1. Ana Sayfa
  2. Akademik Fayda
  3. Bilimsel Araştırma Süreci: Başlıca Akıl Yürütme Türleri

Bilimsel Araştırma Süreci: Başlıca Akıl Yürütme Türleri

Araştırma süreçlerinde daima hipotez veya önermelere ihtiyaç duyulur. Bu noktada hipotez veya önerme ortaya koyabilmek için de araştırma sürecinin zihinsel akıl yürütme biçimlerine ihtiyaç duyulur. Kısacası bahsi geçen zihinsel akıl yürütme biçimleri araştırmanın seyrini belirler.

Bilimsel araştırma süreci

GİRİŞ

Bilimsel bilgi, teorik bilgi ve ampirik bilginin birlikteliğinden doğar (Arslan, 2019: 55). Diğer bir deyişle bilimsel bilgi teorik ve saha çalışmaları sonucunda elde edilen verilerin birlikte değerlendirilmesidir. Çünkü teorik olarak elde edilen bilgi veya önermenin ampirik olarak test edilmesiyle birlikte (deney ve/veya gözleme tabi tutularak) geçerliliğinden emin olunması anlamına gelir.

Bir veya birkaç önermeden yeni bir önerme çıkarmak için zihnin işleyişine akıl yürütme denir (Topçu, 2006: 21). Akıl yürütme, en az iki düşünce arasında, bu düşüncelerden birini öbürünün kanıtlayanı olarak ele alıp buradan bir sonuca ulaşmaktır. Bir başka deyişle, akıl yürütme, kanıtlama, ispat dediğimiz bir düşünme işlemidir (Özlem, 2004: 30).

Bilim insanları akıl yürütmenin bilimi olan mantığın olanaklarından ne kadar etkin bir biçimde yararlanabilirse etkin bir bilimsel yönteme varma ve bunun sonucunda da bilimsel başarılara ulaşma olasılığı o kadar arttırabilirler (Özer, 2017: 104). Bunun sağlanması için ise bilimsel araştırma süreçlerinden olan, başlıca akıl yürütme türleri (zihinsel süreçler) ele alınacaktır. Bunlar arasında İndüktif akıl yürütme (tümevarım), dedüktif akıl yürütme (tümdengelim), analoji, diyalektik ve son olarak ise hipotetik-dedüktif model vardır. Bu kavramlar mantık, felsefe gibi bilim dallarında etkin olarak kullanılsa da sosyal bilimler alanında özellikle sosyolojide de büyük önem atfedilmektedir. Çünkü araştırma problemini oluştururken bu probleme yönelik hipotez ve araştırma sorularında kullanılan yöntemler arasındadır.

Akıl yürütme işleminde önemli bir noktada önermenin geçerli olup olmamasıdır. Çünkü önermenin geçersiz olması sonucunda geçersiz olması anlamına gelmektedir. Bu demektir ki, mantık, bir akıl yürütmede yer alan önermelerin içerik bakımından denetlenmesiyle değil, akıl yürütmenin form bakımından zorunlu bir sonuç verip vermediğiyle ilgilenir (Özlem, 2004: 35).

Sonuç olarak akıl yürütme işlemi, en az iki önerme arasındaki ilişkiye bağlı olarak bir önermenin diğerinin kanıtlayanı, yanlışlanmayana kadar geçerli bir sonuç çıkarma işlemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte yeryüzü hakkında belli bilgiler elde etmek için önermeler yoluyla belli çıkarımların yapılması ve genel geçer sayılması işlemidir. Bu işlemler için kullanılan akıl yürütme türleri ise daha detaylı olarak ele alınıp değerlendirilecektir.

