GİRİŞ
Recaizade Mahmud Ekrem’in Araba Sevdası adlı romanı, ilk bakışta Bihruz Bey’in duygusal dünyası ve gündelik hayatı etrafında gelişen bir anlatı olarak değerlendirilebilir. Ancak eser biraz daha yakından incelendiğinde, yalnızca bir karakterin yaşadığı aşk ve hayal kırıklıklarını anlatmadığı, aynı zamanda dönemin değişen toplumsal ilişkilerini ve değer anlayışını da yansıttığı görülmektedir. Romanın özellikle Batılılaşma deneyimine yaklaşımı, bu dönüşümün bireyin yaşamındaki karşılığını Bihruz Bey üzerinden izlemeye imkan verir. Romanın yanlış Batılılaşma sorununu Bihruz Bey karakteri üzerinden görünür hale getirmesi, aynı zamanda dönemin sosyo-kültürel yapısına yönelik eleştirel bir bakış geliştirmesine olanak sağlamaktadır (Moran, 2018, s. 73). Ekrem, bu eleştiriyi doğrudan açıklamalar veya öğretici bir söylem aracılığıyla kurmak yerine, mizah ve parodiden yararlanarak okuyucuya aktarmaktadır (Özdemir, 2018, s. 291-292).
Bu noktada Bihruz Bey’in önemi, yalnızca olayların merkezinde yer alan başkahraman olmasından kaynaklanmaz. Karakteri içinde bulunduğu dönemde ortaya çıkan yeni değerleri, davranış biçimlerini ve zihniyet değişimini kendi yaşamında taşıyan bir toplumsal figür olarak da okunabilir. Bihruz Bey’in belirgin bir tip olarak değerlendirilmesi, onun kişisel özelliklerinin ötesinde daha geniş bir toplumsal anlam taşıdığını göstermektedir (Parlatır, 1995, s. 265-271). Bu çalışmada Araba Sevdası, Bihruz Bey merkezinde; Batılılaşma deneyimi, kimliğin oluşumu, toplumsal statü arayışı ve gündelik yaşam pratikleri arasındaki ilişkiler üzerinden değerlendirilecektir. Buradaki temel yaklaşım, romanı yalnızca Batı’yı yanlış biçimde benimsenmiş bir bireyin hikayesi olarak görmenin ötesine geçerek, toplumsal değerlerde meydana gelen değişimlerin bireyin kendisini konumlandırma biçimini ve çevresindeki dünyayı anlamlandırma şeklini nasıl etkilendiğini tartışmaktadır.
ARABA SEVDASI: BİR AŞK HİKAYESİNDEN FAZLASI
Araba sevdası, ilk bakışta Bihruz Bey’in Periveş’e karşı geliştirdiği duygular etrafında ilerleyen bir aşk anlatısı izlenimi verir. Ancak romanın bütünü dikkate alındığında, asıl meselenin bu aşk ilişkisinden çok Bihruz Bey’in çevresini ve yaşadığı hayatı algılama biçiminde toplandığı görülür. Bihruz’un Periveş’e duyduğu ilgi, karşısındaki kişiyi olduğu haliyle tanımaya yönelik gerçekçi bir meraktan ziyade, zihninde oluşturduğu ideal kadın tasavvuruyla ilişkilidir. Fransız edebiyatından yoğun biçimde etkilenen Bihruz, kendi yaşantısında karşılaştığı olayları doğrudan deneyimlemek yerine, onları okuduğu romantik eserlerin dünyası içerisinde anlamlandırmaya çalışır. Bu nedenle Periveş, Bihruz’un zihninde gerçek kişiliğinden uzaklaşarak hayal ettiği aşkın bir unsuruna dönüşür. Böylece karakterin duygusal dünyası gerçek yaşamdan uzaklaşıp edebi hayallerin belirlediği bir zemine taşınır. Bihruz Bey’in aşkı kendi gerçekliği içerisinde yaşamak yerine zihnindeki romantik kalıplara göre şekillendirmesi, romanda Batı edebiyatının yüzeysel ve seçmeci biçimde benimsenmesine yöneltilen eleştiriyi de belirginleştirir (Özdemir, 2018, s. 295-297).
