Kısaca Durkheim Sosyolojisi | Madde Madde Durkheim Sosyolojisi Ders Notu

Durkheim'ın sosyolojik düşünceleri, en temel eserleri ve perspektif değişimi kısaca sunulmuştur.

Kısaca Durkheim Sosyolojisi | Madde Madde Durkheim Sosyolojisi Ders Notu
+ - 0
  •        Durkheim (1858-1917) Yahudi bir ailede dünyaya gelmiştir ve babası hahamdır. Kendisi de başlarda haham olmayı istemesine rağmen sonrasında kısa bir dönem Katolik olmuş ve hayatının geri kalanında ise agnostik olarak devam etmiştir.
  •        Topluma karşı duyduğu umutsuzluk duygusu ve Paris’e karşı nefreti üniversite yıllarında yakın arkadaşının intihara teşebbüsü ile başladı. Bu olay intihar ve anomi araştırmalarının esin kaynağı olmuştur.
  •        Önce Paris çevresinde öğretmenlik yapan Durkheim sonrasında Almanya’da sosyal araştırmalar yürüttü ve yaptığı araştırmalar sosyal bilimler ve felsefe alanında yankı uyandırdı. Bu araştırmalar sayesinde Fransa’da Bourdeux Üniversitesi’ne atandı ve orada eğitim üzerine dersler verdi.
  •        Durkheim hayatı boyunca güçlü bir vatansever ve milliyetçi olmuştur.
  •        Oğlu bir savaşta vefat ettikten sonra bu üzüntü onu ölüme kadar götürdü ve 59 yaşında yaşamını yitirdi.
  •        Durkheim’ın sosyolojik meramı toplum düzenini sağlamak ve sürdürmektir. Bu yolda sosyolojiyi bilimsel bir araç olarak kullanmaya çalıştı.
  •        Toplumsal işbölümü üzerine olan fikirlerinde Comte ve Simon’dan etkilenmiştir. Sosyolojik araştırma yöntemleri konusunda Coulanges (tarihsel ve karşılaştırmalı araştırma) ve Tarde’dan (taklit) etkilenmiştir. Ayrıca çalışmalarında Tarde’ı epey de eleştirmiştir.

İlgili İçerik: Anomi Nedir?