TÜMEVARIM

Endüksiyon: Zihni özel hallerden umumî hale veya olaylardan kanuna yükselten akıl yürütmeye endüksiyon denir (Topçu, 2006: 21). Deney ve gözlem sonucu elde edilen verilerin genele yayılması durumudur. Belirli bir konuda yapılan deney ve gözlemin o konudaki diğer tüm durumlarda da aynı sonucu vermesinin öngörülmesidir. Aklın tek tek olaylardan, ya da gözlemlerden hareketle olgulara, ilkelere ya da kanunlara ulaşmasıdır (Arslan, 2012: 31).  Fakat sonucunun kesinliğinin kabul edilmesi beklenemez. Sınırlı sayıda gözleme dayanılarak – bu sayının büyüklüğü akıl yürütmeyi güçlü hale getirir ama hiçbir zaman kesin doğru yapmaz – tümel bir önermenin kesin doğru olduğu kanıtlanamaz (Özer, 2017: 94). Örnek olarak, yaptığı tüm deneylerde arı suyun 100°’de kaynadığını saptayan bir fizikçi, kendisinden önce yapılmış deneyleri de hesaba katarak, “Arı su 100°’de kaynar.” Gibi bir sonuca varır (Özlem, 2004: 41). Fakat bu sonuç kesin değildir. Çünkü yanlışlaşabilme olasılığı her zaman vardır. Çünkü bu deneyin her zaman ve her yerde geçerli olması gerekmektedir. Dünyanın her bir alanında ve her zaman diliminde denenmiş, tekrarlanmış olması lazım ki geçerli olabilsin. Ama bu durumun imkânsızlığı neticesinde sadece ‘şimdilik’ ifadesi geçerli olmaktadır. İndüktif akıl yürütmelerde de tıpkı dedüktif akıl yürütmelerde olduğu gibi bir veya daha çok öncüle dayanarak bir sonuç çıkarsanır (2017: 95). Dedüktif akıl yürütmede bütün öncüllerin doğru olması sonucunda kesin olması anlamına gelirken, indüksiyonda farklıdır. Çünkü indüksiyonda bütün öncüllerin doğru olması sonucunda kesin olması anlamına gelmemektedir. Zorunluluk bağlantısı yerine ihtimallilik bağlantısını koymak demek; tabii olaylar arasında yalnızca çok miktarlarda tespit edilebilen bir bağlantı kurabiliriz, küçük miktarlar tesadüfî kalırlar demektir (2008: 316). Kesin doğru yerine, doğru olma olasılığının altı çizilir. Verilen öncüllerin olasılık durumunu arttırır ve bir inanç oluşmasına neden olur. Burada deney ve gözlem yoluyla varılan sonucun bundan sonra da her gözlem ve deneyde gerçekleşeceği, uzamın her bölgesinde bunun böyle olacağı umulabilir, beklenebilir ve bu konuda bizde bir inanç oluşabilir; ama tüm bunlar bir zorunluluk olarak ifade edilemez ve ileri sürülemez (2004: 41). Yapılan önerme düdaktif akıl yürütmenin tersine bir olasılık ifade etmektedir. Düdaktif akıl yürütme de ise varılan bir sonuç ve önermelerin doğruluğu kesin ise sonuçta kesin anlamına gelmektedir.

Endüksiyonda, bazı olay ve nesnelerin bir arada bulunmalarından, birlikteliklerinden hareketle, o olay ve nesnelerin bütünü hakkında bir sonuca varılmaktadır. Dolayısıyla, endüksiyon bir varımdır; ama “tüm”e hiçbir zaman varamayan bir akıl yürütme türüdür (2004: 42).

Tümevarım yöntemi bilimsel alanların dışında bir de gündelik hayatta da karşımıza çıkmaktadır. Irk, millet, din, etnik kimlik gibi birtakım farklılıkları genele yayma huyu tüm insanlık için sakıncalı bir durumdur. Örnek olarak bazı Avrupalıların rastladıkları bir kısım Türkler sigara ve kahve içtiği için “Bütün Türkler çok sigara ve kahve içer” hükmünü çıkardıkları tümevarım böyledir ve bu gündelik tümevarımın genelleştirme yanlışından başka bir meziyeti yoktur (2008: 314). Fakat bilimsel alanda daha titiz ve daha geçerli sonuçlara önem verilmektedir. Bilimsel alanda ise ilk akla gelen isimler arasında S. Mill, Aristoteles ve F. Bacon gelmektedir.

Mantık, felsefe gibi derslerin yanında sosyal bilimler alanında da özellikle sosyoloji alanında indüksiyon akıl yürütme, yöntem olarak kullanılmaktadır. Özellikle alan araştırmalarında evren ve örneklem belirleme safhasında, hipotezlerin kurum aşamasında önemli yer tutmaktadır. Örneklem, araştırma sonucu elde edilecek bulguların genellenebileceği evrenden alınan, onu tam olarak temsil eden, üzerinde çalışılabilecek, daha az sayıda birey ve objelerin tümüdür (Arslan, 2019: 127). Tabii ki buradan çıkan sonuç evreni kesin olarak temsil etmese de örneklem grubunun geçerliliği sonucu evreni temsil etme gücü artmaktadır. Fakat kesin olarak doğrulamak yerine ufakta olsa geçersizlik hali tanır. Çünkü başka bir zaman ve alanda yapılacak bir araştırma farklı sonuçlar verebilir. Çünkü dünyanın her yerinde ve zamanında bu önermeleri gerçekleştirmenin imkânı yoktur.

