1. Ana Sayfa
  2. Akademik Çalışmalar
  3. Kamusal Alanda Özeli Aramak: Hapishane

Kamusal Alanda Özeli Aramak: Hapishane

kamusal alanda ozeli aramak hapishane
1

ÖZET

Kamusal alanı anlamak ona farklı noktalardan bakabilmeyi gerektirmektedir. Kamusal alan kendisini elbette özel alan düşüncesiyle var etmektedir ve bir noktada birbirlerini oluşturup tamamlamaktadırlar. Özel alan bireylerin mahremiyetlerini yaşattıkları alan iken kamusal alan toplumu oluşturan tüm bireyleri içine almakta ve onlara fikir, düşünce, hareket hakkı tanımaktadır. Böylelikle kamusal alan, kendisini her anlamda ifade edebilme yetisini bireylere vermiş olmaktadır. Ancak bu noktada iktidar söylemi gün yüzüne çıkmakta, kamusal ve özel alana koyduğu sınırlandırmalarla iktidar kendisini var etmektedir. Hapishane, iktidarın kendi ideolojileriyle var olmasını sağlayan kurum olması sebebiyle önem taşımakta ayrıca mekân olarak ele alındığında ise içerisinde hem kamusalı hem özeli barındırmaktadır. Tamamen bir kamusal alanı işaret ettiğinde hapishane, içerisinde bulunan bireyleri dışarıdaki kamusal alanda olduğu gibi belli ideoloji ve iktidar söylemleriyle çevrelemektedir. Ancak buradaki bireyler kamusal haklarının farkında olarak karşı çıkışı ve direnişi, konuşmayı ve söz söyleme hakkını kullanmaktadırlar. Mekân olarak bakıldığında ise hapishaneyi içinde barındırdığı bölümlerle düşünmek gerekmektedir. Böylece hem kamusal alanları hem özel alanları bulunmaktadır. Hapishane de özel alanları anlamak ta insanı insan olarak ele almaktan, duygularını, paylaşımlarını yok saymamaktan geçmektedir. Çünkü insan, sınırları her zaman bir iktidar ya da kendisini idare eden tarafından çizilemeyecek kadar karmaşık bir varlıktır.

Anahtar Kelimeler: Kamusal Alan, Özel Alan, Habitus


 GİRİŞ

Kamusal alan 17 ve 18. Yüzyıllardan beri dünya genelinde tartışılagelmiş, nerenin kamusal alana nerenin özel alana tekabül edeceği üzerinde derin tartışmalar yapılmıştır. Burada özel alan bireylerin hane içi yaşamlarına tekabül ederken kamusal alan ise özelin dışında ve hane yaşamından bağımsız olarak toplumdaki tüm bireylerin eşit katılım sağlayabileceği bir alana tekabül etmektedir. Yapılan bu ayrımın eksik yönlerinin olup olamayacağı da kamusal ve özel alan çalışmalarını gerçekleştirenler tarafından konuşulmuştur. Burada önemli olan nokta kapitalistleşme süreçleriyle birlikte bu alanların çizgilerinin ne kadar kesin olduğu ya da ne kadar griftleştiğinin ayırdına varabilmek ve bu ayrımı gerçekleştirirken belli ideolojilerin ve iktidar ilişkilerinin bu noktada ne kadar etkin rol oynadığını kavrayabilmektir. Kamusal alan bireylerin toplumsal alanda sorunlarını, fikir ve düşüncelerini konuşma ortamı aracılığıyla ortaya koyduğu kurumsallaşmış bir söylemsel etkileşim alanını işaret etmektedir (Fraser, 2015, s. 104). Özel bireyler arasındaki kamusal konuşma ortamı aynı zamanda bir iktidar oluşumunu ve etkisini de içinde barındırmaktadır. Çünkü önceleri kamusal alanı iktidar kendi bünyesinde bulundurmakta yani temsili kamusal alan bir yöneticinin somut varlığına bağlı olmaktaydı. Sonrasında ise kamusal alan iktidar ya da yöneticiden bağımsızlaşarak özel bireylerin alanına ya da yetki uyarınca düzenlenmiş kurumlara işaret eder hale gelmiştir (Habermas, 2015, s. 97-98)

Devletin ideolojik aygıtı olarak bakıldığında hapishaneler kamusal alan olarak görülebilmektedir. Ancak bu çalışmada hapishanelere hem devletin ideolojik aygıtı olması sebebiyle kamusal alan olarak yaklaşılacak hem de hapishaneler mekân olarak ele alınıp bu mekânın içinde özel alanı ve kamusal alanı anlamaya çalışılacaktır. Bu minvalde iktidar oluşumunun da hapishane sınırlandırmasında özel alanda ve kamusal alanda ne kadar etkin olduğu, ideolojilerin bu alanları şekillendirmekte etkisinin ne olduğu ele alınacaktır.