Bihruz’un günlük hayatında araba, kıyafet ve Fransızca gibi unsurların taşıdığı anlam da bu açıdan önemlidir. Araba, karakter için yalnızca günlük kullanılan bir araç değildir; aynı zamanda sahip olduğu konumu başkalarına gösterme ve belirli bir sosyal çevre içerisinde kendisini görünür kılma aracıdır. Benzer biçimde Fransızca konuşma isteği de yalnızca yabancı bir dile duyulan ilgiden kaynaklanmaz. Bihruz, dil kullanımından giyim tarzına kadar uzanan çeşitli unsurları kullanarak kendisini ait olmak istediği çevreye yakınlaştırmaya çalışır. Bu nedenle söz konusu unsurların her biri karakter açısından birer sosyal görünürlük aracına dönüşür. Burada dikkat çeken nokta, Batılılaşmanın düşünsel ve kültürel bir dönüşüm şeklinde gerçekleşmesinden çok, kişinin kendisini başkalarına nasıl sunduğuyla ilişkili bir yaşam tarzına dönüşmesidir (Tekinalp, 2011, s. 187-188).
Çamlıca ve Beyoğlu gibi mekanlar da Bihruz Bey’in bu yaşam biçimini ortaya koyan önemli unsurlardır. Karakterin bu mekanlara yönelmesi yalnızca boş zamanını değerlendirme veya eğlenme isteğiyle açıklanamaz. Bu çevrelerde bulunmak, aynı zamanda belirli bir sosyal grubun içerisinde görünür olabilmenin bir yoludur. Bu nedenle romandaki mekanlar, karakterin toplumsal konumunu ortaya koyduğu alanlar şeklinde değerlendirilebilir. Bihruz’un dış görünüşe ve çevresine bırakmak istediği izlenime verdiği önem arttıkça kendi gerçek yaşamıyla arasındaki mesafe de genişler. Romanın mizahi ve parodik anlatımı ise bu mesafeyi daha görünür hale getirir. Bihruz’un kendisini olduğundan farklı gösterme çabası, zaman zaman gülünç durumlara düşmesine neden olurken aynı zamanda dönemin sosyal değerlerindeki değişimi de yansıtır (Özdemir, 2018, s. 291-294).
Bu noktadan hareketle Ekrem’in eleştirisini yalnızca Batı kültürünü taklit eden bir karakterin davranışlarıyla sınırlandırmak yeterli görünmektedir. Romanın daha dikkat çekici tarafı, bireyin kendi yaşamını oluştururken hazır kimlik ve yaşam biçimlerine ne ölçüde bağımlı hale gelebildiğini göstermesidir. Bihruz Bey’in yaşadığı trajikomik durumun temelinde de bu bağımlılık bulunmaktadır. Kendi hayatını ve kimliğini oluşturmak yerine çevresine değerli kabul edilen yaşam tarzlarını benimsemeye çalıştıkça, hem içinde bulunduğu toplumla hem de kendi gerçekliğiyle arasındaki bağ zayıflar. Bu nedenle Bihruz’un yaşadığı sorun yalnızca Batı’ya duyduğu hayranlıkla açıklanamaz; asıl mesele, bu hayranlığın onun kendisini tanımlama biçimini belirleyecek kadar güçlü hale gelmesidir. Romanın yanlış Batılılaşma üzerinden okunması da bu noktada anlam kazanır. Bihruz Bey’in çıkmazı, Batı’ya yönelmesinden çok, bu yönelişi kendi kimliğini ve yaşamını kurmanın temel ölçütü haline getirmesidir (Moran, 2018, s. 73-75). Bu açıdan Araba Sevdası, aşkı merkeze alan bir olay örgüsünün arkasında, toplumsal değişim karşısında kendisine yeni bir kimlik ve konum belirlemeye çalışan bireyin hikayesini de anlatmaktadır.