Tümevarım kesin sonuç yerine geçerli sonuçlar verirken tümdengelim ise kesin sonuçlar vermektedir. Bunun nedeni ise tümdengelimin önermelerinin kesin olduğu ve buradan hareketle bütünden özele gelindiğinde geçerliliğinin devam etmesidir. Fakat tümdengelimin kesinliğini sağlayan durum/olay ise tümevarımdır. Çünkü herhangi bir olay veya durumu tümevarım yöntemi kullanmadan tümdengelim yönteminin geçerliliğini sağlayamazsın. Burada ise temel bir soru karşımıza çıkmaktadır. Tümevarımın kesin bir sonuç verememesi halinde tümdengelimin nasıl kesin sonuç verdiği sorusudur. Önemli olan ise burada önermelerin ilk başta geçerli olup olmama meselesidir. Çünkü her dedüksiyon geçerli değildir; ama her geçerli akıl yürütme bir dedüksiyondur (2004: 39).

ANALOJİ

İki ya da daha fazla olgu veya nesne arasındaki temel benzerlikten hareketle, birisi hakkında verilen bir yargıyı öteki (bilinmeyen) hakkında da vermedir (Arslan, 2019: 58). Diğer bir deyişle iki olgu arasında benzerlik kurmak, bu benzerliklerden çıkarım yapıp sonuca gitme işlemidir.  Analojik çıkarım ya da akıl yürütme ise iki varlık, nesne veya olgudaki bilinen benzerliklere dayanarak onların henüz bilinmeyen başka bakımlardan da benzer olabileceklerini ileri sürmektir (Özer, 2017: 96). Bir bakıma benzerlikler yoluyla bir varım olduğu için İndüktif akıl yürütmeye de benzemektedir. Örnek olarak İngilizler ve İskandinavlar kuzey Avrupalıdır, İngilizler soğukkanlıdır. O halde, İskandinavlar da soğukkanlı olmalılar (Özlem, 2004: 44). Fakat burada da görüldüğü üzere İndüktif ile benzer yönler olmasına karşın farklılıkları da vardır. İndüktif yöntemde bir önerme sonucunda genellemeye gidilirken, analojide tekil olgu, olay ve nesneler üzerinden gidilir. Temel mesele iki olay, olgu ve nesne arasındaki bir veya birkaç benzerlik üzerinden diğer yönlerinde benzeyebileceği varsayımıdır. Aynı İndüktif yöntemdeki gibi belli bir kesinlik yoktur. Şu halde analoji, esası itibariyle farazi hükümler vericidir, ihtimalleri ortaya koyucudur (Topçu, 2006: 85). Yine, tıpkı İndüktif akıl yürütmede olduğu gibi bazı analojik akıl yürütmeler güçlü bazıları ise zayıftır (Özer, 2017: 96). Örnek olarak: Ali iyi bir araba sürücüsüdür. Ali’nin gözleri güzeldir. Mehmet’inde gözleri güzeldir. O halde Mehmet’te Ali gibi iyi bir araba sürücüsüdür.  Verilen örnek oldukça zayıf bir analojik akıl yürütmedir. Çünkü her gözü güzel insan iyi araba sürebilir iddiası oldukça zorlayıcı bir ifade olmaktadır.

Analoji ile yapılan bir akıl yürütmede hem dedüksiyon hem de tümevarımın bulunduğu söylenir (Öner, 1986: 173). Örnek olarak: Yer gezegeninin atmosferi vardır ve üzerinde canlılar yaşar. Merih’te de atmosfer vardır. O halde Merih’te de canlıların bulunması gerekir. (Öner, 1986: 173 ve Özer, 2017: 97). Bu örnekte de görüldüğü üzere gezegenler arasındaki bağlantıdan yola çıkarak canlılar adına bir yorumda bulunulmuştur. Aynı zamanda canlıların yaşaması ile ilgili bir İndüktif akıl yürütme de yapılmıştır. Merih’te canlıların yaşaması ise üstü örtük bir şekilde dedüktif akıl yürütmenin de olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak analoji iki benzerlik arasındaki bağlantıdan olgu, nesne ve varlıkların diğer başka özelliklerinin de birbirlerine benzeyebileceklerini varsaymaktadır. Analoji kendi içerisinde İndüktif akıl yürütmeyi de barındırdığından dolayı analojik akıl yürütme bize kesin, net, geçerli sonuçlar vermemektedir. Sadece olasılık ile ilgili bilgiler vermektedir. Bu olasılık benzetilenler arasındaki ortak ve farklı özelliklerin sayısına ve bu özelliklerle sonuçta var olduğu ileri sürülen özellik arasındaki ilişkinin kuvvet derecesine bağlı olarak artabilir ya da azalabilir (Özer, 2017: 98).  Diğer bir deyişle iki durum ve/veya olgu arasında kurulan ilişkide ne kadar birbirine benzerlik var ise ilişki kuvveti o kadar artmaktadır.

