1. Ana Sayfa
  2. Akademik Çalışmalar
  3. Kadın Avukat Olmanın Tecrübeleri Üzerine Nitel Araştırma

Kadın Avukat Olmanın Tecrübeleri Üzerine Nitel Araştırma

kadın avukat olmanın tecrübeleri

Giriş

Bu çalışmanın amacı, kadın avukat olmanın tecrübeleri üzerine bilgi edinmek, hangi yollarla ve kimlerle etkileşime geçerek bu tecrübeleri nasıl elde ettiklerini ortaya koymaktır. Mesleki çalışma ortamı dâhil her alanda toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gerekmektedir. Çalışan kadınların yaşadıkları cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık her alanda kendini göstermiştir. Taciz, küçümseme, dışlanma, ücret eşitsizliği, mobbing hemen her meslekte kol gezerken, erkek yargı düzeninde bu tür zorlukların çerçevesinde mesleğini yapmaya çalışan kadın avukatları merkeze aldım.

Kadınlara her alanda olumlu olumsuz ayrışmalar sağlandığı gibi avukatlık mesleğini icra ederken de belli tarzda ayrışmalara ve ötekileştirmelere maruz kalmışlardır. Bunun yanı sıra cam tavan sendromu, kadın çalışanların üst kademe yönetim pozisyonlarına ulaşmasını engelleyici davranışsal ve örgütsel ön yargılardan kaynaklanan görünmez kariyer engelini ifade eder(Öğüt, 2006, 58s). Bu sendrom kadın avukatlarda birçok rolü barındırır. Bu görünmez var olan engeller kadınların geri planda kalmasını sağlamıştır. Avukatların cinsiyeti “ kadın” olanların yaşamış olduğu tecrübeler ışığında hayat ilkesini belirlemiş birçok kadın avukat bulunmaktadır.Son zamanlarda yaşanan kadın cinayetleri, adliye içerisinde yaşanan ayrışmalar karşısında kadın olmanın kutsal avukatlık mesleğini nasıl etkilediği ya da nasıl yaklaşıldığı göz önüne alınmalıdır. Bu tecrübeleri ortaya çıkartmak için aşağıdaki sorulara yanıt aranmıştır:

  • Mesleki konumunuzda kendinizi nasıl tanımlarsınız?

  • Türkiye’de avukatlık mesleği nedir açıklar mısınız?

  • Kadın avukat olmak nasıl bir konuma sahiptir?

  • Mesleğinizi icra ederken ne gibi deneyimleriniz oldu?

  • Avukat – müvekkil ilişkisi nasıl olmalıdır?

  • Avukatın diğer yargı mensuplarıyla arasındaki ilişki nasıl olmalıdır?

Yöntem

Araştırma kadın avukatların kadın olduğu için yaşamış olduğu durumları, hukuki alanda diğer mercilerdeki bireylerle ve etkileşim halinde oldukları müvekkilleriyle edinmiş olduğu tecrübeleri incelemeye yönelik nitel bir araştırmadır. Nitel veri toplama tekniklerinden yararlanılmıştır. Çalışmada olgu bilim deseni kullanılmıştır. Farkında olduğumuz ancak derinlemesine ve ayrıntılı bir anlayışa sahip olmadığımız olgulara odaklanılması olgu bilim (fenomenoloji) deseni olarak adlandırılmaktadır (Yıldırım ve Şimşek, 2008, 108). Araştırmanın veri analizinde insanların deneyimlerini açığa çıkaran bireylerin olgulara verdikleri anlamları paylaşmaya odaklandığı için fenomenolojik desen kullanılmıştır. Fenomenoloji, bir anlatı araştırması bir veya birkaç kişinin deneyimlerine ilişkin hikayeleri rapor ederken, fenomenolojik çalışma birkaç kişinin bir fenomen veya kavramla ilgili yaşanmış deneyimlerinin ortak anlamını tanımlar. Fenomenolojinin temel amacı bir fenomen ile ilgili bireysel deneyimleri evrensel nitelikteki bir açıklamaya indirgemektir. Bu amaçla fenomen tanımlanır(Creswell, 2016, 77). Araştırmacı fenomen ile ilgili deneyime sahip olan kişilerden veri toplar ve bütün bireylerin deneyimlerinin özünü tanımlayan bütüncül bir betimleme yapar. Bu betimleme, onların neyi nasıl deneyim ettiklerinden oluşur(Moustakas, 1994). Bu araştırma da kadın avukat olmanın tecrübeleri üzerine bilgi edinmek, hangi yollarla ve kimlerle etkileşime geçerek bu tecrübeleri nasıl elde ettiklerini ortaya koyma amacı vardır. Bu tecrübeleri öğrenmek için kavramla ilgili yaşanmış deneyimleri olan avukatlar ile görüşme yapıldığı ve deneyimlerin özünün betimlemesi yapıldığı için fenomenoloji deseni seçilmiştir.

Çalışma Grubu

Fenomenoloji araştırmalarında veri kaynakları, araştırmanın odaklandığı olguyu yaşayan ve bu olguyu dışa vurabilecek veya yansıtabilecek bireyler ve ya gruplardır(Yıldırım ve Şimşek, 2008, 74). Kadın avukatların tecrübelerine dair bilgileri ortaya koyabilmek için alanında uzmanlaşmış, 5 kadın avukat ile araştırmanın çalışma grubu oluşturulmuştur. Maksimum çeşitlilik örneklemesindeki amaç, göreli olarak küçük bir örneklem oluşturmak ve bu örneklemde çalışan probleme taraf olabilecek bireylerin çeşitliliğini maksimum derecede yansıtmaktır(Yıldırım ve Şimşek, 2008, 75). Çalışma grubunu belirlemede kolay erişilebilirlik ve araştırmaya katılma isteği esas alınmıştır.

Kartopu tekniği, evreni oluşturan birimlere erişmenin zor olduğu veya evren hakkındaki bilgilerin eksik olduğu durumlarda kullanılmaktadır(Patton, 2005). Bu teknik, zengin veri elde edilebilecek kişi ve kritik durumlara odaklanmakta ve evrene, bu kişi ve kritik durumları takip ederek ulaşmaktadır(Creswell, 2013). Kartopu örneklemesi yapmak isteyen bir araştırmacı, ilgilendiği ve incelediği olgu ile ilgili olarak evrende en çok bilgiye sahip olduğunu düşündüğü kişi ve durumlara şu soruları sormasıyla başlar: ‘Bu konu hakkında en çok şeyi bilen kimdir? Görüşmeye kiminle başlamalıyım?(Flick, 2014). Anahtar kişinin açacağı yolda devam eden araştırmacı, tavsiye edilen kişilere ulaşarak zinciri doğal olarak yeni kaynaklarla farklılaştıracaktır. Zincir içinde birkaç isim tekrar tekrar bahsedildikçe bu zincir birleşir ve örneklem tamamlanır(Kothari, 2004). Kadın avukatlar ile görüşmeye devam ettikçe örneklem sayısı tamamlanmıştır. Araştırma da kartopu tekniği kullanılmıştır.

Verilerin Toplanması

Fenomenolojik bir araştırma için ayrıntılı bir form sunulmalıdır. Analiz aşamaları-önemli ifadeleri belirlemek, anlam birimlerini oluşturmak, temaları gruplandırmak, dokusal ve yapısal betimlemeleri ileri sürmek ve deneyimin temel ve değişmez yapısının ayrıntılı betimlemesini içeren dokusal ve yapısal betimlemenin karma bir tasviri ile bitirmek- raporu organize etmek için açıkça ifade edilmiş bir işlem ortaya koymaktadır(Moustakas, 1994).

