Sosyal Sorunlar Bağlamında Çevre Sorunlarının Değerlendirilmesi

Çevre sorunları ortaya çıkışı, ciddi boyutlara ulaşması ve tarihsel süreci itibariyle sosyal sorunlar içerisinde değerlendirilebilmektedir. Bu anlamda sosyal sorunlar bağlamında çevre sorunlarının ne olduğu, oluşu başlıca çevre sorunları ve nedenlerine değinilmiştir.

Sosyal Sorunlar Bağlamında Çevre Sorunlarının Değerlendirilmesi
+ - 0

Dünya 4.5 milyar yıl önce oluşmuştur. Bizler homosapiensler olarak yaklaşık 200 bin yıldır evrende varız. Uygarlık tarihi boyunca insan sahip olduğu akıl gücü ile etkileşimde olduğu çevreyi etkilemiştir. Bu etkileşim sonucunda çözülmeler ve değişimler meydana gelmiştir. Toplum temelinde iki temel çelişki vardır. Bu çelişkiler ; insan insan ve insan doğa çelişkileridir. İnsan yaratıldığı andan itibaren doğayı denetim altına almaya çalışmıştır. İnsanın var olduğu 200 bin yıl ve bu 200 bin yıla dünyanın var oluşu da eklenince kuraklık, buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi alçalması, ısıma soğuma dengesinin değişmesi yüzyıllardır görülmektedir. Bahsedilenler aslında bir iklim değişikliğidir. İklim değişikliği hep vardır fakat günümüzdeki daha öncekilere göre farklıdır. Farklı olmasının sebebi günümüzde olan iklim değişikliği insan temelli yani antropojeniktir.

İklim Değişikliği: Başta yağış ve sıcaklık olmak üzere iklim elemanlarının ortalama değerinin üstüne çıkması ya da altına inmesi olarak kabul edilir. Uzun dönemli ya da kısa dönemli olarak görülebilmektedir. ( Ay, 2021:93)
Sanayi Devriminin başlamasıyla birlikte iklim değişikliğinin, çevre sorunlarının arttığı görülmektedir. Bu temelde bakıldığı zaman insan özellikle alet kullanma beceresine sahip olduktan sonra, ateşi bulması, yerleşik hayata geçmesiyle birlikte çevreyi kendi ihtiyaçları doğrultusunda değiştirmeye başlamıştır. Bu bağlamda kömür, petrol, doğalgaz kullanımı sera etkisini arttırmıştır. Sera etkisinin artmasıyla birlikte atmosferde karbon, metan gibi zararlı gazlar açığa çıkmaktadır. Karbon ve diğer zararlı gazlar okyanuslar ve ormanlar tarafından emilerek etkileri azaltılmaktadır. Fakat sıcaklıkların artması, buzulların erimesi, ormanların yanması tekrar bir sera gazı ortaya çıkarmakta ve bu durum döngüsel bir süreç halini almaktadır. Bu noktada çevre sorunlarına giden yolun temeli bu süreçte atılmaktadır.
Genel olarak bakıldığı zaman insan etkinlikleri su, toprak, hava ve diğer ekolojik kaynaklar üzerinde baskı yaratarak bu kaynakların kirlenmesinden öte artık tükenmesine yol açmaktadır. Bu anlamda bakıldığı zaman çevre sorunları toplumsal nitelikli bir olgudur.
İnsanlık modern dünya temelinde ilerlerken çevre sorunları ile ilgili olarak BM’de 1972 yılında İnsan Ve Çevre Konferansında ilk imzalar atılıyor. Daha sonrasında 1997 yılında kyoto protokolü imzalanıyor. Amaç karbon salınımı engellemek ve bununla birlikte atmosferde karbon salınım oranını 1.5 oranında tutabilmek amaçlanmaktadır. Fakat uzmanlar en iyi önlemler alınsa bile karbon salınımının 2 dereceyi göreceğini ve hatta geçeceği yönünde görüş bildirmektedirler. Türkiye Kyoto Protokolünü imzalayan ülkeler arasındadır. Fakat TBMM’de Kyoto Protokolü onaylanmamıştır. Yemen, İran, Irak, Sudan gibi ülkelerde Kyoto Protokolünde yer almaktadırlar. Bir diğer önemli anlaşma ise 2015 yılında imzalanan Paris İklim Anlaşması. Türkiye bu anlaşmayı imzalayan ülkeler arasında fakat TBMM’de imzalandıktan çok sonra onaylanmıştır. Amaç küresel ısınmaya neden olan sera gazlarının azaltılmasıdır. 2050 yılında ‘karbon nötr’ denilen amaca ulaşmak hedeflenmektedir. Bu anlaşma dahilinde Türkiye üzerinden verilere bakıldığı zaman; Türkiye 2017 yılına oranla 2030 yılına kadar yüzde 14’e varan bir oranla karbonu azaltabilir. Bu anlamda Türkiye iklim eylemi planında oldukça büyük bir öneme sahiptir.
Çevre sorunları denildiği zaman akla birçok sorun gelmektedir.