TÜMDENGELİMSEL AKIL YÜRÜTME

Durmuş Ali Arslan’a göre tümdengelim, genel nitelikli olgulardan, kavramlardan veya ilkelerden yola çıkarak daha özel nitelikli olayların bilgisine ulaşmaktır (Arslan, 2019: 57). Dedüksiyon terimi Türkçe literatürde her ne kadar tümdengelim terimine karşılık gelse de Doğan Özlemin belirttiği gibi tümdengelim kavramının dedüksiyon kavramını tamamen karşıladığını söylemek güçtür. Örneğin, “Tüm A’lar B’dir.” ve “Tüm B’ler C’dir.” öncüllerinden “Tüm A’lar C’dir.” sonucunu elde ettiğimizde, burada bir “tümden gelme” yoktur; “tümden tüme geçme” vardır (Özlem, 2014: 40-41).

Descartes’e göre insan zihni birtakım doğruları açık ve seçik olarak kavrayabilmektedir (sezgi). Ve yine, insan zihni bildiği bazı doğrulardan hareket edip düzenli bir şekilde ilerleyerek, bu doğrulardan henüz bilmediği başka doğruları türetebilmektedir (tümdengelim). Buna göre, biz sezgiyle bazı doğruları açık seçik olarak ve doğrudan kavrarız. Tümdengelimde ise bu doğrulardan kalkarak başka doğrulara, zihnin sürekli ve kesintiye uğramayan bir hareketiyle ulaşırız (Çelik, 2015: 25-26).

Descartes’in (1997)  bilgi anlayışı genel-geçer yasalardan, kavramlardan veya ilkelerden hareketle; bu öncüllerden şüphe edilerek bir sonuç çıkarmaktır. Bu çerçeve içinde matematikte onu en fazla etkileyen şey, matematiğin yöntemsel ve kavramsal bakımdan sergilediği açıklık ve dakiklik, matematiksel kanıtlamaların kesinliği ile matematikteki akıl yürütmelerin sağlamlığı ve kesinliği olmuştur (Cevizci, 2009: 490-491).

Özlem’e göre dedüksiyon veya dedüktif akıl yürütme, öncüllerin doğru kabul edilmesi halinde sonucun bu öncüllerden zorunlu olarak çıktığı bir akıl yürütme türüdür (Özlem, 2014: 38). Dolayısıyla tümdengelim yapabilmek için genel-geçer olgu, kavram, ilke veya teorilere ihtiyaç vardır. Genel-geçer olan bu öncüllerin doğruluğu sınanmaz; bundan ötürü de bu öncüllerden özellikli bir sonuç elde edilir. Taşdelen’e göre dedüktif akıl yürütmenin amacı, doğru öncüllerden yola çıktığımızda bizi mutlaka doğru sonuçlara ulaştıracağından emin olacağımız çıkarım biçimlerini bulmaktır (Taşdelen, 2013: 3).

Öncüllerin doğru kabul edilmesi halinde sonucun bu öncüllerden zorunlu olarak çıktığı akıl yürütme türü vardır ki, buna dedüksiyon, dedüktif akıl yürütme veya tümdengelim denir. Bir akıl yürütme geçerli ise, o bir dedüksiyondur. Ancak her dedüksiyon geçerli bir akıl yürütme değildir (Özlem, 2014: 38-39).

  • Bazı dört ayaklı insanlar kedidir.
  • Bütün atlar dört ayaklıdır.
  • O halde, bazı atlar kedidir.

Dolayısıyla her dedüksiyon geçerli bir akıl yürütme değildir; ama her geçerli akıl yürütme bir dedüksiyondur. Bu anlamda dedüksiyon işleminde öncüllerin doğruluğu çoğu zaman tartışmaya açıktır. Öncüller yeterli ve zorunlu değilse mantıksal çıkarım geçerli olmamaktadır.

Geçerli bir dedüksiyona bakıldığında, böyle bir dedüksiyonun bir çıkarım olduğu görülür. Çünkü geçerli bir dedüksiyonda, sonuç öncüllerin içinde örtük veya saklı olarak vardır. Örneğin, “Bütün insanlar ölümlüdür; Sokrates bir insandır; o halde Sokrates ölümlüdür.” gibi bir geçerli dedüksiyonda, Sokrates’in ölümlü olduğunu bildiren sonuç önermesi, zaten “Bütün insanlar ölümlüdür.” öncül önermesinde örtük ve saklı olarak bulunmaktadır (Özlem, 2014: 40). Dolayısıyla dedüksiyonun bu noktası, bu akıl yürütmenin en defolu yanıdır. Pek çok zamanda ve alanda, dedüksiyon akıl yürütmenin ortaya yeni bir şey koymadığı; olan şeylerden bir sonuca vardığı yönünde eleştiriler almıştır. Bu defo, dedüksiyon akıl yürütme için her ne kadar eleştiri hedefi olsa da bilimde amaç, bazen eldeki öncüllerden, savlardan veya hipotezlerden yeni bir yorum çıkartmaya yaradığı veya da bu öncülleri, savları veya hipotezleri birbiriyle sınmaya yaradığı söylenebilir.