Fenomenoloji araştırmalarında başlıca veri toplama aracı görüşmelerdir. Olgulara ilişkin yaşantıları ve anlamları ortaya çıkartabilmek için görüşmenin araştırmacılara sunduğu etkileşim, esneklik ve sondalar yoluyla irdeleme özelliklerinin kullanılması gerekmektedir(Yıldırım ve Şimşek, 2008, 74). Bu nedenle araştırmada veri toplamak amacıyla yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Görüşme formunda bulunan sorular araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Pilot görüşme yapıldıktan sonra sorular düzenlenmiştir. En iyi cevap verecek konuşmacılar seçilmiştir. Konuları incelemek için, çalışmada ki katılımcıları dinlemek amacıyla açık uçlu araştırma soruları sorulmuş ve birkaç kişiyle konuşularak, keşif yapıldıktan sonra sorular şekillendirilmiştir. Sorular tam olarak hazırlandıktan sonra görüşmecilere sorulmuştur. Araştırmacı, bireylerin uygun olduğu süre zarfında görüşme yapmıştır. Avukatlardan görüşmenin ses kayıt cihazıyla kaydedilebilmesi için izin almış ve görüşmeler kayıt altına alınmıştır. Görüşmeler 55-25 dakika aralığında tamamlanmıştır.

Verilerin Analizi

Bu çalışmanın verileri fenomenoloji yöntemine uygun olarak toplanmış ve verilerin analiz sürecinde fenomenolojik analiz kullanılmıştır. Yıldırım ve Şimşek’e (2008, 75) göre bu amaçla yapılan içerik analizinde kavramsallaştırılması ve olguyu tanımlayabilecek temaların ortaya çıkarılabilme çabası vardır. Analiz sürecinde öncelikle görüşme kayıtları ve yazılı formlar deşifre edilip, tüm süreçler ayrıntılı bir biçimde çözümlenmiştir. Verilerden elde edilen kod ve temalar çıkartılarak analiz edilmiştir.

Bulgular

Kadın Avukatların Mesleki Konumu

Hukuk mesleğinde kadın avukat sayısının erkeklere oranla azlığı ve bazı pozisyonlarda kadınların çok daha az görünür olmaları, her anlamda egemen ataerkil kodların yaygınlığına işaret etmeleri bakımın üzerinde durulması ve incelenmesi gereken hususlardandır. Kapitalist ülkelerde kadın avukat istihdamının azlığının temel nedenlerinden birisi resmi engellerin oluşudur. Bu engeller kültürel ve toplumsal bariyerlerin oluşumuna neden olmuştur. Kadınların profesyonelleşmesine ve mesleki çalışma ortamı dâhil her alanda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Kadın avukatların yaşadığı cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık da kendini göstermiştir. Kadın avukatlar maruz kaldıkları ayrımcılık, eşitsizlik gibi türlü olumsuz deneyimler karşısında adeta bir “cam tavan” (Öğüt, 58s). gibi tecrübe etmişlerdir. Kadın avukatlar, yaşanmışlıkları ve deneyimleri sonucunda kendilerini belli mesleki konumlarda tanımlamışlardır:

Avukatın her konuyu bilmesi gerektiğine inanmıyorum. Çünkü hukuk çok geniş bir alan. Avukat sürekli kendini güncel tutmalıdır. Mesleki olarak ben oldum dememesine inanan, başkasına zarar vermeyecek şekilde başarı hırsı olan, öğrenmeye açık, enerjik, Yargıtay kararlarını takip eden ve hevesli bir avukat olarak tanımlıyorum.” (G,1)

Mesleki kariyerimde kendimi genç, dinamik ve azimli biri olarak tanımlıyorum. Almam gereken çok yol olduğunu biliyorum. Daha yolun başındayım. Ancak mahkeme önünde başarının da yaşa ve cinsiyete bağlı olmadığını düşünüyorum. Her zaman her yerde farklı olmanın önemini vurgularım. Yapılamayacağı düşünülen işleri bazı insanlar gerçekleştirebilir. Çünkü hukuk, tamamen sürprizlerle dolu.” (G, 4)

Tüm mesleklerin kendi içinde bilinmesi ve öğrenilmesi gereken kuralları ve unsurları vardır. Avukatların da bilmesi gereken kurallar ve kaideler mevcuttur. Ancak avukatların tüm konular hakkında bilgi sahibi olması mümkün değildir. Hukuk alanı her an yenilenen ve değişen bir alandır. Bu yüzden yeniliğin takip edilmesi ve her an güncel olunması avukatlar için önemlidir. Kadın avukatlar, hukuk alanında ilerlemek ve başarıya giden yolda; enerjik, hırslı, azimli, dinamik ve öğrenmeye açık olunması gerektiğini ve mesleki konumlarında da kendilerini bu şekilde tanımlamışlardır.

Başarılı, güçlü, korkusuz, cesur ve ataerkil bir meslekte direnen bir kadınım.” (G, 5)

Aynı zamanda hukuk camiasında kadın avukatların sayıca azlığı ve kadınların profesyonel mesleklerde gerek sayısal olarak gerek mesleki olarak yükselme fırsatlarında kıyasla erkeklere göre dezavantajlı grupta bulunmaları, hukuk mesleği içinde de gözlenebilinen bir durum. Erkek yoğunluklu bulunan bu alanda kadın avukatlar, mesleğinde kendilerini direnen bir kadın olarak görülmesine sebep olmuştur.

Türkiye’de Avukat Olmak

Türkiye’de avukatlık mesleğini yapabilmek için 4 yıl hukuk eğitimi gördükten sonra avukatlık stajını tamamlamış ve yasaların gerektirdiği koşulları taşıyan kimseler tarafından icra edilen meslektir. Avukat, yargı önünde gerçek ya da tüzel kişilerin haklarını savunan, hukuk ve yasa işlerinde yön gösterici nitelik taşıyan kişiye verilen mesleki unvandır. Kamu hizmeti ve serbest meslek olarak tanımlanan avukatlık mesleği, temel olarak hukuki mesele ve anlaşmazlıkların yasalara uygun bir şekilde çözümlenmesini sağlayan şahısları temsil eder.

12 yıllık eğitim sonucunda hukuk fakültesi değil de başka bir bölüme gitmiş olsaydınız alt yapı bilginiz olurdu. Ancak hukuk böyle değil. İdeal olan öğretiliyor. Bu bölümü bitirenler genellikle idealist oluyorlar. Fakat uygulama ve teori örtüşmüyor. Daha sonra staj döneminde çok büyük bir hayal kırıklığı oluyor. Bu işe gerçek anlamda amelelikle başlıyorsun. Geçenlerde bir yazı okudum, bir hukuk fakültesi mezunu staj yapmak istiyor ama ailevi durumu da iyi değil. Ailesinde hasta var ve para kazanmak istiyor. Bakıyor staj yaparken hiç para kazanamayacak ve cebinden para harcayacak, stajı bırakıp okumamış birinin de yapabileceği bir restoranda garson olarak çalışıyor. Teoriyle pratik örtüşmemesinden dolayı zaman zaman her anlamda avukatlar zorlanmıştır.” (G, 1)

Serbest meslekler arasında en zor olanıdır. Bunun yanı sıra insanı en çok yoran meslektir. Hem vicdani sorumluluk hem de hukuki boyut büyüklüğü neticesiyle insana fazla sorumluluk yükleyen bir meslektir. Olumlu sonuçlar alındığı zaman özgüveni artıran ve gerçekten topluma faydalı olduğunu hissettiren bir meslektir.” (G, 2)

Türkiye’de avukatlık mesleğini yapabilmek için ne kadar gerekli şartlar yerine getirilse de teorik ilerleyen süreç karşısında, pratikte sorunlar çıkabilmektedir. Pratikte teoriyle çatışmasından ötürü staj yaptığında para kazanamayanların mesleğini bırakması gibi ruhsatını almış mesleğini icra etmeye başlamış avukatlara da vicdani sorumluluk ve hukuki sorumluluk yüklemesinden dolayı mesleği yapmaya başlamak kadar başladıktan sonra devam etmek de zordur.

