatıyor. Ayşe’ye göre hocasının “gülmesi” alaycı bir tavırdır. Ali ise hocanın Ayşe’ye gülmesini “haklı” bulmaktadır. Çünkü Ali’ye göre Ayşe, sınıfta dersle ilgisi olmayan bir soru sormuştur. İletişimin birinci diyalogunda dikkat çeken, Ali’nin Ayşe’yi onaylamadığı ve sorduğu soruyu reddetmesidir. Belki de Ayşe sadece enerjisini boşaltmak istemişti ya da “duygusunu” ileterek gereksinimini gidermek istemiştir. İletişimin ikinci diyalogunda ise Ayşe ve Ali’nin hocanın “gülmesine” farklı anlamlar yüklediğidir. Yani bu noktada algılama farkı dikkat çekmektedir. Ayrıca ikinci diyalogda Ayşe’nin dikkat çektiği şey şudur; hocasının tepki verdiği bağlam da bu “alaycı gülme algılamasında” etkili olduğudur. Çünkü alaya alma daha çok bir grup içinde ya da bir topluluk önünde yapılmaktadır. Yine ikinci diyalogda Ali açısından dikkat çeken şey ise, Ali’nin Ayşe’ye dair eski defterleri açmasıdır. Yani Ali’nin, Ayşe’ye dair kalıplaşmış yargılarını iletişim anında dile getirmesi yaşanan iletişim sorununun ana problemlerinden biridir. Ali iletişim sürecinde hızlı bir şekilde yargılama yapmış ve Ayşe ise kendini ifade etme şansı bulamamıştır. Ancak Ayşe’nin kendini ifade edememesi ya da iletişimin sağlıklı bir şekilde ilerlememesi sadece Ali’nin hızlıca içe kapanıklığı değildir. İletişimin üçüncü kısmında Ayşe, diyalogun geçtiği bağlamın, otobüsün, iletişimin devamı için pek uygun bir yer olduğunu düşünmemesidir. Dolayısıyla otobüs, bu bağlamda, iletişimin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmemensin bir başka sebebi olabilir. Ali ise iletişimin son kısmında, Ayşe’nin “alıngan” olduğu yönünde genel yargılamasını sürdürmüştür. İletişim bittiğinde, görünürde kazanan Ali’dir.

Ayşe ve Ali arasında geçen diyalogun bir iletişim süreci olduğunu belirtmiştim. Çünkü bu diyalogun konusu daha önce gerçekleşen başka bir diyaloga dayanmaktadır. Tüm bu süreci birlikte düşünerek, Ayşe ve Ali arasında geçen bu diyalogun sağlıklı iletişim süreci yolundaki engellerini ele almak istiyorum. İlk olarak Ayşe ve hocası arasında geçen iletişimde hocasının kullanmış olduğu kanal ve mesaj şeklinden kaynaklı bir engel olabileceğini düşünüyorum. Anlayabildiğimiz kadarıyla hocanın kullandığı sözsüz kanal yetersiz kalmıştır. Dolayısıyla iletilen mesaj yanlış algılamaya açıktır. Ki bundan dolayı da hem Ayşe hem de Ali hocanın gülme tavrını farklı yorumlamaktalar. Asıl meselemiz olan diyalogda ise Ayşe ve Ali arasında geçen iletişimin engelleri ise daha çok psiko-sosyaldir. Birincisi, hocanın Ayşe’ye gülmesini Ayşe, alay olarak yorumlarken; Ali bu durumu farklı yorumlamaktadır. Ali’ye göre Ayşe’nin sorusu konuyla ilgili değildir. Yani bu konuda Ayşe ve Ali aynı görüşte değillerdir. İkinci olarak ise, Ali Ayşe’nin tavrını “sen bunu hep yapıyorsun” diyerek genellemesi ve geçmişi öne sürerek, Ayşe’nin “duygusunu ve düşüncesini” iletme gereksinimini “alınganlık” olarak görmüştür. Ayşe’yi anlamak, onun duygu ve düşüncesini iletmesine olanak vermek yerine, onu, sorduğu soru bazında reddetmesi nedeniyle iletişim engellenmiş ve diyalog Ayşe nazarında kayıp olarak sonuçlanmıştır. Üçüncü olarak, bağlamın engel teşkil edebileceği olasılığı yüksektir. Çünkü Ayşe, eğer ki otobüste olmasalardı bir reaksiyon vereceğini belirtiyor. Belki de birazdan bahsedeceğimiz, tepki verme niteliğinde bir farklılık olacaktı. Ya da iletişimin çevresel engeli aşılmış ve diyalog biraz daha sağlıklı sürdürülecekti.

