1. Ana Sayfa
  2. Değerlendirme Yazısı
  3. Mutluluğa Gidilen Yolda Verilen Savaşlar | Mutluluk Şehri Filmi

Mutluluğa Gidilen Yolda Verilen Savaşlar | Mutluluk Şehri Filmi

mutluluk sehri filmi

Mutluluk Şehri Filmi Hakkında:

Mutluluk Şehri filmi 2016 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyetinde çekilmiş bir filmdir. 20 yıldır şiddetle anılan Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğu bölgesi sıklıkla “Kadın olmak için dünyanın en kötü yeri” olarak nitelendirilir.  Bu filmde Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda yer alan Bukavu şehrindeki kadınlar için kurulmuş “Mutluluk Şehrinin” hikayesi anlatılıyor.


 

Nedir bu Mutluluk şehri? Ne amaçla kurulmuştur?  Mutluluk şehri bu dönemde milis askerleri tarafından daha çok köylerde ve şehrin tamamında tecavüze ve şiddete maruz kalmış olan kadınların toplandığı bir bölge. Bukavu şehrinde fazlaca maden yataklarının olması ve bu madenleri çıkarıp sömürmek isteyen çok uluslu şirketlerin milis grupları oluşturarak bu köylere yerleştirdiğini izliyoruz. İlk başta kimin milis grubundan olduğu ya da olmadığı anlaşılmıyor. Milis grubuna girenlerin çoğu fakir ve açlık sıkıntısı çeken erkekler. Milis grubuna girerlerse silahları olur, yiyecek yemekleri olur ve kadınlara tecavüz edebilirim diye düşünüyorlar ki bunu da yapıyorlar.

Filmde tecavüz haritasını gördüğümüzde en çok köylerde maden çıkarılan yerlerin yakınlarında yaşandığını görüyoruz. Tecavüz “cinsel terörizm” adı altında kullanılıyor. Savaşta bir silah olarak görülüyor. Tecavüz ettikleri kadınların kocaları genelde büyük bir utanç duyuyor ve eşlerini terk ediyorlar. Burada tüm suç yine kadının oluyor. Aslında burada yapılan şey birden çok aileyi ve toplumu yok etmek. Kadınların tecavüz ve şiddet sonucu bir daha çocuklarının olmaması, kocalarının onları bırakıp gitmesi kadınları fiziken, ruhen ve manen çökertiyor. Bunun sonucunda kadınların hayata dönmesi zorlaşıyor ve neredeyse bir toplumu yok etmeye çalışıyorlar.

“City of joy” yani mutluluk şehri kadınların çektikleri acıyı güce dönüştürmesi, tekrar topluma kazandırılmak için eğitim verilmesi, savuma sanatları öğrenmeleri ve kendi benliklerini keşfetmeleri için kurulmuş bir yer.  Bu şehirde tecavüze uğrayan, şiddetin en kötüsüne maruz kalan çok sayıda kadın var ve burada bu kadınların zihniyetinin ve hayatlarını tamamen değiştirmek istiyorlar. Hayata geri döndürmek istiyorlar. Filmde ilgi çekici bir diğer nokta ise tecavüzü sadece bu kadınların yaşamadığı, tecavüzün batıda da olduğu hatta dünyada bir çok kadının buna maruz kaldığı. İşte bu noktada tecavüze ve şiddete uğrayan kadınların birleşip birbirine destek ve umut olduğunu görüyoruz. Buradaki bir amaç, birleşip doğruyu söylemek. Çünkü doğruyu söylediklerinde sessizliği bozuyorlar ve dünyayı değiştiriyorlar.  Mutluluk şehrinde kadınlara önce benliklerini kabul etmeleri gerektiği anlatılıyor. Orada bulunan herkesin aynı şeyi yaşadığı, hepsinin birbirinden kötü şeyler yaşadığı ama birleşip güçlenerek kendilerine gelebilecekleri ve hayata dönebilecekleri anlatılıyor. Filmin sonunda mutluluk şehrinin amacına ulaştığını ve her yıl 180 kadını tekrar topluma kazandırarak buradan mezun ettiklerini görüyoruz. Yani mutluluk şehri amacına ulaşmış oluyor ve kadınlar buradan mutlu bir şekilde ayrılıyor.

  Bu filmi izlediğimizde tecavüzün, tacizin ve kadına şiddetin dünyanın her yerinde olduğunu görüyoruz. Kimisi toplumu yok etmek için kimisi sömürgecilik, ırkçılık için kimisi ise zevki için bunu yapıyor. Hiçbir geçerli nedenleri yok. Hiçbir yaptırımları yok. Kendi ülkelerindeki devlet büyükleri veya başka büyük ülkelerden kimse buna sesini çıkarmıyor. Sadece kadınlara,kızlara hatta kundaktaki bebeklere bile tecavüz edildiğini hikayesini burada görüyoruz. Bunlar elbette hepimizin bildiği, gördüğü şeyler. Ama ne kadar normal? Neden bunu normalleştirmeye çalışmalarına izin veriyoruz? Bu şiddetin, tecavüzlerin hatta kadın cinayetlerinin neden önüne geçemiyoruz? Sadece sosyal medyadan sesimizi çıkarmamız yetmiyor. Hatta 2 gün konuşup 3. günde bunları unutmamız hiç yetmiyor. Katiller, tecavüzcüler hala dışarıda. Zaten kadına şiddetin artmasının en büyük sebebi de bu değil mi? Hiçbir yaptırım olmaması. Neden bu şiddete ve cinsel teröre maruz kalan kadınların sesini daha fazla çıkarması için yardım etmiyoruz? Neden 3 gün sonra unutuyoruz? Biz unutmayalım biz yanlarında olalım, destek olalım ki daha fazla böyle vakalar görmeyelim. Filmde de dediği gibi unutmayın ki biz doğruyu söylersek sessizliği bozar ve dünyayı değiştiririz. Biz kendimiz böyle şeyler yaşamamış olsak bile el ele verirsek tüm çaresiz kadınlara umut oluruz.


Hazırlayan: Nezahat Kabadayı | Erciyes Üniversitesi

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba,ben Nezahat Kabadayı. Erciyes Üniversitesi Sosyoloji bölümü Lisans öğrencisiyim.

Yorum yap