Avukatlık mesleğini yapabilmek için 4 yıl hukuk fakültesini bitirmeniz gerekir. 6 ay staj yaptıktan sonra avukatlık sıfatına erişmiş oluyorsunuz. Ama Türkiye’de avukatlık yapabilmek çok zor. Aslında hakkıyla avukatlık yapabilmek çok zor. Çünkü Türkiye bir hukuk devleti değil. O yüzden bütün avukatlar hak mücadelelerinde çok yoruluyorlar ve zorlanıyorlar. Emeklerinin karşılığında aslında mesleki tatmin olarak da maddi tatmin olarak da çoğu zaman alamıyorlar. Bir de çok fazla avukat olduğu için kalitesiz rekabette var. Bu da mağdurları aslında bir kere daha mağdur edebiliyor. Ya da vatandaşların hak arayışında zaman ve hak kaybı yaşamalarına sebep oluyor. Genel olarak mesleki birlik ve dayanışmadan bahsedebiliriz ama avukatlarda kendi içlerinde ayrılışabiliyor, görüş farklılıkları var. Hem siyasi, sosyal, kültürel anlamda hem de meslek etiği ve kuralları anlamında olabiliyor. Ama yine de meslek dayanışması en güçlü gruplar arasında yer alıyor.” (G, 3)

Direne direne mesleğimizi yapabildiğimiz için avukatlık direnmektir.” (G, 4)

Avukatların emeklerinin karşılığını hem maddi hem de manevi anlamda alamaması ve hak mücadelelerinde zorlanmaları mesleklerinin önüne bariyer koymuştur. Fazla avukat olması kalitesiz rekabeti beraberinde getirmiştir. Bu durumdan etkilenenler hakkını arayanlar, mağdur olmuşlardır. Birçok konu da hakkını ve hakları savunmasına barikatlar kurulması ve avukatların mesleğini direnerek yetirmesinden dolayı meslek dayanışması adı altında en güçlü gruplar arasında yer almaktadır.

Kadın Avukat Olmak

Bazı toplumlarda kadınların bazı meslek alanlarında olduğu gibi hukuk alanında olduğu gibi kıyasla erkeklere göre daha az yer almaları “bilinçaltında” kurgulanmış ve “kadınlığın doğasına ilişkin” olan bazı özellikler üzerinden açıklanır.

Kadınların genel olarak hukuk mesleğinde ve özel olarak da yargının içerisinde fazla yer almamalarının kendi başına bu meslek alanındaki cinsiyet temelli eşitsizliklerin önüne geçmede yeterli olmayacağını kabul etmekle birlikte, bu durumun her şekilde kadını hane içine ait ve kadının hane dışı emeğini de çoğu zaman geçici ya da ikincil olarak gören hakim zihniyet kalıplarını da beraberinde getireceğini görmek gerekir.

Kadınlar için zor mesleklerden biri. Ağır ceza hukukunda genelde hep erkekler iyiymiş gibi düşünülüyor. Çok kadına uygun bir alan değilmiş gibi bakılıyor. Bu yüzden bu alanda kadınlar çok az sayıda. Bu yüzden hukuçuların içinde de ayrışmalar var. Kadınların hakim olması savcıların erkek olması gerektiğini düşünenler var. Baktığımız zaman da savcıların %80’i erkek. Avukatlık bir nokta da serbest meslek ama yine de istediğiniz kadar hukuçu olun bizim meslek grubu içerisinde ataerkil düşünen, hareket eden, cinsiyetçi olan çok fazla meslektaşım var. Dışarıdan bakıldığında bir avukatın belli bir yaşın üstünde olması gerektiğini düşünenler ve genç bir kadın avukatın çok başarılı olamayacağına dair görüşler var. Belli alanlarda erkek avukatların daha başarılı olabileceğini düşünenler var.” (G, 3)

Ülke genelinde kadın hakları ve erkek hakları eşit olsaydı avukat olduğu zamanda çok değişen bir şey olmazdı. Zaten bu ülkede kadın haklarında anlaşılamadığı için avukat olduğun zaman da değişen bir şey olmuyor. Suçlu olduğu düşünülen ceza evinde olan birisiyle kadının görüşmesi bağlamında güvenmiyorlar. Kadının ağzı laf tutamaz, dedikodu yapar, beceremez ve kimse ciddiye almaz gibi görüş tüm adli camiada ve meslektaşlarımız arasında da bu görüş ne yazık ki çok yaygın. Şimdi kadınlar sütyen giyiyor tabi ki. O sütyenin içine ki tel bile cezaevine girerken hassas bir x-ray cihazından geçerken ötüyor. Bu durumda sütyenini çıkarman gerek. Ya da elle aramaya razı olacaksın. Bu çok küçük düşürücü bir muamele bence. Bir de kadın memur o kadar az ki bazen oturuyorsun 1 saat gelmesini bekliyorsun.” (G, 1)

Erkeklerin, kadınlara göre daha iyi ve becerikli görünmesi, bir işi daha iyi yapabilir düşüncesi çok fazladır. Hukuk camiasında ayrılan mesleklerde hâkim, savcılık gibi üst kademelerde kadın sayısının az olması ve kadın yargıç bulunmaması da kadınların toplumda ayrıştığının ve eşitsizliğe maruz kaldığının göstergesidir. Kadınların hane içi işlerde etkin olmasını düşünen insanlar olduğu gibi birçok avukatta bulunmaktadır. Hukuk içerisinde bölünmüş belli alanlarda, erkeklerin alana göre kadınlardan daha iyi olduğu düşüncesi de etkindir. Kadınların sır tutamaması, dedikodu yapması ve toplum tarafından ciddiye alınmaması gibi görüşler olduğu için hukuk alanında yer almaması gerektiğini düşünenlerde bulunmaktadır. Kadın avukatların mesleğini yapacağı alanlarda kontrol noktalarından geçerken sorun yaşamaları durumunda, o alanda bulunan kadın görevlilerin az bulunması da hayatın her alanında kadın çalışanların türlü sorunlarla karşılaşmasına sebep olmuştur.