  • Ozon tabakasının incelmesi
  • Küresel ısınma
  • Türlerin yok oluşu
  • Asit yağmurları
  • Aşırı nüfus artışı
  • Genetik çeşitliliğin yok olması
  • Nükleer kirlenme
  • Ormanların yok olması
  • Toprak erozyonu
  • Çölleşme
  • Sel baskınları
  • Kıtlık

Gibi akla birçok çevre sorunu gelmektedir. Bu sorunlar bir doğa krizi ya da çevre sorunu olmanın ötesinde artık bir toplum krizi haline gelmiştir.
Bu sorunların nedenlerine bakmak gerekirse nüfus artışı, kentleşme ve sanayileşme en başta yer alacak nedenler arasındadır.
Nüfus Artışı: Uzmanlar dünya genelinde nüfusun bu oranda artmasının hem şimdiki kuşaklar için hem de gelecek kuşaklar için risk barındırdığı yönünde fikir sunmaktadırlar. Sağlık alanındaki ilerlemeler, ölüm oranlarının azalması, yaşamda kalma süresinin uzaması nüfus artışını etkileyen önemli faktörler arasındadır. OECD raporuna göre Türkiye en yüksek artış gösteren ülkeler arasında yer almaktadır. BM’nin araştırmalarına göre ise 2025 yılında Türkiye nüfusunun 95 milyon olacağıdır. Nüfus artışının bu denli fazla olması Malthus’un teorisini akla getirmektedir. Malthus, nüfusun geometrik artışının aritmetik hızla çoğalan besin kaynaklarının yeterli olmayacağı fikrini ileri sürmektedir. Malthus’un teorisi bu noktada eleştirilse de koronavirüsün ortaya çıktığı ilk zamanlarda oldukça fazla ele alınan bir yaklaşımdır.
Kentleşme: Kentler antik çağdan itibaren her zaman cazibe merkezleri olmuşlardır. Fakat özellikle sanayi devriminden sonra hızlı ve düzensiz ilerlemiştir. Çarpık, sağlıksız, dengesiz bir kentleşmeden bahsedilebilmektedir. Bu anlamda kentlerin sürdürülebilirlik nitelikleri bozulmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma projeleri uygulanmaktadır. Fakat sürdürülebilir kalkınma için öne sürülen fikirler artan kapitalizm ve küreselleşme ile birlikte maksimum kar için sürdürülebilir bir kalkınma olarak değerlendirilmektedir. Amaç çevreye zarar vermeden ekonomik büyüme ya da çevre koruma, geri dönüşüm gibi durumlar kapitalizmle birlikte anlamlarını değiştirmiştir.
Sanayileşme: Özellikle sanayi devriminden sonra kar amaçlı bir sanayileşme yolu izlenmiştir. Bu durum çevre ve insan sağlığını etkilemektedir. Verimli tarım topraklarının sanayileşmeye açılması, yeşil alanlarının daralması gibi olumsuz durumlar söz konusudur.
Örneğin HES’ler bu konunun somut örnekleri arasında verilebilmektedir. Suyun belirli bir yükseklikte sahip olduğu potansiyel enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren sistemler HES olarak adlandırılmaktadır. Hes avantajlı durumlarının yanı sıra dezavantajları hem insan sağlığını hem de çevre sağlığını etkilemektedir. Arazi kaybı, su kaybı, yapım aşamasında doğal habitatın bozulması ya da erozyon ve sel gibi olumsuz durumlara sebep olmaktadır. Türkiye genelinde 685 tane Hes bulunmaktadır. Sivas, Dersim, Şırnak, Kars gibi iller başta olmak üzere birçok ilde Hes’ler bulunmaktadır.