Dedüksiyona bilgilerimizi arttırıcı bir düşünme yönteminden çok, bu bilgilerimizi çözümleyici, açığa çıkarıcı, denetleyici bir akıl yürütme türü olarak bakmak uygun olur. Ancak dedüksiyonun esas önemi ve işlevi, bilgilerimizi bir kuram ve hattâ sistem içerisinde düzenlememize elveren kanıtlayıcı özelliğindedir (Özlem, 2014: 40). Özlem’in altını çizdiği, dedüksiyonun denetleme mekanizması, bir sonraki bölümde ele alacağımız hipotetik-dedüktif akıl yürütme biçimine alt zemin sunmaktadır.

Aristoteles’e göre tümel önermeye ulaşmak, bilimsel çalışmada son hedef değil; aşamalardan birisidir. Çünkü ona göre tümel önermeye ulaşmak, bilimin gerçeklikle temasını sağlayan kaçınılmaz bir süreci ifade etmektedir. Fakat tümel önerme kendisinde durulacak ve bilimsel bilgi sürecinin tamamlayıcısı olacak önerme değildir (Anlı, 2011: 66-67). Diğer bir ifadeyle tümevarımsal akıl yürütme, tikelin veya özel olayın niteliklerinin saptanması açısından zorunludur. Ancak bilimsel bilginin gerçekliği konusunda yeterli değildir.

Aristoteles için bilimin yapması gereken, gerçeklikle kavram arasındaki ilişkiyi yani; kavram olarak bilinmiş tümel’den, tekil’in nasıl sonuç olarak çıktığını göstermektir (Tağman, 2018: 89). Aristoteles’e göre bilim yapmak, fenomenin bilgisinden fenomenin nedeninin bilgisine geçmektir (Anlı, 2011: 68).

HİPOTETİK-DEDÜKTİF MODELİ

Hipotetik-dedüktif, temel akıl yürütme biçimlerini aşan bir bilimsel yöntemdir. Bu model içerisinde hem tümevarım hem de tümdengelim akıl yürütme biçimleri, birbirlerini dışlamayacak şekilde bir arada kullanılır.

Immanuel Kant, “Tüm bilgilerimizin deneyim ile başladığı konusunda hiçbir kuşku yoktur … ama tüm bilgimizin deneyim ile başlamasına karşın, bundan tümünün de deneyimden doğduğu sonucu çıkmaz” (Kant, 1993: B1-B2).

Bacon gibi bilimsel yöntemin esasını indüksiyonun oluşturduğunu düşünen deneyimcilere göre bilimsel çalışmalar deney ve gözlemle başlar. Varılan genellemeler yeniden gözleme ve deneye tabi tutulur ve doğruluğu test edilir. Genellemeler ve test sonuçları birbirleriyle uyumlu ise genellemelerin doğru olduğu; genellemeler ile test sonuçları uyuşmuyorsa varılan genellemelerin yanlış olduğuna karar verilir (Yıldırım, 2013: 67). Ancak Özer’e göre bu süreç dikkatle incelendiğinde, bu sürecin bazı önemli eksiklikleri olduğunu söyler: “Bir kere bu resimde bilimcinin dehası veya sezgileri, yaratıcı hayal gücü, psikolojisi gibi kişisel unsurlarına ya da rastlantı ve şans faktörlerine yer verilmemektedir. Başka bir deyişle “buluş” diye nitelendirilen olgunun nasıl ortaya çıktığına değinilmemekte ya da indüktif akıl yürütme ile “buluşun” kendiliğinden gerçekleşeceği varsayılmaktadır. Bilim insanları, monoton ve mekanik bir biçimde gözlem ve deney yapan; gözlem ve deney sonucu karşılaştıkları olguları uygun bir biçimde kataloglayan ve işlem sonucu neredeyse otomatik olarak hipotez, teori yasa gibi genellemelere varan, bilimsel araştırma konusunda neredeyse birbiriyle özde pratiklerde bulunan varlıklarmış gibi ele alınmaktadır” (Özer 2017: 99). Dolayısıyla her iki akıl yürütme mantığının avantajları ve dezavantajları söz konusudur. Hem indüksiyon hem de dedüksiyon dualistik eksenin dışında ele alınabilir mi? Her iki yöntemin de ötesinde, aşkın bir model olarak “hipotetik-dedüktif” yönteminin kullanıldığı gözlenmiştir.