Hukuk alanında kadın avukat olmak çok farklı bir durum iken ceza alanında kadın avukat olmak çok farklı bir durum. Genelde ceza dosyalarında eroin, kaçakçılık, cinayet vb. suçlar olduğu için genelde bir erkeğin savunması gerekiyormuş gibi bir önyargı vardır. Boşanma alanında genelde kadın avukatların tercih edildiğini düşünüyorum. Kadın avukatlar her alanda başarılıdır ve bu alanda tercih edildiği için erkeklere göre başaralı olduklarını düşünüyorum. Kadınların ikna kabiliyetleri ve anlatım tarzları, olayı yaşamışçasına benimsemeleri daha iyi savunma yapmalarına sebep olur. Bu da kadınların davaya bakarken duygusal boyutu da kattığını düşünüyorum. Kadınlar daha çok sorunlarla baş edebilme yeteneği olduğu ve sıkıntıları benimsedikleri için boşanma davalarında aslında bu yüzden daha başarılı oluyorlar.” (G, 5)

Kadın avukat olmanın ayrıcalıkları bazı konularda vardır. Yok denecek kadar azdır. Mesela boşanma davalarında kadın avukatlara daha fazla güvenilir. Nafaka, boşanma ve çekişmeli davalarda kadınlara biraz daha fazla güven oluyor. Bunların dışında kadın olmanın iyi yanından bahsetmek söz konusu değil.” (G, 4)

Hukuk alanının birçok farklı kulvarı vardır. Her avukat kendisini hangi kulvarda daha iyi ve becerikli görüyorsa o alandan ilerler. Hukuk camiasında ve çevresel inanışlarda bazı görüşler vardır. Hukukun belirli kulvarlarında kadın, belirli kulvarlarında ise erkeklerin daha bilgili olduğu görüşü vardır. Uyuşturucu, kaçakçılık, cinayet vb. suçlar karşısında erkeğin daha iyi savunma yapacağını, aynı zamanda boşanma, nafaka gibi davalarda ise kadınların daha iyi savunma yapacağına dair etkin bir görüş benimsenmiştir. Kadınların ikna kabiliyetleri, durumu benimsemeleri ve olaya duygusal bir boyut katabilmeleri aşikârdır. Bu yüzden kadınların, erkeklere göre durumu farklı açılardan ele alabilmeleri ve kapsamlı inceleme yapabilmektedirler.

Kadın avukat olmak, kadın olmaktan daha zor. Çünkü ceza avukatıysanız cezaevine girip çıkıyorsunuz, ticaret hukukuyla ilgileniyorsanız fabrikalarda bulunuyorsunuz, sanayinin içine giriyorsunuz ve il dışına gidiyorsunuz. Elinize bavulunuzu alıp il il duruşmaya gidiyorsunuz. Bunlar her zaman bir erkek için kadın daha kolay oluyor.” (G,4)

Bize kadın geldi karşı tarafa erkek geldi o daha mı iyi bilir şüphesine giriyorlar. Birkaç kere ben de bu durumla karşılaştım.” (G, 2)

Kadın avukat olmaktan ziyade, bir kadın olarak eşitsizliğe, tacize, tecavüze maruz kalmak çok daha kolay. Kadınlardan kendilerini üstün gören ve cinsiyetçi ayrım yapan birey ya da gruplar fazlasıyla mevcuttur. Kadın avukat olarak kişilerin hak savunuculuğunu bu şartlarda yapmak ve farklı illerde davaya girmek, erkek avukatlara göre mesleğini yerine getirme açısından daha zordur.

Kadınlar aslında daha fazla direniyorlar. Hatta gündeme oturmuş bir olayı anlatmak istiyorum. Avukat hanım müvekkili için savunma yapıyor. O sırada tutanağa beyanları alırken hakim mübaşire avukat hanımın etek boyunu ölçün diyor. Metre getiriyorlar ve dalga geçer gibi avukat hanımın etek boyunun dizinin üstünden asgari ölçüde kısa olduğunu söylüyor. Bu bilgiyi müvekkilinin yanında duruşma tutanağına yazıyorlar. Böyle bir şey filmlerde bile söz konusu bile değil. Avukat hanım orada tutanak tutmak istediğinde, kadın olduğu için kimse umursamıyor. Kadının disiplinsizliği eteğinin boyuyla ölçülebilecek bir şey değildir.”

“…diyerek rencide edildi. Karşı tarafa da atıf yaparak hâkim ‘sizce de meslektaşınızın eteği çok kısa değil mi?’ diyerek galeyana getirilmeye çalışılıyor. Kadın avukatın para kazanması daha zor. Elinin hamuruyla karışmasın görüşü maalesef var. Kadın avukat koşturamaz var. Kadın avukat yapamaz var. Kadın avukata her şey anlatılmaz var. Bir dava için erkek avukata 5 lira verebiliyorken, kadın avukata 3 lirayı çok görüyorlar. Ücretini erkek avukata veriyorlar.”

Adliye de yaşanan bu olayda, meslektaşı olan bir erkeğin kadına nasıl davrandığını ve meslektaşını giyimi ile yargılamasından kadınların küçük düşürüldüğünü meslektaşları tarafından dahi yapıldığı ortadadır. Kadın olduğu için sıradan basit faaliyetlini gerçekleştirirken dahi cinsiyetçi toplumsal ayrışma adliye içinde bile gerçekleşmektedir. Olayın hâkiminin 21 Ekim’de görevine geri dönmesi fahiş ve yanlış bir karardır. Hâkimin görevi, avukatın ne giyip giymediği değil, dosyayı objektif bir şekilde incelemektir. Avukatlar cübbelerini adliye salonu içerisinde eşit olduğunu göstermek için giymektedir. Kadın haklarına müdahale ediliyor olması, toplumsal cinsiyet eşitliğinin kavranmadığını ve cinsiyetçiliği devam ettirdiğini gösterir. Hâkimin ise tekrar göreve gelmesi, sırtının sıvazlanması demektir.

Kadın Avukatların Kurduğu İlişkiler

Hukukçuların, sadece hukuk kural ve kuramlarla uğraştığı düşünülür. Bu kuramlar kadar adalet duygusunu korumakla da yükümlüdürler. Hukukçular, bu duyguların dengelenmesi ve çözülmesi işiyle uğraşan bir insanlık uzmanıdır. Avukatlar da bu görevi ve mesleğini yasalara uygun bir şekilde yerine getirebilmesi için bir müvekkili olması gerekmektedir. Müvekkil; vekâlet veren, avukatın vekilliğini kişidir. Kendisini vekil ile temsil ettiren, vekil eden kişidir. Bu kişilere hukuksal olarak yardım etmek zorundadırlar. Aktarım ve karşı aktarım olgusunu avukat müvekkil ilişkisinde tehlikeli hale getiren, bu aktarım ve karşı aktarımın az veya çok gerçekleşmesinden kaynaklanır. Aktarım ve karşı aktarım durumunda avukatın tutumu mesleğin bünyesine uygun olarak yapılmalıdır. Etkili dinleyebilmeli, empati sürecini kontrol edebilmeli ve benlikleri arasındaki ayrımı koruyabilmelidir. Hukuksal probleme teşhis koyabilmeli ve mesleki sorumluluğun, hukuksal çözümler üretmek olduğunu unutmamalıdır.