Bu çalışmada kaynak tarama yöntemi kullanılarak teorik bilgilerden yararlanılmıştır.

KAMUSAL ALAN VE ÖZEL ALAN KAVRAMLARINI ANLAMAK 

Habermas’a göre burjuvazinin oluşumundan sonra toplumsal taleplerin dile getirilebilmesi için burjuva kamusal alanı oluşmuştur. 17. ve 18. yüzyıllarda, Fransa’da salonlar, İngiltere’de kahvehaneler ve Almanya’da okuma odaları kamusal alanın ilk görüldüğü kurumlardır. Ancak bu kurumlar daha sonra çeşitlenmiş ve farklılaşmıştır. Vurgulanan nokta ise bu kurumların tüm katılımcıların düşüncelerini eşit bir şekilde dile getirebileceği yerler olmasıdır. Toplumsal yaşamın demokratikleşmesini sağlayan kamusal alan, öncelikle burjuvazinin ve sonrasında toplumun diğer kesimlerinin feodal mutlakiyetçi yönetimlerden özgürleşmesini sağlamıştır. Habermas, kamusal alanı, devletin alanı ile ekonominin özel alanı arasında bir “ara alan” olarak tasarlamıştır. Bu alan bireylerin rasyonel tartışmalar yaparak sorunlarına çözümler aradıkları, tartışmalar yaptıkları ve çözümler ürettikleri alandır (Habermas 1997;119-120’dan akt:  Çetin, 2006). Bu noktada habermas’a göre kamusal alan fikri toplumu oluşturan bireylerin ortak yarara dayanan meseleleri tartışmak üzere toplandıkları bir özel kişiler gövdesidir (Fraser, 2015, s. 106). 

Arendt’a göre ise kamusal alan, yurttaşlardan oluşmuş bir alandır ve dolayısıyla kamusal alan dışındaki tüm etkinlikler ve kişiler özel alanda yer almaktadır. Kamusal alan sadece yurttaşların yer aldığı bir alana tekabül etmektedir. Kamusal alan özgürlüğün ve eşitliğin alanıdır. Özel alan ise zorunluluk ve eşitsizlilerin alanıdır ve ekonomi, kadınlar, köleler özel alanın yani hanenin içindedirler. Ancak sonrasında ekonomi özel alandan kamusal alana taşındığı için kamusalın sınırları değişime uğramıştır. Kamusal alan ve özel alan ayrımı bulanıklaşmıştır. Arendt’da kamusal alan konuşmanın ve eylemin sergilediği bir sahne olmaktadır (Çetin, 2006, s. 10-13). 

Negt ve Kluge’a göre ise burjuva kamusallığının dışında kamusallıklar vardır ve bu kamusallıkların kendi ürünlerine sahip çıkması ve kendi ürünleri arasında ilişkisellikler geliştirmesi gerekmektedir. Kamusal alan, içi tecrübeyle doldurabildiğinde kamusal alan olabilmektedir. Kamusal alan, bireylerin kendisini, kamusal alanda örgütlediği zaman bir kullanım değerine sahiptir (Negt ve Kluge, 1993’dan akt: Çetin, 2006, s. 27-31). 

Kamusal alan bireylerin etkileşim içerisinde oldukları bir alan olduğu için mekanla da var olan bir alandır. Eğer bir mekanda kişi birbirleriyle iletişim ve etkileşim halinde ise o mekan kamusal özellikler taşımaktadır. Kamusal alan olarak var olan mekanlar aynı zamanda bir yönetici ya da iktidarın da ilgi alanına girmekte ve belli ideolojiler çerçevesinde şekillenmektedir.