Hans Reichenbach, Bacon’dan farklı olarak bilimsel çalışmalarda indüktif akıl yürütmenin buluş için değil; doğrulama için kullanıldığını düşünmektedir. Reichenbach, hipotetik-dedüktif modelini şöyle tanımlar: “Bilimde, hipotez ileri sürme ve bunu mantıksal olarak sonuçlarına giderek olgularla test etme yöntemi” (Reichenbach, 1993: 120, 222). Bilimsel üretim sürecinin temel olarak dört aşamadan geçerek gerçekleştiği söylenebilir:

  1. Bilim insanın bir problemi yakalaması ya da görmesi gerekir. Dolayısıyla bilim insanın bazen şans veya rastlantı sonucu ortaya çıkabilecek ve bilimsel değeri olan bir problemi, anomaliyi ya da aykırılığı görebilecek uyanıklıkta olması gerekir.
  2. Bilim insanın mantık bilimi sınırları içerisinde açıklanması mümkün olmayan zekâ, bilinçaltı, çalışkanlık ve sebat gibi kişisel ve psikolojik unsurlar hipotez kurmada rol oynayabilir.
  3. Bilim insanı kurulan hipotezden test edilebilir sonuçlar çıkarır. Bu dedüktif bir işlemdir. Örneğin “Bütün metaller ısıtılınca genleşir” tümel önermesi doğrudan test edilebilir. Alüminyum elementinin metal sınıfına ait olup olmadığı belirlenir; ardından alüminyum bir çubuk ısıtılır ve çubuğun genleşip genleşmediği deneysel olarak saptanabilir.
  4. Yukardaki örnek üzerinden devam edecek olursak, bu elementler de alüminyum gibi ısı deneyi ve gözlemine tabi tutulabilir. Eğer bu elementler de ısıtıldıklarında genişlerlerse, “bütün metaller ısıtılınca genleşir önermesi indüktif olarak doğrulanmış olur. Bu anlamda hipoteze güven artar ve kabul edilir. Ancak daha önce indüktif akıl yürütmeyi ele alırken belirttiğimiz gibi indüksiyon bize mutlak bir doğrulama sağlamaz. Örneğin doğada henüz keşfedilmemiş bir element mevcut kimyasal sınıflandırma biçimine göre metal sınıfına ait olabilir ama ısıtıldığında genleşmeyip büzülebilir. Bu olasılık, kurulan hipotezin yanlışlanabilir olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak bu işlem dedüktiftir (Yıldırım, 2013: 71-74; Reichenbach, 1993: 156).

Sonuç hipotetik-dedüktif model, her iki akıl yürütmeyi (indüktif ve dedüktif) içeren ve birbirinden beslenen bir yöntemdir. Her iki akıl yürütme salt anlamda kullanıldığında kendi iç dinamiklerine dayalı defoları söz konusudur. Ancak her iki akıl yürütme de birlikte kullanıldığında, her iki akıl yürütmenin de defoları birbirini tamamlamakta ve sağlıklı bir yöntem oluşturmaktadır.

DİYALEKTİK

Diyalektik, düşüncenin ve gerçekliğin bir tezle antitezden, söz konusu iki karşıtın bir sentezine varmak suretiyle gelişmesini gösteren varlık ve düşünce yasası olarak ortaya çıkar (Cevizci, 2005: 509).

Diyalektiğin temel özelliklerinden birisi, tez ve antiteze sahip olmasıdır. Tez ve antitez, birbirine göre karşıt veya çelişik durumda bulunabilir. Diyalektik düşünüşün diğer bir temel özelliği, tez ve antitezden hareketle ulaşılabilecek bir yargının yani bir sentezin bulunmasıdır (Ural, 2013: 2). Dolayısıyla bu düşünce biçimi tümdengelimden farklıdır.

Bazı düşünürler karşıtlık veya çelişkinin düşünce planında, bazıları dış-dünyada (tabiatta ve toplumda), ‘bazıları da hem düğünce hem de dış-dünyada bulunduğunu kabul ederek diyalektik düşünceyi tanımlamaya veya bir temel aramaya çalışmışlardır (Ural, 2013: 2).  Düşünce alanında ele alınan diyalektik, George W. F. Hegel’i; dış dünya dediğimiz maddi alandaki diyalektik ise bizlere Karl Marx ve Friedrich Engels’i anımsatır.