TANZİMAT TOPLUMUNUN AYNASINDA ARABA SEVDASI
Araba Sevdası’nı ortaya çıktığı toplumsal ortamdan ayrı değerlendirmek, Bihruz Bey’in davranışlarını yalnızca kişisel tercihleriyle açıklamak gibi sınırlı bir sonuca götürebilir. Oysa Tanzimat döneminde Batı iler kurulan ilişkilerin giderek günlük hayatın farklı alanlarına taşınması, insanların yaşam biçimlerinde ve değer dünyalarında da belirgin değişiklikler meydana getirmiştir. Özellikle Fransız kültürünün etkisi, konuşma biçiminden kıyafet tercihlerine, sosyal ilişkilerden eğlence alışkanlıklarına kadar uzanmış ve Batılı yaşam tarzına ait bazı özellikler belirli kesimler için ayrıcalık ve saygınlık göstergesi haline gelmiştir (Akyüz, 1995, s. 29). Bu nedenle Bihruz Bey’in Fransızca kullanma isteğini, giyim tarzına gösterdiği özeni veya belirli sosyal çevrelerde bulunma arzusunu yalnızca kişisel bir heves olarak değerlendirmek yeterli değildir.
Tanzimat dönemindeki Batılılaşma sürecinin önemli özelliklerinden biri, kültürel değişimin her zaman düşünsel bir dönüşümle birlikte ilerlememesidir. Avrupa’dan gelen moda anlayışı, tüketim alışkanlıkları ve gündelik yaşam pratikleri, kimin zaman Batılılaşmanın kendisiyle özdeşleştirilmiştir. Böylece modern ve Avrupai görünmek, bireyin sahip olduğu düşünsel birikimden çok dışarıya verdiği görüntüyle ilişkilendirilmeye başlamıştır. Bu durumun birey üzerinden sonuçlarından biri de kendi kültürel çevresiyle arasındaki bağın zayıflaması ve yabancılaşmanın ortaya çıkmasıdır (Alver, 2012, s. 29-31). Bihruz Bey’in davranışları da bu açıdan anlamlıdır. Karakter Batı’ya yaklaşmaya çalışırken Batılı düşüncenin temelini oluşturan değerleri kavramaktan çok, kolaylıkla taklit edebilen görünür özelliklerine yönelmektedir.
Toplumsal değişimin bir başka yansıması tüketim ve gösteriş anlayışında görülmektedir. İstanbul’un belirli çevrelerinde Avrupa modası, lüks tüketim ve Batılı eğlence biçimleri, kişinin sosyal konumunu başkalarına göstermesinin yollarından biri haline gelmiştir. Kıyafet, araba ve benzeri maddi unsurlar yalnızca kullanım amacı taşıyan nesneler olmaktan çıkarak kişinin toplum içerisindeki konumunu ifade eden sembollere dönüşmüştür (Özdemir, 2018, s. 291-294). Bihruz Bey’in arabasına duyduğu yoğun ilgi de bu çerçevede değerlendirilebilir. Araba onun açısından sıradan bir eşya olmaktan çıkar ve sahip olmak istediği yaşam biçiminin dışarıdan görülebilen bir göstergesine dönüşür. Bu nedenle romanın başlığında yer alan “araba” unsurunun, dönemin değişen tüketim alışkanlıkları ve statü anlayışıyla birlikte düşünülmesi mümkündür.
Tanzimat döneminde yaşanan değişim, yalnızca gündelik yaşamı değil, edebiyatın konu ve anlatım biçimlerini de etkilemiştir. Fransız edebiyatından yapılan çeviriler ve Batı kaynaklı anlatım tekniklerinin Türk edebiyatına girmesi, roman türünün gelişiminde önemli bir rol oynamıştır (Yağlı, 2020, s. 305-307). Bu kültürel etkinin Araba Sevdası’ndaki karşılığı özellikle Bihruz Bey’in hayal dünyasında görülür. Karakterin aşkı ve çevresindeki olayları değerlendirme biçimi, okuduğu Batılı eserlerle gerçek hayat arasındaki sınırın giderek belirsizleşmesine neden olur. Böylece roman, Batı’ya yönelmenin kendisini bütünüyle reddetmekten ziyade, bu yönelişin kendisini bütünüyle reddetmekten ziyade, bu yönelişin düşünsel bir dönüşüm yerine basit bir taklit haline gelmesinin yaratabileceği sorunlara dikkat çeker (Özdemir, 2018, s. 295-296).