Kendi hatalarımdan anlatayım. Bazen o insana çok üzülüyorsun. Acısını içinde yaşıyorsun. Çok mücadele ediyorsun. Tabii ki mücadele etmeliyim ama bunu iş olarak görmeliyim. Ailenden biri ya da kardeş olarak gördüğün için değil, işi işte bırakamadığın zaman gece uykuların kaçıyor, hassaslaşıyorsun. Hâlbuki onu bir iş olarak görüp, iş olarak en iyisini yapmak için çabalamak gerekir.” (G, 2)

Müvekkil avukatın en büyük düşmanıdır. Müvekkilinizle aranızda mutlaka bir sınır olması lazım. Müvekkille arkadaş olmak sağlıklı değil, çünkü siz onun hukuk danışmanısınız. Eğer çok ileri gidilirse müvekkil sizi suistimal etmeye başlıyor. Biz onların avukatıyız ama kölesi değiliz.” (G, 3)

Avukatlar, hukuksal problem çözme odaklı olmalıdır. Ancak kadın avukatlar, erkek avukatlara göre aldığı davaları daha fazla içselleştirebilirler. Aynı problemi yaşamış olmak ya da kadın müvekkil olduğu için olayın daha içselleştirilmesi, aktarım ve karşı aktarımın esnasında sorunlar oluşturabilmektedir. Avukat müvekkil ilişkisinde, probleme hukuksal çözüm aramak için çaba gösterilmelidir. Aksi takdirde içselleştirilen olaylarda kadın avukatlar, perspektif bakamaz ve fiziksel sorunlara karşılaşabilirler. Müvekkil taraf da vekili seçtiği avukatın sadece hukuk problemleriyle değil, kişisel sorunlarıyla da ilgilenmesi ister. Avukatını arkadaşı gibi benimseyerek, istediği saatte aramak ve hep avukatının kendisiyle ilgilenmesini ister. Bir nevi müvekkil, avukatını suistimal etmeye başlar.

Para bakımından bir akrabadan para almak gerçekten zor. Mesela ben bir akrabamın işini yaptım. Bazısı biz akrabayız elimizde büyüdün, para mı alacaksın gibi bedavacılık yapıyor. Avukat müvekkil ilişkisi gerçekten belli bir çizgiyi aşmamalı. Gece geç saatte arayan, senli benli konuşan müvekkillere en baştan çizgiyi çekebilmek gerekir. Aksi halde sorunlar yaşanabiliyor.” (G,1)

Tabi ki bizde taş yemediğimiz için ücret almak zorundayız ve hukuken de almak zorundayız. Büyüklerimiz “ akraba ile ye, iç, yat ama iş yapma” der.” (G, 4)

müvekkiliniz bazen babanız ya da akrabanız olabiliyor. Aslında herkes müvekkildir ya da adayınızdır. Çünkü herkesin hukuki bir problemi olabiliyor.. Ben eğer müvekkil adayı arkadaşımsa iş ilişkisini ve arkadaşlık ilişkisini ayrı tutmaya özen gösteriyorum.” (G,4)

Ben bu konudan çok muzdaripim. Akrabalım ya da arkadaşlarım işim ile kendi ilişkilerini karıştırıyorlar. Nasıl ki arkadaşının marketinden bir elmayı bile parasız alamıyorsan, bir avukatın da bilgisini o şekilde parasız kullanamazsın. Bizim sermayemiz bilgimiz. Bilgimizi satarak hayatımızı geçindiriyoruz.” (G,5)

Mahkemelerde, tüm hukuki yardımlarda, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran her türlü merci kararlarında ve ücretinin tayin ve takdirinde, Avukatlık Kanunu ve bu Tarife hükümleri uygulanır. Taraflar arasında avukatlık ücreti kararlaştırılmamış veya kararlaştırılan avukatlık ücretinin geçersiz sayılması halinde; mahkemelerce, dava konusu edilen tutar üzerinden bu ücretin altında bir ücrete hükmedilemez. Avukatlar bu tarifeye uymak zorundadırlar. Hukuki yardımın mutlak ücret karşılığı alınır. Ancak istisna olarak ücretsiz hukuki yardıma izin verilir. Ücretsiz dava alma yasağı vardır ve aksi davranış, yasal düzenlemeler yanında haksız rekabet ve reklam yasağı kurallarının da ihlalidir. Avukat, asgari ücret tarifesini uygulamadığı taktirde disiplin kovuşturması sonucu disiplin cezası alır. Avukatlar için çevresinde ki herkes aslında bir müvekkildir. Herkesin hukuki bir sorunu olabilir. Ancak iş, akrabalık ve arkadaşlık ilişkileri birbirinden ayrı tutulmalıdır. Avukatlar, birinci dereceden akraba dahi olsa istisnalar dışında tarifeye uymalıdır ve ücret almalıdır.

Aynı eğitimi gördük. Sadece sınava girip onlar kazandılar. Bizden çok üstün olduklarını düşünmüyorum. İş alanında iş üslubuyla konuşmalıdır. Karar merci onlar savunma merci biziz. Kişiliklerine değil mesleki bilgilerine ve konumlarına saygı duyulması gerektiğini düşünüyorum.” (G,2)

Hukuk camiası içinde ben herkesin meslektaş olduğunu düşünüyorum. Aramızda fark yok. Aynı sıradan aynı fakülteden geçiyoruz. Sadece farklı seçimler yapıyoruz. İşini iyi yapan da var kötü yapan da var ama her şeyden önce biz o cübbelere saygı gösteriyoruz.” (G,5)

Hâkimin avukatla bir tanışıklığı varsa tanımıyormuş gibi yapmalıdır. Çünkü hakim yargıya bakan, bağımsız, kurum ve mercilerin boyunduruğu altına girmeyen bir mertebededir. Dolayısıyla avukat hâkim ilişkisi diye çok özel bir bağ olmamalıdır.” (G, 4)

Hukuk fakültesini bitirip stajını yapan her kişi, avukatlık ruhsatını almış olur. Sonrasında HSYK sınavını kazananlar, mülakatı geçtiğinde hakim veya savcı olmak üzere karar mercii olarak hukuk alanında yer alınır. Avukatlar ise hukuk fakültesini bitirip staj yaptıktan sonra mesleğini yapan kimselerdir. Avukatlar savunma mercii, hakim ve savcılar karar mercii olarak görev yapmaktadırlar. Hepsi aynı sıradan geçmiş ve aynı eğitimi almış kişilerdir. Aynı alanda çalışan, adalet ve hukuku korumaya çalışan, karar ve savunma mercileri aslında meslektaş olarak görebiliriz. Ancak bu gruplar arasında katman ve rütbe koyan kimseler mevcuttur. Avukatlar ve diğer yargı mensupları arasında mesleki ilişki, saygı çerçevesinde olmalıdır. Bu ilişkiler çerçevesinde özel bir bağ kurulmamalıdır. İş alanında iş üslubu ile konuşulmalıdır. Bu gruplar karşılıklı olarak bireysel özelliklere değil, mesleki bilgi ve konumlarına saygı duymalıdırlar.

Sonuç ve Yorumlar

Kadın avukat olmanın tecrübelerini konu alan bu araştırma ile mesleğini icra eden kadın avukatların toplum tarafından nasıl karşılandığını, deneyimleri çerçevesinde kendilerini nasıl konumlandırdıkları, kadın avukat olmanın sağladığı pozitif ve negatif tecrübelerini ve hem hukuki alanda meslektaşlarıyla hem de aktarım halinde bulunduğu müvekkilleriyle arasında olan ilişkiyi nitel metodolojinin tümevarımsal teknikleri kullanılarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Türkiye’de kadın olmanın yanı sıra kadın avukat olmanın zorlu yanları olması ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin var olması kadın avukatları türlü yönlerden etkilediği için mücadele ve direnme güdüleri ön plandadır. Mesleki çalışma ortamı dâhil her alanda toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadığı için kadın avukatlar; taciz, küçümseme, dışlanma, ücret eşitsizliği, mobbing gibi tecrübe ettikleri olguları anlatmaktan çekinmemişlerdir. Aksine kendileri hak savunucusu olmalarına rağmen kendi haklarının savulmadığına ve ayrımcılığa maruz kaldıklarını, çoğu zaman ayrımcılık yaşadıklarını dile getirmişlerdir. Bu sorunların büyük kısmının kendisine vekâlet veren müvekkil tarafından gerçekleştiği ve en büyük düşmanı avukatın, müvekkil olduğunu söylemektedirler. Araştırma konusunun doğrudan kendilerini ilgilendirmesi ve kendilerinin doğrudan söz sahibi olabilmeleri, görüşmeyi istekli ve umutlu yapmalarına olanak sağlamıştır. Görüşme esnasında soruların çok istekli yanıtlanması hatta “siz sormadınız ama ben söyleyeyim” şeklinde ilerlemesi, kadın avukatların kendi sözlerinin dinlenmesi aslında “kadın avukat” bağlamında çok fazla ilgi ve alakanın olmadığını da göstermektedir.