Hegel’in diyalektik yöntemine göre, biz işe soyut ve tümel bir kavramla başlarız (tez); bu kavram bir çelişkiye yol açar (antitez); birbirlerine çelişik olan bu iki fikir, ilk iki kavramın bir birliğini ifade eden üçüncü bir kavramda uzlaşır (sentez). Bu anlamda Hegel için diyalektik düşünce zihinde işleyen bir süreçtir. Zihinsel veya bilinçsel alan dediğimiz mekânda “kavramlar” özelinde gerçekleşen bir süreçtir.

Materyalist gelenek, diyalektiği dış-maddi dünya alanında formüle etmiştir. Engels’e göre diyalektik, ‘‘doğanın, insan toplumunun ve düşüncenin genel hareket ve gelişme yasaları biliminden başka bir şey değildir.’’ (Engels, 1977: 240).

Marx’ın diyalektik anlayışı ise, bir ‘‘toplumsal değişme’’ görüşüdür. Marx’ta diyalektik, Engels’ten farklı olarak çözümlemelerinde kullandığı bir görüş değil, çözümlemeleri neticesinde ortaya koyduğu bir görüştür (Kuçuradi, 1997: 128, aktaran Erdem, 2005: 30-31; Marshall, 2005). Diğer bir ifadeyle Marx’ın formüle ettiği diyalektik, Marx’ın kapitalizm analizi sonucunda elle ettiği bir düşüncedir. Marx için toplumsal değişmenin dinamiği olan sınıflar arası çatışma bu diyalektik anlayışa düşünceye tekabül eder. Engels için diyalektik ise, bir araçtır ve maddi olan dünyayı anlamak için kullanılabilir.

Karl Popper’e göre ise diyalektik, bir şeyin, diyalektik üçleme [sav, karşı sav ve bireşim] denilen bir yolla gelişmesidir. İlkin bir düşünce-kuram vardır, buna “sav” denir. Böyle bir sav karşıtlık doğurur, karşı düşünce veya hareket ise “karşı sav” olarak adlandırılır ve sav’a karşı yönelmiştir. Çatışma bir çözüme varıncaya kadar sürer, bu çözüm bir anlamda, her birinin değerini tanıyarak ve ikisinin de doğru yanlarını koruyup sınırlılıklarından kaçınarak savın da, karşı savın da ötesine gider. Böylece üçüncü bir adım olan “bireşim” meydana gelir (Popper, 1990: 116). Bir kere erişilince karşıtlık yeniden ortaya çıkacaktır, bu şekilde diyalektik durum tekrar tekrar ilerler.

SONUÇ

Bir veya birkaç önermeden yeni bir önerme çıkarmak için zihnin işleyişine akıl yürütme denir (Topçu, 2006: 21). Akıl yürütme, en az iki düşünce arasında, bu düşüncelerden birini öbürünün kanıtlayanı olarak ele alıp buradan bir sonuca ulaşmaktır. Bir başka deyişle, akıl yürütme, kanıtlama, ispat dediğimiz bir düşünme işlemidir (Özlem, 2004: 30). Başlıca akıl yürütme işlemleri arasında tümevarım, tümdengelim, analoji, hipotetik-dedüktif ve son olarak ise diyalektik vardır. Bu akıl yürütme işlemleri dünyayı ve toplumları daha iyi anlamamız açısından önemli akıl yürütme türleri arasındadır.

Tümevarım, tikelden tümele giden akıl yürütmedir. Tikel önermelerin deney ve gözleme tabi tutularak tümele, genel yargılara ulaşma işlemidir. Fakat kesinlik yerine ihtimaller üzerinde durulur. Aynı analoji gibi tümevarımda kesinlik yerine ihtimal, şimdi geçerli olan, yanlışlanabilirlik üzerinde durulur. Çünkü olayları deney ve gözleme tabi tutmak mümkün değildir. Dünyanın her yerinde ve her zamanında yapılması gerekli olduğu için bu iki akıl yürütme işleminin kesinliği yoktur. Her zaman yanlışlanabilme ihtimali her zaman vardır. Tümdengelim ise tümevarımın tam tersi konumdadır.   

Dedüktif akıl yürütme, çoğunlukla tümelden tikelin bilgisine ulaşmak için kullanılan bir zihinsel süreçtir. Her iki akıl yürütme biçiminde var olan defolar, hipotetik-dedüktif model içerisinde minimize edilmeye çalışılmıştır. Bu anlamda her iki akıl yürütmenin de kullanıldığı hipotetik-dedüktif model, daima deney, gözlem ve sınama mekanizmasına dayanır. Bu anlamda her iki zihinsel süreç daha kullanışlı hale gelmiştir. Diyalektik, özünde maddi veya ideal alandaki çatışmalara dayanır. Her iki düzlemde de çatışan, yani çelişen fikir ve olgular; yeni bir mefhumun doğmasına sebebiyet verir.