  •        Spencer ve Smith onun düşünce sistemini etkileyen diğer isimlerdir. Özellikle Spencer, Durkheim’ın hem çok etkilendiği hem de eserlerinde çok fazla eleştirdiği bir isimdir. Spencer’ın birey ve bireysellik vurgusunu grup ve kolektivite vurgusuyla eleştirir.
  •        Kant’ın birey temelli ahlaki görevinden etkilenir fakat onu toplumsal temelli ahlaki görev olarak dönüştürür. Ahlakın kökeninin toplumsal olduğunu düşünür.
  •        Mekanik ve organik dayanışma kavramsallaştırmasında Tönnies’in gemeinschaft (cemaat) ve gesellschaft (cemiyet) kavramlarından etkilenir.
  •        Wundt’un grup ruhu analizi ise onun kolektif bilinç kavramsallaştırmasını etkilemiştir.
  •        Tüm bu düşünürlere ek olarak Rousseau ve Montesquieu’dan da toplum felsefesi bağlamında etkilenmiştir.
  •        Pozitivist paradigma içinde yer alan Durkheim pozitivizmi rafine etmeye çalışmıştır.
  •        Durkheim sosyolojizm yapmaya çalışan bir sosyologdur. Yani toplumu sui generis bir gerçeklik olarak kavramış ve buna göre hareket etmiştir. Böylelikle toplumu şeyleştirmiştir ve onu büyüyen, hareket eden, gözlemlenebilen bir gerçeklik olarak ele almıştır.
  •        Durkheim araştırma yöntemi olarak empirizme yönelmiştir. Bilgilerin kaynağının olgular olduğunu ve olguların da empirik gözlemlerle bilinebileceğini düşünmüştür.
  •        Durkheim sosyolojik araştırmalarda istatistiksel yöntemlerden sistematik olarak yararlanan ilk kişidir.
  •        Durkheim atomcu yaklaşıma karşı çıkmıştır. Atomcu yaklaşım toplumu anlamak için en küçük parça olan bireylere bakılması gerektiğini savunur. Bu teori faydacılık düşüncesinden ilerler ve bireylerin kendi aralarında yaptığı çıkar sözleşmeleri ile toplumun meydana geldiğini savunur. Durkheim ise aşağıya doğru nedenselliği yani toplumdan bireye doğru inen bir anlamlandırmayı yöntemsel olarak benimsemiştir. Çünkü ona göre toplumun a priori kuralları vardır. Bireyler bu düzene uyarlar. Düzen de insanların sözleşme yapmasını dikte eder. Belirli sözleşme türleri toplum tarafından belirlenir.
  •        Toplumsal İşbölümü onun ilk temel eseridir. Doktora tezinden kitaplaşan bu eserin temel sorusu toplumsal düzenin ve dayanışmanın kaynağının ne olduğudur. Böylelikle iki toplumsal dayanışma şekli belirlemiştir: mekanik ve organik. Mekanik dayanışma, sanayi öncesi toplumlarda görülür. Bu toplumlar küçük ve homojen toplumlardır. Bu toplumlarda toplumsal kontrol epey fazladır. Organik dayanışma ise sanayi sonrası toplumlarda görülür. Bu toplumlar büyük ve heterojen toplumlardır. Bu toplumlarda toplumsal kontrol eskiye nazaran daha zayıf olduğu için modern denetim ve kontrol mekanizmaları geliştirilmiştir. Baskıcı kurallar/hukuk sistemi mekanik dayanışmayı, iade edici hukuk/medeni hukuk ise organik dayanışmayı teşkil eder. Mekanik dayanışma baskın bir konsensüs ile oluşur. Toplumsal rol ve statüler önceden tanımlanmıştır. Kolektif bilinç yoğundur ve toplumun üyelerine dikte edilir. Böylelikle kolektif bilinç toplumsal düzenin kaynağı olur. İşbölümü basittir ve doğal süreçlerle ilerler. Şiddetli cezalandırmalar söz konusudur. Organik dayanışmalı toplumlarda farklılaşma ve uzmanlaşma söz konusudur. Ödüllendirmeye dayalı bir toplumdur. Kolektif bilinç sürekli değildir. Özel ve kamusal alan ayrımı vardır. Böylelikle bireyler bireyselliklerini de yaşayabilme özgürlüğüne sahiptir. Organik dayanışmada her meslek toplumsal işlevini yerine getirir ve diğer meslek veya uzmanlık kollarıyla ilişki içerisinde olur. Toplumun düzeni, devamlılığı ve üretkenliği için işbölümlerinin arasındaki iş birliği elzemdir. Organik dayanışmaya geçiş toplumsal dönüşümlerle mümkün olmuştur. Bu toplumsal dönüşümlerden örneğin demografik büyüme toplumu ahlaki ve dinamik yoğunluğa sokar. Böylelikle de toplumun devamlılığı ancak işbölümü ile sağlanır. İşbölümü sanayi toplumlarında konsensüsü sağlayan faktördür.

İlgili İçerik: Durkheim Nedir?