Meslekler, gündelik yaşamda bir kişinin sosyal mevkisini ve kimliğini belirlemede önemli bir konuma sahiptir. Türkiye’de mesleklerin itibar skalasına baktığımız zaman avukatlık mesleğinin 72.87 ortalama ile 16. sırada yer almaktadır. İtibar skalası yüksek olan bu meslekte kadın olmak, çoğu zaman itibara ve mesleğin getirdiği statüye sahip olmalarına engel olmaktadır.

  1. Mesleki konumunuzda kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Mesleki konumumda kendimi genç, dinamik ve azimli biri olarak tanımlıyorum. Almam gereken çok yol olduğunu biliyorum. Daha yolun başındayım. Ancak mahkeme önünde başarının da yaşa ve cinsiyete bağlı olmadığını düşünüyorum. Her zaman her yerde farklı olmanın önemini vurgularım. Yapılamayacağı düşünülen işleri bazı insanlar gerçekleştirebilir. Çünkü hukuk, tamamen sürprizlerle dolu. Her gün yeni gelişmeler oluyor. Sürekli kanunlar yenileniyor. Sürekli görüş farklılıkları oluşuyor. Felsefe gibi düşünebiliriz. Bir konuyu sadece beş farklı bakış açısıyla bakabilen profesörler var. Dolayısıyla bir dava hakkında da birçok farklı şekilde yorumlanabilir. Çok farklı şekilde kazanma yolları ortaya çıkabilir. Farklı olmak ve farklı bakış açılarına sahip olmak sizi her zaman bir adım önde tutabilir.

  1. Türkiye’de avukatlık mesleği nedir açıklar mısınız?

Türkiye’de avukatlık direnmektir. Biz bir grup oluşturduk. Ondan size bahsedeyim. Tamamen twitter’dan tanışmış avukatlar olarak bir araya geldik. Daha doğrusu Rabia Naz için bir araya geldik. Bir kız öldürülüyor. Muhtemeldir ki adli tıp raporuna göre öldürülen kızın intihar ettiği söyleniyor. Bilirkişi raporu önce kızın lehine işliyor deliller var. Daha sonra aleyhine dönüyor. Bir tanık ifadesi var. Sonra bu tanık ifadesini değiştiriyor. Rabia Nazın babası, kızının ölümünden sonra direniyor. Hatta baba, bu olayla alakalı bir tanığa soru soruyor sırf soru sorduğu için tutuklanıyor. Düşünebiliyor musunuz? Adam tamamen kızının ölümünü araştırdığı için ve sosyal medyada sesini duyurmaya çalıştığı için akıl sağlığının yerinde olup olmadığından şüphe ettiler. Şimdi bu olay için neden bu kadar çok araştırmalar yapılıyor, neden Rabia’nın aleyhine ifadeler veriliyor? Muhtemeldir ki bu kızın ölümünü yargı makamından bilinen biri ya da siyasi bağlantıları çok güçlü biri tarafından gerçekleştirildiği düşünüyoruz. Şöyle düşün intihar ettiği iddia edilen noktadan uzun atlama yapması gerekiyor ki bu şekilde intihar etmiş olabilsin. Akla uygun bir durum bile değil ama yargının verdiği karar bu. Rapor buna yönelik.

Bir adlı tıp raporu var. bu rapora göre bir çok şey olabilir ama tek ihtimali olmayan şey intihar. Uzun atlama yapabilsin ve beraberinde 5 metre sürünmüş olabilsin. Bu fiziksel olarak o yaştaki bir kız çocuğu için imkânsız. Bu yüzden baba direniyor, intihar değil cinayet olduğunun kanıtlanması için. Bu arada olay biraz detaylı araştırabilirsiniz. Bu ülkede şuan bütün kurum ve kuruluşlarda sesini duyurabilen tek mesleki grup avukatlardır. Ama avukatlarda susturulmaya çalışıyor. Ben bu yüzden avukatlık şuan Türkiye’de direnen bir meslek olduğuna dair bir yorum yaptım. Bir diğer konuya gelecek olursak, İzmir Barosu, Ankara Barosu, Tunceli Barosu vs. birkaç baro toplanarak Barolar Birliği Başkanı için olağan üstü genel kuruluna gidebiliyoruz. Ancak en az 10 baro toplanarak genel kurulu toplantıya çağırabiliyoruz. Bu bir kanun ve açık bir şekilde yazılmış. Bizim görevimiz nedir kanunu uygulamak, uygulamayanlara uygulatmak ve sistemin bu şekilde yürümesini sağlamaktır. Türkiye Barolar Birliği Başkanı’nın siyasete bulaşması ve yandaşlık yapması avukatların haklarını korumaktan ziyade farklı forma girmesi, kanunda yazan maddelerin bile uygulanmamasına sebebiyet veren bir noktadayız. Birçok dosyayı inceleme hakkımız var ceza hukukunda vekâlet bildirmeden, dosyada gizlilik kararı yok ama dosyayı avukatlar gittiğinde inceleyemiyor. Sebebini soruyoruz, şerh düşüyoruz ve tutanak tutuyoruz bize gelen cevap böyle karar geldi oluyor. Bu eleştirilen bir nokta. Avukatların ve vatandaşın hakkını korumak için müdahale etmesi gereken hususları düzenleyecek olan da barolardır. Barolar tarih öncesinden beri var olan kuruluşlardır. 80 darbesinde İstanbul barosunun kapısı kitlenememiştir. Sıkıyönetim ilan edildiğinde bu ülkede her şey durduğunda iktidar baroya karışamamıştır. Baroların böyle bir özelliği vardır. Avukatlar bile artık adalet sistemine güvenmiyor. Bu yüzden ben avukatlık direnmektir diyebiliyorum. Biz barolar olarak toplandığımızda sesimizi duyurduğumuzda, hakları elinden alınan insanlar için hukuk mücadelesi verdiğimizde ancak başarabiliyoruz. Bunu gerçekleştirebilen tek meslek grubu Türkiye’de avukatlardır. Bir avukat kanunu uygulayamadığında hem vatandaşın hem avukatın adalete güveni kalmadığında işler rayında yürümez. Bu yüzden avukatlık şuan Türkiye’de zordur. Önemli bir mevkidir. Direne direne mesleğimizi yapabildiğimiz için avukatlık direnmektir.

  • Baroların direnmedeki konumu nedir?

Türkiye Barolar Birliği altında her ilimizin bir barosu vardır. Mesela ben İstanbul Barosu’na kayıtlı bir avukatım. Barolar, avukatların haklarını korumak için vardır. Barolar vatandaşların lehine de aleyhine de dava açma hakkına ve görüş bildirme hakkına sahiptir. Bu yüzden tüm kuruluşlar tarafından dikkate alınırız. Baro sadece Türkiye’de var olan bir kuruluş değildir. Dünyanın her yerinde vardır. Barolar birbiriyle iletişime geçer. Hukuk kurallarının düzenlenmesini sağlar. Aynı zamanda görüş bildirirler. Adalet sisteminin içerisinde hak ve hukuku korumak için önemli bir yere sahip olduğu için direnme konusunda da baroların önemi büyüktür.