KAMUSAL ALAN OLARAK HAPİSHANE

Ortaya çıkışı ekseninde düşünüldüğünde kamusal alan toplumu oluşturan bireylerin biricik kendilikleriyle var olabilecekleri bir alanı anlatmaktadır. Bu alanda bireyler dile getirmek istedikleri ne varsa düşünce veya sorun farketmeksizin ortaya koyabilmektedir. Ancak ilk ortaya çıkışından günümüze kadar kamusal alan tartışmaları süregelmiştir ve ideal kamusal alan fikri iktidar güçleri ve ideolojileri ekseninde yeniden şekillenmiştir. Bu minvalde olması gereken kamusal alanın gerçek dünyadan ötede orada bir yerde olup olmadığı düşüncesi akla gelmektedir. Hapishane bir kamusal alan olarak ele alındığında iktidar oluşumunun en iyi örneğini de bünyesinde barındırmaktadır. 

Althusser hapishane kurumunu devletin ideolojik aygıtları olarak nitelediği kurumların içine almış ve hapishanelerin de egemen ideolojiye hizmet ettiğini belirtmiştir. Devletin aygıtlarını ikiye ayıran Althusser devletin ideolojik aygıtlarının yanında baskı aygıtlarının olduğunu belirtmektedir. Ordu, polis, hükümet gibi baskı aygıtları tümüyle kamusal alanda bulunurken, devletin ideolojik aygıtları özel alanda da bulunabilmektedir. Ancak özel alanda ya da kamusal alanda olmaları farketmeksizin hem baskı hemde ideolojileri kullanarak işlemektedirler. Bu noktada devleti yöneten ve iktidarı elinde tutan sınıf devletin hem baskı aygıtlarına hem de ideolojik aygıtlarına sahip olmaktadır (Güngör, 2001, s. 221-229). Kamusal alan olan hapishanede kendi olarak var olmaya çalışan bireye rağmen iktidar kendi söylemini bir şekilde dayatmaktadır. 

Goffman hapishaneleri total kurum olarak ele almakta ve hapishanelerin toplumu kasıtlı tehlikelere karşı korumak için organize edildiğini belirtmektedir. Yine goffman’a göre toplumda insanlar diğerleriyle birlikte pek çok ortak eylemi gerçekleştirmekte ve pek çok gruba katılmaktadır. Bir total kurumda her şey diğerleriyle birlikte bir düzen içerisinde ve bir otoritenin çervevesi etrafında gerçekleştirilmektedir. Burada hapishanelere bakıldığında otorite sahibi yani idare edenlerle ve otoritenin karşısında yer alan idare edilenler arasında farkılılaşma söz konusu olmaktadır (M.Poloma, 2011, s. 218-219). Fakat bu farklılaşma ne kadar derin olursa olsun hapishane bir kamusal alan olarak ele alındığında bireylerin burada ıslah edilmelerinin yanında bu alanın onlara söz söyleme hakkını vermesi gerektiği gerçeği yok sayılmamalıdır. İktidar hapishane içeisinde kendi ideolojisini bir şekilde dayatırken ve oradaki bireyi kendi kimliğinin dışında yeni bir kimlik edinimine zorlarken bireyde kamusal haklarının bilincinde davranışlar sergilemeye uğraşmakta, elinde olan ancak kullanması belli ideolojiler çerçevesinde sınırlandırılan haklarının peşinde koşmaktadır. 

