Erkeğin Sosyalizasyon Örneği: Güneşi Gördüm

Erkeğin Sosyalizasyon Örneği: Güneşi Gördüm
1

Bu çalışmada Güneşi Gördüm filmi, karakterlerin eril tahakküm altında yaşayış, yapma-etme biçimleri, erkekliğin sosyalizasyon süreçleri açısından ele alınarak genel bir değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır. Onur ve Koyuncu (2004), hegemonik erkekliklerin oluşumuna temel teşkil eden alanın sosyalizasyon süreçlerinde aranması gerektiğini dile getirmektedirler (s. 37). Erkeklik oluşumunda sosyalizasyonun önemini vurgulayan araştırmalarda, sosyalizasyon modeli sekiz farklı noktada ele alınmaktadır (Heiliger, Engelfried, 1995 akt. Onur ve Koyuncu, 2004: 38). Bu doğrultuda kadın ve erkek karakterlerin sosyalizasyon sürecinde tahayyül etme biçimlerinin yansıması olan davranış kalıpları, iktidarı destekleme biçimleri ve aynı zamanda iktidara karşı çıkan birey ve hegemonik erkeklik yapısını temsil eden bireyler açısından analiz edilecektir.

Film, doğacak olan çocuğunun erkek olmaması halinde başka bir kadını, erkek çocuk doğurması için karısına kuma olarak getirmeyi kendisine hak gören bir erkek bireyin, kız çocuğu olduğunun haberini veren erkek kardeşine şiddet uygulaması ile başlamaktadır. Karısının da kız çocuk doğurduğu için ağlaması “erkek içselleştirmesinin kültürel bir yansıması” olarak kendisini göstermektedir. Hegemonik yapıya bir darbe olarak algılanan doğan çocuğun kız olduğu haberi, filmdeki karakterler ve köy halkı arasında olumsuz bir durum olarak nitelenmekte; nüfusu az olan köyün erkek çocuk beklentisi, hegemonik yapının gücünü temsil edecek yeni bir bireye ihtiyaç duyulduğunu ve bu anlamda erkeğin nitelendirilmiş bir kimlik olarak hegemonik yapının sürekliliğini ve iktidarını koruma misyonu taşıdığını göstermektedir. Onur ve Koyuncu (2004) kadınların, “erkeklerin kendi güçlerini ve egemenliklerini görmeye alıştıkları ayna görevi” temsil edebileceklerini (s. 33) filmde hegemonik yapının yeniden üretimini temsil edecek birey olarak erkek çocuğu doğmadığı için üzülmelerinden anlaşılmaktadır.

thumbnail
Önerilen Yazı
Hegemonik Erkeklik Nedir? Hegemonik Kadınlık?

Bora (1997), cinsiyete dayalı işbölümüne göre kadınların yeniden üretim işlevleriyle sınırlandırıldığını ve bu sebepten özel alana hapsolduklarını belirtmektedir (s. 87). Filmde, eve çamaşır makinesi alan erkek birey kullanımının kadın tarafından öğrenilmesini beklemekte ve kadını özel alanın içinde konumlandırarak onun ev içindeki yeniden üretimini devam ettirmesini bir görevmişçesine dayatmaktadır. Bu noktada kadının da çamaşır makinesini kullanma işinin sadece kendisinden beklendiğini sorgulamaması, Onur ve Koyuncu’nun (2004) belirttiği üzere sosyalizasyon süreçlerinin sorgulanmamasının norm haline gelmesinden kaynaklandığını ileri sürebiliriz.

Hegemonik erkekliğin oluşmasını ve pekişmesini sağlayan unsurların seksizm, ırkçılık ve homofobi olduğunu belirten Kimmel, bu unsurların, hegemonik erkekliğin normatif bir durumdan normal bir duruma dönüşmesini sağlayan söylemsel mekanizmalar görevi üstlendiğini iddia eder (Kimmel, 1993: 29 akt. Onur ve Koyuncu, 2004: 35).  Filmdeki queer bireyin davranışlarından, yapma etme biçimlerinden, gündelik hayattaki erkek rolünün dışında yer almasından rahatsız olan hegemonik iktidarı korumak isteyen abileri bu amaç için şiddete başvurarak iktidarın temsilciliğini yapmaktadırlar. Abileri queer birey olan kardeşlerinin bedenini, “bireysel kimliğin bir parçası olarak üzerinde çalışılıp tamamlanması gereken bir proje” (Öztürk, 2012: 40) olarak görmektedirler. Sosyalizasyon süreçleri içerisinde yer alan erkeğin şiddet göstermekte herhangi bir beis görmeme hali, hegemonik erkekliği yeniden üreten bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Queer bireyi, hegemonik erkekliğin iktidarını ve sürekliliğini sarsıcı olarak gören abileri, queer bireyin duygularını dışavurumunu hegemonik erkekliğin sosyalizasyon süreçlerinden biri olan rasyonellikten uzak bir davranış olarak, negatif bir tutum olarak görmekte; rasyonellik dışı olan duyguların dışavurumunu yine bir sosyalizasyon süreci olarak “sürekli denetim” ile kontrol altına almak, hegemonik iktidarı korumak ve sosyalizasyon sürecinde benimsenen “egemenliklerini sarsıcı davranışları” şiddet yolu ile kontrol altına almak istemektedirler.