Bu nedenle Bihruz Bey’in yalnızca sıra dışı veya gülünç davranışlar sergileyen bir roman kişisi olarak görmek, karakterin taşıdığı toplumsal anlamı daraltacaktır. Onun davranışları, Tanzimat toplumunda ortaya çıkan yeni değerlerin, tüketim biçimlerinin ve Batı kaynaklı kültürel etkilerin bireysel hayatta nasıl karşılık bulduğunu göstermektedir. Bihruz’un yaşadığı yabancılaşma, yalnızca kendisine ait bir sorun olmaktan çıkarak dönemin genel değişim atmosferini de yansıtır. Bir tarafta modern ve Batılı bir yaşam sürme isteği, diğer tarafta kendi kültürel çevresinden uzaklaşmanın yarattığı belirsizlik bulunmaktadır. Bihruz Bey’in bu iki yönelim arasında sıkışması, onu yalnızca romanın başkahramanı olmaktan çıkararak Tanzimat toplumundaki zihniyet değişiminin görünür bir örneği haline getirir (Alver, 2012, s. 29-31).
BİHRUZ BEY’E SOSYOLOJİK BİR BAKIŞ
Bihruz Bey’i sosyolojik açıdan değerlendirebilmek için öncelikle kimlik kavramı üzerinden hareket etmek yararlı olacaktır. Kimlik, yalnızca bireyin kendisini nasıl tanımladığıyla sınırlı olmayan, aynı zamanda toplum içerisindeki yerini nasıl gördüğü ve kendisini hangi aidiyetlerle ilişkilendirdiğiyle şekillenen bir olgudur. Toplumsal ve kültürel değişimin yoğunlaştığı dönemlerde bireyin benimsediği yeni değerlerle yetiştiği çevrenin değerleri arasında bir uyumsuzluk ortaya çıkabilmektedir. Bihruz Bey’in davranışlarında görülen temek kararsızlık da böyle bir kimlik çatışması üzerinden okunabilir. Batılı yaşam biçimine duyduğu yoğun ilgi, onu kendi toplumsal çevresinden farklılaştırma isteğini güçlendirirken, Batı kültürünün daha çok dışarıdan görülebilen özelliklerine yönelmesi onu bütünüyle farklı bir kültürel dünyaya da taşımaz. Bu nedenle Bihruz, bir yandan mevcut kültüründen çevresinden uzaklaşırken diğer yandan yöneldiği kültürel yapının da gerçek anlamda parçası olamayan bir karakter görünümündedir. Tanzimat romanlarına karşılaşılan alafranga tiplerin kendi kültürel çevrelerinden uzaklaşmaları da bu açıdan bir kimlik sorunu olarak değerlendirilebilir (Alver, 2012, s. 29-31).