Hapishanede iktidar pratiklerini anlama açısından Foucault önemli görülmektedir. 18 ve 19. Yüzyıllarda hapishane cezalandırma biçimlerini tüm boyutlarıyla gözler önüne sermiştir ve iktidarın tüm yönleriyle, açık seçik görülebileceği bir kurumdur. Ayrıca hapishane iktidarın, bireylerin bedenleri üzerinde gözetim yoluyla denetim kurduğu mekan olarak ta önem taşımaktadır. İktidar hapishanede bireylerin normlar tarafından düzenlenmesini amaç edinmektedir (Foucault,2006’dan akt: Gücüyener, 2011, s. 25). Bu bakımdan hapishaneler kamusal alan olarak ele alınsa bile iktidarın güç mücadelesi alanı olmaktadır. ilk oluşum mantığını aşan ve ondan farklılaşan kamusal alan fikri bir iktidar ekseninde biçimlendiği için artık kamusala takabül eden hapishanlerde de insanlar kendi benlikleriyle söz söyleme yetisinden uzaklaştırılmakta ve söyledikleri sözlerde iktidarın sınırlarını belirlediği ve kendi iktidarlığını güçlendirecek şekilde oluşturulmaktadır. Bireyin kendi fikirleriyle var olacağı ve kendi bilgi kodlarını sergileyeceği alan olarak kamusal alan iktidarın egemenliğini genişletme çabasından da payını almıştır. Şöyle ki toplum içerisinde schutz’un (Schutz, 2015, s. 233) da belirttiği gibi kendi bilgi ve bilinç kodlarıyla var olan birey hapishane içerisinde de bu bilgi stoklarıyla var olmaya çabalamaktadır. Ancak iktidar karşısında bu bilgi stoklarını sergileyebilmek güçleşmekte ve aynı zamanda iktidar da kendi yeni bilgi stokları oluşturma yoluna gitmektedir. Kendi söylemleriyle bu alanda var olan iktidar kamusal alanın kültürünü yeniden şekillendirmektedir. Foucault’un da temelde demek istediği gibi bazı şeylerin söylenmesinin temelini ve nelerin söylenebileceğinin koşullarını çizen varolan iktidar düzenlemeleridir(Foucault,2006’dan akt: Hülür, 2009, s. 122). Hapishanede belli sebeplerle var olan ve topluma kazandırılmaya, ıslah edilmeye çalışılan nüfuslar dışarıdaki kamusal alan da yapmış oldukları hatanın bedelini öderken içeride de bir kamusal alan kültürünü kazanmaktadırlar. İktidarın kamusal alanda insana bir kimlik edindirme isteği ve uğraşı, kamusal alanda kendisi olarak ve kendi düşünceleriyle var olması gereken insanı yeni bir habitus oluşturmaya itmektedir. Bu habitusun temelini ise belli ideolojik düşünceler ve iktidar eylemleri oluşturmaktadır. Kimlik yaratma, roller biçme ve bunlara dayalı bir habitus oluşturma açısından hapishaneler kendilerine has bir mücadelenin sürdüğü alandır. Mücadele kendi alanını var etmeye çalışan mahpuslarla salt somut olmayıp her şekilde kendini belli eden iktidar arasında olmaktadır. idare edenlerin amacı suçlu konumundaki bireye yeni bir kimlik vererek onu topluma kazandırmaktır. Ancak bu kimlik iktidarın veya idare edenin kendi biçtiği kimlik olduğu için bireyin haklı direnişiyle karşılaşmaktadır. Çünkü insanın habitusunu değiştirmek, ona bir kimlik kazandırmak ya da olan kimliği şekillendirmek somut bir şeyi alıp yerine başka bir şey koymak kadar kolay olmamaktadır. Dolayısıyla kamusal alan içerisinde faillerin faillikleri ne oranda yok sayabilir?

Kamusal alan olarak ele alındığında hapishaneler özel alanları bireyler için yasaklamaktadır. Tutuklu ya da mahkumların yaşamları onların rızası olmadan örülen duvarların arasında kısıtlanmaya dayalı bir şekilde düzenlenmekedir (Eren, 2012, s. 21). Kamusal alan faillerin etkinliğini artırma yolu ve edimlerini gerçekleştirme alanı iken hapishanelerde bunların önü iktidar pratikleri ile kesilmektedir. Bu da kamusal alanın temel argümanına ters düşmektedir. Kamusal alan insanın benliği  ve bulunduğu mekan arasında da belirli bir ayrıma sebep olmaktadır. Benlik özel alanda kendisini en açık şekilde ortaya koyabilmekte ve bu noktada da mahremiyet düşüncesi akla gelmektedir. Çünkü mahremiyet bireylerin, devletin ve diğer kişilerin müdahalesi olmaksızın hareket edebileceği, yaşamsal edimlerini sürdürebileceği bir alanın içinde hayat bulmaktadır (İsmayılov & Sunal, 2018, s. 28). Hapishane kamusallığı içerisinde mahkum kendi benliğiyle yani içsel alanıyla dışsal alanın arasında kalmaktadır. Her yerde kendisini belli eden iktidarı da göz önüne aldığımızda aslında hapishane ne tam bir kamusal alan olabilmekte ne de insana mahremi yaşatacak özel alanını sunabilmektedir. Gözetenin yani sınırsız iktidarını yaşatanların gözetilenlerin mahremiyetini ihlal ettiği görülmektedir. Bu da Uğurlu(2011, s. 252)’ya göre kamusal alanı mahremiyetin ifşa edildiği alana dönüştürmüş ve kamusal alan ile özel alanın sınırlarını bulanıklaştırmıştır. Kamusal alan olarak gördüğümüz hapishanenin içerisinde birey mahrem ve güvenli hissettiği bir özel alanı bulamadığında asıl sorun ortaya çıkacaktır. Çünkü bu bireyi savunmasız halde bırakmaktan başka bir şey olmayacaktır. Birey kamusal alanda ihtiyaç duyduğu kendisini dış dünyadan koruma duygusunu taşımaktan yorulduğunda onu bir yerde bırakıp, soluklanmak isteyecektir. Bunun yolu bireyi özel alandan koparmaktan çok özel ve kamusal alanlarda varlığına saygı duymaktan, hareketini kısıtlamamaktan geçmektedir. Aslında insana kendisi olarak var olma hakkını tanıyan kamusal alan bireyi mekana kaparatak bir noktada onu kendi benliğine de kapanmaya zorlamakta ve bunu da iktidarın hegemonyasıyla pekiştirilmektedir. Ve unutulmamalıdır ki insan mahremi üretebilme potansiyelini de içinde barındırmaktadır.  