  1. Kadın avukat olmak nasıl bir konuma sahiptir?

Kadın avukat olmanın ayrıcalıkları bazı konularda vardır. Yok denecek kadar azdır. Mesela boşanma davalarında kadın avukatlara daha fazla güvenilir. Nafaka, boşanma ve çekişmeli davalarda kadınlara biraz daha fazla güven oluyor. Bunların dışında kadın olmanın iyi yanından bahsetmek söz konusu değil. Kadın olmanın öncelikle bu ülkede bir zorluğu var. Ayrıca kadın avukat olmanın da ayrı bir zorluğu var. Avukatlık direnmektir dedim. Kadınlar aslında daha fazla direniyorlar. Hatta gündeme oturmuş bir olayı anlatmak istiyorum. Avukat hanım müvekkili için savunma yapıyor. O sırada tutanağa beyanları alırken hakim mübaşire avukat hanımın etek boyunu ölçün diyor. Metre getiriyorlar ve dalga geçer gibi avukat hanımın etek boyunun dizinin üstünden asgari ölçüde kısa olduğunu söylüyor. Bu bilgiyi müvekkilinin yanında duruşma tutanağına yazıyorlar. Böyle bir şey filmlerde bile söz konusu bile değil. Avukat hanım orada tutanak tutmak istediğinde, kadın olduğu için kimse umursamıyor. Kadının disiplinsizliği eteğinin boyuyla ölçülebilecek bir şey değildir. Disiplinsiz bir tutum olduysa elbette bunu duruşma tutanağına haricinde bir tutanağa tutabilirsin. Etek boyunun eleştirisi müvekkilin yanında yapılıyor ve dava esnasında yapılıyor. Bu olaylardan sonra HSYK tarafından hâkimin görevine son verildi. Burada kadın olmanın zorluğunu anlamış oluyoruz. Bir erkeğe bu tutum sergilenmiyor ama kadına sergileniyor. Disiplinsiz tavır müvekkil aleyhine yapılan davranıştır, konuşma üslubudur, rüşvettir vs. birçok şey söz konusu olabilir ama bunlar dava sürecindeki tutanağa tutulamaz. Hâkimlik mesleğinin verdiği gücü kullanarak kadın hakkının yenmesini sağlıyorsun. Bu avukat olduğu için değil, kadın olduğu için yapılmıştır. Kadın avukat olmanın zorluğu mahkeme içerisinde var her alanda da vardır. Kadınlar daha az ciddiye alındığı için bu durum değişmiyor. Bu sebeple biz sesimizi her alanda duyurmaya çalışıyoruz. Sonuçta herkes eşit. Biz de kendimize eşit muamele yapılmasını istiyoruz. Kadın avukat olmak, kadın olmaktan daha zor. Çünkü, ceza avukatıysanız cezaevine girip çıkıyorsunuz, ticaret hukukuyla ilgileniyorsanız fabrikalarda bulunuyorsunuz, sanayinin içine giriyorsunuz ve il dışına gidiyorsunuz. Elinize bavulunuzu alıp il il duruşmaya gidiyorsunuz. Bunlar her zaman bir erkek için kadın daha kolay oluyor.

  1. Mesleğinizi icra ederken ne gibi deneyimleriniz oldu?

Mesleğimi icra ederken çok güzel deneyimlerim oldu. Beni etkileyenlerden bahsetmek istiyorum. En büyük vedaların cezaevinde olduğunu gördüm. Görüş günlerinde cezaevi ziyaretleri yapıyorum ya da günün herhangi bir saatinde müvekkilimin yanında olabiliyorum. Geçen günlerde Kandıra Cezaevi’nde bir kız çocuğu gördüm. Görüş saati bitmek üzereydi. Çocuk babasından ayrılamıyordu ve annesi, babasının orada gardiyanlık yaptığını söyleyerek ayırmaya çalışıyordu. Çok duygusal bir andı. Bir müvekkilim daha vardı ve beni cezaevine çağırmıştı. Ceza avukatıyım. Acaba ceza mı aldı diye apar topar gittim. Müvekkilim benden başka kimseyi göremediği için ve görüş gününe gelen kimsesi olmadığı için sohbet etmek istemişti. Bunlar mesleğin etkilendiğim ve tuhaf olan yanları. Çok büyük sevinçlerde gördüm bunun yanında. Suçunun olmadığı ispat edilince tutuksuz yargılanan müvekkillerimi görmek ve ailelerine kavuşma anında dökülen gözyaşlarının arkasındaki mutluluğu hiçbir düğünde, filmde, şölende görmedim. Beni gerçekten mutlu ediyor.

  • Kadınlar bu deneyimler karşısında daha mı duygusal davranırlar?

Aslında duygusal davranmıyorlar. Bu deneyimleri erkeklerde yaşıyor. Cinsiyet fark etmiyor aslında bu duyguları yaşarken. Kadın ya da erkek olmakla bir alakası yok aslında. Bu duyguların çok gerçekçi olmasıyla alakası var. Mesela eşiniz 20 yıl hapis cezasıyla yargılanıyor ve masum, hak etmediği bir cezayla yargılanıyor. Ölmesi gibi bir şey aslında. 20 yıl hayatınızda yok. Siz bir avukat olarak onun 20 yılını geri veriyorsunuz. Tam tersi şekilde 20 yıl ceza almasına sebep olabilirsiniz. Bunlar çok gerçek ve hayatın içinden. Mesela ben geçenlerde asliye ceza mahkemesinin alanına giren, trafik güvenliğini tehlikeye sokacak şekilde alkollü araç kullanımına dair bir davaya girdim. Aslında çok basit bir dava. Ben yapmamam gereken bir hata yaptım. Allahtan suçun alt sınırı 3 ay üst sınırı 2 yıl ama belki ceza vermeyebilirdi hakim. Asliye davaları tek hakimle oluyor.