Bihruz Bey’in kimlik arayışını anlamada statü kavramı da önemli bir yere sahiptir. Sosyolojik açıdan statü, bireyin toplum içerisindeki konumunu ifade ettiği kadar, bu konumun diğer insanlar tarafından nasıl algılandığıyla da ilgilidir. Bihruz Bey’in araba sahibi olması, dönemin modasına uygun giyinmesi, Fransızca kelimeler kullanması ve belirli sosyal mekanlarda görünmesi bu nedenle yalnızca kişisel tercihler olarak değerlendirilemez. Bu unsurların her biri, karakterin çevresine sunmak istediği kimliğin parçalarıdır. Özellikle araba, Bihruz’un toplumsal alanda kendisini görünür kılmasının en güçlü araçlarından biri haline gelir. Burada arabanın değerini belirleyen yalızca işlevi değil, Bihruz’un gözünde taşıdığı sosyal anlamdır. Kendisine Batılı bir görünüm kazandırmaya çalışması da bu açıdan, daha seçkin ve ayrıcalıklı bir toplumsal konuma ulaşma arzusuyla birlikte düşünülebilir. Batılı yaşam tarzının dönemin belirli çevrelerinde prestijli kabul edilmesi, Bihruz’un bu davranışlarını anlamlandırmak için önemli bir toplumsal zemin oluşturmaktadır (Tekinalp, 2011, s. 187-188).
Statü kazanma isteğinin gündelik hayattaki karşılıklarından biri de tüketim üzerinden ortaya çıkar. Tüketimi yalnızca ihtiyaçların karşılanması şeklinde düşünmek yeterli değildir; bireyler sahip oldukları nesneler ve benimsedikleri yaşam biçimleri aracılığıyla çevrelerine kendileri hakkında mesajlar da verebilirler. Özellikle toplumsal değişimin hızlandığı dönemlerde kıyafetler, ulaşım araçları, eğlence alışkınlıkları ve gündelik tercihler, insanlar arasındaki sosyal farklılıkların görünür hale gelmesinde etkili olabilir. Bihruz Bey’in tüketim biçimi de büyük ölçüde bu görünür olma isteğiyle ilişkilidir. Onun için araba, sıradan bir ulaşım aracı olmaktan çıkarak sahip olmak istediği hayatın temsil ettiği bir nesneye dönüşür. Bu nedenle Bihruz’un harcamalarını yalnızca savurganlık üzerinden açıklamak yerine, kendisine belirli bir toplumsal konum oluşturma ve bu konumu çevresine gösterme çabası olarak değerlendirmek daha açıklayıcıdır. Romanın Batılılaşma ile gösterişçi tüketim arasındaki ilişkiyi mizah ve parodi aracılığıyla ele alması da bu değerlendirmeyi desteklemektedir (Özdemir, 2018, s. 291-294).
Bu sürecin vardığı noktada yabancılaşma kavramı Bihruz Bey’in yaşadığı dönüşümü açıklamak açısından öne çıkar. Yabancılaşma, bireyin kendi değerleriyle çevresiyle, ya da kendi benliğiyle arasındaki ilişkinin zayıflaması ve kendisini ait olduğu dünyadan uzak hissetmesi şeklinde ele alınabilir. Bihruz Bey açısından bu durum, Batılılaşma arzusunun kendi kültürel gerçekliğiyle arasındaki mesafeyi giderek artırmasıyla belirginleşmektedir. Batı’ya ait davranışları ve görünüş biçimlerini benimsedikçe farklılaşmayı amaçlayan Bihruz, bu farklılığın sonucunda sağlam bir aidiyet elde edemez. Tam tersine, eski çevresiyle arasındaki mesafe artarken yeni yöneldiği kültürel dünyada da tam anlamıyla dahil olamaz. Üstelik kendi yaşamını doğrudan deneyimlemek yerine romantik eserlerden, modadan ve çevresindeki görüntülerden hareketle biçimlendirmesi bu kopukluğu daha da güçlendirir (Moran, 2018, s. 73-75). Bu nedenle Bihruz Bey’in yaşadığı dönüşüm, Batılılaşma à taklit à statü arayışı à kültürel uzaklaşma à yabancılaşma à şeklinde birbirini takip eden bir süreç olarak okunabilir.