Kamusal alanın belli ideolojiler çerçevesinde düzenlendiğinden ve bu ideolojilerin oluşumunda iktidarın etkisinin küçümsenemeyecek düzeyde olduğundan yukarıda bahsedilmiştir. Kamusal alan gerçekten ideolojiler üzerine kuruluysa ve Althusser (Althusser, 1994’ten akt: Güngör, 2001, s. 227)’e göre ideolojiler bireyi özne olarak çağırmakta ise kamusal alanda bireylerin ne kadar özne olarak var olabildikleri de tartışmanın alanına dahil edilmelidir.

MEKAN OLARAK HAPİSHANEDE KAMUSAL ALANI VE ÖZEL ALANI ANLAMAK 

 Mekan olarak ele alındığında hapishane içerisinde hem kamusalı hem de özeli barındırmaktadır. Bu bakımdan çalışmanın başında hapishane kamusal alan olarak ele alınıp iktidarın bireye etkileri tartışılmıştır. Bu bölümde ise hapishane mekan olarak ele alınacak ve mekanın içinde kamusal alan ve özel alanın kendilerini var etme şekilleri ile iktidarın bu noktalardaki önemi üzerinde durulacaktır. 

Her birey ister kamusal alanda ister özel alanda olsun kendi habitusunu bir şekilde oluşturmaktadır. Bu noktada hapishane de bünyesinde bulunan insanlara belli bilgi stoklarını kabul ettirerek onlara yeni roller vermekte ve bir anlamda insanların habituslarını şekillendirerek onları yeni bir kimlik yaratımı sürecine sokmaktadır. İdare edenlerin, yönetenlerin ya da mahkumları gözetenlerin amacı insanları sahip oldukları kimliklerinden soyutlayarak, kendi oluşturdukları kimliklerle biçimlendirmektir. Burada kendisi olarak var olmak isteyen bireyin direnişi aslında tam da kamusal alanın verdiği hakkı kullanmak demektir. Mahkumun kendisine dayatılmasını reddettiği, direndiği, sesini çıkardığı belki protesto ettiği şey onu hapishanede kamusal alanın merkezine taşımaktadır. Bu bağlamda mekan olarak ele aldığımız hapishanenin kamusal alanları mahkumların ortak bir şeyler yapabildiği bahçe, havalandırma, yemekhane gibi yerlere tekabul etmektedir. Dışarıdaki kamusallığın dışında içeride küçük bir mekana sıkışmış kamusallıkları anlamak da bu noktada önem kazanmaktadır. 