Kısacası tartışmanın kaynağı, karşılanmayan temel gereksinimlere dayanıyor. Bunları genel olarak yukarda bahsettim. Benlik, düşünce ve duygu gereksinimleri özelde güç ve ait olma gibi durumlara karşılık gelmektedir. Bu anlamda düşünüldüğünde yukarda bahsedilen Ayşe ve Ali arasındaki diyalogun arka planındaki diyalog aslında Ayşe’nin ait olma durumun engellenmesine dayanır. Yine aynı şekilde Ayşe Ali tarafından anlaşılmak ve dolayısıyla da ait olmak ister. Ayşe güç eksiliğini anlaşılarak; duygusu ve düşüncesi paylaşılarak gidermek istemiştir; fakat pek çok iletişim engelleri nedeniyle bunu başaramamış ve ait olma durumunu yaşayamamıştır. Ali’nin yargılayıcı ve genelleştirici yaklaşımı karşısında Ayşe’nin tavrı yumuşak olmuştur. Dolayısıyla Ayşe’nin göstermiş olduğu yumuşak tepki onun kaybetmesine ve Ali’nin de kazanmasına olanak vermiştir. Ama bu kazan/kaybet durumu geçicidir. Çünkü Ayşe tamamen alttan almamış ya da tamamen sert tepki göstermemiştir. Eğer ki, Ayşe’nin dediği gibi, bağlam otobüs olmasaydı, iletişimin sonraki süreci acaba ne olurdu?

Son olarak değinmek istediğim şey, Ayşe ve Ali arasındaki bu iletişim, daha sağlıklı olarak nasıl bitebilirdi?

İletişim süreci eğer yine Ayşe ve hocası arasında geçen diyalogdan başlatmak istenirse, hocasının kullandığı iletişim kanalı yetersiz kalmıştır. Ayrıca hocası, Ayşe’nin sorduğu soruyu “yargılamak” yerine “anlamayı” – Ayşe’nin benliğini sunmasına olanak vermesi – tercih etseydi belki de Ayşe, hocasının tavrını “alaycı” olarak algılamayacaktı. Ayşe ve Ali arasında geçen diyalogda ise bazı etmenler söz konusuydu. Bunları yukarda ele almaya çalıştım. Bu diyalog için sağlıklı bir iletişimin yolu “empati”den geçiyordu. Çünkü Ali, Ayşe’yi hem anlamamış; yargılamış ve dolayısıyla da reddetmiştir. Hâlbuki Ayşe, düşünce ve duygularını iletebilecek bir iletişim ortamı amaçlamıştır. Ayşe için bu gereksinimleri sağlayamamak öz saygısının zedelenmesine yol açmıştır. Ali için bir başka unsur, iletişim anında geçmişe dönük hesabı yeniden açmasıdır. Çünkü Ali, Ayşe’yi anlamak yerine onu yargılamayı tercih etmiştir. Bunu yaparken de eski defteri açmış ve argümanına öncüller sunmuştur. Bu durum iletişimin sekteye uğramasında rol oynayan en önemli husustur. Ayşe yumuşak tepki göstermiştir; fakat Ali, iletişim amacından asla taviz vermemiş ve dolayısıyla iletişimin kazananı Ali olmuştur. Belki de iletişim bağlamı otobüs olmasaydı Ayşe kendi iletişim amaçlarından feragat etmezdi. Ama bu sefer her iki tarafın da kaybetmemesi kaçınılmaz olurdu. Çünkü Ali, kişilik özellikleri sebebiyle iletişimi kendi penceresinden kısaca kapatmak isteyen biridir. Bu durum çoğu zaman gerginliğe sebebiyet verebilir. Ancak Ayşe için durum çok farklıdır. Çünkü onun için konuşmak önemli bir gereksinimdir. Bu noktada bağlamın otobüs olması Ayşe için dezavantajdır. Ancak Ayşe’nin de anlaşılmak özelliği, onun öz saygısı için en gereksinim duyduğu şeydir. Toparlamak gerekirse, Ayşe, öz şefkatli olmalı; Ali ise empati becerisini geliştirmeli. Ayrıca sağlıklı bir iletişim için olmazsa olmaz şey, şimdiki zamana odaklı ve geleceğe dönük bir iletişimdir. İletişim sadece anlatmaya ve yargılamaya dayalı değil; anlamaya ve dinlemeye dayalı olmalıdır.


KAYNAKÇA:

ARKIŞ, Nurdoğan (2018). “İletişim bilinci.” Final Yayınları.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba ben Mustafa, Mersin Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans öğrencisiyim. Dolayısıyla bu süreçte yazdığım yazıları sizinle de paylaşmak için buradayım. Mail Adresi: mstfdnmzz5@gmail.com

Yorum yap