Romanın sosyolojik açıdan dikkat çekici yönlerinden biri de Bihruz Bey’in bu özelliklerinin yalnızca kişisel kusurlar olarak değerlendirilmesine izin vermemesidir. Karakteri sadece savurgan, yüzeysel veya gülünç bir kişi olarak görmek mümkün olsa da, onun davranışlarının ortaya çıktığı toplumsal koşullar dikkate alındığında daha geniş bir anlam ortaya çıkar. Bihruz’un yaşadığı kimlik kararsızlığı, statü arayışı, tüketim biçimi ve yabancılaşma, değişen bir toplum içerisinde bireyin kendisine yeni bir yer edinmeye çalışırken karşılaşabileceği sorunları görünür hale getirir. Bu nedenle karakterin yaşadığı durum, yalızca kendi kişiliğinin bir sonucu olarak değil, içinde bulunduğu toplumsak dönüşümle birlikte değerlendirilmelidir. Bihruz Bey bu yönüyle yanlış Batılılaşmayı temsil eden bir roman kişisi olmanın ötesine geçerek, toplumsal değişimin bireyin kimliğini, statü algısını, tüketim tercihlerini ve kendi benliğiyle kurduğu ilişkiyi dönüştürme biçimini gösteren bir toplumsal tip niteliği kazanır (Özdemir, 2018, s. 295-297).
BİHRUZ BEY GERÇEKTEN “SUÇLU” MU?
Bihruz Bey’i yalnızca Batılılaşmayı yanlış yorumlayan, gösterişe önem veren ve gerçek yaşamdan uzaklaşmış bir karakter olarak değerlendirmek oldukça kolaydır. Fakat romanı sosyolojik açıdan ele aldığımızda, Bihruz’un davranışlarını yalnızca kendi kişiliğinin özellikleriyle açıklamak yeterli görünmez. Çünkü karakterin içinde bulunduğu toplum, değerlerin ve yaşam biçimlerinin önemli ölçüde değiştiği bir dönemden geçmektedir. Batılı yaşam tarzı giderek bir prestij kaynağı haline gelirken, tüketim alışkanlıkları ve dış görünüş de kişinin toplum içerisindeki konumunu göstermenin yollarından biri olmaya başlamıştır. Bu nedenle Bihruz’u yaşadığı bütün sorunların tek nedeni olarak görmek, onu ortaya çıkaran toplumsal koşulları arka plana itmek anlamına gelir. Tanzimat romanlarında karşılaşılan alafranga tiplerin, değişen medeniyet anlayışıyla birlikte ortaya çıkan yeni kimlik biçimlerini yansıttığı yönündeki değerlendirmeler de bu bakışı desteklemektedir (Özdemir, 2018, s. 295).
Bihruz Bey’in yaşadığı sorunların önemli bir bölümü eğitim ve kültürel çevreyle kurduğu ilişki üzerinden de düşünülebilir. Romanda Batı kültürüne ilgi duymak doğrudan olumsuzlanan bir durum değildir; sorun, bu ilginin düşünsel bir meraka dönüşmek yerine çoğu zaman yüzeyde kalan bir taklit biçiminde yaşanmasıdır. Bihruz’un Fransızca ifadeleri kullanma biçimi, okuduğu romantik eserlerdeki dünyayı kendi hayatına taşımaya çalışması ve dış görünüşü fazlasıyla önemsemesi bu durumun örnekleri olarak görülebilir (Tekinalp, 2011, s. 187-188). Bu nedenle Bihruz’a belirli ölçüde anlayışla yaklaşmak da mümkündür. O, yalnızca kendi kararlarıyla şekillenmiş bir karakter değildir; değişen toplumsal değerlerin içerisinde kendisine yeni bir kimlik kazandırmaya çalışan, fakat bunu gerçekleştirirken dönemin sunduğu yüzeysel araçlara fazlasıyla bağlanan bir bireydir.