Hapishanelerde kamusallığın durumunu en iyi şiddet ifade etmektedir ve aslında mekana kapatılmanın kendisi insanı en tahrip edici şiddettir. Çünkü dışarıda kamusal alanlarla kaplı aynı zamanda da özel alanında yaşamını sürdüren birey bir anda yaşamından, alışkanlıklarından, hedeflerinden ve kimliğinden alıkonularak dört duvar arasına sıkıştırılmaktadır (Selek, 2015, s. 750). Bu yeni birlikteliklerin, bilgi stoklarının, hayat tarzının oluşturulmasını da beraberinde getirmektedir. Dönüşümü sağlamamak aslında iktidarın bireyleri ‘kendi içine kapanmaya zorlamak’ düşüncesine hizmet etmek anlamına gelmektedir. İktidara karşı direniş ve birey olarak var olabilme çabası Selek’ (2015, s.750-751)’e göre dayanışma ile olabilmektedir ve en önemli kamusal eylem konuşmadır. Konuşma hapishanede özel alan ile kamusal alanı ayıran önemli bir eylemdir. Kamusala tekabul eden dışsal alanda konuşma ne ifade ediyorsa hapishanede de fazlasıyla üzerine düşeni yapmakta ve mekanda kamusalı oluşturmaya yardımcı olmaktadır. Çünkü iktidar karşısında birey istediklerini konuşma yoluyla anlatmakta, mekana alışma sürecini de bu yolla kurmaktadır. Ceza İnfaz Kurumu Yönetimi El Kitabı (2011)’nda mahkumların hapishane içerisinde ki hareketsizlikleri ve buna bağlı oluşan sorunlar onlara sohbet hakkının verilmesiyle giderilmeye çalışılmıştır. Bu mahkumun odasının dışında zaman geçirmesi anlamına gelmekte ve özel alan olarak ele alınabilecek odalardan ya da hücrelerden kamusala açılmayı simgelemektedir. Mahkum belkide dışarıdayken gerçekleştirememiş olduğu toplumsal sözleşmeyi dört duvar arasında ve yine yabancılarla oluşturmayı seçecektir. Toplumsal anlamda hedefleri olan insanın iktidar tarafından etkisizleştirilmesi ve kamusal gücünün elinden alınması onu ölüden farksız kılmaktır (Selek, 2015, s. 752). Hapishanenin kamusal alanında insan diğerleriyle var olabilmeyi, sohbet etmeyi, kendi fikriyle uyuşmayana eleştiri getirebilmeyi, işbölümü ve dayanışma içinde yaşamayı yani kamusal alanın toplumu oluşturan her bireye sağladıklarını elde etme hakkına sahiptir. 

Bireyler tüm hayatlarını rasyonel çerçevede, belli ideolojiler altında, denetim ve gözetim ekseninde ya da bir karşı çıkış haliyle devam ettirmemektedirler. Yabancılarla beraber var olma herkese ‘yabancı’ olma anlamına da gelmemektedir. Çünkü insan duygusal anlamda da pek çok şeyi karşısındakilerle paylaşmaktadır. İşte burada hapishanede kamusala yamalanan bir özel alanı görmek ve anlamak mümkün olmaktadır. 

Renksizleşen rasyonel toplumda insan gayri şahsi, yararsız ve anlamsız görülen tüm davranışlardan uzak; güven, samimiyet ve duygusal yakınlık içeren ilişki biçimlerine ihtiyaç duymaktadır. Bu ilişki biçimleri bireylerin özel alanlarıyla sınırlandırılmıştır. Bu bağlamda hapishaneler mekan olarak ele alındıklarında toplumsal yaşam bölgesi olmalarına karşın özel alanı da barındırmakta ve bu durum aile ve arkadaşlık ortamınıda sunmaktadır (Özyurt, 2007, s. 118). Kamusal alanın bir noktada farklılıklarla var edip bir noktada ise yabancılaştırdığı düşünüldüğünde hapishane bu yabancıların ve farklılıkların içinde ortak noktayı bulan ve bu alanda özel alanı da kuran insanların dünyasıdır. Bu bağlamda mahremiyet ne kadar özel alana ait görülse de mekan olarak hapishane tamamen bir kamusal alana tekabül etmemekte insanlar burada mahremiyet düşüncesini de yaşatmaktadır. Çünkü birey olarak var olan, duygu ve hissiyatlarından bağımsız düşünemeyeceğimiz insanın, yakın ve sıcak ilişkiler kurmadan yaşam sürme fikri çok rasyonel olacaktır. 