  •        Durkheim’a göre toplum gözlenebilir ve kısıtlayıcı bir ‘’şeydir’’.
  •        Toplumsal olgular ancak başka toplumsal olgulara başvurularak bilinebilir.
  •        Durkheim Sosyolojik Yöntemin Kuralları kitabında işlevselciliğin gelişmesinde etkili olan normal ve patolojik toplumsal olgular ayrımı yapar. Örneğin suç veya intihar normal toplumsal olgulardır. Bir toplumsal olgu toplumu tehdit etmeye başladığında patolojik hale gelir. Örneğin suç ve intihar vakalarının bir toplumda fazlaca artması patolojik bir olgudur.
  •        Durkheim’ın İntihar adlı eseri sosyolojide ilk kez istatistiksel verilerin kullanıldığı çalışmadır. Durkheim bu eserinde intiharı normal bir olgu olarak tanımlar fakat ona göre Avrupalı Protestanlar arasında intiharın fazlaca yayılımı normaldışı veya patolojiktir. Durkheim bu eserinde diğer tüm intihar teorilerini yorumlar ve çürütür. Ardından kendi intihar teorisini sahadan elde ettiği veriler ile geliştirir. Durkheim’a göre intiharlar ırk, coğrafi koşullar, iklim koşulları veya taklitle bağlantılı değildir, kültüreldir. Durkheim intihar olgusunu bütünleşme ve düzenleme üzerinden kategorilendirir. Bütünleşme eksikse bencil/egoist intihar, fazlaysa özgeci/altürist intihar gerçekleşir. Düzenleme eksikse anomik intihar, fazlaysa kaderci/fatalist intihar gerçekleşir. Dini inanç Durkheim için intihar olgusu üzerindeki etkenlerden bir diğeridir. Örneğin Avrupalı Protestanlarda, Katoliklere kıyasla daha fazla intihar vakası yaşanmıştır. Çünkü Avrupalı Katoliklerde grup bilinci yüksektir, Avrupalı Protestanlarda ise kolektif bilinç karşıtlığı söz konusudur ve bireysellik ön plandadır. Bütünleşme eksikliği Protestanlarda böyle bir sonuca yol açar. İntihar ile ilgili en önemli değerlendirme ise toplumsal dönüşüm süreçlerinde intihar vakalarının artmasıdır. Örneğin mekanik dayanışmalı toplum yapısından organik dayanışmalı toplum yapısına geçiş toplumsal dengeleri sarsmıştır ve intihar sayılarında artış gözlemlenmiştir. Bu tarz intiharlar genelde bencil intihar kategorisindedir. Özgeci intiharlar daha çok askerlerde görülür, kendini başkaları için feda etme durumu söz konusudur. Dukheim’ın en önemli kavramlarından biri de anomidir. Anomi, zihinsel birtakım süreçler sonrası normsuzluğun veya sosyal düzene uyumsuzluğun yaşandığı durumdur. Anomik intiharlar da bu tarz durumlarda görülebilir. Örneğin mali kriz döneminde birisinin mali kayıplar sonucu birden statü düşmesi o kişiyi normlardan uzaklaştırabilmekte ve intihara sürükleyebilmektedir. Tam tersi bir durum olarak ekonomik anlamda refah seviyesinin çok yüksek olduğu bir kişi de toplumsal bağlardan uzaklaşıp, uyumsuz hale gelebilir. Normatif kontroller anominin bir nevi emniyet kemeridir denilebilir. Kaderci intihar ise Dukheim tarafından pek ciddiye alınıp üzerinde durulmaz. Aşırı baskı ve disiplinin sonucu olduğu söylenir.
  •        Parsons’a göre Durkheim hayatının ilerleyen aşamalarında (hatta yaşamının son yıllarında) pozitivizmden idealizme kaymıştır. Fakat Durkheim, idealizmden ziyade sembolik etkileşimciliğe kaymış ve bilgi sosyolojisine yönelmiştir. Bunu Dinsel Hayatın İlksel Biçimleri adlı eserinde görmek mümkündür. Dinsel Hayatın İlksel Biçimleri kitabında Dukheim, dini inanışın kaynağını arar ve bunun toplum olduğunu bulur. Durkheim bu eserde temel antropolojik verilerden yararlanır. Öncelikle en yaygın iki temel din teorisini eleştirerek başlar. Bunlar animizm ve natürizmdir. Durkheim bunlara alternatif bir görüş olan totemizmi din teorisi olarak savunur. Ona göre totemizm dinin ilk biçimidir. Totemizm dinin toplumsal olduğunu gösterir. Çünkü totemizmde kolektiviteler belirli şeylere anlam yükler ve bu anlamlar üzerinden organize olurlar. Bu yönüyle totemizm toplumun oluşumunu ve birlikteliğini sağlar. Ayrıca totemizm vesilesiyle toplumsal normlar da belirlenir. Ahlaki normların içselleştirilmesi fikri Durkheim’ı pozitivizmden uzaklaştırmış, metodolojik ve epistemolojik bağlılığını sorgulatmıştır. Durkheim ahlaki normların içselleştirmesi üzerine düşünürken bilgi sosyolojisi yapar ve ayrıca sosyal psikolojiye giriş yapmış bulunur. Çünkü Durkheim zihin ve toplum arasındaki karşılıklı bağı idrak etmiştir. Böylelikle toplumun dışsal bir fenomen olmasının yanında içsel yani zihinsel bir tasarı olduğunu da düşünmüştür. Durkheim bu fikirlerinden birkaç yıl sonra bilinç ve toplum ilişkisi üzerine bir ders vermeye başlamıştır. Bu da onun sosyal psikolojiyle temasını ortaya koymaktadır. Durkheim’ın bir nevi Mead’in perspektifine yaklaşarak sembolik etkileşimciliğe adım attığı söylenebilmektedir. Esasında Durkheim katı pozitivizmin zihin ve toplum arasındaki ilişkiyi tam olarak açıklayamaması sebebiyle kendi perspektifine ek olarak sosyal psikolojik analizlerden de yararlanmıştır denilebilir. Onun tamamen perspektif değiştirdiği fikrini savunmak anlamsızdır. Sadece ılımlı şekilde perspektifini genişletmiştir. En nihayetinde ona göre zihin ve benlik karşılıklı ilişki içerisindedir fakat toplum belirleyici yönde rol oynar.

 

KAYNAK: Glenn A. Goodwin & Joseph A. Scimecca – Klasik Sosyolojik Teori

Yazar Hakkında

Merhaba, ben Onur Kıvrak. Akdeniz Üniversitesi sosyoloji bölümü mezunuyum ve Ankara Üniversitesi sosyoloji bölümünde yüksek lisans yapmaktayım. Hayatı anlamlandırmaya ve kendimi gerçekleştirmeye çabalıyorum.

Yorum yap