Romanın dikkat çekici taraflarından biri de Ekrem’in Bihruz Bey’i yalnızca gülünç duruma düşen bir karakter olarak bırakmamasıdır. Bihruz’un kişiliğinde, değişen toplumun birey üzerinde meydana getirdiği kararsızlık ve aidiyet sorunu da görülür. Batılı olma isteği, toplum içerisinde kabul görme arzusu ve sahip olduğu maddi unsurlarla kendisini göstermeye çalışması birbirini besledikçe, karakterin kendi gerçekliğiyle arasındaki mesafe daha da büyür. Böylece başlangıçta bir farklılaşma ve statü kazanma isteği olarak görülebilecek davranışlar, zamanla yabancılaşmaya dönüşür. Bu yabancılaşmaya yalnızca Bihruz’un kişisel başarısızlığı şeklinde değerlendirmek yerine, içinde bulunduğu toplumsal dönüşümün birey üzerindeki sonuçlarından biri olarak ele almak daha açıklayıcıdır (Alver, 2012, s. 29-31). Bu açıdan Bihruz Bey’e doğrudan “suçlu” demek yerine, onu Tanzimat toplumundaki değişimin hem ürünü hem de görünür bir temsilcisi olan sosyolojik bir tip olarak değerlendirmek daha anlamlıdır. Araba Sevdası’nın güçlü taraflarından biri de tam burada ortaya çıkar: Roman, bireyin davranışlarını yalnızca kişisel kusurlar üzerinden açıklamak yerine, bu davranışların oluşmasına zemin hazırlayan toplumsal koşullar üzerine düşünme imkanı sunar.
SONUÇ
Araba Sevdası bütünüyle ele alındığında, romanın temel meselesinin Batılılaşmaya karşı çıkmaktan çok, toplumsal değişimin yüzeysel ve taklide dayalı bir biçimde benimsenmesi olduğu söylenebilir. Bihruz Bey de bu durumun yalnızca kişisel bir örneği değildir; dönemin değişen değerlerini, yeni saygınlık ölçülerini ve yaşanan kültürel gerilimi kendi hayatına görünür hale getiren bir toplumsal tiptir. Bu açıdan araba, gündelik kullanım amacı taşıyan sıradan bir nesne olmaktan çıkarak Bihruz’un toplum içinde nasıl görünmek istediğini ve ulaşmayı arzuladığı konumu simgeleyen bir statü aracına dönüşür. Romandaki Batılılaşma deneyimi de yalnızca farklı bir yaşam tarzını benimseme süreci olarak değil, bireyin kendi kimliğini hangi değerler üzerinden kuracağına ilişkin bir belirsizlik olarak karşımıza çıkar (Moran, 2018, s. 73-75). Bu nedenle Bihruz Bey’in yaşadığı yabancılaşmayı sadece kişisel bir eksiklik olarak değerlendirmek yerine, Tanzimat dönemindeki toplumsal dönüşümlerin bireysel hayattaki yansımalarından biri olarak görmek daha açıklayıcıdır (Alver, 2012, s. 29-31). Belki de eserin bugün hala anlamlı bulunmasının nedeni, toplumsal değişim karşısında bireyin kendisine nerede ve nasıl bir yer kuracağı sorusunu hala düşündürmesidir.
KAYNAKÇA
- Akyüz, K. (1995). Modern Türk edebiyatının ana çizgileri (1860-1923). İstanbul: İnkılâp Kitabevi.
- Alver, A. (2012). İlk dönem Türk romanlarında yanlış Batılılaşma sonucu yabancılaşan karakterler. Turkish Studies, 7(3), 27-40.
- Ekrem, R. M. (Yıl). Araba Sevdası. İstanbul: Yayınevi.
- Moran, B. (2018). Türk romanına eleştirel bir bakış 1: Ahmet Mithat’tan Ahmet Hamdi Tanpınar’a. İstanbul: İletişim Yayınları.
- Özdemir, S. (2018). Batılılaşmanın sosyo-kültürel parodisi: Araba Sevdası. Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, (39), 291-306.
- Parlatır, İ. (1995). Recaizade Mahmut Ekrem. Ankara: Akçağ Yayınları.
- Tekinalp, P. Ş. (2011). Araba Sevdası: Recaizade Mahmut Ekrem ve Halil Paşa buluşması. Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, (15), 185-204.
- Yağlı, A. (2020). Influence de la littérature française sur la littérature du Tanzimat au XIXe siècle. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 44(1), 305-318.