Hapishanelerde bahçe, havalandırma, yemekhane gibi yerler kamusal alanı işaret ederken, hücre, koğuş yada yatakhaneler daha çok özel alanı işaret etmektedir. İktidar kendi gücünü bu mekanın içine ne oranda yaymış olursa olsun insanlar bireysel zamanlarını da yaşamakta, samimi ilişkiler kurmakta, oluşturdukları duygusal bağlar sayesinde özel alanı da oluşturarak bu alanda var olmaktadırlar. İnsanları sararak yükselen duvarların içerisinde elbette ki sürekli bir karşı geliş, direniş ve fikir mücadelesi sürmemektedir. O duvarlar aynı zamanda nice paylaşımlara kucak açmaktadır. Duygusal bağlar temelinde gülüşlerle, ağlayışlarla, şakalarla, sürprizlerle çevrelenmiş de bir alan olmaktadır hapishaneler. Mahkumun sosyal, psikolojik, kültürel, siyasal vb. düşünce biçimini değiştirme amacı taşıyan iktidar karşısında direnişini yaşatan (Selek, 2015, s. 754) ve bunu kamusal iletişim süreciyle yürüten örgütlü bireyler (Habermas, 2015, s. 101) olduklarında ise mahkumlar, hapishanenin özel alanından kamusal alanına geçişi gerçekleştirmektedirler. Böylelikle iktidar ne kadar belli ideolojiler sayesinde özel alanları bireyler için yasak hale getirmeye çalışsa da kamusal alana içkin bir özel alanında oluşturulabildiği görülmektedir.  

Bu nokta da hapishane de kendi özel alanını arayan mahkum çeşitli iktidar edimleri karşısında kendi direnişini yaşatmaktadır. Bu direnişi haklı veya haksız olarak ele almaktan çok, direnişin kamusal alan olarak olarak ele alındığında hapishane içinde ne kadar özel alanı aramaya yönelik olduğunu anlamaktır. Yaşanılan çağ bireylere kendileri olma fırsatı vermiyorsa, bütün hareket ve fikirler belli bir iktidar tarafından belirli bir ideolojiyle çevreleniyorsa ve kamusal alanda buna uygun davranan bireyler görülmek isteniyorsa; o halde bireyler bu keşmekeşe özel alana tekabul eden şeyleri katabilir mi? Çünkü artık özel alan çok sınırlı, ancak özel alan az ya da çok her yerde!

SONUÇ 

Kamusal alan kavramı ile özel alan kavramı günümüzde birbiri içine geçmiş ve sınırları bulanıklaşmıştır. Bu bakımdan hapishane çerçevesinde ele alınan kavramlar çok boyutlu anlaşılmaya çalışılmıştır. İktidar söylemi ve gözetim sayesinde  kamusal alan ve özel alan denetim altına alınmakta toplumun tümü belli ideolojik temeller üzerine sınırlandırılmaktadır. Hapishaneler toplumda yaşanılan karmaşanın mikro örneği olarak görülebilmektedir. Bireylerin toplumsal haklarını saklı tutan kamusal alan onlara hem kendileri gibi olma hakkını tanırken hemde çoğu nokta da bu haklarını kontrol altında tutmaktadır. Bireyler kamusallıklarını sınırlı yaşarken özel alanlarına da el uzatan denetleyiciler sayesinde ne özgür ne de kapanı kısılı şekilde yaşamlarını devam ettirmektedirler. Aynı süreç hapishane içerisinde de izlemektedir. Belli alanlarla ve yükselen duvarlarla sınırlandırılmış, ıslah edilmesi amaçlanan mahkum burada hem kamusalı yaşatmakta hemde özel alanını oluşturmaktadır. Çünkü insan için hayat hep karşı çıkışla yürümemektedir. Direncin karşısından hep bir sakinlik ve durgunluk olmaktadır. Mahpuslar kamusallığı en iyi sohbet ortamı, dayanışma ve işbirliği ile kurmakta, bu sayede duvarları aşma uğraşına girmektedirler. Ama bu zaman dilimi onlara aile bağlarını, dostlık ve arkadaşlık ilişkilerini de sunmaktadır. Bu sebeple ki hapishanlerde bireyler kendi özel alanlarını da bir şekilde kurmaktadır. İktidarın gözetlemesi, yasaklaması, sınırlar içine alması insanın bu sınırlamaları ve gözetimi kabul ettiği noktaya kadar olmaktadır. Hiç kimse kabul etmediği bir boyun eğdirme karşısında sessiz kalmamakta, direnişini işe yararsın ya da yaramasın sürdürmektedir. Ayrıca insan davranışları her nokta da rasyonelliği de içermemektedir. Her insanın duygusal bağlar kurma kendi mahremiyetini yaşama hakkı bulunmaktadır. Bu hak hapishane gibi tüm sınırların çizildiği katı bir mekan içinde de olsa geçerlidir. İnsanın insan olmasından kaynaklı tüm ihtiyaçları ve hakları iktidarın eline bırakılamayacak kadar, görmezden gelinemeyecek kadar önemli görülmelidir. İşte bu şekilde düşünüldüğünde mahpusların hapishane içerisinde özel alanı aramaları ve oluşturmaları bir anlam kazanmaktadır. Öyle ki günümüzde her edim iktidar pratikleri ile denetlenmekte ve ne kamusal alanda ne özel alanda bireyler kendi biricik fikirleriyle var olabilmektedir. Bu noktada özel alanların her yere taşınması kaçınılmaz olacaktır. Kamusal alana yamalanan özel alanların çokluğunu anlamak, insanın iktidar karşısındaki tavrını anlamaktan ve insanın kendini ifade etmeye çalışırken kamusala yöneldiğini, mahrem alanlarını kurarken de özeli yaşattığını anlamaktan geçmektedir.  