Çevre sorunları kapsamında ele alınması gereken bir diğer önemli sorun müsilajdır. Bizlerin Marmara denizinin üzerinde gördüğü müsilaj hali müsilajın geldiği son haldir. Müsilaj sümüksü ve şeffaf yapıda bulunmaktadır. Deniz altındaki canlıların oksijen almasını engelleyen bir durumdur. Müsilajın ortaya çıkması için üç anormal durum vardır. Bunlar; sıcaklıkların çok yüksek olması, denizin durağan olması ve azot fosfor dengesinin yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. Algler denizdeki anormal durumları fark ettikleri andan itibaren bu anormalliği düzeltmek için daha fazla çoğalıyorlar ve bu durum sonucunda müsilaj oluşmaktadır. Uzmanlar kıyıda görülen müsilajın buz dağının tepesi olduğunu söylemektedir. İnsanoğlu zararlı atıkları havaya, suya, toprağa atmaktadırlar. Fakat dünya bir sihirbaz değildir. Bizim ona verdiklerimizi bize geri vermektedir.
Bir diğer önemli sorun ise ormanların yok olmasıdır. 2020 yılında Avustralya’da çıkan yangın son yıllarda dünya genelindeki en büyük yangın olarak nitelendirilmektedir. Reuters 10.3 milyon alanın yok olduğunu ifade etmiştir. Sıcak hava ve kuraklık bu yangınların ortaya çıkış nedenleri arasında ve aynı zamanda artış nedenleri arasında yer almaktadır. Bu yıl Türkiye de ortaya çıkan yangınların ortaya çıkış nedenleri her ne kadar farklı olsa da yangınların durdurulamaz düzeye gelmesi kuraklık ve rüzgarın etkisi öngörülemez bir gerçektir.
Üzerinde durulması gerek bir diğer sorun ise nükleer enerji santralleridir. Radyoaktif maddeleri kullanarak ısı enerjisi, bu enerjiden de elektrik enerjisi üretilir. Her geçen gün artan ekonomik büyüme ve nüfus artışı enerji ihtiyacını arttırmaktadır. Fakat nükleer enerji santralleri Ukrayna- Çernobil kazası da göz önünde bulundurularak oldukça güvenli olmalı ve olabildiğince daha farklı enerji üretim araçları kullanılmalıdır.
Son olarak ise su kaynaklarının azalması önemli çevre sorunları içerisinde yer almaktadır. Dünyanın yüzde 70’i suyla kaplıdır. Fakat bunun büyük oranı tuzlu sudur. Yani insan tüketimine uygun değildir. Dünya nüfusu ve sıcaklık artışı tatlı su sorununu arttırmaktadır. 2050 yılına kadar su talebinin yüzde 55 oranında artacağı öngörülmektedir. Tarımdan elektrik üretimine kadar su her alanda kullanılmaktadır. Türkiye de bu noktada su fakiri olma yolunda ilerlemektedir. Türkiye de 25 su havzası bulunmaktadır. Büyük Menderes, Ergene, Konya Kapalı Havzası gibi su havzaları bulunmaktadır. Fakat artık havzalar arası su transferi konuşulmaktadır.
Sonuç olarak bakıldığı zaman iklimle bağlantılı felaketler tüm dünyan gündeminin ilk sıralarında yer almaktadır. Gezegenimizin karşılaştığı en büyük tehditlerden biri artık çevre sorunlarıdır. Çevre sorunları sadece biyolojik ya da ekolojik temelli değildir. Bakıldığı zaman toplumsal ve tarihsel nitelikli ve temellidir. Ortaya çıkışı ve ciddi boyutlara ulaşması çevre sorunlarının sosyal bir olgu olduğunu göstermektedir.

Kaynakça:

  • Ay Faruk, Jeoloji Tarihinde İklim, Küresel Isınma Ve Etkileri, Akademisyen Yayınları, 2021
  • Foster Bellamy John, Savunmasız Gezegen, Epos Yayınları, 2008
  • Keleş Ruşen, 100 Soruda Çevre Sorunları Ve Çevre Politikası, Yakın Yayınları, 2019

 

Yazar Hakkında

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sosyoloji lisans bölümünden mezun oldum. Cumhuriyet üniversitesi Sosyoloji yüksek lisans öğrencisiyim. İkinci Üniversite olarak Medya Ve İletişim okuyorum. Bir dergide güncele ilişkin yazılar yazmaktayım. Sosyal bilimler, sosyolojinin alt dalları ve sanatla ilgileniyorum. oykuulusoy98@gmail.com

Yorum yap