Ancak benim yaptığım hata sebebiyle müvekkilime 3 ay hapis cezası verildi. Böyle bir şey çok kötü ve ben telafi etmek için kanun yoluna başvurdum. Normalde oradan da ayrı bir ücret almam gerekirken, benim yaptığım bir hata sebep olduğu için her hangi bir ücret almadan müvekkilimin haklarını korumak için daha çok çaba sarf ettim ve edeceğim. Hem vicdani rahatsızlık hem sizin yapmış olduğunuz bir hata. Hastaydım ve uykusuzdum. Demek ki böyle durumlarda mazeret bildirmem gerekiyormuş. Bana da tecrübe olmuş oldu. İnsanların özgürlüğü değerlidir. Biz özgürlük bekçileriyiz özellikle ceza avukatları. Bunlar hayatın gerçekleri dediğimiz gibi. Benim yaptığım hatayı kim yapmış olsa aynı şekilde telafi etmek ister. Kadın ya da erkek olmak duygusal farklılığı bu meslekte göz önünde bulundurmaz. Biz iş adamı değiliz, biz işiz. Kadın olmanın da ayrı bir zorluğudur bu. Kafanızı yastığa koyup uyuyacağınız zaman müvekkiliniz arıyor ve karakolda olduğunu söylüyor. Sizin bir kadın olarak gecenin bir vaktinde kalkıp oraya gitmeniz gerekiyor. Sabahın köründe o karakoldan geri dönmeniz gerekiyor. Evliyseniz hafta sonunu savcılıkta geçirmeniz gerekiyor. Kadın avukatlar, erkek avukatlarda bu anlamda daha fazla zorluk çekiyor. İş olmak derken, standart mesai saatleri olan bir mesleğiniz vardır öğretmen gibi. Mesai saatleri sonrasında işiniz biter ama bizde böyle bir husus yok. Devam eden bir süreç var. Siz ne kadar iş yaparsanız o kadar çok müvekkiliniz lehine çalışmış oluyorsunuz. Burada özel hayatınızda sıkıntılar yaşamanıza sebep olabiliyor. Program yapıyorsunuz uyma olasılığınız olmuyor. Yeni bir şeyler sürekli çıkıyor. Mesela itiraz etmeniz gereken bir dosya var. İtiraz ediyorsunuz sonra tekrardan red cevabı alıyorsunuz. Tekrar itiraz etmeniz gerekiyor ama gün başka bir program yapıyorsunuz ve planlarınızı her zaman hayata geçiremiyoruz. Bunlar olmasa bile sürekli takip edilecek dosyalarınız var, sürekli yenilenen kanunlar var. Bu sebeple meslek ayrı bir boyutta oluyor. Halk zaten avukatlara ayrı bir gözle bakıyor. Bunlarda yine zorlandığımız yanlarıdır.

  1. Avukat – müvekkil ilişkisi nasıl olmalıdır?

Kişiden kişiye değişir. Çünkü müvekkiliniz bazen babanız ya da akrabanız olabiliyor. Aslında herkes müvekkildir ya da adayınızdır. Çünkü herkesin hukuki bir problemi olabiliyor. Ben eğer müvekkil adayı arkadaşımsa iş ilişkisini ve arkadaşlık ilişkisini ayrı tutmaya özen gösteriyorum. Çünkü bunu bilerek yapmıyorum, tecrübe ettim. Diğer türlü ücret alamamak gibi bir problem oluyor. Bütün yakınlarınız size geldiğinde ücret talep etmemenizi bekliyor. Tabi ki bizde taş yemediğimiz için almak zorundayız ve hukuken de almak zorundayız. Büyüklerimiz “ akraba ile ye, iç, yat ama iş yapma” der. Ya o işi almayacaksınız ya da aradaki mesafeyi farklı bir boyutta tutmanız gerekir.

Eğer müvekkilimle bir bağım yoksa ofisim dışında görüşmüyorum. Çok fazla iletişim kurmuyorum. Çünkü çok fazla arınıyorsunuz. Gecenin bir vakti bile arayan insanlar oluyor. Ne kadar resmi bir ilişkiniz olursa, başarı oranınız artıyor.

  1. Avukatın diğer yargı mensuplarıyla arasındaki ilişki nasıl olmalıdır?

Bununla alakalı size güzel bir örnek vermek istiyorum. Çankırı da tanıdığım 35 yıllık mesleki tecrübesi olan bir meslektaşım var. Hep Çankırı’da avukatlık yapmış bir üstat kendisi. Ankara Üniversitesi’nde beraber okuduğu sınıf arkadaşı Çankırı mahkemesine hakim olarak atanmış. Önce hakim olan arkadaşını tanımamış ama hakim bey kendisini tanımış. Selamlaşmışlar duruşma sonrasında. Daha sonra meslektaşım hâkim beyle çok ilgilenmemiş. Çünkü Çankırı küçük bir adliye. Çok az mahkeme var. Örnek veriyorum asliye hukuk mahkemesinde iş, aile, nafaka, boşanma, evlenme, tarla miras konularına genel anlamda hepsine bakılıyor. Dolayısıyla ayrı ayrı birimler yok ve kalabalık bir adliye değil. Çok az avukat var zaten. Aynı mahkemede aynı hakimle bir çok davaya girebiliyor. Konuya gelecek olursam hâkim bey numarasını alıp birkaç kere aramış, bir kere de adliye de çay içmiş başka bir şekilde görüşme sağlamamışlar. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra hâkimin tayini çıkmış ve avukat bey bunu öğrenmiş. Avukat bey bu sefer aramış gel oturalım, konuşalım, misafirim ol demiş. Hâkimbey tabii ki kırılmış. Tayinim çıkınca mı aklınıza geldim diye feryat etmiş. Meslektaşım demiş ki benim o zaman sizinle işim vardı ama artık işim yok. Dostluğumuzdan kaynaklı benim lehime karar vermenizi istemediğini belirtmiş. Hukuki münasebeti artık kesildiği için tekrardan dostluklarını pekiştirmişler. Şunu anlatmaya çalışıyorum, bizim yargı mensuplarıyla ilişkimiz isterse babamızın oğlu olsun yakın olmamalı. Çünkü bu hukuksuzluğa sebep olur. Eskiden hâkimler sokağa çıkmazlarmış. Halk onları görmezmiş. Çok önemli bir detay. Hâkimin avukatla bir tanışıklığı varsa tanımıyormuş gibi yapmalıdır. Çünkü hakim yargıya bakan, bağımsız, kurum ve mercilerin boyunduruğu altına girmeyen bir mertebededir. Bu bahsettiğim konu için var. Dolayısıyla avukat hâkim ilişkisi diye çok özel bir bağ olmamalıdır.

KAYNAKÇA

  • Creswell, W. J. (2018). Nitel Araştırma Yöntemleri. Siyasal Kitapevi, Ankara.
  • Kayhan, F. (2010). Avukat-Müvekkil Etkileşiminde Aktarım ve Karşı Aktarım. Ankara Barosu, 68, 249-259s.
  • Şimşek, M. (2015). Yargı Organlarınca Hükmedilen Vekâlet Ücretinin Aidiyet Sorunu. (Yayımlanmamış doktora tezi). İstanbul Kültür Üniversitesi/Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
  • Özbek, M. (2012). Avukatlık Mesleği- Avukatın Hak ve Yükümlülükleri, İzmir.
  • Deliduman, S. (2003). Medeni Yargıda Avukatlık. Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi, 7, (1-2).
  • Yılmaz, E. (2008). Kamuda Çalışan Avukatlar. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 57, 733s.
  • Özdemir, A. M., Özbey, K.Ö. (2018). Avukat Emeğinin Yeni Yüzleri. Emek Araştırma, 9 (2), 18s.
  • Aydın, N. (2003). Avukatlık Mesleğinin Niteliği. Genç Hukukçular İçin Hukuk Okumaları Birikimler, 508-518s.
  • Gürseler, G. (2007). Ücretli Avukat. TBB Dergisi, 71, 227-238s.
  • Aktaş, V.,Cirhinlioğlu, F., Özkan, B. (2004). Türkiye Örnekleminde Avukat Olan İle Olmayanların Adalete ve Türkiye’deki Hukuk Sistemine İlişkin Sosyal Temsilleri. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, 21 (2), 61-80s.
  • Cirhinlioğlu, Z. (1997). Türkiye’de Hukuk Mesleği, Ankara: Gündoğan Yayınları, 97-143s.
  • Aytaç, B. (2019). Kadın Çalışanların Kariyer Geliştirme Sorunları: Sakarya Barosu Kadın Avukatlar Örneği. IbanessCongress Series, 142-148s.
  • Yıldırım, A., Şimşek, H. (2008). Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri. Seçkin Yayıncılık, Ankara.
Yorum Yap

Yazar Hakkında

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji Lisans Öğrencisiyim.

Yorum yap