Sonuç olarak akıl yürütme işlemleri bilimsel bilgi sürecinde (bilginin geçerliliğini belirleme açısından) son derece önemli bir konumdadır.

KAYNAKÇA

  • ANLI, Ö. F. (2011). “Aristoteles ve Yöntem: Tümevarım ve Tümdengelim”, Bilim ve Ütopya, Sayı 208, Ekim 2011, İstanbul, s.63-69.
  • ARSLAN, D. A. (2019). Bilim ve yöntem. Mersin: Mersin Akademi Yayınları.
  • ARSLAN, D. A., ÇAĞLAR, A., vd. (2017). Sosyal bilimlerde araştırma yöntem ve teknikleri. Çanakkale: Paradigma Akademi Yayınları.
  • ARSLAN, D. A. (2012). Sosyoloji ve yöntem yazıları. Ankara: Kalkan Matbaacılık.
  • CEVİZCİ, A. (2009). Felsefe tarihi, 1.Baskı. İstanbul: Say Yayıncılık.
  • CEVİZCİ, A. (2005). Felsefe Sözlüğü. İstanbul: Paradigma Yayınları.
  • ÇELİK, S. (2015). Yeniçağda bilgi felsefesi. İstanbul: Doruk Yayınları.
  • DESCARTES, R.(1997). Aklın İdaresi İçin Kurallar, 1.Baskı, Milli Eğitim Basımevi.
  • ENGELS, F. (1977). Anti-Dühring, (Çev: Kenan Somer). Ankara: Sol Yayınları.
  • ERDEM, H. H. (2005). Marx Felsefesinin temel kavramları ve tarihsel-diyalektik materyalizm. Kaygı. Sayı: 4.
  • KANT, J. (1993). Arı usun eleştirisi. Çeviren: Aziz Yardımlı. İstanbul: İdea Yayınevi.
  • KUÇURADİ, İ. (1997). ‘‘Çeşitli Diyalektik Kavramları: Metot ve Görüş’’, Çağın Olayları Arasında. Ankara: Ayraç Yayınevi.
  • MARSHALL, G. (2005). Sosyoloji Sözlüğü (Çev: Osman Akınhay-Derya Kömürcü). Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları.
  • ÖNER, N. (1986). Klasik mantık. Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi.
  • ÖZER, M. (2017). “Başlıca Akıl Yürütme Türleri.” Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntem ve Teknikleri. ed. Durmuş Ali Arslan. 87-104. Ankara: Paradigma Akademi Yayınları.
  • ÖZLEM, D. (2004). Mantık: Klasik/Sembolik mantık, mantık felsefesi. İstanbul: İnkılâp Yayınevi.
  • POPPER, K. (1990). “Diyalektik Nedir?” Karl Popper’in Bilim Felsefesi ve Siyaset Kuramı, Bryan Magee, (Çev: Mete Tunçay). İstanbul: Remzi Kitabevi.
  • REİCHENBACH, H. (1993). Bilimsel felsefenin doğuşu. Çeviren: Cemal Yıldırım. İkinci Basım. İstanbul: Remzi Kitabevi.
  • TAĞMAN, S. E. (2018). Bilimsel açıklamanın felsefi temelleri bağlamında Aristoteles’in dört neden kuramı. Dört Öge, 13, 85-106. http://www.nobelyayin.com/dortoge.
  • TAŞDELEN, İ. (2013). Sembolik mantık. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi, Açık Öğretim Fakültesi Yayınları.
  • TOPÇU, N. (2006). Mantık. İstanbul: Dergâh Yayınları.
  • URAL, Ş. (1991). Diyalektik düşünce ve mantık. Felsefe Arkivi. Cilt: 0, Sayı: 28
  • ÜLKEN, H. Z. (2008). Felsefeye giriş: Doğa bilimleri, felsefe ve metodolojisi. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
  • YILDIRIM, C. (2013). Bilim felsefesi. On Yedinci Basım. İstanbul: Remzi Kitabevi.

Bu yayının hazırlanmasında emeği olan rahmetli hocamız D. Ali ARSLAN’a öğrencileri olarak teşekkür ederiz. Aynı zamanda yayının içeriğinde emeği olan N. Doğukan ALTIPARMAK’a da teşekkür ederim. 

Önerilen Yazı
Sosyolojik Araştırma Türleri
Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba ben Mustafa, Mersin Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans öğrencisiyim. Dolayısıyla bu süreçte yazdığım yazılarımı, sizinle de paylaşmak için burdayım.

Yorum yap