KAYNAKÇA

  • Ankara Açık Ceza İnfaz Kurumu Matbaası . (2011). Ceza İnfaz Kurumu Yönetimi El Kitabı. Ankara.
  • Althusser, L. (1994). Devletin İdeolojik Aygıtları. İstanbul: İletişim Yayınları.
  • Beceni, Y., & Uçkan, Ö. (2002). “Bilişim-İletişim Teknolojileri ve Ceza Hukuku.” Türkiye Bilişim Şurası Hukuk Çalışma Raporu. Ankara.
  • Çetin, A. (2006). Kamusal Alan Ve Kamusal Mekan Olarak “Sokak”.
  • Eren, M. (2012). “İyileştirme” Kavramı Işığında Kimlik Mücadelesinin Sürdüğü Alan Olarak Hapishaneler.
  • Foucault, M. (1992). Hapishanenin Doğuşu. (M. A. Kılıçbay, Çev.) Ankara: İmge Kitapevi.
  • Fraser, N. (2015). Kamusal Alanı Yeniden Düşünmek: Gerçekte Var Olan Demokrasinin Eleştirisine Bir Katkı. M. Özbek içinde, Kamusal Alan (s. 103-132). İstanbul: Hil Yayın.
  • Gücüyener, M. (2011). Panoptikonik Gözetimden Synoptisizme Gözetim Toplumu. Afyonkarahisar.
  • Güngör, S. (2001). Althusse’de İdeoloji Kavramı. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, 6(2), 221-231.
  • Habermas, J. (2015). Kamusal Alan. M. Özbek içinde, Kamusal Alan (s. 95-102). İstanbul: Hil Yayın.
  • Hülür, H. (2009). Görme Ve Söylemenin Mekanı Olarak Birey Ve Denetim: Mıchel Foucault’ da Işık Ve Söz Rejimi. Ekev Akademi Dergisi(38), 115-135.
  • İsmayılov, E. K., & Sunal, G. (2018). Gözetlenen ve Gözetleyen Bir Toplumda, Beden ve Mahremiyet İlişkisi: Facebook Örneği. Akdeniz İletişim Dergisi, 21-41.
  • M.Poloma, M. (2011). Çağdaş Sosyoloji Kuramları. (P. H. Erbaş, Çev.) Ankara: Palme Yayıncılık.
  • Özyurt, C. (2007). YİRMİNCİ YÜZYIL SOSYOLOJİSİNDE KENTSEL YAŞAM. Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 10(18), 111-126.
  • Schutz, H. v. (2015). Fenomenoloji. M. Slattery içinde, Sosyolojide Temel Fikirler (s. 230-239). İstanbul: Sentez Yayınları.
  • Selek, P. (2015). Hapishanede Bir Kadın Koğuşu Ve Kamusallık. M. Özbek içinde, Kamusal Alan (s. 749-761). İstanbul: Hil Yayın.
  • Slattery, M. (2015). Sosyolojide Temel Fikirler. (Ü. Tatlıcan, & G. Demiriz, Dü) İstanbul: Sentez Yayıncılık.
  • Uğurlu, Ö. (2011). “Postmodern Pazarlama Stratejisi Olarak Dönüşen Mahremiyet: ‘Fulya’nın İntikamı’ Viral Kampanyası Örneği. 173-199. İstanbul: Ayrıntı yayınları.

Yazar: Nurgül ÖZDEMİR- Selçuk Üniversitesi

 

Yorum Yap

Yorum yap