Öztürk’e göre (2012) bir kültürü niteleyen alışkanlıklar seti, davranış biçimleri, inançlar ve gelenekler aynı zamanda bedene de göndermede bulunmaktadır (s. 43). Uyulması gereken davranış biçimlerine ve onun bir yansıması olarak bedene uyum sağlamayan queer bireyin kendisine benzeyen, kendisiyle özdeş olan bireylerden rahatsızlık duyması, abilerinden korkmasıyla ilişkili olarak aslen hegemonik erkeklik yapısının dışında yer almaktan çekindiğini ve bu yapıya dahil olmadığı için karşılaşabileceği yaptırımlardan korktuğunu göstermektedir. Hegemonik erkekliğe aykırı tutumlarda bulunmasına, sosyalizasyon sürecine bedenen, ruhen ve düşünsel anlamda katılmamasına rağmen hegemonik erkekliğin iktidarını içselleştirdiği anlaşılmaktadır. Hegemonik erkeklik çerçevesi içinde belirlenen davranış ve görünüş kalıpları, sosyal aktörler tarafından benimsenip, içselleştirilmektedir (Öztürk, 2012: 45). Bu içselleştirme hali kendisini, abilerinin yani hegemonik iktidarın temsilcilerinin gözünden değerlendirerek, kendisinde çalışacak özgüveni bulamaması ve bunu sosyalizasyon sürecinin “kadın çalışamaz” normunu içselleştirmesinden de gözlemlenebilmektedir.

thumbnail
Önerilen Yazı
Rawen Connell’in Erkeklik Çalışmaları Bağlamında Gelişen Erkeklik Tipleri

Queer bireyin evden kaçması ile birlikte abilerinin onu ararken diğer erkeklerden destek almaları, erkeklerin homofobiye karşı birleşerek, hegemonik erkeklik iktidarını sarsıcı nitelik gösteren ahlaki yönelimlere, değer sistemlerine karşı öncelikle erkeklerin bulunduğu alanlara giderek fikir danışma, soru sorma ve birlik olma hali,  homososyalliğin sembolik boyutunu göstermektedir (Onur ve Koyuncu, 2004: 39). Diğer erkeklerle değer yargılar ve ahlaki tutumlar üzerine yapılan tartışmalar sosylizasyon sürecinin bir parçası olarak bu süreci beslemekte ve hegemonik erkekliği pekiştirmektedir. Queer bireye karşı gösterilen fiziki ve psikolojik şiddet, şiddeti uygulayanlar tarafından hegemonik erkeklik iktidarının bir görevi olarak görülmekle birlikte şahıslarda bir manevi doyum yarattığı da aşikardır. Sözü edilen doyum iktidarı korumaktan gelen hazla ilişkilendirilebilir.

Onur ve Koyuncu’ya (2004) göre, “iktidar ilişkilerini vurgulayan ve pratikte erkekliğin yeniden üretilmesini hedefleyen şiddet öğesi, cinsiyet mantığında erkek anlayışının kendisini ifade eden oyunların bir veçhesidir” (s. 40). Bir erkeklik oyunu olarak ele alınabilecek queer bireyin abisi tarafından öldürülmesi ve öldürdükten sonra üzülmesi fakat pişmanlığa dair bir belirti olmaması Onur ve Koyuncu’nun (2004) belirttiği üzere sosyalizasyon sürecinde benimsenen normların sorgulanamaz ve bu sebepten hegemonik erkekliği benimseyip, sosyalizasyon süreci ile içselleştiren birey açısından değiştirilemez olduğuna işaret etmektedir.

Bora’ya göre (1997), özel ve kamusal alanda birbirinden farklı kurallar seti uygulanmakta ve özel alanda diğerkamlık, duygular, vericilik geçerliyken; kamusal alanda rasyonalite ve formel ilişkiler geçerlidir (s. 86). Filmin son sahnesinde devlet hastanesinde karısının tedavi edilerek iyileştirilmesinden ve çocuklarına sosyal hizmetlerde güvenli bir şekilde bakılmasından dolayı memnun kalan erkek karakter “devlet ana sağ olsun” diyerek devlete “ana” misyonu yüklediğini, onu özel alanın vericiliğiyle eş tuttuğunu; köyünde savaşın ortasında kalarak şehir hayatına devlet tarafından zorla gönderildiği için ve zorunlu göç askeri kurum tarafından sürekli tebliğ edildiği için “devlet baba acımasız” diyerek devlete “baba” misyonu yüklediğini, onu rasyonel ve iktidar sahibi görerek acımasız bulduğunu göstermektedir.

KAYNAKÇA

  • Bora, A. (1997). Kamusal alan/özel alan: mahrumiyet-özgürleşme ikileminin ötesi. Toplum ve Bilim, 75 kış, (ss. 85-92).
  • Koyuncu B., Onur H. (2004). Sosyalizasyon sürecinde erkeklik. Toplum ve Bilim, sayı 101, (ss. 31-49).
  • Öztürk, A. (2012). Eril Bedenselleşme: Hegemonik erkek bedeninin i̇nşası. Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, Bahar, sayı: 13, (ss. 39-53).
thumbnail
Önerilen Yazı
Cumhuriyet Döneminde Modern Kadın ve Erkek Kimliklerinin Oluşumu

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (1)

  1. Rabia Kıvrak 8 ay önce

    Sevgili Deniz Tuğçe, filmi izleyen biri olarak söyleyebilirim ki; cinsiyet rollerinin, sosyalizasyonun, hegemonik erkekliğin ve homofobinin nasıl işlediğini ve bu dinamiklerin nasıl toplumsal normlara dönüştüğünü açıklayarak filmdeki temalar ve karakter dinamikleri çok güzel analiz edilmiş tebrik ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir